29 Haziran 2016 Çarşamba

Mesih Deccal Hakkında En Kapsamlı Hadisler

1) Mesih Deccal

Tarifi: Deccal “de-ce-le” (دَجَلَ) kökünden türemedir. Yalan söylemek, bir şeyi bir şeye karıştırmak, gizlemek, örtmek manalarına gelir.

İbni Seyyidih şöyle demiştir:

“Mesih Deccal, Yahudilerden bir adamdır. Bu ümmetin sonunda ortaya çıkar ve hakkı batılla karıştırıp hakkı gizlemeye çalışır.”

“O, taraftarlarıyla yeryüzünü karıştırır” denmiştir. Yine, “Küfrünü insanlara gizli tutar” denmiştir. Yine, “O, rab olduğunu iddia eder, bundan dolayı yalancılığı ile isim almıştır” denmiştir. Bu manaların tamamı birbirine yakın manalardır.

İbni Haleveyh şöyle demiştir:

“Ebu Amr’ın tefsirinden daha güzel Deccal’i tefsir eden yoktur. Ebu Amr şöyle tefsir eder:

‘Deccal, karıştırandır, kılıcı decele etti yani altın suyuna batırıp yaldızladığı vakit böyle söylenir.’ Çoğulu, deccalun ve decacile şeklinde gelmiştir.”

Ebu’l-Abbas şöyle demiştir:

“İnsanlara olayları karışık göstermesinden, batılı örtüp onu süslü göstermesinden bu şekilde isimlendirilmiştir. Yine Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadislerinde onu çok yalancı diye tarif etmiştir.”

Cessase Hadisi

Cessase: Saçları ve vücudundaki kılları yerde sürünecek derecede çok kıllı bir kadındır.

Ebu Davud 4328

Bu hadis-i şerifi, Fatıma binti Kays (Radiyallahu Anha), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ağzından naklediyor. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), daha önce Hristiyan iken gelip Müslüman olan sahabe Temim Ed-Darî (Radiyallahu Anh)’dan duyduğu gibi ashabına anlatıyor. Temim Ed-Darî, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in daha önce ashabına Deccal ve onun sıfatına dair anlattıklarına uygun bir olay anlatmıştı.

Burada Temim (Radiyallahu Anh) hakkında açıklama yapmamız gerekmektedir.

İmam Zehebî, Siyer-u Âlâmu’n-Nubelâ isimli kitabında şöyle anlatıyor:

“Temim (Radiyallahu Anh), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sahabesidir. Künyesi Ebu Rukiyye’dir. Nesebi, Cuzeyme oğlu Suud oğlu Harice oğlu Evs oğlu Temim El-Lihamî El-Filistinî’dir. Temim, İslam’ın dokuzuncu senesine yetişmiş ve Müslüman olmuştur.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal hakkındaki Cessase hadisini minber üzerinde ondan nakletmiştir. Temim (Radiyallahu Anh)’ın birçok hadisi vardır. Abid ve Kur’an’ı çokça tilavet eden biri idi.

İbni Sad şöyle demiştir:

“Osman (Radiyallahu Anh)’ın katlinden sonra Şam’a gidinceye dek Medine’de kalmıştır.” Yine der ki: “Ed-Dâr kabilesinin ileri gelen delegeleri on kişidir, onlardan biri de Temim’dir.”

Mesrûk şöyle anlatıyor:

“Mekke ehlinden bir adam bana şöyle dedi; Burası kardeşin Temim’in yeridir. Gece sabaha kadar namaz kıldı. Şu ayeti tekrarlayıp ağlıyordu:

“Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini iyi amel işleyenlerle bir tutacağımızı mı sandılar?”

Casiye 21

Temim (Radiyallahu Anh)’ın kabir taşı üzerinde “Hicri kırk senesinde vefat etti” yazısı olduğu söylenir. Naklettiği hadisler on sekiz civarındadır. O hadislerden birini, Müslim, Sahih’inde rivayet etmiştir.

Zehebi Siyer-u Âlâmu’n-Nubelâ 2/442

Amr bin Şurahbil şöyle anlatıyor:

“Muhacir kadınların ilklerinden olan Dehhak bin Kays’ın kız kardeşi Fatıma binti Kays (Radiyallahu Anha)’ya:

−Bana, başkasına isnat etmeyeceğin direkt Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den duyduğun bir hadisi zikret, dedim.

Fatıma binti Kays (Radiyallahu Anha):

−İstersen bunu yaparım, dedi.

Ben de:

−Evet, yap, dedim.

Fatıma binti Kays (Radiyallahu Anha) şöyle anlattı:

−Kureyş gençlerinin hayırlılarından Mugire’nin oğlu beni nikâhladı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber katıldığı bir cihadda yara aldı. Ben ondan dul kalınca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından bir grup içinde Abdurrahman bin Avf bana talip oldu. Usame bin Zeyd de bana talip oldu.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

‘Beni seven Usame’yi sevsin!’ buyurduğu bana tahdis edilmişti.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benimle konuştuğu zaman dedim ki:

−Benim işim senin elindedir, dilediğine nikâhla.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Ümmü Şerik’e git!’ buyurdu. Ümmü Şerik, Ensar’dan, Allah yolunda çok infak eden zengin bir kadındı, misafiri çok olurdu.

Ben:

−Tamam, giderim, dedim.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Hayır gitme! Ümmü Şerik’in misafiri çok olur. Başörtün düşer, elbisen ayaklarından açılır, hoş karşılamayacağın yerleri insanların görmesinden korkarım. Sen amcanın oğlu Abdullah bin Ümmü Mektum’a git. O Fihr oğullarındandır. Fihr ise Kureyş’tir. O adam senin çıktığın karındandır’ buyurdu.

Ben de ona gittim. İddetimi doldurunca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in münadisinin çağırdığını duydum. Kavmin arkasında kadınlar safında idim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazını bitirdiği vakit güler halde minbere çıktı ve:

−‘Herkes namaz kıldığı yerde kalsın!’ buyurdu.

Sonra:

−‘Sizi neden topladım biliyor musunuz? diye sordu.

Cemaat:

−Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dediler.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−‘Allah’a yemin olsun ki, bir sevinç yahut bir korku yüzünden toplamadım sizi, ancak Temim Ed-Darî, Hristiyan idi, geldi biat edip Müslüman oldu. Benim size Deccal hakkında anlattıklarıma uygun bir olay anlattı. Temim Ed-Darî şöyle anlattı:

−Temim, Lahım ve Cuzam kabilelerinden otuz kişiyle deniz yolculuğuna çıkmıştı. Dalgalar bir ay boyunca onlarla oynadı. Sonra güneş batımına yakın bir zamanda denizde bir adaya gemiyi yanaştırdılar. Sandallara binip adaya çıktılar. Müteakiben çok kıllı, hatta kıllarının çokluğundan önü neresi, arkası neresi belli olmayan bir yaratığa rastladılar.

Ona:

−Vay sana! Sen de kimsin? diye sordular.

O:

−Ben Cessase’yim, dedi.

Onlar:

−Cessase nedir? diye sordular.

