21 Haziran 2016 Salı

Kuran-ı Kerimde Dua ve Dua Çeşitleri

Kur’an’da Dua Çeşitleri

Kur’an’da anılan dualar tabii ki tasnif edilmiş bir şekilde yer almamaktadır. Fakat Kur’an okurlarının satır aralarında kaybettikleri, belki de defalarca okudukları halde hiç fark etmeden geçmeleri insan olarak zaaflarımızdan kaynaklanmaktadır. Çünkü biz insanlar hangi dünyaya kulak kesilmişsek diğeri sağır davranabiliyoruz. Çok boyutlu bir fıkh etme yeteneği, peygamberler ve önderler gibi az sayıda insana nasib olabilecek bir yetenek. Bu yüzden tasnif, her ne kadar anlamı kısıtlayan bazı mahzurları olsa da tahlil ve tahkik amaçlı araştırmalar için kaçınılmaz olarak baş vurulması gereken bir usul.

Tasnif usulünü mümkün olduğu kadar az formelleştirerek kullanmak istiyoruz. Böylece duanın biçimi ve ruhuna ilişkin Kur’an’ın rehberliğinde samimi bir öğrenci gibi davranarak gerekli tüm ayrıntılara ulaşmayı amaçlıyoruz. Değil mi ki Allah katında bize değer kazandıracak bir ibadetten bahsediyoruz, öyleyse duanın biçimi ve ruhuna ilişkin gereken en büyük önemi vermek durumundayız.


MAKBUL OLAN DUALAR

Hiç kuşkusuz duanın kalbi insan, takdim edilen makamı Yüceler Yücesi Allah’tır. Ve o makamın Sahibi tevazu hisleri ile salih bir niyetle gerçekleşen yönelişe olumlu karşılık vereceğine söz vermiştir; Kur’an-ı Mubin’de:

“Eğer kullarım sana Benim hakkımda soru sorarlarsa (bilsinler ki) Ben çok yakınım, dua edenin yakarışına her zaman karşılık veririm. Öyleyse onlar da Bana karşılık versinler ve Bana gönülden iman etsinler ki, doğru yolu bulabilsinler.” (Bakara,2/186.)

Yukarıdaki ayet Yüce Allah’ın her duayı kabul edebileceği anlamına gelmiyor. Hangi duanın makbul olduğunu, hangilerinin makbul olmadığını Musa peygamberin kıssasından iki örnekle izah edebiliriz. Birinci örnek Musa peygamberin halkının su ihtiyacı için yaptığı duadır. Bu samimi ve mütevazi yakarış makbul olmuş, Asâ’nın vuruşu ile on iki kaynak Allah’ın bir lütfu olarak insanların ihtiyaçlarına sunulmuştur.

İkinci örnek de yine İsrailoğulları’yla ilgilidir. Hz. Musa’nın kabul edilmiş duasının akabinde gelen ayette beyan edildiğine göre, İsrailoğulları kendilerine sunulmuş olan bıldırcın etini tek çeşit olduğu için az bulmuşlar, yerden Allah’ın kendilerine sebze, soğan, sarımsak, mercimek gibi yerden biten yiyecekler bitirmesini istemişlerdir. Verilen nimetlere şükr etmeyip nankörce ve pişkin pişkin Musa peygambere kendileri için dua etmesini istemişlerdir. Ayetin üslubundan anladığımıza göre İsrailoğulları duayı bir alçakgönüllülük ifadesi olarak değil, Allah’a emreder gibi Musa a’a ısmarlamışlardır. Tabii ki onların bu küstah tavırlarını Yüce Allah karşılıksız bırakmamıştır; salih bir duaya verdiği gibi nankörlüğe de karşılık vermiştir. Ancak bu karşılık küstahlıklarının karşılığı olan “yoksulluk ve düşkünlük damgası vuran ilahi gazap” şeklinde gerçekleşmiştir. Çünkü onlar Allah’ı kendi hizmetlerine amade bir sihirli lamba cini gibi takdir etmekle O’na şirk koşmuşlardır. Allah duaların me’muru değildir. O, sadece erdemli ve dürüst insanların samimi yakarışlarını kabul eder.

Kur’an’da Geçen Makbul Olmuş Dua Örnekleri
Samimi ve mütevazi bir kuldan Allah’a doğru gönderilmiş ubudiyet mesajı mahiyetindeki bu sözlü duaların ortak temaları şunlardır: Tevhid, hidayet, tefekkür, tevekkül, istiane, tesbih, hamd, şükür, istğfar, istiâze, tenzih...

1-İstiâze Duaları

İstiaze, cin ve insan şeytanlarından Allah’a sığınmak demektir. İnsan ve cin şeytanlarının kurdukları planlardan Allah’a sığınmak gerekir. Toplumsal hayat içindeki saf gerçekleri cin ve insan şeytanlarının dayanışması bulandırabilmektedir. Bu nedenle daima istiaze duası yapmak, kalplerimizin paklığını korumak için şarttır. Çok şükür Rabbimiz bunu da nasıl yapacağımızı kazandırdığı bilinçle birlikte öğretmiştir:

“De ki: Sığınırım ben yükselen şafağın Rabbine. O’nun yarattıklarının şerriden ve kıskançlık duyduğunda kıskancın şerrinden.” (Felak, 113/1-5.)

“De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, insanların hakimine, insanların ilahına, fısıldayan sinsi ayartıcının şerrinden, insanların kalbine fısıldayan cinlerin ve insanların bütün ayartmalarından.” (Nas,114/1-6.)

2-İstiâne Duası

Allah’ın dışındaki güçlerden -insanlardan, ölülerden veya canlı-cansız nesnelerden- yardım istemek bir ibadet formu ve muhtevası ile yapılıyorsa şirktir. Biz müminler bu şirkten her gün beş vakit namazda Allah’a sığınmakta ve ortak koşmamaya söz vermekteyiz:
“Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha Suresi,1/5.)

3-Tesbih Duası

Allah’ı noksan sıfatlardan uzak tutup, O’na gerçek sıfatlarıyla yalvarıp yakarma, her türlü eksiklikten tenzih ederek olur. Tenzih dualarıyla bu gayemizi en güzel yakarış formlarına gerçekleştirebiliriz. Tenzih duasını derli toplu, en güzel örnekğini Haşr Suresi’de bulmaktayız.

“Allah O’dur ki, O’ndan başka ilah yoktur. Mutlak Hakim, Kutsal, Kurtuluşun Tek Kaynağı, İman Bağışlayan, Doğru ile Yanlışın Tek Belirleyicisi, Üstün, Eğriyi Düzeltip Doğruyu İhya Eden, Bütün İhtişamın Sahibi! Şanı Yüce Olan Allah her şeyden münezzehtir. O, Allah’tır; Yaratıcı, Bütün Özlere ve Görüntülere Şekil Veren Yapıcı! Bütün mükemmellik vasıfları yalnız O’nundur. Göklerde ve yerde olan her şey O’nun sınırsız şanını yüceltir. Çünkü yalnız O’dur kudret ve hikmet sahibi olan.” (Haşr, 59/22-24.)

