23 Ağustos 2014 Cumartesi

Said Nursi Dilinden Deccalı'nın Özellikleri

Said Nursi Deccalı'nın Özelliklerini Anlatıyor


"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur." Kaynak: Müslim, Fiten: 126 hadis-i Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir.

Korkunç bir tahribatın öncüsü olan Deccalı tanımanın, manevi hayatımız açısından önemi büyüktür. Bu suretle onun şerrinden korunabilir, manevi dünyamızı tehlikelerden kurtarabiliriz.

Onu tanımamak, tanıyamamak ise hem büyük bir gaflet, hem de birçok riski berebarinde getiren büyük bir felakettir. Madem ki onun gelişi kainatın en büyük hadiselerinden birisidir. Madem ki o firavunların, nemrutların yapamadığı tahribatı yapmaktadır. Öyleyse onu tanıma yolunda özel bir gayret sarf etmelidir.

1907-1908 yıllarında, İslamiyete çok alaka duyan Japonya’nın o zamanki başkumandanı, Osmanlı ulemasından, ahirzamana ait, özellikle de bazı müteşabih hadis-i şerifleri sorar. Zannedersem şeyhülislamın da içinde bulunduğu Osmanlı alimleri, zorlandıkları bu mevzu ile alakalı cevapların, ancak İstanbul’a yeni gelmiş olan ve kaldığı hanın kapısına “Burada her suale cevap verilir, fakat sual sorulmaz” levhasını asan Bediüzzaman-ı Meşhur tarafından verilebileceğini söyleyerek işi ona havale ederler.

Said Nursi hazretleride bu cevapları BEŞİNCİ ŞUA isimli bir risale altında toplamış ve neşretmiştir.O risaleden bazı kısımları aktaracağız.

Bundan kırk sene evvel ve hürriyetten bir sene evvel İstanbul'a geldim. O zaman Japonya'nın baş kumandanı, İslam ülemasından dini bazı sualler sormuştu. Onları İstanbul hocaları benden sordular. Hem çok şeyleri o münasebetle sual ettiler.

Ezcümle, bir hadiste: "Ahirzamanda dehşetli bir şahıs sabah kalkar, alnında (Haza kafir) yazılmış bulunur." diye hadis var deyip benden sordular.

Dedim: "Bir acib şahıs, bu milletin başına geçer ve sabah kalkar başına şapka giyer ve giydirir."

Bu cevabdan sonra bunu sordular: "Acaba o zaman onu giyen kafir olmaz mı?"

Dedim: "Şapka başa gelecek, secdeye gitme diyecek. Fakat baştaki iman o şapkayı da secdeye getirecek, inşaallah müslüman edecek."

Sonra dediler: "Aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hadise ile Süfyan olduğu bilinecek?"

Ben de cevaben dedim: "Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama "eli deliktir" denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zayi' oluyor, deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtela olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak."

Sonra birisi sordu ki: "O öldüğü zaman İstanbul'da Dikili Taş'ta şeytan dünyaya bağıracak ki; filan öldü."

O vakit ben dedim: "Telgrafla haber verilecek." Fakat bir zaman sonra radyo çıkmış işittim. Eski cevabım tam değilmiş bildim. Sekiz sene sonra Dar-ül Hikmet'te iken dedim: "Şeytan gibi radyo ile dünyaya işittirecek."


 Şualar ( Sayfa / 359

Deccal ve Süfyan kimdir?

Tabiiyyun ve maddiyyun mezhebinin başına geçen o eşhas, kuvvetleri nisbetinde kendilerinde bir nevî rububiyet tahayyül ederler ve raiyetini kendi kuvveti için kendine ve heykellerine ubudiyetkârâne serfüru ettirirler, başlarını rükûa getirirler demektir.

Birinci Mesele

Rivayette var ki, “Âhirzamanın eşhas-ı mühimmesinden olan Süfyanın eli delinecek.