O yaratık:

−Ey kavim! Şu manastırdaki adama gidin! O sizin haberinizi şevkle beklemektedir, dedi.

Temim diyor ki:

−Bize adamı söyleyince onun şeytan olmasından korktuk. Hızlıca ona gittik, manastıra girince bir de baktık ki, cüsse bakımından en büyük insan, elleri birleştirilmiş vaziyette boynuna sıkıca bağlı, diz kapağı ile topukları arasında demirler vardı.

Ona:

−Vay sana! Sen de kimsin? diye sorduk.

O:

−Siz benim haberimi aldınız. Söyleyin siz kimsiniz? dedi.

Onlar:

−Biz Araplarız, bir deniz yolculuğuna çıkmıştık. Denizin dalgalı olduğu zamana denk gelmişiz. Dalgalar bir ay bizimle oynadı. Sonra bu, senin adana gemiyi yanaştırdık. Sandallara binip adaya çıktığımızda çok kıllı, hatta kıllardan önü neresi, arkası neresi belli olmayan bir yaratıkla karşılaştık.

Ona:

−Vay sana sen kimsin? diye sorduk.

O da:

−Ben Cessase’yim, dedi.

Biz:

−Cessase nedir? diye sorduk.

O yaratık da:

−Manastırdaki şu adama gidin, o sizin haberlerinizi şevkle beklemektedir, dedi. Hızlıca sana geldik. O yaratıktan korktuk, onun bir dişi şeytan olmadığından emin olamadık, dedik.

O:

−Beysan hurmalıklarından haber verin, dedi.

Biz:

−Onun neyini soruyorsun? dedik.

O:

−Hurmalarından soruyorum, hâlâ meyve veriyor mu? dedi.

Biz:

−Evet, dedik.

O:

−Meyvelerinin kesilmesi yakındır, dedi.

Sonra:

−Taberiye gölünden haber verin, dedi.

Biz:

−Neyini soruyorsun? dedik.

O:

−Gölde su var mı? dedi.

Biz:

−Evet, suyu çoktur, dedik.

O:

−Suyun gitmesi yaklaşmıştır, dedi.

Sonra:

−Zugar pınarından haber verin dedi.

Biz:

−Neyini soruyorsun? dedik.

O:

−Suyu var mı, ahali o pınarın suyuyla ziraat yapıyorlar mı? diye sordu.

Biz:

−Evet, suyu çoktur, ahali onunla ziraat yapıyorlar, dedik.

O:

−Ümmilerin Nebisinden haber verin, ne yaptı? diye sordu.

Biz:

−Mekke’den çıktı, Yesrib’e yerleşti, dedik.

O:

−Araplar onunla savaştı mı? diye sordu.

Biz:

−Evet, dedik.

O:

–Onlara ne oldu? diye sordu.

Biz:

−Ona karşı gelen Araplara üstün olduğunu ve Ona itaat ettiklerini haber verdik.

O:

−Öyle mi oldu? dedi.

Biz:

−Evet, dedik.

O:

−Ona itaat etmeleri onlar için hayırlı olur. Ben kendimi size haber vereyim:

−Ben Mesih’im (Deccal’im), bana çıkmam için izin verilmesi yakındır. Çıkarım ve yeryüzünde dolaşırım. Kırk gecede girmediğim hiçbir belde bırakmam. Ancak Mekke ve Taybe hariç! O iki belde bana haramdır! Her ne zaman onlardan birine girmek istesem, yalın kılıç bir melek beni karşılar ve oraya girmemi engeller. Oraların her geçidinde koruyucu melekler vardır, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bastonunu minbere vurarak:

−‘Taybe budur, Taybe budur, Taybe budur. Yani Medine’dir. Dikkat! Ben size bunu haber verdim mi?’ diye sordu.

İnsanlar:

−Evet, dediler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Temim’in anlattıkları, benim Deccal ve sıfatı hakkında anlattıklarıma uygun olması benim hoşuma gitti. Dikkat! Deccal, Şam denizindedir yahut Yemen denizindedir! Hayır, bilakis o doğu tarafındadır, doğu tarafındadır, doğu tarafındadır!’ buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti.

Fatıma binti Kays (Radiyallahu AnhA) şöyle demiştir:

−Ben bunu, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den ezberledim.”

Müslim 2942/119, Ebu Davud 4326, İbni Mace 4074

Hadiste; ‘yara aldı, ben ondan dul kaldım’ şeklindeki ifadenin manası, ‘Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte savaşırken yara aldı, öldü ve ben bu sebeple dul kaldım’ şeklinde değildir. Ancak ‘savaştan sonra dönünce beni boşadı, ben bu sebeple dul kaldım’ şeklindedir.

Beysan; Ürdün nehri deltasında bir belde ismidir.

Zugar; Şam’ın kuzey taraflarında bir belde ve bu beldede bulunan bir pınar ismidir. Galiba ismini şuanda Yahudilerin elinde bulunan Tevrat’ta geçen ‘Sûgar’dan almıştır.

Deccal Yahudi Milletindendir!

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

“Bir gün ibni Sâid’le baş başa kaldım. Ben onunla yalnız kalmaktan ürperti duymuştum. İbni Sâid şöyle dedi:

İnsanları, benim hakkımda söyledikleri sözlerden dolayı mazur görüyorum.

Bana ve size ne oluyor ey Muhammed’in ashabı! Allah’ın Nebisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Deccal Yahudi’dir’ demedi mi? Hâlbuki ben Müslüman oldum.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Onun çocuğu olmaz!’ demedi mi? Hâlbuki benim çocuğum olmuştur.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Allah ona Mekke ve Medine’yi haram kılmıştır!’ demedi mi? Bu ibni Sâid’e, küçükken şeytanlar gelirdi, kâhinlik yapardı. Suyun üzerinde bir taht gördüğünü, yani İblisin tahtını gördüğünü iddia ederdi. Sonra Müslüman olmuştur.”

Müslim 2927/90

Hadiste ismi geçen, ibni Sâid’e ibni Sayyad’da denilmiştir. Yani her iki isimle de anılmıştır Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında yaşamış ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadislerinde anlatılan Deccal’in kendisi olup olmadığı üzerinde tereddütlerin uyanmasına sebebiyet vermiş bir kişiliktir. Her ne kadar meşhur Deccal olmasa da onun Deccallerden bir Deccal olduğu kaydedilmektedir. Ömer (Radiyallahu Anh), onun Deccal olduğu üzerine yemin ederdi. Hatta onu öldürmek için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den izin bile istemiştir.

Müslim 2929/94

Fakat Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buna müsaade etmemiş, Deccal olduğu kabul edilse bile ölümünün Ömer (Radiyallahu Anh)’ın eliyle gerçekleşmeyeceğini bildirmiştir. İbni Sayyad, Medine Yahudilerindendi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Medine sokaklarında onunla yaptığı bir konuşma ilerideki hadislerde anlatılacaktır. O esnada ibni Sayyad henüz buluğ çağına girmemişti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in önünde Nebi olduğunu iddia etme cüretini göstermişti. Bu iddia üzerine neden Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun öldürülmesini emretmemiştir? Bu soruya iki yönden cevap verilmektedir:

1) Henüz buluğ çağına girmiş değildi. Kadı Iyad, bu cevabı tercih etmiştir.

