5 Ekim 2016 Çarşamba

Şeytan'ın Mührü (Obeliks - Dikili Taşlar) Dikili Taşların Sırrı Nedir


Şeytan'ın Mührü (Obeliks - Dikili Taşlar) Dikili Taşların Sırrı Nedir

Dikilitaş (Obeliks) yüksek, daire veya dört kenarlı tepeye doğru incelen taştan anıttır. Çoğu kez belirli bir kişiyi ya da olayı anmak için yapılır. Antik dikilitaşlar tek bir taştan oluşurdu. Dikilitaşlar antik Mısır mimarisinin önemli bir bölümünü oluşturur ve güneş tanrısı Ra’yı sembolize ederdi. Günümüze ulaşabilmiş bilinen 27 antik Mısır dikilitaşı vardır. Romalılar dikilitaşlara büyük bir ilgi duymuşlardır. Bugün Roma’da, Mısır’da kalanlardan daha fazla dikilitaş dikilidir. Aslında bunların çoğu Roma döneminin bitişiyle yıkılmış (devrilmiş) daha sonra farklı yerlerde yeniden dikilmişlerdir. Roma dışındaki en ünlü dikilitaşlar Londra ve New York City’de bulunan ve Kleopatra’nın İğneleri olarak anılan bir çift dikilitaştır.

Evliya Çelebi İstanbul’un her türlü felaketten korunması için, şehrin farklı yerlerine, değişik tılsım mahiyetinde taşların dikilmiş olduğundan sözeder. Çelebi, bu tılsımların çoğunun “ses çıkarmak veya çığlık atmak” suretiyle istenilen etkiyi oluşturduklarından bahseder. Sultanahmet Meydanı’nında Dikilitaş, Yılanlı Sütun ve Örme Sütun yer alır. Üzerinde Mısır Tanrılarından Amun-Ra ve Horus anılmakta ve Thutmosis’in yüceliğinden bahsedilmektedir. Dikilitaş, Bizans dönemi boyunca uzun yıllar Hipodrom’da meydana gelen çeşitli politik olaylara, araba yarışlarına, ayaklanma ve cinayetlere tanık olmuştur. Türklerin dönemi boyunca, taş yabancıların ilgisini çekmiş, resimler ve gravürlere konu olmuştur. Osmanlı döneminde de Hipodrom’da taş çevresinde birçok olay olmuş ve toprak yükselerek kaidenin alt kısmı gömülmüştür.

Masonların önem verdikleri sembollerden biri de, Eski Mısır mimarisinin öğelerinden olan dikili taşlar. Obelisk – tepesi piramit şeklinde olan dik ve uzun bir sütundur. Bu anıtlar içinde yer alan ve Dikilitaş (Obeliks) olarak bilinen sütun İstanbul’da yer alan en eski anıttır. MÖ. 1479-1425 tarihleri arasında hüküm süren Firavun III. Thutmosis tarafından iktidarının 30. yılı nedeniyle Karnak’ta bulunan tapınağın önünü diktirilen ve firavunun zaferlerini anlatan bu anıt, kırmızı Asuan granitinden yapılmış olup, orijinal yüksekliğinin 31.59 metre olduğu bilinmektedir.



Dikilitaş ilk olarak Mısır firavunu III. Tutmosis tarafından MÖ 15. yüzyılda yaptırılmış ve Karnak tapınağının yedinci pilonunun güneyine dikilmişti. Roma imparatoru II. Constantius MS 357 yılında dikilitaşı Nil ırmağı üzerinden İskenderiye şehrine getirtti. Daha sonra, MS 390 yılında imparator I. Theodosius dikilitaşı gemi ile İstanbul’a getirterek Hipodrom’da şimdiki yerine diktirdi. Efsaneye göre Dikilitaş’ın dibinde; altın suyuna batırılmış, tunçtan, tılsımlı bir adam heykeli vardı. Tacirler parayı, ‘Adil’ adını verdikleri bu heykelin avucuna sayarlar ve bu tılsımlı heykelin avuçları kapandığı zaman, alınan mal için belirlenen fiyatın adil olduğuna inanırlardı.

