20 Nisan 2018 Cuma

İslam Alemi’nin Başına Gelen Musibetlerin Sebebi

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)

Özellikle son dönemde, İslam coğrafyasından yeni bir katliam haberi gelmeyen bir gün neredeyse yok. İslam aleminde halkı sorunsuz yaşayan ülke sayısı pek az. Deccaliyetin yaktığı ateş, sürekli yayılıyor. Zulüm, acılar, kan ve gözyaşı durmuyor; artarak devam ediyor.
Bu büyük sorunun üstesinden Müslümanların nasıl geleceği konusunda konferanslar, paneller, tv programları, radyo programları ve gösteriler yapılıyor. Sorun ortaya konuyor, analiz ediliyor ama bir çözüm maalesef üretil-e-miyor.

Çözüm ise tek; Müslümanların birlik olması. Boşuna etrafımızda sorumlu aramayalım çünkü sorumlusu da biz Müslümanlarız. Allah’ın her emri hak ve farz olduğu halde, ümmete karşı olan sorumluluklarını göz ardı eden bizler.

Bizler mezhep ayrılıklarına bir türlü son vermedik, Kuran’a sımsıkı sarılıp birleşme emrini göz ardı ettik;

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın… ” (Ali İmran Suresi, 103)

Dinimizi parça parça kıldık, gruplaştık;

“Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah’adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir. ” (En’am Suresi, 159)



Birlik olmadığımız için güçten düştük, zayıf kaldık;

Allah’a ve Resulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider… (Enfal Suresi, 46)

Yeryüzünü kana bulayan materyalist ideolojileri fikren yok edecek çalışmalar yapmadık, hakkın hakim olması için mücadele etmedik;

“Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. ” (Enbiya Suresi, 18)

Kur’an yerine, din adına uydurulmuş hurafelerle hükmettik;

“Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır. ” (Maide Suresi, 44)

Adaleti ayakta tutmadık;

“Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın… ” (Maide Suresi, 8)

Baskıcı davrandık, sevgiyi yaşamadık ve yaymadık;

“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur… ” (Bakara Suresi, 256)

Allah’a ve Resulüne itaat etmedik. Allah’ın kelamına uymadık. Bu sebeple sorun ortada ve tespitlerimiz de doğru olduğu halde, çözüme ulaşamadık. Allah bunu bize nasip etmedi, etmiyor. Gerçek anlamda kardeşliği yaşamadıkça da nasip etmeyecektir.

 Birlik olmadığımız sürece ne zulüm, ne fitne ve bozgunculuk bitecek, ne akan kan ne de gözyaşları dinecektir;

“İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. ” (Enfal Suresi, 73)

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri İslam aleminin başına gelen musibetlerden, dinde ihmalkar davranan ve ihtilafa düşen Müslümanları sorumlu tutuyor. İslam aleminde yaşanan zulüm ve sefaletin, hatanın karşılığında verilen bir ceza olduğuna dikkat çekiyor. Ancak Bediüzzaman’a göre “bizi kurtaracak olan yine İslamiyetin merhametidir.”

Hep suçladığımız şer güçlerin başında, aramızı açmayı görev edinen şeytan vardır. Yarın Allah’ın huzuruna çıktığımızda, şeytanın bizi yoldan çıkardığı mazeretine sığınmamız, bağışlanmamıza yetmeyecektir.