21 Ağustos 2016 Pazar

Deccali Tanımak




Deccal farklı bir insandır, dikkat çekici icraatlara sahiptir. Onu iyi tanıyabilmek için icraatını bilmek gerekir.

Bunların en önemlilerini belirtelim.

a. Tanrılık davasında bulunması

Bilindiği gibi tarihte Nemrut, Firavun gibi ellerindeki güç ve kuvvete dayanıp ilahlık davasında bulunan bir kısım kimselere rastlanmıştır. Deccal da aynı kafiledendir. Fatiha'da zikredilen dallin, yani yolunu sapıtmışlar gürûhundan.

İşte hadis-i şeriflerde Deccalın bu özelliğine dikkat çekilerek tanrılık davasında bulunacağı bildirilmiştir.(1)

Bu gerçek diğer bir hadis-i şerifte de şöyle anlatılır:

"Deccal ne zaman çıkarsa muhakkak kendisinin ilah olduğunu iddia eder. Her kim ona iman eder, onu tasdik eder ve ona iltihak ederse, onun geçmişteki amelleri artık kendisine fayda vermez. Her kim Deccalı inkar eder, onu yalancı kabul ederse o da geçmişteki kötü amellerinden dolayı ceza görecek değildir."(2)


Deccalı kafir-i mutlak oluşu bu yola iter. Gasbla, hile ile elde ettiği saltanatı ve iktidarına dayanarak tanrılık davasında bulunmakta tereddüt etmez.

Bediüzzaman, "ahirzamanda Deccal gibi bir kısım şahıslar, ulûhiyet dava edecekler ve kendilerine secde ettirecekler"(3) şeklindeki rivayeti izah ederken şunları söylemektedir:

"Nasıl ki padişahı inkar eden bir bedevi kumandan, kendinde ve başka kumandanlarda, hakimiyetleri nisbetinde birer küçük padişahlık tasavvur eder. Aynen öyle de: tabiuyyun ve maddiyyun (tabiatçılar ve maddeciler) mezhebinin başına geçen o eşhas, kuvvetleri nisbetinde kendilerinde bir nevi rubûbiyet tahayyül ederler ve raiyetini, kendi kuvveti için kendilerine ve heykellerin serfürû ettirirler, başlarını rükûa getirirler"4 demektir.

Doğup büyüyen, yiyip içen, çocuk sahibi olan, hastalanan ve sonuçta ölen aciz yaratıkların nasıl tanrılığa kalkıştıklarını anladık. Peki, bunlar nasıl tanrı edinilebilirler? İnsan bu derece nasıl düşebilir?

Bu sorunun cevabını Kur'an'da bulabiliriz. Kur'an, bize, bu tip tanrılık davasında bulunanların şablonunu vermekte, geçmiş devirlerde firavunların, nemrutların olduğu gibi her devirde böyle ilahlık iddiasında bulunabilecek kimselere işaret etmektedir. Bakara Sûresinin 165. ayetinde şöyle buyurulmaktadır:

"İnsanlardan kimi Allah'tan başka şeyleri Ona eş tutuyorlar da onları Allah'ı sever gibi seviyorlar."


Merhum Elmalılı ayete şu tefsiri getiriyor:

"...Onları, Allah'ı sever gibi severler. Onların emirlerine, yasaklarına, arzularına itaat ederler de Allah'a isyan içinde bulunurlar. Şüphe yok ki böyle yapmak, gerek Allah'ı inkar ederek olsun ve gerekse ilahlık manasında onları Allah'a ortak yapmaktır."

Elmalılı bunların bir kısmının nemrutlara, firavunlara yapıldığı gibi şirki açıktan yaptıklarını, bazılarının da açığa vurmadan yaptıklarını belirtir ve bu ikinci kısmı şöyle açıklar:

"Onları Allah'ı sever gibi severler, onları nimet sahibi olarak tanırlar. Onların sevgisini hareketlerinin başı kabul ederler. Allah'a yapılacak şeyleri onlara yaparlar. Allah rızasını düşünmeden onların rızasını elde etmeye çalışırlar. Allah'a isyan olan şeylerde bile onlara itaat ederler.