Daha güneyde yer alan ve Örme Sütun olarak bilinen ikinci anıt ise, imparator Constantin VII. Porfirogenetos (944-959) tarafından yenilenmiş olup, bugün hâlâ bağlantı kenetlerini gördüğümüz bronz plakalarla kaplatılmış bir anıttır. Latin istilası sırasında üzerinde bulunan bronz plakalar sökülerek eritilmiş ve yaklaşık 800 yıldır görüldüğü şekilde varlığını sürdürmüştür. Sütunu yaptıran, Porfirojenetos adıyla da bilinen 7. Konstantin. Sütunun tepesine, ortadasındaki demire tutturulan mıknatıslı bir taş koydurarak kıyamete kadar yıkılmasını engellemek istemiş.

Örme dikilitaşın bugün toprak seviyesinin altında kalan mermer kaidesinin diğer yüzünde ise 6 mısralık Grekçe şöyle bir yazıt bulunuyor: “Bu dört köşeli heybetli ve harika anıt, zamanla harap olmuşken, şimdi İmparator Constantinus ile devletin şanı olan oğlu Romanos tarafından önceki görüntüsüne nispetle daha iyi duruma getirildi. Rodos kolosu harikulade idi, bu bronz anıt ise hayranlık yaratmaktadır.” Kolos, Rodos Limanı ağzında bulunan ve dünyanın 7 harikasından biri sayılan devasa ölçülerdeki Apollon Heykeli’dir.

İki dikilitaşın arasında bulunan Burmalı Sütun ise MÖ. 478 yılında Grek şehir devletlerinin Plataia’da Perslere karşı kazandığı zafer şerefine hazırlanmış olup Delphoi’deki Apollon Mabedi’nin önünde dikilmiştir. Yunan mitolojisine göre Apollon, kuvvet, kudret ve güzellik tanrısıdır. Kötülüklerin temsilcisi Piton yılanını öldürür. 31 Yunan kolonisi Perslere karşı yaptıkları savaşı kazanınca ele geçirdikleri metal ganimetleri eriterek bir tütsü sehpası ile altından bir kazan yaptırır. Sonra da bunu Delphi’deki Apollon Mabedi’ne sunar.

Bu sütunun adı birbirine dolanmış üç yılandan gelir. Bu yılanların başları üç ayak şeklinde olup altın bir kazanı desteklemektedir. İçinde hiç söndürülmeyen bir ateş yanan bu kazanın, MÖ. 357-346 arasında savaş masraflarını karşılamak için eritildiği anlatılır. İstanbul’un başkent olarak yeniden yapılanması sırasında muhtemelen 324’te bulunduğu yerden alınarak Spina duvarı üzerine dikilen bu anıtın başlarından birinin kırıldığını, böylece o güne kadar İstanbul’u yılan, çıyan, akrep gibi hayvanlardan koruyan bu tılsımın bozulduğunu ve şehre bu hayvanların doluştuğunu Evliya Çelebi aktarmaktadır. Kral Pozantin döneminde Surende adlı filozof, İstanbul’daki yılan, çıyan ve akrep gibi zehirli hayvanların yok olması için bugün Sultanahmet’te “At Meydanı” olarak anılan meydana 10 arşın yüksekliğinde tunçtan üç başlı burma bir ejderha heykeli dikti. Zamanla halk arasında, İstanbul kenti içinde zehirli ve ürkütücü hayvanların bu sütun sayesinde asla yaşayamayacağı inancı oluşup yayıldı.