4-Tenzih Duası

Allah’ın yetkilerini çiğneyip sınırlarına giren şefaatçiler edinmek tesbih ilkesine aykırı bir fiildir. Rabbimizi tüm mükemmel isimleri ve sıfatları anmak ve zikrullaha halel getirebilecek tasavvurlar geliştirmekten sakınmak ise O’nu tesbih etmektir. Tesbih’in derli toplu mükemmel örneklerini yine en güzel Rabbimizin kelamından öğrenebiliriz; Ayet el-Kürsi’de olduğu gibi:

“Allah O’ndan başka ilah yoktur. Her zaman diridir, bütün varlıkların kendi kendine yeterli yegane kaynağıdır. Ne uyuklama tutar O’nu, ne uyku. Yeryüzünde ve göklerde ne varsa O’nundur. O’nun izni olmaksızın nezdinde şefaat edebilecek olan da kimdir? O, insanların gözlerinin önünde olanı da, onlardan gizli tutulanı da bilir. Oysa O dilemedikçe insanlar O’nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun sonsuz kudret ve egemenliği gökleri ve yeri kaplar ve onların korunup desteklenmesi O’na ağır gelmez. Gerçekten Yüce ve büyük olan yalnızca O’dur.” (Bakara,2/255.)

5-Hamd Duaları

Hamd kısaca en güzel sıfatlarla O’nu övmek demektir. Rabbimiz kendisini nasıl övüp yüceltmememiz gerektiğini bize Kur’an’ın çeşitli yerlerindeki beyanlarında öğreterek yanlış takdirlerden bizi korumuştur. Bu sebeple dışarıdan ithal isim ve sıfatlar uydurmaktan kaçınmalıyız. O’nu O’nun istediği gibi övmeliyiz:
“Her türlü hamd/övgü yalnızca bütün alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Hesap Günü’nün yegane hakimi olan Allah’a mahsustur.” (Fatiha,1/1-4.)

“Her türlü övgü, gökleri ve yeri yaratan, karanlığı ve parlak aydınlığı var eden Allah’a özgüdür. Hakikati bile bile inkar edenler başka güçleri Rableri ile eş tutarlar.” (Enam,6/1.)

“Bütün övgüler Allah’a yakışır. O Allah ki, kuluna ilahi kelamı indirmiş ve onun anlaşılmasını güçleştirecek hiçbir çapraşıklığa yer vermememitir.” (Kehf,18/1.)

“Hamd göklerde ve yerde ne varsa tümünün gerçek maliki olan Allah’a mahsustur. Ahirette de hamd O’na mahsus olacaktır. Yalnız O’dur hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan. O, toprağa giren ve çıkan her şeyi, ondan çıkan her şeyi, gökten inen ve ona yükselen her şeyi bilir. O, tek başına rahmet kaynağıdır, mağfiret sahibidir.” (Sebe,34/1-2.)

“Her türlü övgü göklerin ve yerin yaratıcısı olan ve melekleri iki, üç veya dört kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O dilediğini kendi yaratılış alemine katıp onu genişletir. Kuşkusuz Allah her şeye kadirdir. Allah’ın insanlar için açacağı rahmet kapısını kimse kapatamaz. Ve O’nun kapattığını da kimse açamaz. Çünkü O, kudret ve hikmet sahibidir.” (Fatır,35/1-2.)

6-Tevekkül Duası
Firavun’un zulüm düzeninden korkmayıp cesareti Alla’a iman etmekte bulan ve O’na güvenip dayanan müminlerin yakarışı:
“Ey Rabbimiz! Bizi zalim bir toplumun elinde rezil-rüsvay etme/fitneleriyle onurumuzu çiğnetme ve bizi lütfunla kafirler toplumunun elinden kurtar.” (Yunus,10/85-86.)

7-Tevazu İle Dile Gelen Tevhid İnancı
Allah’a kulluk bilincine sahip olan müminler böbürlenmez, büyüklenmezler. Çünkü bilirler ki, evrendeki kendi konumları bir nokta kadar bile değildir. Onlar hadlerini bilir, nefslerini ilahlaştırmazlar. İlahlığı, Rabliği bir tek Allah’a yakıştıran Rahman’ın mütevazi kulları, acziyetlerini itiraf ile ve en güzel övgülerle Yaratıcı’yı tesbih ederler. Aşağıdaki ayetlerde olduğu gibi:
“Ey Egemenlik Sahibi Allahım! Sen egemenliği dilediğine verirsin, dilediğinden alırsın; dilediğini yüceltir dilediğini alçaltırsın. Bütün iyilikler Senin elindedir. Doğrusu Sen istediğini yapmaya kadirsin. Gündüzü kısaltarak geceyi uzatır, geceyi kısaltarak gündüzü uzatırsın ve dilediğine her türlü hesabın üstünde rızık bağışlarsın.” (Ali İmran,3/26-27.)

8-Sonsuz Hidayet Duaları

Allah’tan daimi bir hidayet üzere bulunmayı dilerken, vahiy nimetine karşı duyarsız davrananlardan ve onun saflığını bulandıran tahrifçilerden beraat dileme yakarışı:
“Bizi dosdoğru yola ilet! Nimet verdiklerinin yoluna, gazabına uğrayanların ve sapkınların yoluna değil.” (Fatiha Suresi,1/6-7.)

İman ettikten sonra insanların kalplerinin eğrilmesi mümkündür. Bunun için hidayetten sonra Allah’ın Hadi ve Mü’min sıfatlarının sağlayacağı güvenlik şemsiyesi altında kalıp, daimi bir koruma istemek gerekir; işte bu arzumuzu dillendirebileceğimiz bir yakarış örneği:
“Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi hakikaten bir daha saptırma ve bizi rahmetinle bağışla. Sensin gerçek Lütuf Sahibi.
Ey Rabbimiz! Geleceğinde hiç şüphe olmayan o Günü görüp yaşamaları için mutlaka insanlığı bir araya toplayacaksın. Allah vadini getirmekten asla kaçınmaz.” (Ali İmran, 3/8-9.)

9-Gayelilik Duası

Bütün zamanlarda iman nimetine sahip olan müminlerin duasındaki ortak temalar, kalpteki güzelliklerin şahitliğini yaparak gizlememek, Allah’a teslimiyetle birlikte uhrevi hüzünden ebedi muafiyet dileğidir. Varoluşun gerçek amacını tefekkür ve tefekkuh ile kavradıkları için İlahi kelamın övgüsüne mazhar olmuş müminlerin bu ortak yakarışı:

“Ey Rabbimiz! Sen bu Kainat’ın uçsuz bucaksız ufuklarında yer alan şeylerin hiç birini boşuna yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın. Bizi ateşin azabından koru. Rabbimiz! Kimi ateşe mahkum edersen onu alçaltmış olursun. Ve zalimler hiçbir yardımcı da bulamazlar.

Ey Rabbimiz! Bizi imana çağıran, ‘Rabbinize gönülden iman edin!’ bir ses duyduk: Ve böylece imana geldik. Rabbimiz! Günahlarımızdan ötürü bizi affet ve kötülüklerimizi sil ve iyilerle birlikte olduğumuz halde canımızı al.

Ey Rabbimiz elçilerin vasıtasıyla vaad ettiğin şeyi bize bahşet ve bizi Kıyamet mahcup etme. Şüphesiz Sen sözünden caymazsın.”(Ali İmran,3/191-194.)