2) Hâdise Yahudilerle sulh antlaşması imzalandığı sıralarda vuku bulmuştur. El-Hattabi, Meâlimu’s-Sünen isimli kitabında kesin olarak bu ikinci cevap üzerinde durmaktadır. El-Hattabi onun buluğa erdikten sonraki durumu hakkında selefin ihtilaf ettiklerini ileri sürerek şöyle diyor:

Bir rivayete göre, bu sözünde tevbe etmiş ve Medine’de ölmüştür.

Abdullah ibni Ömer ile Cabir (Radiyallahu Anhum), ibni Sayyad’ın deccal olduğu üzere çekinmeden yemin ederlerdi. Cabir (Radiyallahu Anh)’a ‘ibni Sayyad Müslüman olmuştur’ denildiğinde ‘Müslüman olsa bile’ şeklinde cevap vermiş, ‘Mekke’ye girdi, Medine’de bulundu’ dediklerinde Cabir (Radiyallahu Anh) ‘buralara girmiş olsa bile’ dedi. Anlaşılan Cabir (Radiyallahu Anh) Müslümanlardan da deccal çıkabileceği görüşündedir.

Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir gün Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Aralarında ibni Sayyad’ın da bulunduğu çocuklara uğradık. Çocuklar kaçtılar, ibni Sayyad oturdu. Sanki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ondan hoşlanmamıştı.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Elin topraklansın! Benim Allah’ın Rasulü olduğuma şahitlik eder misin?’ buyurdu.

İbni Sayyad:

−‘Hayır, aksine sen benim Allah’ın elçisi olduğuma şahitlik eder misin?’ dedi.

Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):

−Ya Rasulallah! Beni bırak şunu öldüreyim, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Gördüğün kişi o ise, ona asla güç yetiremezsin!’ buyurdu.

Diğer bir rivayette:

“İçerisinde Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın da bulunduğu on kişilik bir grupla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ibni Sayyad’a gittiler. Onu Beni Mugale kalesinin yanında çocuklarla oynarken buldular. İbni Sayyad, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eliyle sırtına vuruncaya kadar onları hissetmemişti.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ibni Sayyad’a:

−‘Benim Allah Rasulü olduğuma şahitlik eder misin?’ buyurdu.

İbni Sayyad ona baktı ve:

−Senin ümmilerin Nebisi olduğuna şahitlik ederim, dedi.

Sonra:

−Sen benim Allah Rasulü olduğuma şahitlik eder misin? dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu bıraktı ve:

−‘Allah’a ve Rasullerine iman ettim’ buyurdu.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Ne görüyorsun?’ diye sordu.

İbni Sayyad:

−Bana doğru sözlü ve yalancı geliyor, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘İş onun aleyhine karışık olmuştur’ buyurdu.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Senin için bir şey sakladım’ dedi.

O da:

−O, duh’tur, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Yıkıl git, haddini asla aşamayacaksın!’ buyurdu.

Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):

−Ya Rasulallah! Bırak beni şunun boynunu vurayım, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Eğer bu, Deccal ise ona asla güç yetiremeyeceksin! eğer değilse onu öldürmekte sana bir hayır yoktur!’ buyurdu.”

Müslim 2930/95

İbni Sayyad burada kendisine gelen cinleri kasdediyor. Allah en iyisini bilendir. (Mütercim)

Deccal’in Yahudi milletinden olmasına delalet eden şeylerden biri de şudur ki: Deccal, İsfahan’dan çıktığı vakit oranın Yahudilerinden yetmiş bin kişi ona tâbi olacaktır.

Oraya İsbehan da denmiştir.

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’e İsbehan Yahudilerinden yetmiş bin kişi tabi olacaktır. Onların başlarında ve omuzlarında miğfer vardır’ buyurdu.”

Müslim 2944/124

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh)’ın ibni Sayyad ile birçok kıssası ve olayı vardır. Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

“İbni Sayyad ile Mekke’ye kadar arkadaşlık ettim. Bana şöyle dedi:

−Bir takım insanlarla karşılaştım benim Deccal olduğumu iddia ediyorlar! Sen, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

−‘Onun çocuğu olmaz!’ dediğini işitmedin mi? dedi.

Ben de:

−Evet, işittim, dedim.

İbni Sayyad:

−Kuşkusuz benim çocuğum oldu, dedi.

Sonra:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

−‘O, Medine ve Mekke’ye giremez!’ dediğini işitmiş değil misin? dedi.

Ben de:

−Evet, işittim, dedim.

İbni Sayyad:

−Ben Medine’de doğdum ve işte Mekke’ye gidiyorum, dedi. Sözünün sonunda bana şunları söyledi:

−Ancak Allah’a yemin olsun ki, ben onun ne zaman nerede doğduğunu ve şu an nerede olduğunu elbette biliyorum, dedi.

Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) diyor ki:

−Bu sözü beni hayret ve kuşkuya düşürdü.”

Müslim 2927/89

Buradan da anlaşılıyor ki, Yahudiler, Deccal’in nerede olduğunu biliyorlar. Onun haberlerini kendilerinden sonrakilere aktarıyorlar. Yahut onların şeytanlarla işbirliği içinde olan bilginleri bunu biliyor. Çünkü ibni Sayyad da İslam’a girmeden önce kendisine şeytanların geldiği biri idi.

Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Biz hacı yahut umreciler olarak Medine’den çıktık. Yanımızda ibni Sayyad da vardı. Sonra bir yerde konakladık. İnsanlar çevreye dağıldılar. İbni Sayyad ve ben yalnız kaldık. Onun aleyhinde söylenenlerden dolayı ben büyük bir korkuya kapılmıştım. Sonra ibni Sayyad azığını getirip benimkinin yanına koydu.

Ben:

−Sıcak çok şiddetlidir, keşke ağacın altına koysaydın, dedim. O da öyle yaptı. Sonra bir koyun sürüsü göründü. İbni Sayyad büyükçe bir kadeh süt getirdi ve:

−Ebu Saîd iç, dedi.

Ben:

−Sıcak çok şiddetlidir, süt de sıcaktır, dedim. Onun elinden içmeyi kerih görmemden başka bahanem yoktu.

İbni Sayyad dedi ki:

−Ebu Saîd, istedim ki bir ip alayım, onu bir ağaca bağlayayım, sonra insanların benim için söylediklerinden dolayı kendimi boğayım.

Ebu Saîd, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisi kendisine gizli kalmış kimseler olabilir, ama siz Ensar topluluğuna gizli kalmamıştır. Sen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisini en iyi bilenlerden değil misin?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Deccal, kâfirdir!’ buyurmadı mı? Ben Müslüman oldum.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O kısırdır, çocuğu olmaz!’ demedi mi? Ben çocuğumu Medine’de bıraktım.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O Medine ve Mekke’ye giremez!’ buyurmadı mı? Ben Medine’den geldim, işte Mekke’ye gidiyorum.

Ebu Saîd dedi ki:

−Neredeyse onu mazur görüyordum ki: ‘Allah’a yemin olsun ki ben Deccal’in, şu an nerede olduğunu biliyorum’ dedi.

