27 Aralık 2014 Cumartesi

12. İmam Hz. Mehdi (a.s)



“Andolsun ki, biz Tevrat’tan sonra Zebur’da da “Yeryüzü salih kullarımıza miras kalır” diye yazdık.”
(Enbiya/105.)
Kısaca Hayatı
Adı: Ehl-i Beyt İmamları aleyhi’s-selâm, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın adını anmayı izleyicilerine yasaklamışlardır, “Onun adı Peygamber’in sallâ’llâhu aleyhi ve alih adıyla ve künyeleri Peygamber’in sallâ’llâhu aleyhi ve alih künyeleriyle aynıdır ve zuhur edinceye kadar onun adını anmak caiz değildir” buyurmakla yetinmişlerdir.
Lakabı: En meşhur lakapları “Mehdi”, “Kaim”, “Hüccet” ve “Bakıyyetullah”tır.
Babası: On birinci İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selam.
Annesi: Roma imparatorunun kızı Nergis hanım.
Doğum Tarihi: 15 Şaban 255 H.
Doğum Yeri: Irak’ın Samerra şehri.
Diğer Dinlerde Mehdilik İnancı
Dünyayı ıslah edecek olan Mehdilik inancı, çoğu din ve mezheplerde mevcuttur. Yahudi, Hıristiyan, Zerdüşt ve Hindular gibi diğer dinlerin izleyicileri de, büyük bir ıslah edicinin zuhuruna inanır ve onu beklerler.
Hindularca semavî kitap olarak kabul edilen “Vedalar”da şöyle yazılmıştır:
“Dünyanın tahribinden sonra, ahir zamanda bütün mahlukların önderi olacak Mensur[1] adında bir padişah ortaya çıkacak; o bütün cihanı fethedecek, herkesi tanıyacak ve onun Allah’tan istediği her şey olacaktır.[2]
Zerdüşt’ün öğrencisinin “Camasb” adındaki kitabında şöyle geçer: “Araplar diyarından, Haşim oğullarından birisi çıkacaktır, heybetli, uzun boylu, büyük başlıdır; ceddinin dini üzeredir, çok kalabalık bir orduyla İran’a gidecek, oraları onaracak ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Onun adaleti sayesinde, kurtla koyun bir arada su içecektir.”[3]
Zerdüştlerin dini kitaplarından olan “Zend” de şöyle yazar: “O zaman, iyilik ilahları tarafından büyük bir zafer gelecek ve kötülük ilahları yıkılacak, kötülük ilahlarının iktidarları yeryüzündedir, gökte hiç bir sultaları yoktur, iyilik ilahlarının zaferi ve kötülük ilahlarının soyunun yok edilmesinden sonra, evren asıl saadetine ulaşacak ve Adem oğulları mutluluk tahtına oturacaklar.”[4]
Tevrat’ı oluşturan beş kitaptan birisi olan “Tekvin Kitabı”nda, Hz. İsmail Peygamberin soyundan gelecek olan on iki İmam’dan aleyhum’us-selâm şu şekilde bahsedilir: “Gerçekten de İsmail hakkındaki duanı duydum ve şimdi ona bereket verdim, onu bol, verimli edip çoklukla nihayete ulaştıracağım, soyundan on iki önder getireceğim ve onu yüce bir ümmet kılacağım.”[5]
Hz. Davud’un Mezamir’inde şöyle geçer: “Fakat Rab salihlere destek olur... Salihler yeri miras alır ve onda ebediyen otururlar.[6]
Kur’an-ı Kerim’de de: “Andolsun Biz Zikir’den (Tevrat’tan) sonra (Davud’a indirilmiş) Zebur’da yazdık ki: Şüphe yok ki yeryüzü, salih kullarıma miras kalır.”[7]
Bir başka ayette ise:
“Ve biz ise, yeryüzünde zayıf hale getirilmek istenenlere lütfetmeyi, onları halka rehber kılmayı ve yeryüzüne onları mirasçı kılmayı diledik.”[8] şeklinde buyurulmaktadır.
İslam Kaynaklarında Hz. Mehdi’ye İnanmak
İslam Peygamberi sallâ’llâhu aleyhi ve alih ve Ehl-i Beyt İmamları aleyhum’us-selâm, defalarca çeşitli münasebetlerle Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’nın, gaybeti, zuhuru, kıyamı ve diğer özelliklerinden bahsetmişlerdir. “el-İmam ul Mehdi” kitabının yazarı, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm ile ilgili hadisleri nakleden sahabe ve Tabiinden elli kişinin ismini zikretmiştir.[9]
Büyük ve tanınmış şairler, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm dünyaya gelmeden yıllar ve hatta bir asır önce, bu hadislerin taşıdığı manayı Şiirlerinde dile getirmişlerdir.
Hicri üçüncü yüzyılın büyük şairi “Di’bel Huzai” (ölm. H. 246), İmam Rıza aleyhi’s-selâm’ın huzurunda okuduğu bir kasidede şöyle der:
Bugün veya yarın gerçekleşmesine ümitli olduğum şey olmasaydı,
Kalbim onun hasret ve kederinden parça, parça olurdu.
Allah’ın adı ve bereketiyle gerçekleşecek kıyamdır; ümidim.
Aramızda hak ve batılı birbirinden ayıracak, ödül ve ceza verecek İmamdır özlemim.[10]
Di’bel, bu beyitleri okuduğu zaman İmam Rıza aleyhi’s-selâm başını doğrultarak şöyle buyurdu: “Ey Huzai! Bu Şiirleri Ruh’ul Kudüs senin diline getirdi.” Sonra buyurdu ki: “O İmam’ın kim olduğunu biliyor musun?”
Di’bel: “Bilmiyorum; yalnız o İmam’ın sizin soyunuzdan olacağını ve dünyayı adaletle dolduracağını duymuşum” diye cevap verince:
Ey Di’bel! Benden sonra oğlum Muhammed (İmam Muhammed taki aleyhi’s-selâm), ondan sonra oğlu Ali (İmam Ali Naki aleyhi’s-selâm), ondan sonra oğlu Hasan (İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm) imamdır; Hasan’dan sonra da oğlu Hüccet-i Kaim imamdır ki, gaybete çekildiği zaman onu bekler, zuhur ettiği zaman da itaat ederler. Eğer dünyanın sonuna bir gün dahi kalsa onun zuhur edip, dünyayı zulümle dolduğu gibi adaletle doldurması için Allah o günü uzatır.[11]
Çoğu kez pak Ehl-i Beyt İmamlarından, “Kâim-i Âl-i Muhammed” ve “Beklenilen Mehdi” siz misiniz? gibi sorular soruluyor ve onlar kendilerinin Beklenilen Mehdi olmadıklarının açıklayarak uygun durumlarda Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ı tanıtıyorlardı.
Konu o kadar meşhur ve kesindir ki, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doğumundan önce bile Mehdilik iddiasında bulunanlar olmuştur. Örneğin: “Keysaniye fırkası” İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doğumundan iki asır önce “Muhammed-i Hanefiye”yi İmam ve “Mehdi-i Muntazar” olarak tanıyorlardı, onun gaybete çekildiğine ve bir gün zuhur edeceğine inanıyorlardı. İddialarına delil olarak da Peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih ve İmamlardan Hz. Mehdi’nin gaybeti hakkında nakledilen hadislere dayanıyorlardı.[12]
Şia ve Sünni alimlerinden birçoğu, Hz. Mehdi hakkında özel olarak kitap yazmışlardır.[13] Bu kitaplardan bazıları Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doğumundan önce yazılmıştır. Ehl-i Sünnet alimlerinden olan “Tervacani” (ö. 250 H.) “Ahbar-ul Mehdi” adlı kitabını İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doğumundan önce yazmıştır.[14]
Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm hakkındaki hadisler o kadar çoktur ki, İslami meselelerden çok azı hakkında bu kadar hadise rastlanılır.
“el-İmam-ul Mehdi” kitabının yazarı der ki: “Şia ve Sünni kaynaklarında mevcut olan hadisler, eğer sayılacak olursa İmam Mehdi aleyhi’s-selâm hakkında altı bin rivayet ile karşılaşırız ki, bunun büyük bir rakam olduğu açıktır. Hatta Müslümanların asla şüphe etmediği ve herkesin kabul ettiği kesin İslami meseleler hakkında dahi, bu kadar hadis mevcut değildir.[15]
Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm hakkındaki gelen hadislerde onun Haşimoğullarından, Hz. Fatıma aleyha selâm’ın evlatlarından ve İmam Hüseyin aleyhi’s-selâm’ın soyundan olduğu, babasının adı “Hasan”, kendi adı Peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in adı, künyesi Peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in künyesi olduğu, gizli dünyaya gelip gizli yaşayacağı, biri kısa müddetli, diğeri uzun müddetli olmak üzere iki gaybeti olacağı, Allah’ın istediği zamana kadar gizli kalacağı ve sonunda Allah’ın emriyle zuhur ve kıyam edeceği, İslam dinini tüm dünyaya hakim kılacağı, dünyayı onca zulüm ve kötülükle dolduktan sonra, adalet ile dolduracağı açıklanmıştır.
Bu hadislerde on ikinci İmam’ın şahsi özellikleri ve cehre bilimi, ona ait diğer hususlar açıklanmıştır.
Sünni Hadislerinden Örnekler
1- İslam Peygamberi sallâ’llâhu aleyhi ve alih Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhurunun kesinliği hakkında şöyle buyurmuştur:
“Dünyanın sonuna bir gün dahi kalsa, Allah, zulüm ve kötülükle dolmuş olan yeryüzünü adaletle doldurması için, bizden bir kişiyi gönderecektir.”[16]
2- Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih şöyle buyurmuştur: “Doğrusu, Ali benden sonra ümmetimin İmamıdır ve (onun soyundan olan) Kaim Muntazar zuhur ettiği zaman, yeryüzünü zulüm ve kötülük ile dolu olduğu gibi adalet ve doğrulukla dolduracaktır. Beni, Beşir (müjdeleyici) ve Nezir (korkutucu) seçene andolsun, onun gaybetinde kendini yitirmeyenler, bulunmaz ilaç gibi azdırlar.”
Bu sırada Cabir kalkarak: “Ey Allah’ın Resulü” dedi, “evladın Kâim’in bir gaybeti mi vardır?” diye sordu.