Evliya Çelebi Seyahatname’sinde şöyle bahseder: Bu direk üç başlı ejderha suretini gösterip başının birisini bir yeniçeri, kılıç ile bir vuruşta kırmıştır. O tarihte kısmen tılsımı bozulmuş olup İstanbul içine yılan, çiyan ve akrep misali hayvanlar yayılmıştır.”… o dönemde at meydanında “şeşber” adıyla özel bir oyun oynanırmış. Bu oyun oynanırken, Fatih Sultan Mehmet’in (kimine göre de bir yeniçerinin) yanlışlıkla şeşber ile yılanlı sütunun, yılan başlarından birinin çenesini kırdığı anlatılmaktadır. Bu duruma tanık olan dönemin patriği, acele ile koşturmuş ve “Medet!” diye feryat figan bağırmıştır ve Sultana dönerek de “bu, şehri türlü çıyandan ve yılandan ve de akrepten korumakta olan bir tılsımdır. Bunu kırarsanız kenti bir çok haşereler basar” diye devam etmiştir. Sultanın bunun üzerine, oyunu başka meydana taşıdığı söylenmektedir. Fakat söylentilere göre, kentte 40 gün kadar çıyanlar, yılan ve akrepler görülmüş ve bugünden sonra halk bu anıtlara zarar vermemek için daha fazla özen göstermiştir.
yilanli-sutun



Obelisk, tepesi piramit şeklinde olan, tek parça, dikine uzun bir kuledir. Obelisk sözcüğünün tanımı uyarınca, her dikili taş obelisk değildir. Obelisk olabilmesi için, en kesitinin kare veya dikdörtgen şeklinde olması zorunludur. Bu en kesit, aşağıdan yukarıya doğru giderek daralır; tepede bir piramit gibi sivri bir uçla sonuçlanır. Obeliskler ve üzerlerinde taşıdıkları Eski Mısır figürleri, masonlarca kendi sembolleri olarak kabul edilir.

Üzerlerinde Eski Mısır yazıları olan dikili taşlar asırlardır toprağın altında gizli kaldıktan sonra 19. yüzyılda New York, Londra, Paris gibi kentlere götürüldü. Dikili taşların en büyüğü ise masonların eliyle ABD’ye gönderildi.1878 yılında Mısır Emiri tarafından ABD’ye hediye edilen ve Kleopatra’nın iğnesi denilen sütun şu anda New York’un Merkezi Parkı’nda (Central Park) bulunmaktadır.antik-obeliks
Araştırmacı-Yazar Üstad Mason John A. Weisse, Obeliks ve Franmasonluk adlı kitabında Obeliks’i şöyle tarif eder

“Eski mısırın mirası Obeliks dünyadaki birçok masonların ve localarında sembolüdür. Hiram Süleyman Tapınağının iki sütunu Jakin ve Boaz’ı yaparken Obeliks’den ilham almıştır. Obeliks Kabala’da ihtişamlı gücün, kudretin bir tasviri görüntüsüdür. Obelisk yönüyle ezoterik anlamlar taşımaktadır. “Dul Kadın” sembolü Eski Mısır kökenlidir. Osiris – Eski Mısırlıların inandıkları bir erkek tanrıdır. Isis de Osiris’in karısıdır. Efsaneye göre, Osiris kıskançlıktan doğan bir cinayetin kurbanı oldu ve Isis dul kaldı. Masonların “dul kadın” ı da bu Isis’tir. Bununla ilgili olarak masonlar şöyle der; “Masonlar için en önemli olaylardan biri Isis tapınağının rahipleri arasına kabul edilmesi için yapılan sınavdır.

Bu rivayette ışık en önemli unsurlardan biridir: Şarkın karanlıklarına gömülmek için öğleden sonra aşağı inmeye başlayan sabah güneşi tanrı Osiris’in görevini her gün yapar. Tıpkı öldürülen babasının yerine daha parlak şekilde geçen Horus gibi. Ve nihayet, evladı olduğumuz dul kadın Osiris’in karısı İsis’ten başkası değildir.” Osiris Seth tarafından öldürülerek 14 parçaya ayrılır. Kız kardeşi İsis bunlardan 13’ünü bularak birleştirir ve kayıp 14. parça olan cinsel organ yerine çamurdan yenisini yapar. Bu durum tarih boyunca sütun ve dikili taşlarla sembolize edilmiştir.