Bunun üzerine ona şöyle dedim:

−Bundan sonraki günlerde helak, hüsran sana olsun.”

Müslim 2927/91

Deccal’in Çıkma Sebebi ve Çıkış Yeri

Deccal’in çıkış yeri, fitneler diyarı olan doğu topraklarıdır. Oranın ahalisinden Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bize anlattığı vasıfta insanlar ona tabi olacaktır. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın naklettiğine göre, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

‘Deccal, doğuda Horasan denilen bir bölgeden çıkar. Yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavim ona tabi olur.’

İbni Mace 4072

Yüzlerinin deri üzerine deri kaplı kalkan gibi olması, Tatarların ve Türklerin vasfıdır. Çıkma sebebine gelince, mü’minlerin annesi Hafsa binti Ömer (Radiyallahu Anhuma)’nın naklettiğine göre, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

‘Deccal ancak kendisini kızdıran bir şey sebebiyle çıkar.’

Diğer bir rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

‘Deccal’i insanlar üzerine gönderecek ilk sebep, onu gazaba getirecek bir kızgınlıktır.’

Müslim 2932/98, 99



Biz Deccal’i kızdıracak şeyin ne olduğunu bilmiyoruz! Mescidu’l-Aksa’nın Yahudi işgalinden kurtulması mı? Yoksa dünyada Yahudilerin yönettiği Hristiyanlara karşı, Müslümanların zafer kazanmasıyla haçlı gücünün yok olması mı? Allah (Azze ve Celle) en iyi bilendir.

Ancak Deccal’i kızdıracak sebebin İslam ümmetinin iyiliğine olan bir iş olduğunu söyleyebiliriz. Allah-u Teâlâ’dan yakın zaferi müyesser kılmasını dileriz. Deccal zuhur ettiği zaman, hedefi Medine-i Münevvere olacaktır. Allah-u Teâlâ kendisinin bildiği bir sebepten dolayı orayı korumaktadır.

Muhtemelen Medine o zamanlar İslam ve Müslümanlar için bir kale ve sığınak olacaktır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şu hadisinde bunu bize bildirmektedir:

“İslam, garip (kimsesiz) başladı ve başladığı gibi kimsesiz hale dönecektir! İslam, yılanın deliğinde kıvrılıp toplandığı gibi iki mescit arasında toplanır!”

Müslim 232/146

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Mesih’in (Deccal’in) hedefi Medine olduğu halde doğu tarafından gelir. Uhud dağının arkasına iner. Sonra melekler onun yüzünü Şam tarafına çevirirler ve orada helak olur’ buyurdu.”

Müslim 1380/486

Deccal’in, birçok geçidi olmasına rağmen Medine’ye girememesi, sahih hadislerde geldiği gibi melekler tarafından korunmasındandır.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Medine’nin geçitleri üzerinde melekler vardır. Taun ve Deccal oraya giremez!’ buyurdu.”

Müslim 1379/485

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Mekke ve Medine hariç Deccal’in uğramayacağı belde yoktur. Oraların her geçidinde koruyucu melekler vardır. Deccal (Medine civarında) çorak bir yere konaklar. Sonra Medine ahalisi ile birlikte üç kere sarsılır. Akabinde her kâfir ve münafık Deccal’e çıkar’ buyurdu.”

Buhari 1758

Bundan dolayı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Medine’yi Taybe yani temiz diye isimlendirmiştir. Çünkü körüğün demirin kirini attığı gibi Medine de kirini dışarı atar.

Ebu Bekre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Medine’ye Mesih Deccal’in korkusu giremez! O gün Medine’nin yedi kapısı vardır ve her kapıda iki melek bulunur’ buyurdu.”

Buhari 1757

Mesih Deccal’in Sıfatı

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uzun uzadıya bahsettiği sözlerinde, Deccal’i bize dakik bir ifade ile anlatmıştır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

‘Ben size Deccal’den bahsettim, hatta onu anlamayacağınızdan korktum!’ Bu hadis ilerde gelecek… Deccal fitnesi büyük bir fitnedir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun hakkında şöyle buyurmuştur:

‘Ey insanlar! Allah, Âdem zürriyetini yarattığından beri yeryüzünde Deccal fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır! Allah’ın gönderdiği her Nebi, ümmetini Deccal’den sakındırmıştır. Ben Nebilerin sonuncusuyum, siz de son ümmetsiniz. Şüphe yok o (Deccal) sizin içinizde çıkacaktır.’

İbni Mace 4077

Deccal’i ayırt eden en belirgin özellik; onun sağ gözünün şaşı, sol gözünün sönük ve iki gözünün arasında kâfir yazılı olmasıdır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in onu bize tarif eden hadisini okuyalım.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Ben size Deccal’i anlattım hatta onu anlamayacağınızdan korktum! Mesih Deccal; ayakları dengesiz ve çarpık, saçı oldukça kıvırcık, bir gözü kör olup ne yüksekçe ne de çukurca olan biridir. Eğer onun durumu size karışık gelirse biliniz ki sizin Rabbiniz kör değildir! Siz ölünceye kadar Rabbinizi göremeyeceksiniz!”

Ebu Davud 4320

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Allah’ın gönderdiği hiçbir Nebi yoktur ki, ümmetini Deccal hakkında uyarmış olmasın. Nuh da ondan sonraki Nebiler de kavimlerini uyarmıştır. O sizin aranızda çıkacaktır. Onun işinden hiçbir şey size gizli kalmamıştır. Rabbinizin kör olmadığı size gizli kalmamıştır. Deccal ise sağ gözü şaşıdır.(Diğeri) sanki içi çıkarılmış üzüm tanesi gibidir’ buyurdu.”

Buhari 7277

Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal’den haber vererek şöyle buyuruyor:

“Deccal; ‘ben sizin rabbinizim’ der. Siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz! O, tek gözü kör biridir. Sizin Rabbiniz kör değildir! Onun iki gözünün arasında kâfir yazılıdır. Okuması olan yahut olmayan her mü’min o yazıyı okur.”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal’i rüyasında görmüş ve bize şöyle vasfetmiştir:

“Sonra bana bir adam gösterildi. Saçları kıvırcık, sağ gözü şaşı, diğeri içi çıkarılmış üzüm tanesi gibiydi. Ben ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘O, Mesih Deccal’dir’ denildi.”

Müslim 169/273

Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’in sol gözü yoktur, üzerinde sadece zar vardır. İki gözü arasında kâfir yazılıdır!’ buyurdu.”

Müslim 2933/103

Deccal’in gözü cam gibi yeşil renktedir. Ubey bin Ka’b (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’in gözü cam gibi yeşildir!’ buyurdu.”

Ahmed 5/123, 124

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal’i o dönemde yaşamış biri olan Huza’a kabilesinden Katan oğlu Abduluzza’ya benzeterek şöyle buyurmuştur:

“Daha sonra sağ gözü şaşı, çok kıvırcık saçlı, gördüğüm insanlardan en çok Katan’ın oğluna benzettiğim bir adam gördüm. Ellerini bir adamın omzuna koymuş, Kâbe’yi tavaf ediyordu. ‘Bu kimdir?’ diye sordum. ‘Mesih Deccal’dir’ dediler.”