10-- Adayış-Adanış Duaları

Hayatı bir dua duayı da bir hayat tarzı haline getirebilmiş müminler tarih boyunca varola gelmiştir. Rabbimiz bu tür müminleri insanlık alemine rahmet taşıyan bir örnek olarak Kur’an-ı Mubin’de anmıştır. Salih bir anne-babanın çocuğuna hangi gözle bakması gerektiğinin Meryem a’ın annesi, İmran’ın eşinden öğrenebiliriz. İşte Allah’a adanmışlığın ve O’nun için adamanının övgüye değer bir numunesini tarihe silinmez bir şekilde kazıyan Meryem a’ın annesi (İmran’nın eşi)’nin yakarışı:
“Ey Rabbim! Rahmimdeki çocuğumu senin hizmetine adayacağıma söz veriyorum. Benden bunu kabul buyur. Doğrusu yalnız sen her şeyi duyan, her şeyi bilensin.” (Ali imran,3/35)

Kurban ibadeti de bu adayış duasında varolan bilinçle anlaşılmalıdır. Yüce Allah insanlığa yeryüzünde yaşama imkanı verdiği günden bu yana emanet olarak verdiklerinin olumlu değerler için feda edilmesini istemiştir.

Adayışla kurban ibadeti arasındaki ilişki İbrahim-İsmail Peygamberlerinin kıssasının anlatıldığı ayetlerde görülebilir. Bu kıssada İbrahim peygamber en sevdiklerinden Allah için vazgeçebilen bir fedai, İsmail peygamber de Allah yolunda feda olmayı kabul eden bir fedai’dir. Onların Allah için, feda etme ve feda edilme bilinçleri, örnek olarak Kur’an-ı Mubin’de bizlere hatırlatılmaktadır. Çünkü Onlar Allah'ın fedaisidirler. İbrahim peygamber hayatta en sevdiği oğlunu Allah’a kurban edecek kadar Tevhidi bilince sahiptir. İsmail Peygamber ise, Allah için kurban edilmeyi göze alacak kadar, yüreğinde Tevhidi bilinç taşımaktadır.Unutmayalım ki, biz de onlar gibi ' Rabbin yolunda fedakarlık şuuru' na sahip olmadıkça imanımızın kalelerini şeytana karşı perçinleyemeyiz. İbrahim (a) dünyada en çok sevdiği oğlundan Allah için vazgeçebilmekte (fedâ Eden ), İsmail (a) ise Emrullah'a gönülden boyun eğmektedir ( Feda Edilmeyi Kabul Eden). Bu örnek fedakarlıklar Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır:

" Ve ( bir gün , çocuk İsmail, babasının ) tutum ve davranışlarını anlayıp paylaşacak olgunluğa erişince babası şöyle dedi: ' yavrucuğum ! Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm, bir düşün ne dersin ? ' İsmail : " babacığım" dedi; Sana emredilen ne ise onu yap ! İnşallah beni sabredenler / sıkıntıya tahammül edenler arasında bulacaksın . " ( 37/Saffat, 102.)

Her anne-babanın bu bilinçle evlat sahibi olması gerekir. Ve her iktidar sahibinin, her imkan sahibinin parasını pulunu, malını mülkünü, ilmini makamını feda edebilecek bir bilinçte bulunması gerekir. Bu ise zaten fiil duadır. Fiili dua ile birlikte yapılan sözlü duaya Allah’ın olumlu yanıt vermesi ise mukadderdir.

11-Cihad ve Direniş Duası

Allah yolunda karşılaşılan zorluklara direnmek, sebatkar müminlerin başarabileceği yüce bir salih ameldir. Talut ile birlikte direnen az sayıdaki mümini Rabbimiz Kur’an’da bize örnek olarak göstermektedir. İşte imanını fitnelerden muhafaza etmiş, sabır, direniş ve cihad konusundaki kararlı tutumlarıyla sözlü ve fiili duayı birleştiren Talut’un ordusundaki mümin askerlerin yakarışı:
“Ey Rabbimiz! Bize zorluklara tahammül gücü bağışla. Adımlarımızı sağlam kıl ve hakikati inkar eden bu kafirler güruhuna karşı bize yardım et.”(Bakara,2/250.)

12-Ebedi Hicret Duası

Allah’a tevekkül edişin ve O’nun yolunda hicretin ender numunelerini Kıyamete kadar yaşayacak müminlere miras bırakan bir grup adanmış gencin/Ashab-ı Kehf’in, şartlar ne olursa olsun yeryüzünde daima bir çıkış yolu bulunduğunu ispatlayan örnek yakarışı:
“Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet bahşet ve içinde bulunduğumuz harici şartlar ne olursa olsun bizi doğruluk bilinciyle donat.” (Kehf,18/10.)

13-Şahitlik Duaları

Allah’a imanın sağladığı duyarlılıkla tekamülün zirvesine çıkan müminlerin hakikatin şahitliğini ilan etmekten çekinmeyen yakarışı:
“Ey Rabbimiz! Biz iman ediyoruz, öyleyse bizi hakikate şahitlik yapanlarla bir tut. Ve Rabbimizin bizi salihler arasına katmasını o kadar şiddetle arzuladığımız halde nasıl Allah’a ve bize indirilen hakikate inanmakta zaaf gösterebilirdik ki?(Maide,5/83-84.)

İsa peygamberin elbiseleri gibi yürekleri de bembeyaz-tertemiz olan arkadaşlarının tevazu içinde Allah’a teslimiyet bildirirken yaptıkları yakarışı:
“Ey Rabbimiz! Bize yücelerden indirdiklerine iman ettik ve bu Elçi’ye tabi oluyoruz. O halde bizi hakikate şahitlik yapanlarla bir tut.”(Ali İmran,3/53.)

14-İmamet Duası

Müminlerin nasıl bir aile ve nasıl bir gelecek tasarımı kurmaları gerektiğine ilişkin, göz nuru olacak yeni nesilleri irşad ederken Allah’tan istenecek olan yardımlar için sorumluluğa en ön safa talip olan irşad ve imamet ufkuna sahip müminlerin, göğe doğru yükselen yakarışı:
“Ey Rabbimiz! Bize göz nuru olacak eşler ve çocuklar bahşet; bizi sana karşı sorumluluk bilinci taşıyan muttakiler için örnek ve öncü yap!”(Furkan,25/74.)

15-Ebeveyn Duası

Anne-baba İçin Yapılacak Dualar
Ahlakı ilahi vahiyle oluşmuş bir müminin kendi yanında ihtiyarlayan anne-babasına karşı nasıl davranması gerektiği bir dua formuyla Kur’an’da yer almıştır. Bu mesajdan, anne-babalara karşı davranış şekillerini belirleyecek ince bir ruha kavuşmak için, iki ders çıkarabiliriz: birincisi, bizi besleyip büyüttükleri için onlara duymamız gereken minnet hissi; ikincisi ise dua formunda dillendirilen anne-baba hakkının ilahi güvence altında oluşu.

Salih bir evladın anne-babasına hangi gözle bakıp nasıl bir değer vermesi gerektiğini, rahmeti sonsuz Rabbimiz dua formunda yapacağımız yakarışın sözünü ve muhtevasını, dürüstlüğü ve erdemliliği ahlak edinen müminlere öğretmektedir:

“Ey Rabbim! Anne-babamın beni küçükken sevgi ve şefkatle besleyip büyüttükleri gibi, Sen de onlara merhamet eyle (benim de sevgi ve şefkatle onlara öf bile demeden davranabilmeyi kolaylaştır.)”(İsra,17/24.)