- “Evet, Rabbime andolsun, müminler imtihan olup kötülüklerden arınacak, inanmayanlar helak olacaklar! Ey Cabir, bu Allah’ın kullarından gizlediği ilahi işlerden bir iş ve onun sırlardan bir sırdır, onda şüphe etmekten kaçının. Çünkü aziz ve yüce olan Allah’ın işlerinde şüphe etmek küfürdür.” Dedi.[17]
3- Selman-i Farsi der ki: “Allah Resulü sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in yanındaydık, Hz. Hüseyin aleyhi’s-selâm’ı dizlerinin üzerinde oturtmuş, onun göz ve ağzını öpüyordu. Bu sırada şöyle buyurdu: “Sen efendisin, efendinin oğlusun ve efendinin kardeşisin. Sen İmamsın, İmam’ın oğlusun, İmam’ın kardeşisin. Sen Allah’ın hüccetisin, Allah hüccetinin oğlusun, Allah’ın hüccetinin kardeşisin ve sen dokuzuncusu Kaim olan, Allah’ın dokuz hüccetinin babasısın.”[18]
4- Emir-ul Müminin Ali aleyhi’s-selâm buyurmuştur ki: “Allah bir grup getirecek; onlar Allah’ı severler, Allah da onları sever ve onların arasında gaip (gizli) olan bir kişi ilahi saltanata ulaşır. O, vaat edilen Mehdi aleyhi’s-selâm’dır. O, hiçbir zorlukla karşılaşmadan yeryüzünü adalet ve eşitlik ile dolduracak, küçük yaşta ana ve babasından uzak düşecektir. Müslümanların şehirlerini fethedecek, zaman onunla uyum sağlayacaktır. Onun sözü duyulacak, ihtiyar ve genç herkes ona itaat edecek, zulüm ve küfürle dolan yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak; o zaman onun İmameti kemale erişecek ve hilafeti yeryüzünde yerleşecek ve... yeryüzü Mehdi aleyhi’s-selâm’ın varlığıyla bayındır ve mutlu olacak ...fitneler, karışıklıklar ve yağmalamalar ortadan kalkacak, hayır ve bereketler çoğalacaktır... Ondan sonrası hakkında birşey söylememe gerek yok...”[19]
Şia Hadislerinden Örnekler
1- Hz. İmam Sadık aleyhi’s-selâm buyurmuştur ki: “Kaim için iki gaybet vardır, biri kısa müddetli, diğeri ise uzun müddetli. Birinci gaybette, özel Şiilerden başka hiç kimse onun yerini bilmeyecek ve ikinci gaybette ise hususi dostlarından başka hiç kimse onun yerini bilmeyecektir.”[20]
2- Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih şöyle buyurmuştur: “Mehdi aleyhi’s-selâm benim soyumdandır; ismi benim ismim ve künyesi benim künyem, şekli benim şeklim, sünnet ve tavrı benim sünnet ve tavrımdır, halkı benim şeriatıma, dinime teşvik eder ve Rabbimin kitabına davet eder. Ona itaat eden bana itaat etmiştir ve ona muhalefet eden bana muhalefet etmiştir, onun gaybetini inkar eden beni inkar etmiştir.”[21]
3- İmam Zeyn-ül Abidin aleyhi’s-selâm şöyle buyurmuştur: “Bizim Kaimimiz ile Allah’ın Resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır. Nuh, İbrahim, Musa, İsa, Eyyub ve Muhammed sallâ’llâhu aleyhi ve alih peygamberlerin her biri ile bir benzerliği vardır. Nuh ile uzun ömürlü olmasında, İbrahim ile, doğumunun gizli olması ve halktan uzak durmasında; Musa ile, korku hali ve gaybette yaşamasında; İsa ile halkın onun hakkındaki ihtilafa düşmesi; Eyyub ile, beladan sonra kurtuluşun yetişmesinde; Muhammed sallâ’llâhu aleyhi ve alih ile de kılıçla kıyam etmesinde benzerliği vardır.”[22]
4- İmam Sadık aleyhi’s-selâm buyurmuştur ki: “Bu emrin sahibi (Mehdi) için bir gaybet vardır, Allah’a kulluk eden (o zaman) takvalı olmalı ve Allah’ın dinine bağlanmalıdır.”[23]
5- Yine şöyle buyurmuştur: “Halk için öyle bir zaman gelecek ki, İmamları onlardan gizli olacak.” Zürare, “halkın o zaman vazifesi nedir?” diye sordum ve şu cevabı aldım der: “İmam zuhur edinceye kadar meşgul oldukları işe -dini görevlerine- sarılsınlar.”[24]
6- Yine buyurmuştur: “Bu iş (İmam’ın zuhuru ve kıyamı), hiç kimsenin “Eğer biz olsaydık adaletle hükmederdik” diyememesi için halktan, millete hükmetmemiş hiç bir grup ve sınıf kalmayıncaya kadar gerçekleşmeyecektir. Sonra Kaim aleyhi’s-selâm hak ve adalet üzerine kıyam edecektir.[25]
İmam’ın Doğumu
On ikinci İmam Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm, Hicri 255 -867- yılı Cuma gecesi tan yeri ağarırken “Samerra” şehrinde on birinci İmam’ın evinde dünyaya gözünü açmıştır.[26]
Babası, on birinci İmam Hz. İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm ve annesi Hz. İsa’nın havarisi “Şem’un”un neslinden olan Rum Kayseri’nin oğlu “Yuşa”nın değerli kızı, “Saykal” ve “Susen” adlarıyla da anılan “Nergis” hatundur.
“Nergis” ülkesinde olduğu zaman hayret verici rüyalar görürdü; bir defasında Hz. Muhammed sallâ’llâhu aleyhi ve alih ile Hz. İsa aleyhi’s-selâm’ın kendisini İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’a nikahladıklarını gördü. Şaşırtıcı rüyalarından birinde de, Zehra selamullahi aleyha’nın daveti üzerine, Müslüman oldu, ama İslam’ı kabul ettiğini ailesi ve çevresinden gizledi. Rüyasında, sınıra giden ordunun, hizmetçi ve cariyeleriyle birlikte gizlice sınıra gitmesi söylenmişti. Öyle de yaptı ve sınırda İslam ordusunun öncü birlikleri onları esir aldılar ve onu da, Kayserin ailesinden olduğunu bilmeden diğer esirlerle birlikte Bağdat’a götürdüler.
Bu olay, onuncu imam Hz. Ali Naki aleyhi’s-selâm’ın imametinin son zamanlarında oldu ve İmam Ali Naki aleyhi’s-selâm tarafından görevlendirilmiş güvenilir bir şahıs, İmam’ın yazdığı Rumca bir mektubu, Bağdat’a götürüp “Nergis”e ulaştırdı ve onu köle tüccarından satın alarak, Samerra’ya İmam Ali Naki aleyhi’s-selâm’ın yanına getirdi. İmam, Nergis’in rüyada gördüğü şeyleri ona hatırlattı ve on birinci İmam’ın hanımı ve bütün dünyayı adalet ve eşitlikle dolduracak olan bir evladın annesi olacağını müjdeledi. Sonra İmam Ali Naki aleyhi’s-selâm, İslam’ın adap ve ahkamını öğretmesi için, Nergis’i İmamet sülalesinin büyük hatunlarından olan kız kardeşi “Hekime”ye teslim etti. Bir müddet sonra “Nergis”, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın eşi oldu.[27]
“Hekime” İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın huzuruna gittiği zaman, ona bir evlat vermesi için Allah’a dua ederdi. O der ki: Bir gün her zamanki gibi İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ı görmeye gittim, aynı duayı tekrarladığımda buyurdular ki: “Allah’tan bana vermesini istediğin evlat bu gece dünyaya gelecek.”[28]
Ben güneş batıncaya kadar onun yanındaydım. Cariyelerden birine: “Benim elbisemi getir de gideyim.” dedim. İmam buyurdu ki: “Hala, bu akşam bizim yanımızda kal, çünkü bu akşam Allah’ın, kendisi vasıtasıyla ölümden sonra yeryüzünü dirilteceği, Allah Teala’nın indinde değerli olan bir bebek dünyaya gelecek.”
Bunun üzerine ben: “İyi ama annesi kim? Ben Nergis’de doğum alameti göremiyorum” dedim. İmam: Annesi, Nergis’ten başkası değil” buyurdular. Ben ayağa kalkarak Nergis’i iyice kontrol ettim. Ama onda hiç bir doğum alameti göremedim. İmam’ın yanına gidip durumu anlattım. İmam aleyhi’s-selâm tebessüm ederek şöyle buyurdu: “Tanyeri ağarırken onun evladı olduğunu göreceksin. Çünkü o da Musa Kelimullah’ın annesi gibidir. Onun hamile olduğu belli değildi ve doğuma kadar hiç kimse bilmiyordu. Çünkü Firavun Musa’yı ararken (böyle bir çocuğun dünyaya gelmemesi için) hamile kadınların karınlarını deşiyordu. Bu (akşam dünyaya gelecek bebek) Musa aleyhi’s-selam gibidir. (Firavunların iktidarını o yıkacaktır; bu sebeple) Firavunlar şimdi onu aramaktalar.”
Ben, tanyeri ağarana kadar Nergis’i gözetliyordum, yanımda sakin ve hareketsiz bir şekilde uyuyordu. O gecenin sonunda şafak sökerken ansızın korkarak yerinden sıçradı. Hemen onu kucakladım. Bu sırada İmam yan odadan: “Ona Kadir suresini oku”! diye seslendiler, ben de okudum. Nergis’ten durumunu sordum, “Mevlamın sana bildirdiği şey açığa çıktı” dedi.
Ben İmam’ın aleyhi’s-selâm buyurduğu gibi Kadir suresini okumaya devam ettim, çok geçmeden Nergis’ten beklenen İmam dünyaya geldi.
İmam’ın Doğumunun Gizli Olması
Ümeyye oğulları ve Abbas oğulları devri, özellikle altıncı İmam Hz. Cafer Sadık aleyhi’s-selâm zamanı ve sonrası, halifelerin Ehl-i Beyt İmamlarına karşı çok hassas oldukları bir devirdi. Bunun sebebi de toplumun onlara çok ilgi duyması, gün geçtikçe toplumdaki etkilerinin artması ve halkın onlara olan ilgisinin fazlalaşmasıdır. Bu durum karşısında Abbasi halifeleri kendi iktidarlarını tehlikede görüyorlardı; özellikle vaat edilen Mehdi aleyhi’s-selâm Peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in neslinden olup, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın soyundan geleceği ve dünyayı adalet ve eşitlikle dolduracağı meşhur olması sebebiyle İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ı sıkı bir şekilde Samerra’da gözaltına alınmışlardı. Abbasiler, geleceği vaat edilen bu bebeğin dünyaya gelmesini engellemeye çalışıyorlardı, ama bu doğumun gerçekleşmesinde Allah’ın iradesi söz konusu idi. Onun için Abbasilerin çalışmaları neticesiz kaldı ve Allah Teala, Musa aleyhi’s-selâm gibi onun doğumunu da gizli kıldı. Bununla birlikte İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın özel ashabı, vaat edilen bu İmamı babası hayatta iken defalarca gördüler, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm dünyadan göçtükleri zaman yine İmam Mehdi aleyhi’s-selâm açığa çıkarak babasının özel bir toplulukla birlikte cenaze namazını kıldırdı ve halk onu gördü, ondan sonra da İmam gözlerden kayboldu.
Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doğumundan, babaları Hz. İmam Hasan Askeri’nin şahadetine kadar on birinci İmam’ın yakın akraba ve dostlarından bir çoğu, ya onu görmeye muvaffak olmuşlar ya da onun İmam’ın evinde olduğunu bilmişlerdir. Genelde İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm değerli evladının varlığını gizlemekle birlikte, uygun zamanlarda bunu Şiilerine bildiriyor, kendisinden sonra sapmamaları için güvenilir dostlarına onu gösteriyordu. Biz burada örnek olarak birkaçına değiniyoruz:
1) “Ahmed b. Hasan b. İshak-ı Kummi der ki: On birinci İmam aleyhi’s-selâm’ın yerine geçecek olan İmam Mehdi aleyhi’s-selâm dünyaya geldiği zaman, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’dan Ceddim “Ahmed b. İshak” için mektup geldi. Onda İmam’ın el yazılarıyla şöyle yazılmıştı:
“Benim bir evladım oldu, onun doğum haberini gizli tutman ve kimseye söylememen gerekiyor; biz onun doğumunu yakın akrabalara, akrabalık bağı olanlara ve dostlara söyledik, başka hiç kimseye bildirmiyoruz. Allah Teala onunla bizi sevindirdiği gibi, seni de sevindirmesi için, onun doğumunu sana bildirmek istedik. Vesselam.”[29]
2) İmam’ın takvalı ve değerli halası Hekime, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın hizmetçisi Nesim, Ebu Cafer Muhammed b. Osman Emir, Hüseyn b. Hasan-ı Alevi, Emr-i Ahvazi, Ebu Nasr-ı Hadim, Kamil b. İbrahim, Ali b. Asim-i Kufi, Abdullah b. Abbas-i Alevi, İsmail b. Ali, Yakub b. Yusuf-u Serraf,[30] İsmail b. Mus’ab b. Cafer, Ali b. Mutahhar, İbrahim b. İdris, Tarif-i Hadim[31] ve Ebu Sahl-i Nevbahti[32] vaat edilen İmam’dan haberleri olan ve ondan haber veren kimselerdir.
3) Cafer b. Muhammed b. Malik, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın Şiilerinden bir gruba şöyle buyurduğunu nakleder:
“Benden sonra kimin  hüccet olacağını sormaya geldiniz değil mi?”
Oradakiler “Evet efendim.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine o sırada İmam’a çok benzeyen ay parçası gibi bir çocuk içeriye girdi, İmam şöyle buyurdular:
“Bu, İmam ve benden sonra yerime oturacak kimsedir. Buyruklarını yerine getirin, dağılmayın; çünkü helak olursunuz. Bilin ki bundan sonra süresi kamil oluncaya kadar onu görmeyeceksiniz “Osman b. Sa’id”in[33] söylediği şeyleri kabul edin ve emrine itaat edin. Çünkü o sizin İmamınızın vekilidir ve işler onun elindedir.”[34]
4) “İsa b. Muhammed-i Cevheri” diyor ki: Ben bir grupla birlikte Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doğumunu tebrik etmek için İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın huzuruna gittim, kardeşlerimiz Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın Cuma akşamı Şaban ayında tanyeri ağarırken dünyaya geldiğini bize bildirmişlerdi. İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın huzurlarına gittiğimiz zaman önce onu tebrik ettik. Biz hiçbir soru sormadan İmam aleyhi’s-selâm buyurdular ki: “sizlerden biri oğlum Mehdi’nin nerede olduğunu içinden geçiriyor. Musa aleyhi’s-selâm’ın annesinin onu sandığa koyarak denize atıp, Allah’a emanet ettiği ve sonunda Allah Teala Musa’yı ona geri gönderdiği gibi ben de onu Allah’a emanet ettim.”[35]
Gaybet-i Suğra ve Kübra
On birinci İmam’ın şahadetinden sonra, Hicri 260 yılından 329 yılına kadar yani 69 yıl “Gaybet-i Suğra” -küçük gizlilik- dönemidir.[36] O zamandan Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm zuhur edinceye kadarki dönem de “Gaybet-i Kübra” -büyük gizlilik- dönemidir.
Gaybet-i Suğra’da halkın İmam Mehdi aleyhi’s-selâm ile ilişkisi tamamen kesilmedi, ama sınırlıydı. Şiiler, Şia büyüklerinden olan “Özel naipler” vasıtasıyla sorunlarını İmam’a ulaştırıp cevap alabiliyorlardı. Bu devir, halk ile İmam arasındaki irtibatın tamamen kesildiği, İmam’ın genel vekilleri sayılan müçtehit ve fakihlere başvurmakla görevli olduğu “Gaybet-i Kübra” dönemi için bir hazırlık olarak tanımlanabilir.
Eğer Gaybet-i Kübra ansızın ve birden gerçekleşseydi düşüncelerin sapmasına ve zihinlerin onu kabullenmemesine sebep olabilirdi; ama Gaybet-i suğra müddetince zihinler yavaş-yavaş hazırlandı ve daha sonra Gaybet-i Kübra dönemi başladı. Ayrıca Gaybet-i Suğra zamanında, özel naipler vasıtasıyla İmam aleyhi’s-selâm ile sağlanan irtibat ve o dönemde Şiilerden bazılarının İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın huzuruna gitmeleri onun doğum ve hayatı meselesini daha sabitleştirdi. Gaybet-i Kübra eğer bunlardan önce olmuş olsaydı, belki de bu mesele bu kadar açık olmayacak ve bazıları şüpheye düşecekti. Allah Teala kendi hikmetiyle, Peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih ve İmamlar aleyhum’us-selâm’ın da bildirdikleri gibi Ehl-i Beyt izleyicilerinin inançlarının sarsılmaması, İmamlara aleyhum’us-selâm olan inançlarını yitirmemeleri, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ı ve ilahi kurtuluşu beklemeleri gaybet zamanında Allah’ın dinine sarılıp kendilerini eğitmeleri ve İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın kıyamı için Allah’ın emri gelinceye kadar dini vazifelerini yerine getirmeleri için, tam gaybete hazırlık gayesiyle kısa müddetli olan “Gaybet-i Suğra” ve ondan sonra uzun müddetli olan “Gaybet-i Kübra” olmak üzere, İmam Mehdi için iki çeşit gaybet takdir etti.
Dört Sefir
Gaybet-i Suğra zamanında Şia büyüklerinden dört kişi İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın özel naibi olmuştur. Onlar İmam’ın huzuruna gider, halkın sorularını İmam’a ulaştırır, İmam’ın da mektupların kenarına yazdığı cevapları halka iletirlerdi.
Bu dört naibin dışında İmam aleyhi’s-selâm’ın çeşitli şehirlerde de vekilleri vardı, onlar da bu dört naip vasıtasıyla halkın meselelerini İmam aleyhi’s-selâm’a ulaştırıyorlardı.
Dört naip ise sırasıyla şunlardır:
1) Ebu Amr Osman b. Said-i Amri.
2) Ebu Ca’fer Muhammed b. Osman b. Sa’id-i Amri
3) Ebu-l Kasım Hüseyin b. Ruh Nevbahti.
4) Ebu-l Hasan Ali b. Muhammed Semuri.
Ebu Amr Osman b. Sa’id halkın güvenini kazanmış değerli bir şahıstı; aynı zamanda İmam Ali Naki aleyhi’s-selâm ile İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın vekilleriydi.[37] İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın emri ile İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın kefenleme ve defnetme işlerini de üzerine almıştı.[38]
Bu değerli şahsiyet, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’dan sonra İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın fermanı üzerine naipliğini sürdürdü.
Osman b. Said ölümünden önce İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın emriyle oğlu “Ebu Cafer Muhammed b. Osman”ı İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın vekil ve naibi olarak tanıttı.
“Muhammed b. Osman” da babası gibi Şia büyüklerinden olup takva, adalet ve yücelik bakımından Şiilerin güven ve saygısını kazanmıştı. Daha önce de İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm onun ve babasının güvenilir ve itimat edilir olduğunu belirtmişlerdi. Rahmetli Şeyh Tusi şöyle yazar: “Bütün Şiiler onun adaleti, takvası, emanete sadık olduğu hususunda aynı fikirdeydiler.”[39]
Birinci naip “Osman b. Sa’id’in vefatından sonra onun ölümü ve oğlunun naipliği hakkında İmam Mehdi aleyhi’s-selâm tarafından şöyle bir tevki geldi:
“Doğrusu biz Allah’tanız ve yine ona dönenleriz. Onun emrine teslim ve onun takdirine rıza göstermişiz. Baban kutlu yaşadı ve tertemiz öldü, Allah ona rahmet etsin, onu imamlarına ve efendilerine kavuştursun. Üstün ve yüce Allah’a, yakınlık kastıyla imamların işlerinde çalışmaktan geri kalmadı. Allah onu nurlu kılsın; hatalarını bağışlasın.”