Müslim 169/274

Burada şunu da anmamız uygundur ki, Deccal, Müslümanların İstanbul’u ikinci defa fethetmesinden sonra çıkacaktır. İlk fetih, Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmed Han komutasındaki Müslümanlar tarafından gerçekleştirilmişti.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Rumlar A’mak yahut Dabık’a ininceye kadar kıyamet kopmaz. O gün onların karşısına yeryüzü ahalisinin hayırlılarından bir ordu çıkar. Saf saf dizildikleri vakit, Rumlar:

−Bizimle bizden esir alanların arasını boşaltın da onlarla savaşalım, derler.

Müslümanlar:

−Hayır, Allah’a yemin olsun ki sizinle kardeşlerimizin arasını asla boşaltmayız, derler. Bunun üzerine onlarla savaşırlar. Müslümanların üçte biri hezimete uğrar ki, Allah onların tevbesini kabul etmez, üçte biri öldürülür ki onlar Allah katında şehitlerin en faziletlisidir. Kalan üçte biri de fethe devam eder. Onlar asla fitneye düşmezler. İstanbul’u fethederler. Onlar ganimetleri taksim ederken kılıçlarını zeytin ağacına asmışlardır. Bu arada onların içinde şeytan:

−Deccal sizin ailelerinizin arasında çıktı, diye sayha atar. Bu haber yalan olduğu halde çıkarlar. Onlar Şam’a geldikleri vakit Deccal çıkar.

Diğer bir rivayette:

−Onlar ganimetleri taksim ederken, bir ses ‘Deccal çıktı’ diye nida eder. Onlar da her şeyi bırakıp dönerler’ buyurdu.”

Müslim 2897/34

A’mak ve Dabık; Suriye’nin Halep şehri yakınlarında iki mevki ismidir.

Nevvas Bin Sem’an Hadisi

Nevvas bin Sem’an (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir sabah Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bize Deccal’den bahsetti. Onun hakkında o kadar alçaltma ve yükseltme yaptı ki, biz onu hurmalıkta zannettik. Biz hurmalığa doğru yürüyünce Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu anladı ve:

−‘Size ne oluyor?’ diye sordu.

Biz de:

−Ya Rasulallah! Bize sabah Deccal’i zikrettin. Onun hakkında öyle alçaltma, yükseltme yaptın ki biz onu hurmalıkta zannettik, dedik.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Beni sizin aleyhinize korkuya düşüren bu Deccal’den başkadır. Ben sizin aranızdayken çıkarsa ben sizi müdafaa ederim. Eğer ben sizin aranızda değilken çıkarsa herkes kendi müdafaacısı olur. Allah, her Müslümana benim halefimdir. Deccal, tek gözü içi boşaltılmış üzüm tanesi gibi, saçları oldukça kıvırcık bir gençtir. Ben onu, Katan oğlu Abduluzza’ya benzetirim. Sizden kim ona yetişirse, ona Kehf suresinin ilk ayetlerini okusun! Deccal, Şam ile Irak arasında bir mevkide çıkar. Sağa gider ifsat eder, sola gider ifsat eder. Ey Allah’ın kulları! Sebat edin!’

Biz:

−Ey Allah’ın Rasulü! Yeryüzünde ne kadar kalır? diye sorduk.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Kırk gün kalır. Birinci günü bir sene gibi, ikinci günü bir ay gibi, üçüncü günü Cuma’dan diğer Cuma’ya kadar, diğer günleri sizin günleriniz gibidir’ buyurdu.

Biz:

−Ya Rasulallah! O bir senelik günde bir günün namazı kâfi gelir mi? diye sorduk.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Hayır, siz o bir senelik gün için namaz vakitlerini ölçerek tayin edin!’ buyurdu.

Biz:

−Ya Rasulallah! Onun yeryüzündeki hızı ne kadardır? diye sorduk.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−‘Rüzgârın yönlendirdiği yağmur gibidir. Deccal bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar da davetine icabet edip ona iman ederler. Bunun üzerine Deccal semaya emreder onlara yağmur yağdırır, yere emreder onlara nebatat bitirir. O kavmin otlağa çıkmış hayvanları akşam olunca zirveleri en yüksek, böğürleri daha geniş ve memeleri sütten dopdolu olarak dönerler.

Sonra Deccal başka bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar Deccal’i reddedip iman etmezler. Deccal onları bırakıp gider. O kavim kuraklığa ve kıtlığa uğramış olarak sabahlar, malları ellerinden gider. Deccal bir harabeye uğrar ve ‘hazinelerini çıkar’ der. Bunun üzerine o harabenin hazineleri, arıların arıbeyinin arkasından takip etmesi gibi onu takip ederler.

Sonra Deccal, gençlik dolu bir adamı çağırır, ona kılıçla vurup iki parçaya ayırır. Her bir parçayı ok atımı mesafesinde uzaklaştırır. Sonra onu çağırır, o genç güler halde yüzü parlayarak gelir. Deccal bu şekilde iken Allah Azze ve Celle Meryem oğlu Mesih’i gönderir. İsa aleyhisselam, Dimeşk’in doğusunda “Beyaz Minare” denilen mevkide herd ile boyanmış iki parça elbise içinde ellerini iki meleğin kanatlarına koymuş bir halde iner. Başını öne eğse su damlatır, yukarı kaldırsa inci tanesi gibi su bulunur. İsa’nın nefesinin rüzgârını hisseden hiçbir kâfir yaşayamaz. Onun nefesinin rüzgârı göz alabildiğincedir. İsa, Deccal’i arar, nihayet ona Lüdd kapısında yetişir ve onu öldürür.

Sonra Meryem oğlu İsa aleyhisselam’a Allah’ın Deccal’den koruduğu bir kavim gelir. İsa, onların yüzünü sıvazlar ve cennetteki derecelerini onlara söyler. Onlar bu durumda iken Allah, İsa’ya:

−‘Bana ait bir takım kullar çıkardım ki onlarla savaşmaya kimsenin kudreti yoktur. Sen kullarımı Tur dağında muhafaza et’ diye vahyeder. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, Ye’cuc ve Me’cuc kavmini gönderir. Onlar her tepeden süratle inerler. Onların ilkleri Taberiye gölüne uğrar ve içmeye başlarlar. Onların sonları göle uğradıklarında:

−Andolsun bir zamanlar burada su vardı, derler. Allah’ın Nebisi İsa ve ashabı, Tur dağında mahsur kalırlar. O zaman onlardan birinin yiyecek olarak bir sığır başı olması, sizden birinin şu anda yüz dinarı olmasından iyidir. Sonra Allah’ın Nebisi İsa ve ashabı, Allah’a dua ederler. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Ye’cuc ve Me’cuc kavminin boyunlarına negaf denilen kurtlardan gönderir. Hepsi de tek bir kişinin ölmesi gibi ölü olarak sabahlarlar.