Şükür Duası

Öncelikle Allah’a verdiği nimetlerden dolayı, nankörlük yapmayan her kulun sürekli şükr etmesi gerekir. Daha sonra da yine ilahi birer nimet olan anne-babanın şefkat ve merhamet kanatları altında otuz ay devam eden bağımlılık ve olgunlaşma serüveni esnasında, emeği geçenlere gereken ilgi ve alakayı gösterdikten sonra, aşağıdaki duanın hissettirdiği duyarlılığı her olgun müminin göstermesi lazımdır:

“Ey Rabbim! Bana ve anne-babama lutfettiğin nimetler için ebediyyen şükretmemi ve senin kabulüne mazhar olacak şekilde doğru ve yararlı işler yapmamı nasip et. Benim soyuma da iyilik bağışla. Gerçek şu ki, pişmanlık içinde sana döndüm: elbette ben Sana teslim olanlardanım.”(Ahkaf,46/15.)

16-İstiğfar Duaları

“O kalpleri hakikati anlamaya karşı duyarsızlaşanlar Son Saatin ansızı gelmesini mi bekliyorlar? Şüphesiz onun geleceği şimdiden haber verilmiştir. O bir kez başlarına geldikten sonra geçmiş günahlarını hatırlamalarının onlara ne faydası olacak? O hale( ey iman edenler) Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur. Ve (hala vakit varken) kendi günahlarının ve öteki bütün mümin erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile: Çünkü Allah bütün geliş-gidişlerinizi ve bütün kalkışlarınızı bilir.” (Muhammed,47/18-19.)

Kur’an’da çok sayıda istiğfar/bağışlanmak için yalvarış duası örneği vardır. Rahmeti sonsuz olan Allah’tan ümit kesmeyenlerin yakarışı dünyada yapılmalıdır. Ahirette kafirler tarafından yapılacak af dileme yakarışlarının bir anlamı yoktur. İstiğfarın dünyada yapılması gerekir; aşağıdaki ayetteki gibi en içten gelen arzu ve gönülden yapılan haykırışlarla:
“Ey Rabbim! Beni bağışla, bana acı, çünkü gerçekten acıyıp bağışlayabilecek tek güç sensin.”(Mü’minun,23/118.)

İnsanın gücünü itiraf ederek tevazuya yönelmesi ve yapamadıklarından dolayı Allah’ı tesbih edip O’ndan bağışlanma dilemesi gerekir. Tevazu, istiğfar,takat ve ihlasın birlikte dillendirildiği örnek bir yakarış:

“Ey Rabbimiz!Peygamberlerin getirdiği mesajları işittik itaat ettik, bize mağfiret et; zira bütün yolculukların varış yeti Sen’sin.
Ey Rabbimiz! Unutur veya bilmeden hata yaparsak bizi sorguya çekme. Bizden öncekilere yükediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Güç yetiremeyeceğimiz yükleri bize taşıtma. Günahlarımızı affet, bizi bağışla ve rahmetini yağdır üstümüze. Sen yüce mevlamızsın, hakikati inkar eden topluma karşı bize yardım et.”(Bakara,2/285-286.)

Dua şüphesiz her zaman yapılabilir; ancak yine de zaman ve mekan unsurları samimiyet ve duyarlılığa katkı sağlayabilecek ögelerdir. Yürekten Allah’a bağlı olanlar, servetlerini inançlarının hakimiyeti için feda edenler, zorluklara karşı direnişi bir yol bilen müminler, seher vakitlerinde tüyleri diken diken eden bir duyarlılıkla tâ derinden Allah’a şöyle yakarırlar:
“Rabbimiz! Sana iman ediyoruz, bizi affet, günahlarımızı bağışla. Bizi ateşin azabından emin kıl!” (Ali imran,3/16.)

“Ey Rabbimiz! Biz sana iman ettik. Öyleyse bizim günahlarımızı bağışla ve bize acı. Çünkü gerçek acıyanımız, esirgeyenimiz Sensin.” (Mü’minun,23/109.)

“ve onlar utanç verici bir iş yaptıkları veya kendi kendilerine bir zulüm işledikleri zaman Allah’ı anar ve günahlarının affı için yalvarırlar. Zaten Allah’tan başka kim günahları affedebilir ki?..” (Ali İmran,3/135.)

Allah’tan kendimiz için bağışlanma dileyeceğimiz gibi, değerlerimizden uzaklaşarak hataya düşen kardeşlerimiz için de isteyebiliriz. Rahmeti gazabını geçen sonsuz bağışlayıcı olan Rabbimiz, Kur’an’ın gönülsüz takipçisi olan Münafıkar ve onlara uyan kalbi hastalıklı müminler için Peygamberimiz Muhammed S’in dua etmesini istemiştir: “Allah’a onları bağışlaması için dua et. Unutma ki Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.” (Nisa,4/106.)

Değil mi ki dünya sınavı devam etmektedir? Öyleyse münafıkların dahi yanlıştan dönme ihtimali ölünceye kadar vardır. Bu nedenle rahmeti sonsuz Rabbimizin af kapısına gelen her grup insan için bağışlanma olasılığı vardır; işte bu imkanı kullanmak isteyen herkes için örnek bir yakarış:
“Her kim kötülük yapar yahut da başka bir şekilde kendisine zulmeder de, daha sonra affetmesi için Allah’a yalvarırsa, Allah’ı çok bağışlayıcı ve rahmet kaynağı olarak bulacaktır. Çünkü günah işleyen kimse yalnız kendine zarar verir. Ve Allah her şeyi bilen, hikmet sahibidir.” (Nisa,4/110-111.)

Yüce Rabbimiz Musa peygambere geçmiş günahlarının affı için, fiili dua olan sabırla birlikte şöyle istiğfar etmesini istemiştir: “O halde sıkıntılara karşı sabırlı ol; çünkü Allah’ın va’di mutlaka gerçekleşecektir, günahların için bağışlanma dile ve Rabbinin şanını sabah akşam yücelt.” (Mümin,40/55.)

17-Ahiret’e Öncelik Veren Dualar

Firavunların sarayında dahi imana erişmeyi başaran, dünya sevabını değil Ahiret sevabını tercih eden Firavun’un mümin olan karısı dünyanın bütün nimetleri ayaklarının önüne serildiği halde, Ahiret’i tercih ettiğini bu duasıyla ortaya koymuş, zalimlerden ebedi bir hicretle kopmayı niyaz etmiştir:
“Ey Rabbim! Senin katında olan cennette benim için bir köşk inşa et; beni Firavun’dan ve yaptıklarından koru ve beni şu zalim halkın elinden kurtar.”(Tahrim, 66/11.)

Müminler dualarında ve eylemlerinde öte dünyanın güzelliklerinde öncelik vererek tercihte bulunurlar. ve işte dünyadan tamamıyla kopmadan Ahiret’e öncelik vermenin, her iki alemde de ihsan ile bütünleşme talebinin yakarış olarak beyan edilmesi:
Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, Ahiret’te de ve bizi ateşin azabından koru.”(Bakara,2/201.)