Tevki’nin diğer kısmında şöyle buyurmuştu:
“Allah senin sevabını artırsın, bu musibetten dolayı sana güzel sabır versin. Siz yaslı olduğunuz gibi biz de yaslıyız. O ayrılığıyla, seni de, bizi de yalnız bıraktı. Allah, göçtüğü yerde onu sevindirsin. Kutluluğunun en yüce delili şu ki: Allah ona, kendisinden sonra yerine geçmesi, onun işini yüklenmesi ve onu rahmetle anmasını sağlamak için senin gibi bir oğul vermiş. Ben, Allah’a hamd olsun derim, çünkü onun yerine geçmenle canlar huzur içinde; üstün ve yüce Allah’ın seni onun yerine geçirmesiyle, gönüller rahatlamış oldu. Allah yardımcın olsun, sana güç, kuvvet versin, yardım etsin, başarı versin; dostun, koruyucun, görüp gözetenin olsun.”[40]
“Abdullah b. Cafer-i Himeyri” diyor ki: Osman b. Sa’id dünyadan göçtüğü zaman, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın daha önce bize yazdığı, kendi el yazısı olan bir mektupta Ebu Ca’feri (Muhammed b. Osman b. Sa’id-i Amiri) babasının yerine atamıştı.[41]
Yine başka bir tevkiy de “İshak b. Yakub-u Kuleyni”ye cevap olarak yazmışlardır ki:
“Ve ama Muhammed b. Osman-ı Amiri, Allah ondan ve babasından razı olsun, doğrusu ben ona güveniyorum. Onun benim tarafımdan yazdığı şey benim yazdığım şeydir.”[42]
Muhammed b. Osman kendisi için bir mezar hazırlamış ve üzerini sade (bir çeşit elbise ve bez) ile örtmüştü ve onun üzerine de Kur’an’dan ayetler ve Masum İmamların isimlerini yazmıştı, her gün onun içine giriyor ve bir cüz Kur’an okuduktan sonra dışarı çıkıyordu.[43]
Bu değerli kişi, ölmeden önce öleceği günü haber vermişti. Nitekim aynı günde de öldü.[44] Ölümünden önce Şia büyüklerinden bir grup, onun yanına gitti, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın emriyle Ebu-l Kasım Hüseyn b. Ruh Nevbahti’yi kendinden sonraki naip, İmam ile irtibatı olan şahıs olarak tanıttı ve buyurdu ki: “O, benim yerime geçecektir, işlerinizde ona müracaat ediniz.”[45] Ebu Cafer Muhammed b. Osman-ı Amiri Hicri 305 yılında vefat etti.
Hüseyn b. Ruh-i Nevbahti
Ebu-l Kasım Hüseyn b. Ruh Nevbahti, dost ve düşman yanında özel bir azamet ve değere sahipti. Akıl, takva, fazilet ve ileri görüşlülüğüyle tanınır, çeşitli fırkaların geneli onu sever ve sayardı. İkinci sefir Muhammed b. Osman-ı Amri’nin zamanında bazı işlerin mesuliyetini taşıyordu. Muhammed b. Osman’ın yakın dostları arasında Cafer b. Ahmed b. Mutil-i Kummi herkesten daha fazla onunla samimi ve irtibatta idi. Hatta Muhammed b. Osman’ın hayatının son zamanlarında yemeği Cafer b. Ahmed’in ve babasının evinde hazırlanıyordu. Ashab arasında Cafer b. Ahmed b. Mutil’in ikinci sefirin yerine geçme ihtimali daha yüksekti. Muhammed b. Osman ihtizar halindeyken Cafer b. Ahmed onun baş tarafında ve Hüseyn b. Ruh ayak tarafında oturmuşlardı.[46] Muhammed b. Osman, Cafer b. Ahmed’e dönerek buyurdu ki: İşleri Ebu’l Kasım Hüseyn b. Ruh’a bırakmam emredildi.
Cafer b. Ahmed yerinden kalkarak Hüseyn b. Ruh’un elinden tutup Muhammed b. Osman’ın baş tarafına oturttu, kendisi de onun ayak tarafına geçti.[47]
Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm tarafından, Hüseyn b. Ruh hakkında çıkarılan tevki şöyledir:
“Biz onu tanıyoruz, Allah Teala hayır ve rızasını ona tanıtsın, hükmü ile ona yardımcı olsun, onun mektubundan haberdar olduk, bizce güvenilir ve inanılır bir kişidir. Bizim yanımızda onu sevindirecek kadar bir makam ve sevgisi var, Allah iyiliğini artırsın. Doğrusu Allah, her şeyin velisidir. Her şeye kadir, ortağı olmayan Allah’a hamd olsun ve Allah’ın selamı peygamber olarak göndermiş olduğu Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine olsun.”
Ebu’l Kasım Hüseyn b. Ruh, 21 yıl civarında İmam’ın naipliğini yaptı ve ölmeden önce İmam’ın emriyle naipliği Ebu-l Hasan Ali b. Muhammed-i Semuri’ye bıraktı ve Hicri 326 yılının Şaban ayında vefat etti, mezarı şimdi Bağdat’tadır.
Ali b. Muhammed-i Semuri
Muntehe’l Makal kitabının yazarı, dördüncü sefir Ebu’l Hasan Ali b. Muhammed-i Semur-i hakkında şöyle yazar: “O, anlatılamayacak kadar büyük bir azamete sahiptir.[48] O değerli zat, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın emri ile Hüseyin b. Ruh’tan sonra İmam aleyhi’s-selâm’ın sefiri olarak Şiilerin sorunlarının halli için görevlendirildi.”
Ali b. Muhammed Sameri Hicri 329 yılında vefat etti.[49] Vefatından önce Şiilerden bir grup onun etrafında toplanarak “Senden sonra yerine geçecek olan sefir kimdir” diye sorduklarında dedi ki:
“Ben bu konuda hiç kimseye vasiyet etmek için görevlendirilmedim.”[50] Daha sonra Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm tarafından bu konuda çıkarılan hükmü, Şiilere gösterdi. Onlar da bu hükümden kopya aldılar, hükmün metni mealen şöyledir:
“Bismillahirrahmanirrahim.
Ey Ali b. Muhammed-i Semuri! Allah senin musibetinde kardeşlerinin mükafatını arttırsın, sen altı güne kadar dünyadan göçeceksin, onun için, işlerini derleyip toparla; ölümünden sonra yerine geçmek üzere birisi hakkında vasiyette bulunma, doğrusu “Gaybet-i Kübra” başlamıştır ve Allah Teala izin vermedikçe zuhur yoktur. Zuhur, ancak O’nun izniyle olur. Bu da uzun bir zaman sonra, kalpler taşlaştıktan ve yeryüzü zulümle dolduktan sonra olur ancak. Çok geçmeden Şiilerimden beni gördüklerini -sefir unvanıyla irtibatta olduklarını- söyleyenler gelecektir. Ama bilin ki “Süfyani’nin çıkmasından ve yüksek çığlık [51] duyulmasından önce bu iddiada (sefirlik ve vekillik unvanıyla görme iddiasında) bulunan herkes yalan söylemektedir. Güç ve kuvvet, ancak Allah’tandır.”[52]
Altıncı gün Ali b. Muhammed-i Semuri dünyadan göçtü ve Bağdat’ta bulunan Ebu İtab Nehri’nin kenarında toprağa verildi.[53]
Merhum Şeyh Tusi “İhticac” kitabında şöyle yazar:
“İmam aleyhi’s-selâm’ın açık emri ve önceki sefirin tanıtması, belirtmesi ve tayin etmesi olmadan, İmam’ın özel vekillerinden hiçbiri sefirlik iddiasında bulunmamış ve Şiiler de, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm tarafından onların sözlerinin doğruluğu ve sefirliklerinin gerçekliğine delalet eden bir mucize ve alamet görmeyinceye kadar, onların hiçbirinin sözünü kabul etmemişlerdir.”[54]
Şeyh Tusi, Şeyh Saduk ve Şeyh Tabersi de, İshak b. Ammar’dan şöyle nakletmişlerdir: “Mevlam Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm (Şia’nın gaybet zamanındaki vazifesi hakkında) şöyle buyurmuştur: “Karşılaştığınız olaylarda, hadislerimizi rivayet edenlere müracaat ediniz. Çünkü onlar sizin üzerinize hüccetimdir ve ben de onlara Allah’ın hüccetiyim.”[55]
Merhum Tabersi de “İhticac” adlı kitabında İmam Sadık aleyhi’s-selâm’ın bir hadiste şöyle buyurduğunu nakleder:
“Nefsini kontrol altında tutan, dinini koruyan, heva ve hevesine muhalif olan, mevlasına (İmamlara aleyhum’us-selâm) itaat eden fakihlerden birini taklit etmek, avam halk için gereklidir.”[56]
Böylece Gaybet-i Kübra döneminde Müslümanların meselelerinin halledilmesi için bütün şartları taşıyan Fakih mesul olmuş oldu. Gerçi fakihler için fetva ve hüküm verme makamı daha önceden masum İmamlar tarafından beyan ve tasvip edilmişti. Ama İslam fakihlerinin resmiyeti bu tarihten itibaren başladı, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhuruna kadar da devam edecektir.
Gaybetin Tesirleri
Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’a iman etmek, ümidin artmasına fikir ve ufkun genişlemesine sebep olur. Geleceği vaat edilen Mehdi aleyhi’s-selâm’a inanmanın ve onun her zaman zuhur edebileceği ihtimalinin iyi kalpli ve liyakatli kimselerde derin ve yapıcı etkisi vardır. Onlar, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’a yardım etmeye muvaffak olmak, ziyaretinden mahrum kalmamak ve rızasını kazanabilmek için kendilerini tezkiye ederler, zulüm ve kötülükten kaçınır, müminlere sevgi beslerler. Hiç bir fasık ve zalim hükümetin boyunduruğu altına girmemiş olan Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’a inanmak, onu izleyenlerde öyle bir hal ve durum oluşturur ki, bütün tağut ve zalimlerin karşısında direnirler, onların boyunduruğu altına girmez ve zulme asla rıza göstermezler.
Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’a inanmak, zaafa, ihmalkarlığa ve gevşekliğe sebep oluyor düşüncesi yanlıştır. Masum İmamlar ve onların yılmak bilmez gayretli öğrencilerinin, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhuruna inançları yok muydu? Büyük İslam alimlerinin ona imanları yok muydu? Onlar bütün gayretlerini sarf ediyorlar ve İslam adının yücelmesi için hiçbir çaba ve fedakarlıktan çekinmiyorlardı ve her zaman mesuliyetlerini biliyor ve ağır vazifelerini yerine getiriyor, yapıcı projelerini büyük bir ümitle uyguluyorlardı.
İlk Müslümanlar, İslam’ın ilerleyeceğini ve önlerinde büyük zaferlerin olduğunu Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’den duymuşlardı. Ama bu müjde, onların gevşeklik gösterip bir kenara çekilmelerine sebep olmayıp, bilakis çabalarını arttırmış, fedakarlık ve yardımlaşma ile hedefe ulaşmışlardır.