Sonra İsa ve ashabı yeryüzüne inerler. Yeryüzünde onların cesetlerinden ve pis kokularından dolmamış bir karış dahi yer bulamazlar. Sonra İsa ve ashabı yine Allah’a dua ederler. Allah Azze ve Celle develerin boyunlarına benzeyen kuşlar gönderir. Kuşlar onların cesetlerini Allah’ın dilediği bir yere taşırlar. Sonra Allah bir yağmur gönderir, balçıktan yapılan ve de kıldan yapılan hiçbir ev kalmaz, hepsi dümdüz olur. O yağmur yeryüzünü yıkar, hatta ayna gibi yapar.

Sonra yeryüzüne:

−‘Meyvelerini, nebatatını bitir bereketlerini getir’ denilir. O vakit, bir topluluk, cemaat tek bir nar meyvesinden yerler ve onun kabuğunda gölgelenirler. Sütler de bereketlenir. Sağmal bir devenin sütünden büyük bir kalabalık içerler, sağmal bir ineğin sütünden bir kabile içer, sağmal bir koyunun sütünden bir oymak içer. Onlar bu şekilde iken Allah-u Teâlâ tatlı bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr onların koltuk altlarından girer, her mü’min ve Müslümanın ruhunu kabzeder ve insanların en şerlileri kalır. Onlar eşeklerin ilişkiye girmesi gibi insanların gözü önünde ilişkiye girerler’ buyurdu.”

Müslim 2937/110, Tirmizi 2341

Bu kıymetli hadiste kıyametin üç büyük alametinden bahsedilmiştir: Deccal, Meryem oğlu İsa (Aleyhisselam), Ye’cuc ve Me’cuc… Aynı zamanda hadis, diğer hadislerde detaylı anlatılan birçok olayı içermektedir. İnşallah bunları anlatacağız.

Nevvas bin Sem’an (Radiyallahu Anh) hadisinde birinci kısım: Deccal’i, yapacağı işleri, ona karşı çıkan gençle arasında geçen kıssayı içermektedir.

İkinci kısım: İsa (Aleyhisselam)’ın inişini, Deccal’i öldürmesini, Ye’cuc ve Me’cuc’un zikrini içermektedir. Bu olayların tamamını tafsilatla anlatacağız inşallah.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’in tek gözü kördür. Onun yanında cennet ve ateş benzetmesi vardır. Onun cennet dediği ateşin ta kendisidir…’ buyurdu.”

Müslim 2934/104

Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

‘Deccal çıktığında kendisiyle beraber cennet ve ateş vardır. İnsanların ateş olarak gördükleri soğuk bir sudur. İnsanların su olarak gördükleri ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim ona yetişirse ateş olarak gördüğüne gitsin, çünkü o soğuk, tatlı bir sudur.’

Buhari 3264

Huzeyfe ve Ebu Mesud (Radiyallahu Anhuma) şöyle naklettiler:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Ben Deccal ile beraber olanı ondan daha iyi bilirim. Onun yanında akar iki nehir vardır. Onlardan biri dış görünüş itibarıyla beyaz bir sudur, diğeri alevlenmiş bir ateştir. Sizden biri ona yetişirse ateş olarak gördüğü nehre gelsin. Sonra başını daldırıp ondan içsin, çünkü o, soğuk bir sudur. Deccal’in sol gözü yoktur, üzerinde kalın bir perde vardır. İki gözü arasında kâfir yazılıdır. Okuması olan olmayan her Müslüman o yazıyı okur’ buyurdu.”

Müslim 2934/105

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal’in fitnesinin çok şiddetli olmasından dolayı ona yaklaşmaktan bile sakındırmış ve:

‘Kim Deccal’i duyarsa ondan uzak dursun. Allah’a yemin olsun ki, bir adam ona mü’min olduğunu sanarak gider, onun attığı şüphelerden ona tabi olur’ buyurmuştur.

Ebu Davud 4319

Deccal ve Genç Mü’min

Deccal’in askerleri Uhud dağının arkasına konaklamışken Medine’den çıkan, insanların önünde onun rab olmasını yalanlayarak ona meydan okuyan mü’min gencin zikri geçmişti.

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Deccal hakkında uzunca bahsederek:

‘Deccal kendisine haram olduğu halde Medine geçitlerine gelir. Medine yakınlarındaki bir takım çorak toprağa konaklar. O gün insanların en hayırlısı olan yahut hayırlılarından biri olan bir kimse ona çıkar.

Ona:

−Şahitlik ederim ki sen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bize bahsettiği Deccal’sin, der.

Deccal:

−Bunu öldürsem sonra da diriltsem, rabliğimden şüphe eder misiniz? der.

İnsanlar:

−Hayır, derler. Onu öldürür, sonra diriltir.

O genç:

−Allah’a yemin olsun ki, bugün senin hakkında daha fazla kanaat sahibiyim, der. Bunun üzerine Deccal onu öldürmek ister ama güç yetiremez!’ buyurdu.”

Buhari 6981

Yine Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal zuhur eder. Mü’minlerden bir adam ona doğru yönelir.

Deccal’in askerleri:

–Nereye gitmek istiyorsun? diye sorarlar.

O genç:

−Şu çıkana gidiyorum, der.

Onlar:

−Yoksa sen rabbimize iman etmiyor musun? derler.

O genç:

−Rabbimizde gizlilik yoktur, der.

Bunun üzerine:

−Onu öldürün, derler. Sonra onlardan bir kısmı diğerlerine:

−Rabbiniz kendisinin haberi olmadan birini öldürmenizi yasaklamadı mı? derler. Onu Deccal’e götürürler.

Mü’min onu gördüğü vakit:

−Ey insanlar! Bu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği Deccal’dir, der. Deccal emreder, o mü’min karnı üzere yere yatırılır. Döve döve sırtı ve karnı genişletilir.

Deccal:

−Bana iman etmiyor musun? diye sorar.

O mü’min:

−Sen çok yalancı Mesih Deccal’sin, der. Deccal emreder, o mü’min başının ortasından iki ayağının arası ayrılana kadar testere ile kesilerek ayrılır. Sonra Deccal bu iki parça arasında yürür.

Sonra:

−Kalk, der. O mü’min dikilerek eski halini alır.

Sonra Deccal:

−Bana iman etmiyor musun? diye sorar.

O mü’min:

−Senin hakkında kanaatimi artırmaktan başka bir şey yapmadım, der.

Sonra:

−Ey insanlar! Deccal bunu benden başka hiç kimseye yapamayacaktır, der. Onu kesmek için Deccal tutar, boynu ile köprücük kemiği arası bakır bir levha haline gelir. Onu elleri ve ayaklarından tutar ve onu atar. İnsanlar onu ateşe attığını sanırlar, ancak cennete atılmıştır.’

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Bu mü’min âlemlerin Rabbi katında şahadeti en yüce olandır’ buyurdu.”

Müslim 2938/113

Bu zikrettiğim hadisle Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği kısa hadis tefsir edilir ki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

‘Mesih, hedefi Medine olduğu halde doğu tarafından gelir. Nihayet Uhud dağının arkasına konaklar. Sonra melekler onun yüzünü Şam tarafına çevirirler ve orada helak olur.’