18-Azaptan Muhafaza Duaları

a) Musibet Duası
Allah’tan gelen musibet karşısında yapılması gereken ideal yakarış şöyle olmalıdır:
“Biz Allah’a aitiz. Ve elbette O’na doğrudur yönelişimiz.” (Bakara, 2/156.)

b) Kıyamet Azabı’ndan Muhafaza Duası
Kıyamet sahnesinde yaşanacak azaplardan Allah’a sığınış duası:
“Ey Rabbimiz! Bizi Kıyamet’in sahnelerinde yer alan acı duman gibi korkunç azaplardan bizi uzak tut; çünkü biz sana inanıyoruz.” (Duhan,44/12.)

c)Cehennem Azabı’ndan Muhafaza Duası
Yeryüzünde tevazu ile dolaşan, gecelerini kıyamda ruku ve secdelerde geçiren, seccadeleri göz yaşlarına boğulan kullarının Allah’a sonsuz bağlılıklarını ve Gayb’a kuşkusuz iman edişlerini gösteren Rahman’ın mütevazi kullarının kesintisiz yakarışı:
“Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır; çünkü onun çektireceği azap gerçekten pek korkunç pek yaralayıcı olacaktır. Gerçekten o ne kötü bir yer ne kötü bir duraktır.” (Furkan,25/65-66. )

19-Cennet Ehli’nin Ahirette Yapacakları Dualar

a) Mutlak Kopuş Duası
Cennetlikler artık zalimlerden mutlak bir şekilde beri olmak istediklerini Yüce Allah’a dua ile arz edeceklerdir. Nasıl zulüm ehli karanlık dostları ile dünya hayatında istemeden aynı ortamlarda bulunmak bize ızdırap veriyorsa, Hesap Günü de o sıkıntı kat kat hissedilecektir. Ancak Yeniden Diriliş Günü kötülüğü yarenlerinden mutlak bir kopuş gerçekleşecektir. Çünkü hayır ehlinin hayırlı, sâlih dostlarıyla birlikte olmak hakkıdır. Ve bakışlar Ateş Yocuları’na doğru çevrilince Cennetlikler şöyle diyeceklerdir:
“Ey Rabbimiz! Bizi şu cehenneme doluşmuş zalim insanlar arasına katma.” (Araf,7/47.)

b) Sonsuz Nur Duası

Ashab-ı Yemiyn dürüstlüğün ve arınmış bir kalple Allah’ın huzuruna çıkışın ifadesidir. Nur ise cennetin kapısına gelen müminlerin küçük günahlarından tamamıyla arındırılarak ebedi nimetler yurduna buyur edilmesi için Allah’ın sunacağı bir nimettir. İlahi bir nur olan vahyin takipçileri ve ışığın dostları, Amel Defterleri’ni sağ yanlarından aldıklarında sevinçten gözleri parıldayacak. Gönüllerini aydınlatacak, kalplerdeki günahın tüm izlerini silecek pak bir şuanın sonsuza dek kendileriyle daim olmasını cennet ehli Rablerinden şu sözlerle dileyeceklerdir:
“Ey Rabbimiz! Cennetteki ışığımızı ebediyyen parlat ve günahlarımızı bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin.” (Tahrim,66/8.)

c) Hamd Duaları

Cennete girdikten sonra orada bulunan nimetleri gören müminler daha önce dünya hayatında yaptıkları gibi, ondan daha bir içtenlikle Allah’ı hamd ederek öveceklerdir:
“Bütün övgüler bizi bu bahtiyarlığa eriştiren Allah’a yakışır. Çünkü eğer O bize yol göstermeseydi biz asla doğru yolu bulamazdık. Rabbimizin elçileri gerçekten de bize doğruyu söylemişlerdir.” (A’raf,7/42.)

“HAMD, bize acı ve üzüntü tattırmayan Allah’a mahsustur. Rabbimiz gerçekten çok bağışlayıcıdır. Şükrün karşılığını anında verendir. O lütfuyla bizi bu konağa yerleştirdi. Orada bize ne bir çatışma ve gerginlik bulaşır ne bir yorgunluk ne de bıkınlık.” (Fatır,35/34-35.)

MAKBUL OLMAYAN DUALAR

1- Dünyada Yapıldığı halde makbul olmayan dualar
Nuh a’ın oğlu için yaptığı dua 11/45-47.
İbrahim a’ın babası için yaptığı dua 60/4-5. 9/113-114, 19/47-48.
Münafıklar için peygamberimizin dua etmesi yasaklanmıştır.9/80.
Musa a’ın Ruyetullah isteği reddedilmiştir.7/142.
Firavun’un Duası:10/91-92

2- Ahirette Yapıldığı için makbul olmayan dualar
Duaların kabul görebilmesi için muhtevasının ve ifade şeklinin edebine uygun olması gerekir. Kur’an’da Rabbimizin hoş karşılamadığı ve boşa çıkardığı bazı yakarış örnekleri vardır Bu duaların sahipleri genelde dünyaya geri dönüp ikinci bir hayat sürdürmek için yeni bir şans istemektedirler. Oysa amelleriyle evlendirilen cehennem halkının başına gelenler ise zaten kendi elleriyle yaptıklarının sonucu olduğundan artık kurtuluşları imkansızdır.

a) Hulül/Enkarnasyon Duaları
“O Gün onlar başları bir medet ararcasına yukarı kalkık, bakışları kendi hallerini göremeyecek kadar çarpılmış, ve kalpleri bomboş, oradan oraya koşuşturup dururlar. Bunun içindir ki, insanları azabın başlarına geleceği Gün için uyar; o Gün ki zulmedenler: ‘Ey Rabbimiz!’ derler, ‘Bize kısa bir süre daha ver ki Senin çağrına icabet edelim. Senin elçilerine uyup peşlerinden gidelim...” (İbrahim,14/44.)

Kafirlerin Ahiret Günü yapacakları dualar, makbul olmayacaktır. Çünkü orası ağlanıp sızlanmanın fayda vermeyeceği ebediyet yurdudur. İmtihan yurdu ise dünyadır. Duanın işe yaraması için dünyada yapılması şarttır. Kafirlerin Ahirette yapacakları dualarında şefaatçiler bulup koymaları da bir işe yaramayacaktır. Çünkü bir duanın makbul olabilmesi için ister dünyada isterse Ahirette olsun doğrudan doğruya Allah’a yönelik yapılması gerekir.

Kulun tevazusunun bir ürünü olarak aşağıdan yukarıya doğru Yaratıcı’ya yapılan çağrılar doğrudan doğruya aracısız bir şekilde yapılması gerekir. Ra’d Suresi’nde buyurulduğu gibi:
“Gerçek dua, yalnızca O’nadır. O’ndan başka dua ettikleri, kendilerine hiçbir cevap veremezler. Durumları suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış bekleyen adama benzer. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin duası sapıklıktan başka bir şey değildir.” (Ra’d, 13/14.)

Yeniden dirilişi, hesabı ve kitabı inkar ederek kendi kendilerine zulmedenlerden birine ölüm gelip çatınca şöyle yalvarır:

“Ey Rabbim! Beni geri döndür, izin ver dünyaya döneyim de daha önce ihmal ettiğim konularda dürüst ve erdemli salih iler göreyim. Yoo.. Onun söylediği, şüphesiz yalnızca boş ve anlamsız bir sözden ibarettir. Çünkü ölenlerin ardında, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah/engel bulunmaktadır.” (Müminun,23/100.)

Ahireti inkar edip hakikatlere duyarsız bir ömrü tükettikleri için amel defterlerini sol yanından alan kafirlerin hülül (enkarnasyon/bedenleneme) isteklerini de Yüce Rabbimiz hiçbir şekilde kale almayacaktır. Bu tür bir duanın talepleri de zaten ilahi ahitlere ve ilahi adalete uygunluk şartlarına haiz değildir. Zalimleri cehenneme dolduracağına ilişkin verdiği sözden asla caymayacak olan Allah, kafirlerin yeniden bedenlenme isteklerini kabul etmeyecektir.