Emir-ül Müminin Ali aleyhi’s-selâm, Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’den şöyle nakleder: “İbadetlerin en üstünü, Mehdi’nin zuhurunu beklemektir.”[57]
İmam Zeyn-ül Abidin aleyhi’s-selâm da buyurmuştur ki:
“On ikinci İmam’ın gaybeti uzun sürecektir. Onun İmametine inancı olan ve gaybet zamanında zuhurunu bekleyen halk, diğer zamanlarda yaşayan halktan daha üstündür. Çünkü Allah Teala onlara öyle yüce bir akıl, düşünce ve marifet derecesi vermiştir ki, onlar için gaybet zamanı, İmam’ın hazır bulunduğu zaman gibidir ve Allah onları Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in huzurunda cihat eden mücahitler gibi kılmıştır, doğrusu onlar bizim samimi ve gerçek Şiilerimizdir. Onlar, gizli ve aşikar olarak insanları Allah’a yönelmeye çağırırlar. Zuhuru beklemek en büyük kurtuluştur.”[58]
Merhum Ayetullah Sadruddin-i Sadr yazıyor ki: Bekleyiş, beklenen şeyin gerçekleşmesini gözlemektir. Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhurunu bekleyişin sosyal ıslah yönündeki, özellikle İmamiyye (Şia) toplumunun ıslahı üzerindeki tesirleri şunlardan ibarettir:
1) Bekleyiş, düşünce ve duyguyu beklenen şey üzerinde yoğunlaştırmaktır, bunun ister istemez iki faydası vardır:
a) İnsanın fikir ve çabasının çoğalmasına sebep olur.
b) İnsan, güç ve dikkatini bir tek şey üzerinde toplama kudret ve gücünü bulur. Her iki fayda insanın dünya ve ahiretti için ihtiyaç duyduğu en önemli şeylerdendir.
2) Bekleyiş, zorlukların insana kolay gelmesini sağlar. Çünkü zorlukların giderilme eşiğinde olduğunu bilir. Giderileceğini bildiği bir zorluk ile, giderilip giderilmeyeceği belli olmayan bir zorluk arasında çok fark vardır. Özellikle kesin olan şey, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhur edip, yeryüzünü adalet ile dolduracağı ve bütün zorlukları bertaraf edeceğidir.
3) İnanan İnsanın, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın ashabı, yardımcıları ve dostlarından olma arzu ve isteğine sahip olması, bekleyişin gereğidir. Bu arzunun gereği, onunla dostluk ve huzurunda cihat etmek liyakatini kazanmak gayesiyle nefsi ıslah, ahlakını düzeltmek ve gerçek bir mümin olmak için çalışmaktır.
4) Bekleyiş, nefsi ve hatta diğerlerini ıslah etmeyi gerektirdiği gibi, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın düşmanlarına galip gelmesini sağlamak için insanın ortamı hazırlaması, bu hedef için gerekli olan bilgi, ilim ve vesileleri tahsil etmesini de gerektirir. Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın düşmanlarına galip geleceği bilindikten sonra, bunlar gerçek bir bekleyişin sayısız sonuçlarından sadece bir kaçıdır.[59]
Merhum Muzaffer şöyle yazar: “Dünyayı ıslah edici ve hak yolda olanların kurtarıcısı Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ı beklemek, dini meselelerde elini kolunu bağlayıp bir şey yapmamak demek değildir. Bilhassa dini hükümleri uygulamak yolunda cihat, iyiliği emretmek ve kötülükten nehy etmek gibi dini farizelere sımsıkı sarılmak gerekir. Çünkü Müslüman, ne durumda olursa olsun ilahi ahkamla amel etmek ve onu daha iyi tanımak için adım atmak ve mümkün olduğu kadar iyiliği emredip kötülükten nehy etmekle görevlidir. Islah ediciyi beklemek bahanesiyle farzları yerine getirmemek doğru değildir. Bekleyiş, Müslümanların üzerinden hiç bir dini vazifeyi kaldırmaz ve hiçbir ameli geciktirmez.”[60]
Böylece Şia’nın gaybet zamanında dahi büyük bir imtihan verdiği açıktır. Bir taraftan dinini koruması ve diğer taraftan da İmam’ın zuhurunda İslam’a yardım etme şerefine varması için ortamı hazırlaması gerekir; halkın çoğunun bu imtihanı kazanmaya muvaffak olmayacağı unutulmamalıdır.
Cabir-i Cu’fi diyor ki: İmam Bakır aleyhi’s-selâm’a “Kurtuluşunuz ne zaman olacaktır?” dedim. Buyurdular ki:
“Heyhat! Heyhat! Bulanık olanlarınızla dupduru olanlarınızın birbirinden ayırt edilmesi için sizler kalbur ile iyice elenmeyinceye kadar bu iş olmayacaktır!” (İmam aleyhi’s-selâm bu cümleyi üç defa tekrarladı)[61]
Evet, bekleyişin bir özelliği de, vazifeler yerine getirildikten ve çabalar harcandıktan sonra artık ümitsizlik diye bir şeyin kalmaması ve Allah tarafından kurtuluşun gelmesini ümitle beklemektir.
Yine gaybetin önemli tesirlerinden birisi de şudur ki, beşeriyet bu çağda, vahiy, ilham, ve gaybi yardımlar dışında insanları hakiki kemal ve saadete ulaştırmanın mümkün olmadığını tecrübe yoluyla anlayacak ve sonunda vahiy ve ilahi öğretiler karşısında boyun eğecektir.
Gaybet Zamanında İmam (a.s)’ın Varlığının Faydaları
Masum İmam’ın varlığının felsefesini iyice bilmeyen bazı kimseler “Gaybet döneminde İmam aleyhi’s-selâm’ın ne faydası var?” diye sorarlar. İlk önce şunu bilmek gerekir ki, tam bir marifetle her şeyin tek yaratıcısı olan yüce Allah’ın huzurunda ibadet etmek olan yaratılışın maksadı, ancak masum İmam’ın varlığıyla gerçekleşir. Çünkü hakkıyla Allah’ı tanıyıp ibadet edenler Peygamberler ve sonra da masum İmamlardır.
Melekler insanın yaratılışına itiraz ediyorlardı. İnsanın fesatlarıyla ibadetlerini mukayese ediyorlar ve onun yaratılışını tercih etmiyorlardı. Diyorlardı ki: “Biz seni övüp-yüceltir ve (sürekli) takdis edip dururken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kan akıtacak birini mi var edeceksin?”[62] Allah Teala, Hz. Adem’in Allah’ı kamil olarak tanımasına ve O’na kulluk ve ibadet etmesine vesile olacak melekut alemi hakkındaki bilgi ve ilmini meleklere göstererek onları susturdu.
Hz. Adem aleyhi’s-selâm, alemlerin Rabbinin emriyle bilgisini meleklere kanıtlayınca bu ilahi şahsiyetlerin varlığının hakikatini, onların Allah yanındaki yüce makamını gördüler ve bunun, kendilerinin tespih ve kutsamalarıyla mukayese edilemeyeceğini ve bu seçkin kişiler beşer cinsinden olduğu için beşerin yaratılışı yerli yerinde, layık ve tercih edilir olduğu bilincine vardılar.
Öyleyse yaratılışın felsefesini açıkça ortaya koyan şey, bütün meleklerin baş eğdiği bu seçkin kişilerin varlığıdır. Çünkü seçkin kişilerin ibadetleri eşsizdir ve hiçbir ibadet onların ibadetlerinin yerini dolduramaz; Masumların varlıkları beşerin başlangıcı ve yaratılışı için ikna edici olduğu gibi, hayatın ve beşeriyet silsilesinin devamı için de ikna edicidir; ve Masum bir şahsiyet insanlık toplumunda daima mevcut olmalıdır. Eğer varlık nimeti bizi de kapsıyorsa, bu liyakatli kişilerin varlıklarının bereketindendir; eğer bu değerli kişiler olmasaydı biz de var olmazdık. Varlık elbisesini giymiş olduğumuz şu anda dahi eğer onlardan birisi olmasa, yine yokluk ve hiçe karışırız; bunun için ilahi hüccetler (Masumlar) yalnız maarif ve ilimlerde insan oğlunun velinimeti olmakla kalmayıp varlık nimetinde de velinimettirler ve boynumuzda minnetleri vardır.
Ziyaret-i Camia’de şöyle geçer:
“Ey velinimetlerim! Övgünüzü sayıp bitiremem ve hakikatinizi gerçek anlamıyla övemem, makam ve mevkiinizi nitelendirmekten acizim, iyilerin nuru ve salihlerin hidayet edicisi sizsiniz; siz, her şeye gücü yeten Allah’ın hüccetlerisiniz. Allah, yaratılışı sizinle başlattı ve sizinle bitirecektir. O, sizin hatırınız için yağmur yağdırır, sizin hatırınız için gökyüzünün yere kapanmasını engeller, sizin hatırınız için üzüntüleri giderir ve zorlukları bertaraf eder.”
İmam Sadık aleyhi’s-selâm değerli babaları İmam Bakır aleyhi’s-selâm’dan naklediyorlar ki:
“... Bizim ibadetlerimizle aziz ve celil Allah’a ibadet edilir, eğer biz olmasaydık Allah’a hakkıyla ibadet edilmezdi.”[63]
Yine bir çok hadiste buyurmuşlardır ki: “Yeryüzü hiç bir zaman masum bir imamsız bırakılmaz.”[64]
Diğer bir mesele de, İmam aleyhi’s-selâm’ın manevi hidayetidir. Masum İmam, şartlar elverişli olduğunda zahiri merhalesinde hidayet edici ve kılavuz olduğu gibi manevi hayat aşamasında da hidayet edicidir ve amellerin hakikati onun hidayetiyle birliktedir. Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor ki: “Onları öyle rehberler kıldık ki emrimizle halkı doğru yola sevk ederler ve onlara hayırlı işleri vahyettik”.[65] Başka bir ayette de: “Ve içlerinden, sabrettikleri için onları emrimizle doğru yola sevk edecek rehberler tayin etmiştik.”[66] diye buyurulmaktadır.
Allame Tabatabai şöyle yazar: “Bunun benzeri ayetlerden şu anlaşılmaktadır ki İmam aleyhi’s-selâm, zahiri hidayet ve aydınlatmanın yanında soyut ve melekler alemi cinsinden olan bir çeşit manevi hidayete de sahiptir. Ayrıca hakikati ve nurluluğu vasıtasıyla halktan iyi kimselerin kalbinde tesir ve tasarruf eder, onları yaratılışlarının son hedefi olan kemal derecelerine doğru cezbeder.”[67]
Merhum Hace Nesir-i Tusi (r.a) diyor ki: “Onun varlığı bir lütuftur ve hakimiyeti de başka bir lütuf... Şu anda görünürde olmayışı ise bizim yüzümüzdendir.”