Bu ayet bize gösteriyor ki, ilahlık davasında son derece sevgi, bir esastır. Ve mabûd, en yüksek seviyede sevilen şeydir. Böyle son derecede sevilen şeyler ne olursa olsun mabûd edinilmiş olur. Sevginin hükmü ise itaattir. Bunun için mabûda son derece itaat edilir. Her insanın tuttuğu yolda hareket başlangıcı onun mabûdudur. İnsanlar böyle sevgiyle mabûd mertebesi verilerek Allah'a denk tutulan şeyler o kadar çeşitlidir ki, bir taştan, bir maden parçasından, bir ottan, bir ağaçtan tutun da gök cisimlerine, ruhlara, meleklere kadar çıkar.

... Değerli tefsirciler, benzer manasına gelen "endad"ı 'Allah'a isyanda itaat ettikleri liderleri, başkanları ve büyükleri" diye açıklamışlardır. Bu zamirin, tağlip yoluyla diğer putları da kapsamına alması takdirinde bile bu mana açıktır.

Gerçekten servet, büyüklük, kuvvet, makam, itibar, güzellik gibi herhangi bir ümide sebep sayılan dilberler, kahramanlar, hükümdarlar gibi insanları, Allah gibi seven ve onlar uğrunda herşeyi göze alan nice kimseler vardır ki bu şirk konusunun putperestlik esasını, insanlığı en büyük yarasını teşkil eder."(5)

b. Peygamberliğe kalkışması

Deccal, Allah'ı inkar eder ve kendini Onun yerine kor. Peygamberi inkar eder, kendini onun yerine kor. Kendinden daha kutsal birşey yoktur onun dünyasında. "Ben size benden önce hiçbir peygamberin anlatmadığı bir özelliğini anlatacağım" buyuran Allah Resûlü, Deccalın bu özelliğini de dikkatlerimize sunmuştur: "İlk olarak o, "Ben peygamberim" der. Fakat benden sonra peygamber gelmeyecektir. İkinci olarak da "Ben Rabbinizim" der. Halbuki Rabbinizi ölünceye kadar görmeyeceksiniz."(6)

c. Hile ve aldatmayla iş görmesi

Mevlana, Mesnevi'sinde Hıristiyanları öldüren bir Yahudi kralın hilekar ve inançsız vezirinden bahseder. Vezir birgün krala kulağını, burnunu kesmesini ve yanından uzaklaştırmasını ister. Ta ki Hıristiyanlar arasına fitne soksun. Onlara şöyle diyeceğini söyler: "Ben gizliden mü'mindim. Kral benim bu halimi öğrendiği için bana bu işkenceyi reva gördü."

Kral münafık vezirine, istediklerini aynen yapar. Onun bu halini gören binlerce Hıristiyan etrafında halkalanır. Halbuki adam görünüşte vaiz, içten tuzaktır. Halk kalben ona yönelir, onu bağırlarına basar ve onu İsa'nın (a.s.) vekili zannederler. Mevlana "Oysa" der, "Bu kör ve mel'ûn deccaldır."(7)

Bu hikaye, Deccalın münafıkane icraatını çok güzel temsil eder. Bir hadis-i şerifte, "Deccalın meçhûl (gaib) bir şer"(8) olduğundan bahsedilir ki, bu İslam Deccalının apaçık herkesin anlayabileceği tarzda hareket etmeyeceğini, münafıkane davranacağını gösterir.

Bir gece rüyasında Resûlullah, Deccalı tavaf ederken görmüştü. Bu onun başlangıçta dindar bir görünüm sergileyeceğini göstermektedir.(9)

İbni Hacer onun hilekarlığından söz ederken, "Deccal önce iman ve iyilik iddiasıyla çıkar, sonra peygamberlik, daha sonra da tanrılık davasında bulunur"(10) der.

Süfyanın, başlangıçta İslamı, Peygamberimizi öven sözler söyler. Onun en çok beğendiği ve takdir ettiği, çok defa kendisinden övgüyle bahsettiği bir kimse de Hz. ömer'dir.(11)

Deccal inançsızlığı esas aldığı, inançsızlık da her türlü kötülüğün menbaı olduğu için ondan iyi şeyler beklemek hayal olur. Ancak Süfyan münafıkane iş gördüğü için herkes onun asıl niyetini bilemez, hilekarlıkla birkısım iyilikleri kendine mal ettiği için gerçek niyetini gizlemeyi iyi başarır, birçokları da onu kahraman zanneder.

d. Tahripkarlığı

Deccalın özelliklerinden biri de tahripçi olmasıdır. O sadece inançları tahrip etmekle kalmaz, ibadethaneleri de yıkar. Bu noktada şöyle bir rivayet vardır:

"'Ciğerlerini yiyenlerin oğlu' olan Süfyani kuru bir vadiden çıkar. Kelb Kabilesinden abus çehreli, sert kalbli adamlardan kurulu bir ordu düzenler ve bunlar her tarafa zulmederler. O; medrese ve mescidleri yıkar, rükû ve secdeye giden herkesi cezalandırır. Zulüm, fesad ve fısk çıkarır. alim ve zahidleri katleder, pek çok şehri de işgal eder. Kan akıtmayı helal kılarak al-i Muhammed'e düşman kesilir. Kendi zulüm ve keyfine karşı geleni öldürtür."(12)


Büyük bir maneviyat kutbu olan Muhyiddin Arabi (öl. 1240), Deccalın tahripleri arasında, kelamcıların değişmez gördüğü ve peygamberliğin tanınması için koyduğu prensipleri bozmasını da sayar.(13)

Rivayetlerde Deccalın evlere kadar girip çocukları esir aldığından da söz edilir. "Deccal, evlerinize girmiş, çocuklarınızı esir almıştır" diye bir ses duyulacağı,(14) belirtilir. Dün için bu hadis-i Şerifi anlamak güçtü. Ama teknolojik gelişmelerin arttığı günümüzde bunu daha rahat anlayabiliyoruz. Televizyonlarda gösterilen dine, ahlaka, kültürel değerlere hücum etmekte olan programları seyreden, gerekli dini duygu ve manevi eğitimi almayan gençlerin, çoluk çocuğun televizyonlara esir düştüğü, bunların etkisi altında kaldığı bir hakikat değil mi? Yani Deccal radyo, televizyon gibi teknolojik cihazların geliştiği bir zamanda gelip bunları maksadına alet edecek, yeni yetişen nesilleri manen esareti altına alacaktır.

e. Fitne ve fesadı körüklemesi

Her iki Deccal da meşrû düzeni bozarak fitne ve fesadı körüklerler. Şualar'da belirtildiğine göre, Şeytanı dinleyen büyük Deccal, Hıristiyanlığın hükümlerini kaldırıp, sosyal düzeni sağlayan bağları bozup anarşistliğe, Ye'cüc ve Me'cüce zemin hazırlar.

İslam Deccalı Süfyan da, "Şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) ebedi bir kısım ahkamını nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmağa çalışarak, hayat-ı beşeriyenin maddi ve manevi rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer, hevasat-ı müteaffine (kokuşmuş hevesler) bataklığında birbirine saldırmak için cebri bir serbestiyet ve ayn-ı istibdat bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zabt altına alınamaz."(15)

çünkü, "Kalb-i insaniden hürmet ve merhamet çıksa; akıl ve zekavet o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir, daha siyasetle idare edilmez. Ve anarşistlik fikrinin tam yeri ise, hem mazlum kalabalıklı, hem medeniyette ve hakimiyette geri kalan çapulcu kabileler olacak."(16)

Her iki Deccala da Mesih denilmesinin bir sebebi de, yukarıda da görüldüğü gibi biri Hıristiyanlığın, diğeri de İslamiyetin hükümlerini değiştirmeleri, kaldırmalarıdır. Bir hadis-i şerifte onların bu özelliğine dikkat çekilerek şöyle buyurulmuştur: "Onlar sizde olmayan adetleri getirirler. Dininizi ve adetlerinizi o yabancı adetlerle değiştirirler. Bunları gördüğünüzde onlardan sakının ve onlara düşman olun." (17)

f. İhtilaflardan yararlanması

Rivayetlerden, fitne ve nifakla iş görmek ve bu yolda her desiseye başvurmak, vazgeçilmez özellikleri arasında yer alan Deccalın ihtilaflardan yararlanacağını da öğreniyoruz. Ehl-i imanın ihtilafı onun arayıp da bulamayacağı büyük bir fırsattır. Evet, ehl-i imanın mücadele ve bölünmeleri az bir kuvvetle mağlûp edilmelerini sağlar.

Hadis-i şerifin bildirdiği gibi, o günlerde araları bozuk olan(18) mü'minler Deccalın hedefi olmaktan kurtulamazlar.