Yani İsa (Aleyhisselam), Deccal’i öldürür.

Müslim 1380/486

Deccal’in Çıktığını Gösteren İşaretler

Burada kişinin aklına şöyle bir soru gelebilir: Deccal’in çıkmasından önce yakın olduğuna işaret eden alametler var mıdır?

Cevap: Evet, vardır. Ebu Ümame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’in çıkmasından önce üç şiddetli yıl olur. İnsanlar o yıllarda şiddetli kıtlığa maruz kalırlar. Sonra ilk yıl Allah semaya emreder, sema yağmurun üçte birini hapseder tutar. Yere emreder, yer nebatının üçte birini hapseder tutar. Sonra ikinci yıl Allah semaya emreder, yağmurunun üçte ikisini tutar. Yere emreder, nebatının üçte ikisini tutar. Sonra üçüncü yıl Allah semaya emreder, yağmurunun tamamını tutar, bir damla yağmur düşmez. Yere emreder, nebatının tamamını tutar, hiç yeşillik bitmez. Allah’ın dilediği hariç, çift tırnaklı (geviş getiren) helak olmayan hiç hayvan kalmaz’ buyurdu.

Denildi ki:

−O zaman insanlar ne ile yaşarlar? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Tehlil, tekbir, tahmid onlar için yiyecek yerine geçer’ buyurdu.”

İbni Mace 4077

Tehlil; ‘La ilahe illallah’ demektir.

Tekbir; ‘Allah-u Ekber’ demektir.

Tahmid; ‘Elhamdulillah’ demektir.

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Ahlas fitnesi, insanların birbirinden kaçması, malının ve ehlinin yağma edilmesidir. Sonra bolluk fitnesi olacak. Bu fitnenin dumanı benim Ehl-i Beyt’imden, benden olduğunu iddia eden bir adamın ayaklarının altına kadar varacak, hâlbuki o benden değildir. Gerçekte benim dostlarım muttakilerdir. Sonra insanlar, eğreti düzgün olmayan, nizamsız bir adamın başına toplanacaklar.

Sonra düheyma fitnesi olacak ki bu ümmetten dokunmadığı kimse kalmayacak. Fitne bitti denildiğinde devam edip yaygınlaşacak. O fitne içerisinde, kişi mü’min olarak sabahlayacak, akşama kâfir olarak çıkacaktır. Hatta insanlar iki ayrı gruba ayrılacaklardır. Biri nifaksız iman grubu diğeri imansız nifak grubudur. Böyle olduğu zaman, o gün yahut ertesi gün Deccal’i bekleyin’ buyurdu.”

Ebu Davud 4242

Yine Deccal’in çıkış alametlerinden biri de: Muaz (Radiyallahu Anh)’ın naklettiği şu hadiste belirtilmiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Beytü’l-Makdis’in imar edilmesi Yesrib’in harap olmasına, Yesrib’in harap olması Rumlarla Müslümanlar arasında harp çıkmasına, harbin çıkması İstanbul’un fethine, İstanbul’un fethi Deccal’in çıkmasına işarettir’ buyurdu.”

Ebu Davud 4294

Yesrib; Medine’nin eski adıdır.

Beytü’l-Makdis’in imarı, Allah’ın izniyle Yahudi işgalinden kurtulmasından sonra Müslümanların eliyle olacaktır. Mukaddes topraklar, o zaman hilafet yurdu olacaktır.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu şöyle bildiriyor:

‘Ey Havale’nin oğlu! Mukaddes topraklara hilafetin indiğini görürsen; insanlara zelzeleler, düşünce ve kederler, büyük hâdiseler benim şu ellerimin senin başına olan yakınlığından daha yakındır.’

Ebu Davud 2535

Medine Ahalisinin Boşalması

Müslümanlar, Allah düşmanı Yahudi ve Hristiyanlarla savaşmak için Şam topraklarına hicret ederler. Medine ahalisi de başka bir şehri sevdiklerinden değil, sırf Allah yolunda cihad etmek için Medine’den çıkarlar. Medine’de yırtıcı hayvanlar ve kuşlardan başka kimse kalmaz. Kıyamet kopuncaya kadar böyle kalır.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Medine’yi üzerinde bulunduğu en hayırlı hali ile terk edeceksiniz! Orada yırtıcı hayvanlar ve kuşlar rızık arayacaklar’ buyurdu.”

Hâkim 2/426, 8311

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

‘Medine’yi üzerinde bulunduğu en hayırlı hali ile terk edecekler. Medine’de rızkını arayan yırtıcı hayvanlar ve kuşlardan başka kimse kalmayacak. Sonra Müzeyne kabilesinden iki çoban Medine’ye gitmek isteyip koyunlarına sayha ederek yola çıkacaklar. Bunlar da Medine’yi bomboş ve ıssız bir şekilde bulacaklar. Veda tepelerine vardıklarında yüzüstü yere düşecekler.’

Müslim 1389/499

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki o zamanda Şam (daki savaş)a katılmayan hiçbir mü’min kalmaz!’ buyurdu.”

Hâkim 4/457, 8413

Mesih Deccal’in Öldürülmesi

Deccal’in öldürülmesi, Nevvas (Radiyallahu Anh) hadisinde geldiği gibi Allah’ın Nebisi İsa (Aleyhisselam)’ın eliyle gerçekleşecektir. Medine geçitlerine geldiği vakit melekler onun yüzünü Şam’a çevirdiklerinde orada helak olur. Allah’ın, Müslümanlara iade ettiği Filistin topraklarının doğusunda Lüdd kapısı yanında helak olacaktır.

Kitap Ehli Yanında Deccal

İsrail oğulları, İsa (Aleyhisselam)’ı yalanlayıp Nebiliğini inkâr ettiklerinden beri Mesihleri olan Deccal’i beklemektedirler. Onların iddiasına göre, Deccal onlara kuvvetlerini ve kutsal topraklara hükümranlıklarını iade edecektir. Böyle olunca da tüm milletler İsrail oğullarına boyun eğecektir.

Onların bu şahıs hakkında anlattıkları çok değişik ve zıt ifadelerdir. Bu da zaten Yahudi ve Hristiyanların dinlerinin tabiatıdır. Bazıları Deccal’i, hahamların hikâyelerinde, efsane ve kahramanlık kitaplarında geçen efsanevî bir kişilik olarak algılar.

Ehl-i kitabın dininin devamlı bir değişim ve başkalaşım içinde olmasından dolayı bazıları doğruluk çizgisinden saparak şöyle demişlerdir: ‘Deccal bir rumuzdur. Hristiyanlığa düşmanlık eden herkes deccaldir.’ Bazıları iyice karıştırmış, daha da ileri giderek örneğin Humeyni’yi Deccal diye sıfatlamıştır.

Onların Deccaller listesi bazı Arap liderleri ve Hristiyan şahsiyetleri içermektedir. Bazıları papalardan birinin Deccal olduğunu iddia etmektedir. Bu sapıkların hevasına uymayan herkes, kendi kitaplarınca Deccal diye adlandırılmıştır.