Bazı hadislerde gaip İmam aleyhi’s-selâm, bulut ardındaki güneşe benzetilmiştir. Süleyman-ı A’maş, İmam Sadık aleyhi’s-selâm’dan: “Halk Allah’ın gaip olan hüccetinden nasıl yararlanacak?” diye sorduğunda, İmam aleyhi's-selâm: “Bulutlar güneşi örtmüş olduğu halde insanların güneşten yararlanması gibi.” buyurdular.[68]
Cabir b. Abdullah-i Ensari de Peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih’ten: “Acaba Müslümanlar gaybet zamanında İmam’dan bir fayda görecekler mi?” diye sorduğunda, Hz. Peygamber-i Ekrem sallâ’llâhu aleyhi ve alih şöyle buyurdular:
“Evet, beni peygamber olarak gönderene andolsun ki, onlar güneşten nasıl yararlanıyorlarsa ondan da öylece yararlanacak ve nurundan faydalanacaklardır. O, bulutlar ardında gizli kalsa da insanlar onun vücudundan faydalanacaklardır.”[69]
Buna ilaveten, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm her yıl hac törenine katılır, toplantılara gider, çoğu zaman bazı müminlerin meselelerini bir vasıtayla veya vasıtasız olarak halleder, hatta bazılarının onu görmesi ama tanımaması da mümkündür. İmam aleyhi’s-selâm ise onları görür ve tanır, lütfü bazı iyi kimselere şamil olur. Gaybet-i Suğra ve Kübra zamanında halktan birçok kimse onunla görüşme şerefine ulaşmış, kerametini görmüş ve sorunlarını halletmişlerdir.
“Gaybet-i Suğra”da İmam (a.s)’ın Kerametleri
Şeyh Tusi (r.a) şöyle der: “Gaybet zamanında İmam Mehdi’den görülen kerametler, sayılmayacak kadar çoktur.”[70]
Burada örnek olarak bunlardan bir kaçını naklediyoruz:
1) İsa b. Nasr şöyle anlatır: Ali b. Semuri, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’a bir mektup yazarak ondan kendisi için bir kefen istedi. Cevabında “Senin seksen yılında (280 hicri yılında veya 80 yaşında) ihtiyacın olacak” diye cevap geldi ve İmam aleyhi’s-selâm’ın buyurduğu gibi seksen yılında vefat etti ve vefatından önce İmam Mehdi aleyhi’s-selâm ona istediği kefeni gönderdi.[71]
2) Muhammed b. İbrahim b. Mehziyar-i Ahvazi der ki: İmam Hasan Askeri dünyadan göçtükten sonra Gaip İmam aleyhi’s-selâm hakkında şüpheye düştüm. O zaman babamın yanında halkın verdiği humus ve zekatlardan çok miktarda mal birikmişti. Babam onları aldı (ve İmam’a ulaştırmak için) yola koyuldu, gemiye bindi, ben de onu uğurlamak için çıkmıştım. O sırada babamda şiddetli bir ağrı başladı. Bana dedi ki: “Oğlum, Ölüm zamanım geldi, bu mallar hakkında da Allah’tan kork.” Sonra bana vasiyet etti ve vefat etti.
Ben içimden dedim ki: Babam boş yere vasiyet edecek birisi değildi, bu malları Irak’a götürüp Bağdat’ta, nehrin kenarında bir ev kiralayacağım ve hiç kimseye bir şey söylemeyeceğim, eğer İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın zamanında görülen şeyler gibi bir şey görülürse onları vereceğim ve eğer böyle bir şey görülmezse malların hepsini sadaka olarak dağıtacağım.
Irak’a gelerek nehir kenarında bir ev kiraladım, bir kaç gün sonra birisi elinde şu içerikte bir mektupla geldi: “Ey Muhammed! Senin yanında şu mallar vardır.” Getirdiğim benim de bilmediğim bütün şeyler mektupta teferruatıyla açıklanmıştı. Malları, mektubu getirene teslim ettikten sonra bir kaç gün yine orada kaldım. Hiç kimse beni aramıyordu, mahzun olmuştum. Bir müddet sonra bana başka bir mektup geldi. Onda şöyle yazılıydı: “Seni babanın yerine seçtik. Allah’a şükret.”[72]
3) Muhammed b. Sure el-Kummi (Kum kentinin büyük ulemasından) şöyle nakleder: Ali b. Hüseyn-i Babeveyh, amcası Muhammed b. Musa Babeveyh’in kızı ile evlendi, ama ondan evlat sahibi olmadı. İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın üçüncü sefirine -Hüseyin b. Ruh’a- bir mektup yazarak onun vasıtasıyla İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’dan, ona evlat vermesi ve bu evlatlarının alim olması için Allah’a dua etmesini rica etti.
İmam aleyhi’s-selâm tarafından şu cevap geldi: “Şimdiki hanımından evladın olmayacak, ama yakında sahip olacağın Deylemli bir cariyeden iki fakih erkek çocuğun olacak.”
İbn-i Babeveyh “Muhammed, Hasan ve Hüseyin” adında üç çocuk sahibi oldu, Muhammed ve Hüseyn parlak hafızalı iki fakih oldular, Kum kentinde hiç kimsenin belleyemediği konuları bellemişlerdi. Üçüncü kardeşleri Hasan ibadet ve zahitlikle meşgul idi. Halk ile hiçbir irtibatı yoktu, fıkıhtan da nasibi yoktu.
Halk, rivayet ve hadislerin naklinde Ali b. Hüseyn b. Babeveyh’in iki oğlu Ebu Cafer (Muhammed) ve Ebu Abdullah (Hüseyn)in hafızalarına hayret eder ve bu makam İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın duasıyla size nasip oldu, derlerdi. Bu hadise Kum ahalisi arasında pek meşhurdur.[73]
Bilindiği üzere İmam’ın duası hürmetine dünyaya gelmiş olan Muhammed b. Ali b. Babeveyh’in fıkıh ve hadis alanında onlarca eseri mevcuttur. Şia’nın hadisteki dört temel kaynağında biri olan “Men la yahzeruhul Fakih” de onun eseridir.
İmam (a.s) ile Görüşme
Merhum Şeyh Tabersi “İ’lam’ul Vera” adındaki kitabında İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ı ziyaret ve onun kerametlerini görmeye muvaffak olan bazı kimselerden söz eder. Onlardan 13 kişi İmam aleyhi’s-selâm’ın Bağdat, Kufe, Ahvaz, Kum, Hamedan, Rey, Azerbaycan ve Nişabur’daki vekilleri ve yaklaşık elli kişi Bağdat, Hamdan, Dinever, İsfahan, Saymere, Rey, Kazvin ve diğer yerlerin ahalisindendir.[74]
Bazı büyük alimler Gaybet-i Kübra zamanında İmam aleyhi’s-selâm’ın huzuruna giden veya uykuda ya da uyanıkken birtakım kerametler gören kişilerin adlarını ve başından geçenleri kitaplarında toplamış ve zikretmişlerdir. Keşf-ul Estar, Bihar-ul Envar kitaplarında da bu hususla ilgili bir çok senetli hadise nakledilmiştir. Merhum hacı Nuri, Necm-us Sakıb kitabında bu konuda yüz olay nakleder ve şöyle der: “Herkesten duyduğumuz her şeyi burada nakletmedik.” Allah’ın yardımıyla sadece doğruluğuna güvendiğimiz olayları, güvenilir kişilerden aktardık.”[75]
Biz de bu yazımızda Necm-us Sakıb kitabından bir olay nakletmekle yetiniyor ve okuyuculardan, bu kitapları araştırmalarını rica ediyoruz:
“Faziletli alim “Ali b. İsa Erbili”[76] “Keşf-ul Gumme” adlı kitabında diyor ki: Güvenilir kardeşlerimden bir grup, Hille bölgesinde Hırkal köyü ahalisinden “İsmail b. İsa b. Hasan Hırkalı” adında bir kişinin benim zamanımda vefat ettiğini bana haber verdiler. Ben onu görmemiştim. Onun oğlu Şemseddin bana dedi ki:
Babam bana şöyle bir olay anlattı: Gençliğinde sol bacağında, Tuse denilen yumruk büyüklüğünde bir yara çıkmış ve her bahar mevsimi patlıyor, ondan kan ve irin akıyormuş. Bu dert onu her şeyden alıkoyuyormuş. O Hille’ye gelip ve Raziyyuddin Ali b. Tavus’un yanına giderek ona bu yarasından bahsetmiş. Seyyid b. Tavus, Hille cerrahlarını çağırmış, onu muayene ettirmiş ve demişler ki: “Bu, toplar damar üzerinde çıkmış ve kesmekten başka çaresi yoktur. Ancak, bunu kesersek toplar damar da kesilebilir eğer bu damar kesilirse İsmail sağ kalmaz. Onu kesmek çok tehlikelidir, biz bu işe girişemeyiz.”
Seyyid İbn-i Tavus, İsmail’e: “Ben Bağdat’a gidiyorum, gel seni de götüreyim ve oradaki cerrahlara göstereyim, belki onlar bir çare bulurlar.” demiş. Bağdat’a gitmiş, tabipleri çağırmışlar. Onlar da aynı teşhisi koymuş ve aynı özrü getirmişler. İsmail bu duruma üzülmüş, Seyyid ona; “Allah Teala üzerindeki bu necasetle kılacağın namazı kabul eder, bu derde sabretmek mükafatsız değildir” demiş. Bunun üzerine İsmail, “Öyleyse Samerra’ya ziyarete gideceğim ve İmamlar aleyhum’us-selâm’dan yardım isteyeceğim” demiş ve yola çıkmış.
Şemseddin; Babam diyor ki: o nurlu Hareme ulaştığım zaman iki yüce imam, İmam Ali Naki ve İmam Hasan Askeri aleyhum’us-selâm’ı ziyaret ettikten sonra Serdab’a gittim. Geceleyin orada Allah’a çok yalvardım ve İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’dan yardım diledim, sabahleyin Dicle nehrine gittim, elbisemi yıkadım ve ziyaret guslü aldım. İbriğimi su ile doldurarak bir kere daha ziyaret etmek için İmamların Haremine geri döndüm, kaleye varmadan bir kaç atlının bana doğru geldiğini gördüm. Samerra’nın etrafında bazı soylu ailelerin evleri olduğundan, bunların eşraftan olduğunu sandım. Bana yetiştiklerinde, bunlardan birinin, sakalı yeni yeni çıkmış, kılıç kuşanmış olan iki genç ile nur yüzlü, elinde bir mızrak ve kılıç kuşanmış yaşlı bir adam, üzerine fereci[77] giymiş, teht’ul henek[78]bağlamış, elinde mızrak taşımakta olan dört kişi olduğunu gördüm, O ihtiyar adam sağ tarafa ve iki genç de sol tarafa geçtiler. Fereci giymiş kişi onların ortasında kaldı, bana selam verdi, ben de cevap verdim; fereci giyinmiş kişi:
“Yarın yola mı çıkacaksın” diye sordu.