Bundan ilk payı, hiç şüphesiz bu birliği sağlamakla görevli olan ulema alacaktır. Bir hadis-i şerifte, "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onda, ulema, köpekler öldürülür gibi öldürülür. Keşke o zaman ulema birlik olsaydı"(19) buyurularak bu acı tablo gözler önüne serilir.

Bu da gösteriyor ki, Deccal, halka öncülük mevkiinde olan ulemanın vazifelerini gerektiği gibi yapmayıp ihtilafa düşmeleri, birbirleriyle boğuşmalarından istifade etmektedir. Oysa dinin emirlerini tebliğle görevli ulemaya yakışan birlik ve beraberlik içinde olmalarıydı.

Aslında ihtilaflar her devirde ve her seviyede ehl-i imanın başına büyük gaileler açmıştır. Bediüzzaman Hazretleri müşahedelerine dayanarak bu ihtilafların nelere mal olduğunu bir eserinde şöyle anlatır:

"Ben kendim mükerreren müşahede ettim ki: Yüzde on ehl-i fesat, yüzde doksan ehl-i salahı mağlup ediyordu. Hayretle merak ettim, tetkik ederek kat'iyyen anladım ki: O galebe kuvvetten, kudretten gelmiyor, belki fesattan ve alçaklıktan ve tahripten ve ehl-i hakkın ihtilafından istifade etmesinden ve içlerine ihtilaf atmaktan ve zaif damarları tutmaktan ve aşılamaktan ve hissiyat-ı nefsaniyeyi ve ağraz-ı şahsiyeyi tahrik etmekten ve insanın mahiyetinde muzır madenler hükmünde bulunan fena istidatları işlettirmekten ve şan ve şeref namıyla riyakarane nefsin firavuniyetini okşamaktan ve vicdansızca tahribatlarından herkes korkmasından geliyor. Ve o misillü şeytani desiseler vasıtasıyla muvakkaten ehl-i hakka galebe ederler."(20)

Aslında şu ayet-i kerime, ehl-i imanı, böylesi acı tecrübeleri yaşamamaları için ne güzel uyarmaktadır:

"İnkar edenler birbirinin dostudur. Eğer size emredileni yerine getirip mü'mini dost, kafiri düşman bilmezseniz, yeryüzünde fitne çıkar ve pek büyük bir fesat meydana gelir."(21)


Dostluğun gereği ittifakken, ihtilafa gidilirse olacağı budur.

En küçük fırsatı dahi ganimet bilen Deccal da elbet bundan yararlanacaktır. Mektûbat'ta anlatıldığı gibi, "ahirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zendeka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları (muzır ve müthiş şahısları), İslamın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev-i beşeri hercü merc eder ve koca alem-i İslamı esaret altına alır."(22)

Bu gerçeği dile getiren Bediüzzaman, ehl-i imana şu ikazı yapma ihtiyacını da hisseder:

"Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız. İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı, 'Ancak inananlar kardeştir'(23) kal'a-i kudsiyesi içerisine giriniz, tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malûmdur ki iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda, iki dağ birbirine karşı müvazenede bulunsa, bir küçük taş müvazenelerini bozup, onlarla oynayabilir. Birini yukarı, birini aşağı indirir.

“İşte ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husûmetkarane tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner. Az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimayenizle alakanız varsa, ‘Mü'min mü'min için sağlam bir binanın birbirine kuvvet veren taşları gibidir'(24) düstur-u aliyeyi, düstûr-u hayat yapınız. Sefalet-i dünyeviyeden ve şekàvet-i uhreviyeden kurtulunuz."(25)

g. Sıkıntı çektirmesi

Herşeyin ters yüz edildiği bir zamandır ahirzaman. Başlar üzerinde tutulması gereken mü'minin de böyle bir zamanda sıkıntılara maruz kalması kadar tabii bir şey olamaz.

Rivayetlerden öğrendiğimize göre, o günlerde inancının gereğini yaşamaya çalışan mü'min, dinini yaşamada elde kor tutar gibi(26) zorluklar çeker. İdarecilerin şiddetli belalarına maruz kalır. O kadar ki yer onlara dar gelir.(27) Zaman olur zindanları mekan eylerler.