“Böylece kafirler, ateşin karşısına getirilecekleri ve ‘Bu gerçek değil mi?’ diye sorulacağı Gün ‘Rabbimize andolsun ki öyle’ diye cevaplayacaklardır. Bunun üzerine Allah: ‘öyleyse hakikati inkar etmenizin karşılığı olan bu azabı tadın’ diyecektir.” (Ahkâf,46/34.)

Duaya icabetin olabilmesi için özellikle günahlardan istiğfar da içeriyorsa dünyada iken yapılması gerekir. Ahirette yapılan günahları itiraf ve istiğfar duasının dünyaya geri dönüş taleplerinin hiçbir anlamı yoktur. Onun için icabet de yoktur.

b) Batıl Mazeret Duaları
Amel defterini sol yanından alan Ashabı Meş’eme, Hesap Günü ‘kaderimiz böyleymiş, ne yapabilirdik, kör talihimiz suçludur’ şeklinde bir mazeret ileri süreceklerdir. Sapıklığı tercih etmelerinin suçunu üstlerinden atmayı amaçlayan bu mazereti Rabbimiz kabul etmeyecektir. Çünkü hidayeti dalaletle, Ahireti dünya ile takas edip değiştiren bir bilinçli tercih, onları Cehennemin önüne getirmiştir. Fırsatlar tükenmiş, iş işten geçmiştir.

“Tartısı hafif gelenler şöyle yakarışta bulunacaklardır: ‘Ey Rabbimiz! Bize kötü talihimiz galebe çaldı ve biz bu yüzden eğri yola saptık. Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar, eğer tekrar günaha dönersek o zaman gerçekten zalim kimseler oluruz.” (Müminun,23/106-107.)

c) Suçu İtiraf Duası
Günahları itiraf ve tevbenin geçerli sayılabilmesi için Ahirette değil dünyada yapılmış olması gerekir. Cehennemliklerin Hesap Günü kurtuluş için gösterdikleri çabalar boşunadır.
“Kafirler şöyle feryadu figan edeceklerdir: Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün iki defa dirilttin (ölü iken dünyaya getirerek dirilttin, sonra öldürdün, sonra yine dirilttin) Peki günahlarımızı itiraf ettiğimiz şu anda bir kurtuluş yolu yok mudur? (Yüce Allah şöyle cevap verecektir: ) Bu kadar. Çünkü siz tek Allah’a çağrıldığınız halde bu hakikati inkar ettiniz. Allah’a şirk koşulunca hemen inandınız. Artık hüküm, büyük ve Yüce Allah’ındır.” (Mümin,40/11-12.)

d) Cehennem Ehli’nin Duaları
Kur’an’ın beyanlarından anladığımıza göre Cehennem, içinde ölümün ve yaşamın kendine özgü bir şekilde varolduğu bir ebediyet mekanıdır. Oradan çıkmak, dünyaya geri dönüp ikinci bir şans yakalamak imkansızdır. Bu gerçeği kabul etmeyen kafirler yine ateşin içinde kıvranırken son bir çırpınışla ümitsiz bir yakarışta bulunacaklardır. Fakat ne çare, bütün çırpınmalar, yalvarıp yakarmalar boşunadır:

“Rabbimiz! Bizi bu azap’tan kurtar! Bundan sonra artık eskiden yaptıklarımızdan farklı iyi şeyler yapacağız. (O zaman Yüce Allah onlara şöyle cevap verecektir:)Size düşünmek isteyen herkesin düşünebileceği kadar uzun bir ömür vermedik mi? ve size bir uyarıcı (Rasul) de gelmişti. Öyleyse şimdi tadın bakalım azabı. Zalimler hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.” (Fatır, 35/37.)

FİİLİ DUA

Kur’an’da Anılan Makbul Dualar, Fiili Dua ile Birlikte Yapılmışlardır
Fiili dua –yani sorumlulukların yerine getirilmesi- bir samimiyet göstergesidir. İhlasın fiili şahidi olan tüm peygamberler gibi Şuayib peygamber de ellerini göğe doğru uzatırken Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirmiş salih bir kulun ruh yapısına sahipti. O, fiili uyarılarına rağmen yine adaleti ikame etmeye yanaşmayan Medyen halkını -üstüne üstlük Onu ve arkadaşlarını sürme kararı almışlardır- Allah’a şikayet etmiştir. Kendisiyle birlikte iman eden Müminler bu fiili durum karşısında sığınılması gereken en güvenli kaynak olan Allah’a bir dua ile sığınmışlardır. Şuayib peygamber ve arkadaşlarının toplu halde yaptıkları tevekkül duası, müminler hariç tüm toplumun “racfe depremi ile helak edilmesi” şeklinde karşılık bulmuştur.

“...Ey Rabbimiz! Bizimle halkımız arasında hak neyse ortaya çıkar. Çünkü hakkı ortaya çıkaranların en hayırlısı Sensin. Ne var ki, kavimleri arasından kafir olanların ele başları (Şuayb’in yandaşlarına: ) ‘Doğrusu eğer Şuayb’a uyarsanız, bilin ki kaybedenlerden olacaksınız’ dediler. Derken bir deprem onların işini bitirdi: kendi evlerinde cansız olarak yere serildiler.” (A’raf, 7/89-92.)

4- Sabır ve Salat İle Takviye Edilmeli

“Ey iman edenler! Sabır ve salat ile Allah’tan yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara,2/153.)

Allah’tan yardım istemeyi hak etmek gerekir. Bunun için Rabbe duanın kuru kuruya değil, namaz ve ibadetlerle süslenmesi, takviye edilmesi şarttır. Duada sabırsızca hemen gerçekleşecek bir sonuç istemek de doğru değildir. Bir işin başında yapılan dua, destek almak içindir. Fakat sonuç isteyen dualar, yapılacak hiçbir şey kalmadığında, elden gelen bütün gayretler sarf edildiğinde, bütün olanaklar infak edildiğinde tekamüle erişebilir.

Sabır; özünde bıkmamak, usanmamak, sebat göstermek, inançlarımızın asli eksenini, eylemlerimizin sıhhatini bozmamak, acele etmemek gibi unsurlar taşımaktadır. Acele’den yaratılmış olan insanoğlu maalesef bir işin hemen oluvermesini istemektedir. Her şeyi bir ölçüye göre yaratan Allah ise, dualarımıza da belli bir ölçü çerçevesinde cevap verecektir. Duamızın sonucunu beklerken acele etmemek ve kesin netice ummamak da gerekir; çünkü neyin nihai anlamda iyi neyin kötü olduğunu mutlak manada sadece Allah bilebilir. Ayrıca Allah’ın duaya icabeti geciktirmesi imtihan için de olabilir.

Sabır meleklerle de dosttur, öyle ki eğer üzerimize sağnak sağnak rahmet yağmasını istiyorsak ayaklarımızı hak olan yolda sabit kılmak zorundayız. Rabbimiz, gaybi yardımlara elçilik yapan meleklerin taşıdığı rahmete mazhar olabilmenin şartını “sabır-sebat göstermek” olarak beyan etmiştir:
“Rabbimiz Allah’tır, diyen ve sebatla doğru yolu izleyenlere gelince, onların üzerine sık sık melekler iner ve şöyle derler: Korkmayın ve üzülmeyin, işte alın size vaad edilmiş olan cennet müjdesini.” (Fussilet, 41/30.)