- “Evet” dedim.
- “Yaklaş bakayım, sana eziyet eden şu yara neymiş bir görelim”, dedi. Ben bu sırada “Bedeviler necasetten kaçınmazlar, yeni gusül almış ve elbisemi yıkamıştım, elbisemin ıslaklığı hala duruyordu... Keşke bu bedevi bana dokunmasa...” diye düşünürken o eğildi ve beni kendine doğru çekerek elini yaramın üzerine koyup kuvvetle sıktı, canım pek yanmıştı... Sonra doğruldu, bu haldeyken yaşlı adam dedi ki: “Kurtuldun İsmail!”
Ben, “Siz de felaha ve kurtuluşa erişin” dedim. Bu sırada birden, onun adımı bildiği düşüncesiyle şaşırdım, bana, kurtuluşa erdin diyen yaşlı adam bu sefer: “İmamdır o, İmam...” dedi.
Ben koşarak ayağının üzengisini öptüm, İmam aleyhi’s-selâm yola koyuldu, ben de ardından gidiyor ve feryat ediyordum, İmam aleyhi’s-selâm “Geri dön” dedi.
Ben: “Sizi bırakmam, mümkün değil! diye inledim.
İmam aleyhi’s-selâm tekrar:
“Geri dönmek senin için daha hayırlıdır, geri dön!” dedi. Ben aynı sözü tekrarlayınca yaşlı adam dedi ki: “Ey İsmail! İmam iki defa geri dön dediği halde onu dinlememekten utanmıyor musun?”
Bu sözler üzerine olduğum yerde kalakaldım, birkaç adım uzaklaştıktan sonra yine bana dönerek dedi ki: “Bağdat’a döndüğün zaman Mustansır[79] seni isteyecek ve sana bir hediye verecek, o hediyeyi geri çevir ve oğlum Razi’ye[80] de ki, senin için Ali b. Arz’a bir şeyler yazsın, sana istediğin her şeyi vermesini söyleyeceğim.”
Onlar gözden iyice uzaklaşıncaya kadar öylece orada kaldım, çok gıbta ettim. Bir saat kadar orada oturdum, sonra Hareme[81] geri döndüm, Haremdekiler beni görünce:
- “Durumun değişmiş, yaran ağrı yapıyor mu?” diye sordular,
- “Hayır” dedim.
- Birisiyle kavga mı ettin?
- Hayır, Allah aşkına söyleyin, buradan geçen atlıları gördünüz mü?
- Onlar buranın büyüklerinden olsa gerek...
- Hayır, onlardan birisi İmam aleyhi’s-selâm’dı.
- O yaşlı mı, fereci giyen mi?
- Fereci giyen!..
- Yaranı gösterdin mi?
- Evet, onu öyle sıktı ki canım yandı.
Sonra sağ bacağımı açtıklarında yaradan hiçbir eser kalmadığını gördüler. Ben de dehşete kapıldım, diğer bacağımı da açtım, onda da bir şey göremedim. İşte o zaman halk başıma toplanarak elbiselerimi parçaladılar. Haremdekiler beni kurtarmasaydı ayaklar altında çiğnenip ezilmiştim. Bağırıp çağırmam üzerine “Beyn-en Nehreyn Nazıri”[82] gelip macerayı öğrendi ve olayı yazmak için gitti. Ben geceyi orada geçirdim. Sabahleyin bir grup gelip beni uğurladı. Yanıma iki kişi verip geri döndüler. Ertesi sabah Bağdat kapısına vardığımızda şehre gelen herkesin adını ve nesebini soran büyük bir cemaat köprünün başında toplanmıştı. Oraya vardığımızda benim adımı duyunca başıma üşüştüler ve giyindiğim ikinci elbiseyi de parça-parça ettiler. Öyle ki neredeyse ruhum bedenimden ayrılacaktı. O sırada “Seyyid Raziyyuddin” bir cemaatle geldi. Halkı benden uzaklaştırdı. Beyn-en Nehreyn Nazıri durumu yazmış, Bağdat’a göndermiş ve onlara bildirmişti. Seyyid, “Şifa bulduğu söylenilen, bu şehirde kargaşalık çıkaran adam sen misin?” diye sordu.
- “Evet”dedim.
Attan indi, bacağımı açtı, önceden bacağımdaki yarayı görmüştü, şimdi o yaradan hiçbir kalmadığını görünce bayıldı, bir saat sonra kendine gelince dedi ki: “Vezir beni çağırmış. Samerra’dan gelen habere göre o adamın sizinle ilişkisi varmış, durumu çabuk bize bildir, demiş.”
Sonra beni Kum ahalisinden olan vezirin yanına götürdü ve dedi ki: “Bu benim kardeşim ve yakın dostumdur.” Vezir, “Hikayeyi anlat” dedi. Ben baştan sona başımdan geçenleri anlattım, vezir hekimleri ve cerrahları çağırmaları için memur gönderdi, onlar da gelince dedi ki: Siz bu adamın yarasını görmüş müydünüz?
- Evet.
- Onun çaresi nedir?
- Onu kesmekten başka çaresi yoktur, eğer kesilirse sağ kalma ihtimali de çok zayıftır.
- Eğer ölmezse bu yara ne zamana kadar iyileşir?
- En azından iki ay yaranın izi kalır, ondan sonra çıban çıkması mümkündür, ama onun yerinde beyaz bir çukur kalır ve oradan tüy bitmez.
- Siz onu göreli kaç gün oldu?
- Bu günle birlikte on gün oldu.
Sonra vezir onları yakına çağırdı ve benim bacağımı açtı. Onlar, bunun diğer bacağımla hiçbir farkı olmadığını ve o çıbandan hiçbir eser kalmadığını gördüler. Hıristiyan cerrahlardan biri: “Vallahi bu Hz. İsa’nın mucizelerindendir.” diye haykırdı. Vezir; “Bu iş sizlerden hiçbirinin işi olmadığından, ben bunu kimin yaptığını biliyorum” dedi. Bu haber halifeye de ulaştı. Halife, veziri çağırdı, vezir beni halifenin yanına götürdü, halife “Mustansır” bana olup bitenleri anlatmamı emretti. Ben başımdan geçenleri anlatınca halife oradaki hizmetçilerden birini çağırarak içinde bin dinar olan bir kese getirtti ve; “Al bunu, güle-güle harca!” dedi.
- Kabul edemem.
- Kimden korkuyorsun?
- Bu kerameti gösteren kimseden! Çünkü, “Ebu Cafer’den[83] hiçbir şey kabul etme, diye buyurdu”, dedim.
Bunun üzerine halife üzüldü ve ağladı.
Keşf-ul Gumme’nin sahibi der ki: İyi bir rastlantı sonucu, bir gün ben bu olayı bir toplumda naklediyordum, macerayı anlatıp bitirdikten sonra, İsmail’in oğlu Şemseddin’in de onların arasında olduğunu öğrendim. Ben onu tanımıyordum, bu tesadüfe şaşırarak dedim ki: Sen babanın bacağını yaralı olduğu vakit görmüş müydün?
- O zaman küçüktüm, dedi; ama iyileştikten sonra gördüm. Yerinden tüy çıkmış ve yaradan eser kalmamıştı. Babam her yıl Bağdat’a geliyor, Samerra’ya gidiyor ve uzun müddet orada kalıp ağlıyordu. Bir kere daha İmam’ı görmek arzusuyla oralarda gezinip duruyordu, ama o gün bir daha kendisine nasip olmadı; benim bildiğim kadarıyla kırk defa Samerra’ya ziyarete gitti. Sonunda İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın hasretiyle dünyadan göçtü.
Bu hikayenin sonunda “Necm-us Sakıb”in yazarı “Şeyh Hürr-i Amili”nin “Emel-ül Amil” kitabından, “İsmail-i Hırkali”nin oğlunun faziletli bir alim ve Allame Hilli’nin öğrencilerinden olduğunu nakletmiştir.[84]
Zuhur Vaktini Belirtmek
İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın dördüncü özel naibi Ali b. Muhammed-i Semuri’nin vefatından sonra, Gaybet-i Kübra devri başladı. Şimdiye kadar da devam etmekte... İmam Mehdi aleyhi’s-selâm Allah Teala’nın emriyle kıyam ve zuhur edecektir. Ehl-i Beyt İmamları birçok hadislerde zuhur vaktinin belirtilemeyeceğini ve bunu ancak Allah’ın bileceğini, ansızın Allah’ın emriyle vuku bulacağını ve zuhur için bir vakit belirten kimselerin yalancı olduğunu açıklamışlardır.
“Fuzeyl” İmam Bakır aleyhi’s-selâm’dan “Acaba bu iş için bir zaman belirtilecek mi?” diye sorunca İmam üç defa şöyle buyurdu: “Vakit belirtenler yalancıdırlar.”[85]
“İshak b. Yakup” Muhammed b. Osman-i Amri vasıtasıyla İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’a bir mektup yazarak birkaç soru sordu, İmam aleyhi’s-selâm soruları cevaplandırırken zuhur vakti hakkında buyurdu ki: “Zuhur vakti Allah’ın emrine bağlıdır; zaman tayin edenler yalancıdırlar.[86]
Zaman belirtmekten maksat, zuhur vaktinin dakik olarak belirtilmesidir ve bu gibi şeylerin vaktini belirtmeyi İmamlar aleyhi’s-selâm asla caiz bilmemiş ve Allah’ın sırlarından saymışlardır. Ama birtakım alametler de belirtilmiştir ki, onlar vuku bulursa, zuhur vaktinin yakın olduğu anlamına gelir.
Zuhur Alametleri
Zuhurdan önceki hadiseler ve zuhur alametleri hakkında çok çeşitli rivayetler vardır. Bu hadislerden bazıları toplumların, özellikle İslami toplumların durumunu açıklar, bazıları zuhura yakın bir dönemde meydana gelecek olayları, bazıları da şaşırtıcı şeylerin meydana gelişini anlatır.