Nebiler, Deccal’i kavimlerine anlatmışlardır. Biz kesin olarak biliyoruz ki, Musa (Aleyhisselam) da, İsrail oğullarına gönderilen diğer Nebiler de kavimlerine Deccal’i ve fitnesini anlatmışlardır.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

‘Kavmini Deccal’den sakındırmayan hiçbir Nebi yoktur. Nuh da ondan sonraki Nebiler de kavimlerini sakındırmışlardır.’

Bazı Yahudi kitapları, Deccal’in kendilerinden olduğunu, anne ve babasının Yahudi olduğunu söylemişlerdir. Wilhem Bousset kitabında şöyle demiştir:

“Muhtemeldir ki, Mesih Deccal İran topraklarında doğu bölgelerinde çıkabilir, çünkü orada İbrani ırkına yakın bir kabile bulunmaktadır.”

Wilhem Bousset The Antichrist Legend 1982

İsa (Aleyhisselam)’ın nüzulü konusunda söze başlamadan önce Abdullah oğlu Muhammed Mehdî hakkında konuşmamız uygundur.

Çünkü Mehdî (Aleyhisselam)’ın gelmesi, İsa (Aleyhisselam)’ın nüzulünden öncedir. İslam ümmetine adalet ve ihsanla komutanlık yapacaktır. Allah’ın dinini ikame edecektir. Yeryüzü zulmet ve zulümle dolduktan sonra raşid halifeliği geri getirecektir. İsa (Aleyhisselam) onun arkasında namaz kılacaktır. Mehdî (Aleyhisselam), insanlara, malı hesap etmeden dağıtacaktır.


Mehdi Hadisleri (Hz. Peygamberin geleceğe yönelik hadisleri) Deccal Mehdi Hadisleri


Hz. Peygamberin geleceğe yönelik hadislerinden bir kısmı deccal ve mehdi ile ilgilidir. Deccal, İslama zarar verecek dehşeti bir kişi, mehdi ise deccala karşı mücadele edecek büyük bir âlimdir.

Resulullah'ın deccalla ilgili haberlerinden bir kısmı şöyle:

-"Sizi ondan sakındırırım. Hiçbir peygamber yoktur ki, kavmini ondan sakındırmış olmasın. Ben size, hiçbir peygamberin onun hakkında demediği bir şeyi söylüyorum: Onun bir gözü kördür.” (Müslim, Fiten, 95)

Yani, maddiyatı görür, maneviyatı görmez. Sistemi de sırf dünyaya yöneliktir.

-"Alnının ortasında K-F-R "kâfir" yazılıdır. Her ehl-i iman onu okur." (Müslim, Fiten, 103) İbn-i Mace'de geçen şekliyle "okuması olan ve olmayan herkes o yazıyı okur." (İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4077) Yani onun küfrü, iman nuruyla bilinir. Alnındaki "kâfir" yazısı bildiğimiz harflerle olmayıp, küfür alameti şeyleri taşımasından kinayedir.

-"Onun çocuğu olmayacak, Mekke ve Medine'ye giremeyecek." (Müslim, Fiten, 91)

-"Onun bir suyu ve ateşi olacak. İnsanların su olarak gördükleri yakıcı bir ateştir. Ateş olarak gördükleri ise, soğuk tatlı bir sudur. Sizden her kim ona yetişirse, ateş olarak gördüğüne talib olsun. Çünkü o, temiz- tatlı bir sudur." (Müslim, Fiten, 107)

Şu hadis-i şerif ise, deccal fitnesinin büyüklüğünü göstermektedir:

"Hz. Âdem’in yaratılışından kıyamet kopuncaya kadar deccaldan daha büyük bir fitne yoktur." (Müslim, Fiten, 126)

-"Rasulullah, deccaldan bahseder. Sorarlar: Ya Rasulallah, yeryüzünde ne kadar kalacak? Der: Kırk gün. Bir günü bir sene gibidir. Bir günü bir ay gibidir. Bir günü bir hafta gibidir. Diğer günleri sizin günleriniz gibidir.
Derler: "Ya Rasulallah. bir sene gibi olan günde bir günlük namaz yeterli midir? Rasulullah cevap verir: Hayır, takdir edersiniz." (Tirmizi, Fiten,59)

Bediüzzaman, bu rivayetin iki te'vilini yapar:

1- Büyük deccal, kuzey kutbu tarafında çıkacaktır. Çünkü burada bütün sene bir gece, bir gündüzdür. Daha sonra bir ay, güneşin batmadığı, derken bir hafta batmadığı yerlere gelinir. Demek büyük deccal, kuzeyden çıkıp diğer yerlere yayılacağına bir işarettir.

2- Hem büyük deccalın, hem İslam deccalının üç istibdad dönemleri olacak. Bir dönemlerinde öyle büyük icraat yapacaklar ki, üçyüz senede yapılmaz. İkinci devrede bir senede, otuz yılda yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü devresi, bir senede yaptığı değişiklikler on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi ise, normal hale gelir, bir şey yapamaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır. (Şualar, s. 586-587)

Şu hadis ise, deccalın münafıkane iş göreceğini bildirir:

"Kim deccalı duysa ondan yüz çevirsin. Vallahi, kişi onu mü'min zannederek ona tabi olur. Sevk ettiği şüpheli şeylerin ardına düşer." (Ebu Davud, Melahim, Hadis No: 4319)

Deccala karşı Mehdi mücadele edecektir. Mehdi Al-i Beyt'ten olacak, Allah onu bir gecede ıslah edecektir. (İbnu Mace, Fiten, Hadis No:4085) Zamanında ümmet bolluk içinde yaşayacaktır. (İbnu Mace, Fiten, Hadis No:4083)

Hz. Peygamberinin bu konuda talimatı şudur: “Onu gördüğünüzde, buz üzerinde sürünerek de olsa, gidip ona biat edin. Çünkü o, Allah'ın halifesi olan Mehdidir.” (İbnu Mace, Fiten, Hadis No:4084)

Mehdiyle ilgili olarak Bediüzzaman'ın şöyle bir hatırası nakledilir:
Sürgünde iken saf gönüllü bir zat "Hocam, der. Merak etmeyin, mehdi gelecek, herşeyi düzeltecek." Bediüzzamanın cevabı anlamlıdır: "Mehdi geldiğinde seni vazife başında bulsun."

Yani, mehdiyet meselesi müslümanları tembelliğe itmemelidir. Mehdi geldiğinde elinde sihirli değnekle bir anda ortalığı süt liman yapacak değildir. En büyük insan ve en büyük peygamber olan Hz. Muhammed'e (asm) verilmeyen bir imtiyaz, O'nun ümmetinden olan bir zata verilecek değildir. Fakat nasıl ki, Hz. Peygamber gelmiştir, ashabını yetiştirmiş, onlar vasıtasıyla İslamı dört bir tarafa yaymıştır. Öyle de, mehdi dahi geldiğinde, yetiştirdiği cemaatle büyük İslami hizmetlere vesile olacaktır.

Hadislerde, deccal ve deccallardan bahsedilmesi, böyle münafık tiplerden ehl-i imanın sakınması için; mehdiden bahsedilmesi ise, ehl-i imanı ümitsizlikten kurtarmak içindir.