Kur’an’da geçen makbul dualar Sabırla birlikte yapılmışlardır

Yakup a’ın Yusuf’a kavuşmak için yaptığı dualar yıllar sonra sabrın meyvesi olarak makbul olmuştur. Yusuf a’ın sabırla ve fiili dua ile zindanda yaptığı dualar kabul edilmiştir. Eyüp peygamber şeytanın telkinlerine açık hale gelecek derecede hastalıklarla imtihan edilmiştir. Öyle ki vücudunun her yanı yaralarla berelerle dolmuştur. O yine de Allah’a asi olmamıştır; sonunda sabrının meyvesini yemiş tüm hastalıklarından şifa bulmuştur.
Emrullah’a/Allah’ın koyduğu fiziksel yasalara saygı

Fiili mücadele yöntemlerini kullanırken
4/10,29,
5/90-91.
20/81
23/51.


KAHHARİYE DUALARI

Beddua ile Kahhâriye Duası Arasındaki Fark
Bed kötülük demektir. Beddua ise kötülüğün gerçekleşmesi yapılan duadır. Beddua kötülük için yapılır; adale şartı aranmaz. Kahhariye duasında ilahi adaletin gerçekleşmesi için Allah’a yakarılır. Zaten şerrin/kötülüğün hakim olması için Allah’a yakarmak doğru bir davranış değildir.
Kahhariye duaları, onulmaz hatalar işledikleri halde hiçbir kurtuluş gayreti göstermeyen kafir ve zalim bir toplumun sınır tanımaz ayartılarına karşı Allah’tan istenen bir tür yardım, görece başarısızlıkların itiraf edilip Allah’a tevekkül etmektir.

İlahi vahyin irşad eğitiminden geçmeyen insanlar olayların görünen yüzüne bakarak acele ile hareket edip, hayatın bir imtihan olduğunu unutarak şuursuzca şerri dileyebilmektedir. İşte böyle bilinçsizce yapılan dualar bedduadır ve makbul de değildir. Ne ki bu şekilde dua etmek Allah’a karşı sorumluluk bilinci oluşmuş müminlere asla yakışmaz.
İnsanın acele’den yaratılmış olması, ilahi vahyin rehberliğinde yoğrulup eğitilmediğinde tepkisel bir şekilde onu kötülüğün gerçekleşmesini dilemeye sevk edebilmektedir; İsra Suresi’nde buyurulduğu gibi:

“İnsan iyilik için dua ettiği gibi kötülük için de dua eder. Zaten insan çok acelecidir.” (İsra,17/11.)
Kahhariye duası ise Allah yolundan alıkoyan zalimlerin egemenliklerinin sona ermesi için yardım dilemektir. Zalimlerin kahrolmasını istemektir. Çünkü bir kötülüğün gerçekleşmesi değil, İslam’ın zaferinin önündeki engellerin kalkması istendiğinden iyiliğin hakimiyeti için çağrıda bulunulmaktadır.

Yeryüzünde adaleti yok eden küfrün, şirkin ve tuğyanın yok edilmesi, ıslahından ümit kesilen kalpleri mühürlenmiş kafirlerin helak edilmesi için Allah’tan yardım istemek bir beddua değildir. Haksızlığın ve haksızlık yapanların kahrolmasını istemektir. “Yazıklar olsun” anlamına gelen “veyl” de bir beddua değil, kınama ifadesidir.

1- Peygamberimiz Muhammed S’in Kahhariye Duaları

a) Tebbet Duası
Kur’an’da, Leheb Suresi’nde geçen Ebu Leheb ve karısının hakimiyetlerinin sona ermesi için yapılan çağrı bir beddua değil, kahr duasıdır.
“Kahrolsun Ebu Leheb’in iki eli (egemenliği) ve kahrolsun kendisi, kahroldu da zaten. Ne faydası olacak servetinin ve kazancının? Öteki dünyada şiddetle parlayan bir ateşe atılacak. İğrenç söylentilerin taşıyıcısı olan karısı ile birlikte. O ki, boynunda bükülmüş iplerden bir halat taşır.” (Leheb Suresi, 111/1-5.)

b) Veyl Duası
veyl; yazıklar olsun, kahrolsun anlamına gelen bir kınama ifadesidir. Hümeze Suresi bir yakarış olarak Allah’a takdim edildiği vakit, kahhariye duaları kapsamında değerlendirilebilir. Çünkü içinde kötü niyetle müminleri dillerine dolayarak çekiştirenlere veyl edilmesi/kınanması istenmektedir. Surede Yüce Allah Hümeze-Lümeze güruhuna veyl etmekte, bizden de veyl etmemiz istenmektedir.
Peki kimdir Hümeze-Lümeze grupları?

Maddi servetlerini kendisine kalkan yapan zengin kafirler, dürüst ve erdemi esas alan İslam’ın gelişmesini önlemeye çalışırlar. Böylesi tağutlara “yazıklar olsun” demek, fiili olarak da kahrolması için çalışmak her müminin temel görevlerindendir. İşte bu fiil mücadele esnasında Allah’tan yardım dilerken örnek alacağımız biçim ve muhteva Hümeze Suresi’de yer almaktadır.

“Veyl olsun bütün hümeze-lümeze gruplarına. O (gruplar) ki, serveti biriktirir ve onu bir kalkan sayar. Zanneder ki serveti onu sonsuza dek yaşatacak! Hayır aksine o öteki dünyada Hutame’ye/çökerten bir azaba terk edilecektir. Bilir misin nedir o Hutame? Allah tarafından tutuşturulmuş bir ateştir: (günaha batmış olanların tüm hücrelerine işleyen) gönüllerin üstüne kurulmuş, üzerlerine salınacak olan bir ateş; uzayıp giden sütünlar arasında.” (Hümeze,104/1-9.)

2- Nuh a’ın Helak Duası 
Nuh peygamberin ıslah olmaktan ümit kesilmiş olan toplumun helak edilmesi için yaptığı dua da kötülüğün değil, adaletin egemen olmasını talep ettiği için beddua değildir. Bu tür duanın en güzel örneklerini Nuh peygamberin 950 yıllık tebliğ mücadelesi üzerinde görebiliriz. O, üstüne düşen tüm sorumluluklarını yerine getirdikten sonra yapacak hiçbir şeyinin kalmadığına kanaat getirmiş, neticenin tayini için Allah’a“Ey Rabbim! Yeryüzünde tek bir kafir bırakma!” diyerek tevekkül etmiştir.

Bir sabır âbidesi ve bir direniş timsali olan Nuh peygamber, fesadı ve sapıklığı inatla sürdüren ve artık bütün uyarılara kulak tıkayan halkının kalpleri çürüten, tüm toplumu ifsad eden hataları dolayısıyla helak edilmeleri için şu yakarışlarda bulunmuştur:
“Ey Rabbim!Yeryüzünde bu hakikati inkar edenlerden hiç kimseyi bırakma. Çünkü sen onları bırakırsan , Sana kulluk edenleri hep saptırmaya çalışırlar ve yalnızca fesada ve inatla sürdürülen kafirliğe sebep olurlar.
Ey Rabbim! Bana, anneme-babama, evime mümin olarak giren herkese ve daha sonraki bütün mümin kadınlara ve erkeklere bağışlayıcılığını göster ve zulüm işleyenleri her zaman helake uğrat!” (Nuh,71/21-24,26-28.)