Dört bir yanı ölüm, açlık, fitne ve bid'alar istila eder.(28)

Evet, onun zamanında açlık baş gösterir. Halkı açlık ve susuzluğu maruz bırakır Deccal. Sadece kendisinde yiyecek ve içecek bulundurur. İnsanlara bundan yedirir ve içirir. Ondan yiyip içenler artık kurtuluşa eremezler.(29)

Deccala Tabi Olmak, Destek Vermek

Deccalın tabileri çoktur. Kendisine birçok kimse iltihak eder.(30) Bunların çoğunluğunu münafıklar, Yahudiler ve birkısım kadınlar teşkil eder. Kadın erkek nice münafık ve birçok kadın ona tabi olur. Onun için bazı kişilerin kızını, kızkardeşini, yakın kadın akrabalarını ona tabi olur korkusuyla eve bağladıkları rivayet edilir.(31)

Yahudilerin desteği

Deccal en büyük desteği Yahudilerden alır. Ekseriyetle ona uyanlar Yahudilerdir.(32)

Bu Yahudilerin dedeleri, daha Asr-ı Saadetteyken, Resûlullaha (a.s.m.) gelip, "Deccal ahirzamanda bizden çıkacaktır"(33) diyerek övünmemişler miydi? Elbette o nesil, Deccal çıktığında da onu tanımakta gecikmeyecek, hemen destek vereceklerdir.

Bir hadis-i şeriften, Isfahan Yahudilerinden üzerlerinde [eşrafın giyindiği> yeşil şallar bulunan yetmiş bin Yahudinin Deccalın peşinden gideceği bildirilmektedir.(34)

Arapçadaki yedi, yetmiş gibi kelimelerin çokluğu ifade ettiğini, bundan kastın da birçok Yahudinin ona destek vereceğini anlamamız gerekir.

Büyük Deccalın sisteminin fikir babalığını yapan Marks, komünizmi belli hedeflere sevk eden Lenin, son darbeyi indiren Troçki ve onu uygulamaya koyan Stalin Yahudi kökenliydiler.

Muhammed Gazali, Yahudilerin yine Yahudi olan, haktan sapan ve Yahudilerin vicdanını temsil eden Deccalın etrafında toplanarak hakimiyet kurmak için mücadele vereceklerini söyler.

Geçmişten günümüze bir kısım meşhur Yahudileri Deccalın yardımcıları olarak gören Mısırlı yazar Said Eyyüb ise siyonizmi, Deccalın bir halkası olarak değerlendirir. Ona göre toplumda ekmek, şehvet ve korku gibi üç mücadele tipini başlatan Yahudiler Deccallık yapmaktadırlar.(35)

Bediüzzaman ise "Deccalın mühim bir kuvvetinin Yahudiler olduğu ve Yahudilerin severek ona tabi olacakları”(36) şeklindeki rivayetin bir tevilinin şöyle çıktığını anlatır:

"Allahü a'lem, diyebiliriz ki, bu rivayetin bir parça tevili Rusya'da çıkmış. çünkü, her hükümetin zulmünü gören Yahudiler, Almanya memleketinde kesretle toplanıp intikamlarını almak için, Komünist Komitesinin tesisinde mühim bir rol ile Yahudi milletinden olan Troçki namında dehşetli bir adamı, Rusya'nın başkumandanlığına ve terbiyegerdeleri olan meşhur Lenin'den sonra Rus hükümetinin başına geçirerek Rusya'nın başını patlatıp bin senelik mahsûlatını yaktırdılar. Büyük Deccalın komitesini ve bir kısım icraatlarını gösterdiler. Ve sair hükümetlerde dahi ehemmiyetli sarsıntılar verip karıştırdılar."(37)


Ayrıca her iki Deccal da, İslam ve Hıristiyanlığa şiddetli bir intikam besleyen gizli bir Yahudi komitesinin, İslam Deccalı da masonların komitelerini aldatıp desteklerini alırlar.(38)

Deccalın Kur'an'da da bahsedilen fesat grubu Ye'cüc ve Me'cücla da irtibatı vardır.(39) Deccalın en büyük yardımcılarından biri de hiç şüphesiz bu anarşist gruptur.