”Allahu a’lem, bunun bir tevili şudur ki: Sefahet ve lehviyât için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfâta akar. Darb-ı meselde deniliyor ki, “Filân adamın eli deliktir.” Yani çok müsriftir.İşte, “Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamâı uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine musahhar eder” diye bu hadîs ihtar ediyor; “İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer” diye haber verir.
İkinci Mesele

Rivayette var ki, “Âhirzamanın dehşetli bir şahsı sabah kalkar, alnında ‘Hâzâ kâfir’ yazılmış bulunur.”1

Allahu a’lem bissavab, bunun tevili şudur ki: O Süfyan, kendi başına frenklerin serpuşunu koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanunla tâmim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, İnşâallah ihtida eder; daha herkes—yalnız istemeyerek—onu giymekle kâfir olmaz.

Üçüncü Mesele

Rivâyette var ki, “Âhirzamanın müstebit hâkimleri, hususan Deccalın yalancı cennet ve cehennemleri bulunur.”2

“El-ilmü indâllah”3 bunun bir tevili şudur ki: Hükûmet dairesinde karşı karşıya kurulan ve birbirine bakan vaziyette bulunan hapishane ile lise mektebi, “Biri hûri ve gılmanın çirkin bir taklidi, diğeri azap ve zindan sûretine girecek” diye bir işarettir.

Dördüncü Mesele

Rivâyette var ki, “Âhirzamanda ‘Allah Allah’ diyecek kalmaz.”4

“Lâ ya’lemu’l-gaybe illallah”5 bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: “Allah Allah Allah” deyip zikreden tekkeler, zikirhâneler, medreseler kapanacak ve ezan ve kamet gibi şeâirde ismullah yerine başka isim konulacak demektir. Yoksa, umum insanlar küfr-ü mutlaka düşecekler demek değildir. Çünkü Allah’ı inkâr etmek, kâinatı inkâr etmek kadar akıldan uzaktır. Umum değil, belki ekser insanlarda dahi vukuunu akıl kabul etmez. Kâfirler Allah’ı inkâr etmiyorlar, yalnız sıfâtında hatâ ediyorlar.

Diğer bir tevili şudur ki: Kıyamet kopmasının dehşetini görmemek için, mü’minlerin ruhları bir parça evvel kabzedilir. Kıyamet kâfirlerin başlarında patlar.

Beşinci Mesele

Rivayette vardır ki, “Âhirzamanda Deccal gibi bir kısım şahıslar ulûhiyet dâvâ edecekler ve kendilerine secde ettirecekler.”6

Allahu a’lem, bunun bir tevili şudur ki: Nasıl ki padişahı inkâr eden bir bedevî kumandan, kendinde ve başka kumandanlarda, hâkimiyetleri nisbetinde birer küçük padişahlık tasavvur eder. Aynen öyle de, tabiiyyun ve maddiyyun mezhebinin başına geçen o eşhas, kuvvetleri nisbetinde kendilerinde bir nevi rububiyet tahayyül ederler ve raiyetini kendi kuvveti için kendine ve heykellerine ubudiyetkârâne serfüru ettirirler, başlarını rükûa getirirler demektir.

Dipnotlar:

1- Buhari, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101, 102; Tirmizî, Fiten: 62; Müsned, 3: 115, 211, 228, 249, 250, 5: 38, 404-405, 6: 139-140.

2- Müslim, Fiten, 104, 109; İbn-i Mâce, Fiten: 33; Müsned, 5: 397.

3- Gerçek, Allah katındadır. Ancak O bilir.

4- Müslim, İmân: 234; Tirmizi, Fiten: 35; Müsned, 3: 107, 201, 259.

5- Gaybı ancak Allah bilir.

6- el-Hâkim, el-Müstedrek, 4: 508; İbn-i Kesîr, Nihayetü’l-Bidâye ve’n-Nihâye: 1:125, 126; Müsned, 4: 20, 5: 372

Şuâlar, 5. Şuâ, Beşinci Şuâ’nın

İkinci Makamı ve Meseleleri, s. 910

LÜGATÇE

dâm: Tuzak.

hâzâ kâfir: Bu kâfirdir.

Allahu a’lem bissavab: Allah daha iyi bilir. Allah doğrusunu en iyi bilir.

frenk: Avrupalı.

gılman: Cennette hizmet gören delikanlılar.


ulûhiyet: İlâhlık, Allah’ın hâkimiyeti ile kâinattaki herşeyi Kendisine ibâdet ve itaat ettirmesi.