Kahhariye duaları, her halükarda kendisine başvurulacak en güvenli sığınağın Allah olduğu bilincini taşıyanların bir eylem tarzıdır. Değil mi ki, Rabbimize tevekkülün anlamı “O’ndan başkasından yardım dilememek” düstûrudur? Öyleyese İslami mücadele esnasında yaşanan görece dünyevi başarısızlıklardan sonra, Allah’a karşı taşkınlık yapan kişi ve kurumlardan yardım dilememek Tevhid Akisdesi’nin bir gereğidir.

İşte Nuh peygamberin yaptığı kahhariye duasını da bu meyanda değerlendirmek gerekir. Tevhid ve adalet mücadelesi için bütün imkanlar seferber edildikten sonra, küfürde ve onulmaz bir düşmanlıkta ayak diretenlere Allah’a tevekkül ederek kahhariye duası ile helak edilmelerini dilemek mümkündür.

3- Musa Peygamberin Helak Duası

Musa peygamber de ıslah olacaklarından ümidi kestiği, hiçbir uyarının artık fayda vermeyeceği derecede duyarlılıklarını yitirmiş Firavun ve refahtan şımarmış azgın çevresinin mücadelenin nihayetinde helak edilmesini niyaz etmiştir. Bu bir kahhariye yakarışı olarak değerlendirilebilir.
“Ey Rabbim! Gerçek şu ki, Sen Firavun ve onun seçkinler çevresine dünya hayatında görkem ve zenginlik verdin. Öyle ki, bunun sonucu olarak onlar da ey Rabbim! başkalarını Senin yolundan çeviriyorlar! Ey Rabbimiz! Öyleyse artık onların zenginliklerini silip yok et! Kalplerini katılaştır! Çünkü onlar çetin azabı görmedikçe inanmayacaklar.” (Yunus,10/88.)

4- Şuayib Peygamberin Tevekkül Duası’yla Gelen Helak

Şuayib peygamber ve mümin arkadaşları “Allah’a iman etmiş olmaktan başka hiçbir kusur işlemedikleri halde” toplumdaki şirk önderleri tarafından sürgüne mahkum edilmişlerdir. Onlar da hep birlikte durumlarını Allah’a tevekkül ederek bildirmişlerdir. Zaten her şeye şahit olan Yüce Allah onların bu yakarışına “suça gömülmüş o toplumu helak etmek suretiyle” cevap vermiştir.
“Ey Rabbimiz!Bizimle halkımız arasında hak neyse ortaya çıkar. Çünkü hakkı ortaya çıkaranların en hayırlısı sensin.” (A’raf,7/89.)

KAİNATIN DUASI

Yüce Allah’ı yarattığı her şey O’nu tesbih ederek yüceltmektedir. Varlık aleminin görevlerini harfiyyen yerine getirip en ufak bir itaatsizlik etmemesi “kevni dua” diye isimlendirilebilir. Yani oluş yasalarının cereyan etmesi bir duadır. Gökler ve yer arasında bulunan her şey Allah’ı tesbih etmek suretiyle O’na dua etmektedir.

“Yedi gök ile yer ve onların içinde yer alan her şey O’nun sınırsız kudret ve yüceliğini anmaktadır. O’nun yüceliğini, aşkınlığını övgüyle anmayan bir tek nesne yoktur. Ne varki siz onların yücelemelerini anlayamıyor, kavrayamıyorsunuz! Yine de hem çok bağışlayıcı hem de halim olan O’dur.” (İsra,17/44.)

MELEKLERİN DUALARI

1- Tesbih Duası
Melekler Yüce Allah’ı Süphan ismi ile sürekli tesbih ederler; bu tesbihin kavli şehadetini Kur’an’dan okuyalım:
“(Ey Rabbimiz!) Sen Sübhansın:kudret ve egemenlikte kusursuz ve eksiksizsin. Senin bize bididiğinin dışında bir bilgimiz yoktur. Doğrusu yalnız sensin her şeyi bilen, gerçek hikmet sahibi!” (Bakara,2/32.)

2- Hamd ve İstiğfar Duaları

Arş melekleri Allah’ın kudret tahtını taşırlar ve bir yandan da O’nu hamd ile tesbih ederler. Rabbimizin yakınlığını kazanmış bu melekler, yeryüzünde Tevhid’in yücelmesi için mücadele eden müminleri kötü fiiller işlemekten koruması için Allah’a yakarırlar. Bu yakarış Allah’a sürekli hamd etmek ve müminler için O’ndan bağışlanma dilemek şeklinde gerçekleşir.
“Rabbimiz! Sen her şeyi ilmin ve rahmetinle kuşatırsın. Tevbe edip yoluna uyanları bağışla ve yakıcı azabın ateşinden onları koru.

Rabbimiz! Onları atalarından, eşlerinden ve çocuklarından dürüst ve erdemli olanları vaad ettiğin cennetin sonsuz esenlik bahçelerine koy! Şüphesiz kudret ve hikmet sahibi olan yalnız Sen’sin. Ve o salih müminleri kötü fiiller işlemekten koru! O Hesap Günü kötü fiillerin lekesinden kimi korursan onu rahmetinle onurlandırmış olursun. Bu büyük bir kurtuluştur.” (Mü’min, 40/7-9.)

Meleklerin peygamberlere duası:33/56.
Meleklerin müminler için istiğfar duası: 33/41-43.

ŞEYTANLARIN DUALARI

Kainatta Dualist bir egemenlik anlayışını savunan eski İran dini Zerdüştilikte tanrı ile şeytanın güçleri neredeyse eşittir. Oysa Kur’an’da bizlere anlatılan şeytan ise yaptığı görev için –ki insanların büyük dünya sınavı için gereklidir- Allah’tan izin almıştır. Bu iznini de dua formunda dikey olarak –aşağıdan yukarıya- dile getirmiştir. İnsanlara fitne/imtihan vesilesi olabilmek için izin isteyen Şeytanın bu isteğini dua biçiminde dile getirmesinin hikmeti onunla Allah arasında yatay bir ilişkinin olamayacağını da göstermektedir. Ayrıca İblis ve dostlarının insanı saptıracak mutlak bir güçleri yoktur.

Daha önce melek gibi olan, fakat ilk sınavında kaybeden İblis meleki makamdan kovulduktan sonra, kendisi ve ordusu için Allah’tan fitne çıkarma iznini şu dua ile almıştır:
“Ey Rabbim! Bana yeniden diriliş gününe kadar mühlet tanı.”
(Allah: ) pekala öyle olsun, diye buyurdu. Kendilerine zaman tanınanlardan biri olacaksın. Vakti ancak Benim tarafımdan bilinen o Gün’e kadar.

(Bunun üzerine İblis: ) Beni yolun dışına attığın için ben de kuşkusuz yeryüzünde kötülükleri onlara süsleyip bezeyeceğim ve muhakkak ki onların hepsini ayartıp yoldan çıkaracağım. Yalnızca Senin gerçek kulların bunun dışında kalacak.” (Hicr,15/36-40)

“Ey Rabbim! O halde herkesin dirileceği Gün’e kadar bana zaman ver.!” (Sâd,38/79.)
7/14-15.