Şuursuz ehl-i imanın da, onun bir kısım iyiliklerini büyütüp, dağlar gibi kötülüklerini görmezden gelerek Deccala taraftar olacaklarını da burada belirtelim. Kastamonu Lahikası'nda belirtildiğine göre, bu tip ehl-i iman, fevkalade safderûnlukları sebebiyle dehşetli canileri alicenabane affedebilmektedirler. Binlerce kötülük işleyen ve binlerce maddi ve manevi hukuku mahveden bu adamdan birtek iyilik görseler, ona bir nevi taraftar çıkarlar. Bundan dolayı azın azı durumundaki ehl-i dalalet ve tuğyan; safdil taraftarlar ile ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatası neticesinde meydana gelen umumi musibetin devamına, hatta şiddetlenmesine kader-i İlahiyeye fetva verdirir; biz buna müstehakız derler. İnsan ancak kendine karşı işlenen bir cinayeti alicenabane affedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var. Yoksa başkalarının hukukunu çiğneyen canilere afüvkarane bakmaya hakkı yoktur, zulme ortak olmuş olur.(40)

Deccalın güç yetiremeyeceği topluluk

Müslim'de yer alan bir hadiste, Deccal'ın şerrinden korunduğu bir kavimden söz edilir. İsa Aleyhisselamın onlara teberrük ve ikramda bulunacağı belirtilir. Cenab-ı Hakkın, Hz. İsa'ya vahyettiğine göre, hiç kimse onlarla savaşmaya güç, kuvvet yetiremeyecektir.(41)

Bu hadis, son grubu, Mesih Deccalla savaşacak,(42) Kıyamete kadar hak için cihad etmeye devam edecek olan ve muhalefet edip düşmanlık edenlerin bir zarar veremeyeceği(43) rivayetleriyle uygunluk arz etmektedir.

1. Şarani, Muhtasaru Tezkireti'l-Kurtubi Tercümesi, s. 485.
2. A.g.e.
3. Müsned, 3:211; Kenzü'l-Ummal, 14:310; 14:312.
4. Nursi, Şualar, s. 503.
5. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili (İstanbul: Feza Yayıncılık A.Ş.), 1:472.
6. İbni Mace, Kitabü'l-fiten: 36; Ebû Davud, Kitabü'l-Melahim (4:117).
7. Mevlana, Celaleddin-i Rumi, Mesnevi (Beyrut: 1386/1966), I:104.
8. Bekir Sadak, Tac Tercümesi, (İstanbul: Eser Yayınları, 1968), 5:631.
9. Said Eyyub, el-Mesihü'd-Deccal (Kahire: 1410/1985), s. 124.
10. el-Askalani, Fethu'l-Bari, 13:79.
11. Nursi, Şualar, s. 514.
12. el-Bürhan, s. 37.
13. Muhyiddin Arabi. el-Fütûhatü'l-Mekkiyye, I-XII (Kahire: 1392/1972), 2:168.
14. el-Bürhan, s. 73.
15. Nursi, A.g.e., s. 512.
16. A.g.e., s. 508.
17. Ramûzü'l-Ehadis, 1:121.
18. Hakim, Müstedrek: 4:529-530.
19. Ramûzü'l-Ehadis, H. 503.
20. Nursi, Lem'alar, s. 78.
21. Enfal Sûresi, 73.
22. Mektûbat, s. 260.
23. Hucurat Sûresi: 10.
24. Buhari, Salat: 88; Müslim, Birr: 65; Tirmizi, Birr: 18; Nesei, Zekat:67.
25. Nursi, Mektûbat, s. 261.
26. Tirmizi, Fiten: 73.
27. el-Bürhan, s. 12.
28. el-Bürhan, s. 66.
29. Abdülkerim el-Cili, el-İnsanü'l-Kamil, I-II (Kahire: 1402/1981), 2:81, 82.
30. et-Tebrizi, Veliyüddin Muhammed bin Abdillahel-Hatibi'l-ömeri, Mişkatü'l-Mesabih, (Dımaşk: 1382/1962), 3: 38.2
31. Müsned, 2:67.
32. Müslim, 11:362.
33. Elmalılı, A.g.e., VI:4172-4173.
34. Müslim, Kitabü'l-Fiten: 124.
35. Sarıtoprak, A.g.e., s. 121.
36. Müslim, Fiten: 124; Müsned, 3:224, 292, 4:216-217; Kenzü'l-Ummal, 14:582, 618.
37. Nursi, Şualar, s. 507.
38. Nursi, A.g.e., s. 513.
39. Ebû Davud, Melahim: 14; Tirmizi, Fiten: 57-59.
40. Nursi, Kastamonu Lahikası, s. 25.
41. Müslim, s. 110.
42. Ebû Davud, Cihad: 4.
43. Buhari, İ'tisam: 10; İbni Mace, Mukaddime: 1