Bütün bu hadisleri incelemek için, ayrıntılı kitaplara ihtiyaç vardır. İlgi duyanlar bu hadisleri nakleden makale ve kitaplara müracaat edebilirler. Biz burada açık ve kesin olan birkaç alameti zikredeceğiz.
A) Zuhur Öncesi Durumu Bildiren hadisler
1) Bütün Dünyada ve İslam Toplumlarında Zulüm, Kötülük, Fesat, Günah ve Dinsizliğin Yayılması
İslam önderleri, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın mübarek kıyamlarını müjdeledikleri birçok hadiste, onun, dünya zulüm ve kötülükle dolduktan sonra zuhur edeceğini vurgulamışlardır. Hadislerin bir kısmında da Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın kıyamından önce, Müslüman toplumlarda bile sapıklık, sefahat, çeşitli günah ve kötülüklerin yaygınlaşacağını hatırlatmış ve şunlara işaret etmişlerdir:
Açıkça sarhoş edici maddeler alınıp satılacak, şarap içilecek, faiz yemek, zina ve diğer kötü işler yaygın bir şekilde yapılacak; katı kalplilik, sahtekârlık, nifak, rüşvet yemek, riya etmek, bidat, gıybet ve dedi kodu çoğalacak, iffetsizlik, hayasızlık, zulüm, haksızlık umumileşecek ve hicapsız kadınlar çekici elbiselerle ortalıkta dolaşacak, elbise ve makyajda kadınlar erkeklere, erkekler de kadınlara benzeyecekler, iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak terk edilecek ve müminler hakir, naçiz ve mahzun olup, günah ve kötülükleri engelleme kudretine sahip olmayacaklar. İmansızlık, sapıklık, dinsizlik yaygınlaşacak, İslam ve Kur’an’a amel edilmeyecek, evlatlar baba ve annelerine eziyet edecek, saygı göstermeyecek, küçükler büyüklerine saygı göstermeyecek, büyükler küçüklere acımayacak ve akrabalık bağları gözetilmeyecek. Humus ve zekat ödenmeyecek, ya da gerekli yerlere harcanmayacak; yabancılar, kafirler ve sapıklar Müslümanlara galip gelecek ve Müslümanlar kendini kaybederek bütün işlerde, giyimlerinde, konuşmalarında hareketlerinde onları taklit edecek ve onları izleyecekler, ilahi hüküm ve cezalar uygulanmayacak...
Ve İmamlarımızın çeşitli hadislerinde zikredilen diğer birçok facialar vuku bulacaktır.[87]
B) Zuhurdan Önceki Olaylar
1) Sufyani’nin Ortaya Çıkışı ve Yerin Yarılarak Sufyani’nin Ordusunu İçine Alması
Ehl-i Beyt İmamlarının aleyhum’us-selâm önemle vurgulayıp açıkça beyan ettikleri alametlerden birisi de Sufyani’nin çıkışıdır, Sufyani, bazı rivayetler gereğince Emevilerden, Yezid b. Muaviye b. Ebu Sufyan’ın neslindendir ve halkın en kötüsüdür, adı Osman b. Anbese’dir. Ehl-i Beyt ve Şiilere karşı özel bir düşmanlığı vardır; kızıl suratlı, mavi gözlü, çirkin yüzlü, zalim ve hıyanetkardır, (Dimeşk, Filistin, Ürdün, Hamas ve Kanserin’i içine alan eski) Şam’da kıyam edecek, kısa bir süre bu beş şehri tasarrufu altına alacak; büyük bir orduyla Irak’ta Kufe üzerine hareket edecek, Irak şehirlerinden özellikle Necef ve Kufe’de büyük cinayetler işleyecek ve diğer bir orduyu da Arabistan’da Medine’ye gönderecektir. Sufyani’nin ordusu Medine’de nice cinayetler işleyip şehri yağma ettikten sonra Mekke’ye doğru hareket edecek, Medine ve Mekke arasında Allah’ın emriyle yer yarılacak ve onlar yerin dibine gömülecek, işte o zaman Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm, birtakım olaylardan sonra Mekke’den Medine’ye ve Medine’den Irak’a ve Kufe’ye gelecek ve Sufyani Irak’tan Şam’a kaçacak, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm onu takip etmesi için bir ordu gönderecek ve nihayet onu Beyt’ul Mukaddes’te helak edip başını vücudundan ayıracaklar.[88]
2) Seyyid Hasani’nin Çıkışı
Ehl-i Beyt İmamlarından aleyhum’us-selâm ulaşan hadislere göre, Seyyid Hasani, İran’da ve “Deylem ve Kazvin” nahiyesinden (Kazvin’in kuzey dağlık bölgesinden bir bölümünün adı Deyleman’dır) çıkarak kıyam edecek Şia büyüklerindendir. Bu dindar şahıs İmamet ve Mehdilik iddiasında bulunmayacak, değerli bir kişidir, halkı İslam’a ve Ehl-i Beyt İmamlarının yoluna davet edecek, birçok izleyici bulacak ve kendi bölgesinden Kufe’ye kadar olan yerleri zulüm, kötülük ve sapıklıktan temizleyecek. İtaat olunan bir hakim ve adaletli bir sultan olarak hükümet edecektir. Ordusu ve dostlarıyla Kufe’de olduğu bir zamanda İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın dost ve izleyicileriyle Kufe’nin etrafına geldiğini ona bildirecekler, Seyyid Hasani ordusuyla birlikte İmam Mehdi aleyhi’s-selâm ile görüşecektir.
İmam Sadık aleyhi’s-selâm bu konuda şöyle buyurmuştur: “Seyyid Hasani İmam’ı tanıyacak, fakat dost ve izleyicilerine onun imamet ve faziletini ispatlamak için onu tanıdığını bildirmeyecek ve İmam’dan İmamet delillerini ve Peygamber’den ona ulaşan mirasları göstermesini isteyecek, bunun üzerine İmam birtakım keramet ve mucizeler gösterecek, sonra Seyyid Hasani İmam’a biat edecek, ardından izleyicileri biat edeceklerdir.
Ancak bunlardan 4000 kadarı kabul etmeyecek ve İmam’a sihir iftirasında bulunacaktır ki İmam 3 gün nasihat ve öğütten sonra, hakikati kabullenmeyip iman etmedikleri için onların ölüm fermanını çıkaracak ve hepsi İmam’ın emriyle öldürülecektir.”[89]
5) Yüksek Ses
Bilinen alametlerden biri de gökyüzünden yüksek bir sesin duyulmasıdır. Olay şöyle olacaktır: İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhurundan önce Mekke’de gökyüzünden her kesin duyacağı çok yüksek ve müthiş bir ses duyulacaktır, bu ses ilahi ayetlerdendir. Bu seste insanlara, hidayete erişmeleri, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’a biat etmeleri ve haktan sapmamaları için onun hükmüne karşı çıkmamaları tavsiye edilecektir.[90] Zuhurdan önce Hz. Ali aleyhi’s-selâm’ın ve Şiilerinin hak olduğunu açıklayan diğer bir ses de her taraftan duyulacağı da bazı nakiller de yer almıştır.[91]
6) Hz. İsa Mesih (a.s)’ın İnişi ve Hz. Mehdi (a.s)’ın Arkasında Namaz Kılması
Hadislerin bir kısmında da, Hz. İsa Mesih’in gökten inerek namazda Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’a iktida edeceği zikredilmiştir. İslam Peygamberi sallâ’llâhu aleyhi ve alih kızları Fatımat-uz Zehra’ya buyurmuşlardır ki: “Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a andolsun ki, Hz. İsa b. Meryem’in, arkasında namaz kılacağı bu ümmetin Mehdisi bizdendir.”[92]
Kitaplarda bunlardan başka birçok diğer alamet ve nişaneler nakledilmiştir, ama biz bunlarla yetiniyoruz.
İmam (a.s)’ın Kıyamı
Ehl-i Beyt İmamlarının Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın kıyamı hakkında buyurdukları sözlerinden şu anlaşılmaktadır:
Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm uzun bir gaybetten sonra, Mekke’de Kabe’nin kenarında (Rükn ve Makam arasında) zuhur edecektir. Peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in bayrağı, kılıcı, sarığı ve gömleği ondadır. Melekler vasıtasıyla ona yardım edilecek, Allah’ın ve İslam’ın düşmanlarını öldürecek, zalimlerden intikam alacaktır.
Özel ashabı ona Mekke’de biat edecek olan 313 kişidir. İmam Mehdi aleyhi’s-selâm bir müddet Mekke’de kaldıktan sonra Medine’ye gelecek, dostları yiğit, şecaatli, salih, imanlı, gece abidleri ve gündüz aslanlarıdır; ona itaatte çok gayretlidirler. Nereye ve hangi işe yönelseler mutlaka zafere ulaşırlar.
İmam aleyhi’s-selâm Medine’de birtakım savaşlardan sonra ordusuyla Irak’a ve Kufe’ye gelecek, Kufe’de Seyyid Hasani ile görüşecek, Seyyid Hasani ve ordusu ona biat edecek, Hz. İsa Mesih aleyhi’s-selâm gökyüzünden inerek, İmam’a yardım edecek ve namazda İmam’a iktida edecektir.
İmam’ın hükümetinin merkezi Kufe’dir. İmam dünyanın doğu ve batısını fethedip, İslam’ı dünyanın dört bir yanına egemen kılacak ve gerçek İslam’ın üzerindeki tozları temizleyecektir. Allah’ın kitabı, Peygamberin sünnetine göre amel ve hükümet edecektir. Emir-ül Müminin Ali aleyhi’s-selâm gibi yemeği sade ve elbisesi serttir.
İmam aleyhi’s-selâm’ın hükümetinde yeryüzünün tüm bereketleri ortaya çıkacak; servet, nimet, meyve ve mahsuller çoğalacak, fakirlik ortadan kalkacak ve herkes öyle refah ve nimete boğulacak ki, zekat ve sadaka vermek için fakir bulunmayacak ve kimse zekatı kabul etmeyecektir. İmam aleyhi’s-selâm’la komşu olmak arzusuyla İmam’ın dost ve izleyicilerinden o kadar çok insan Kufe’de ikamet edecektir ki, namazda İmam’a iktida edenler için bin kapısı olan çok büyük bir mescit yapılacaktır.
Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın kurduğu nizamda adalet ve emniyet her yerde öyle yerleşecek ki, ihtiyar bir kadın altın ve mücevher dolu bir sepeti alır ve tek başına yaya olarak bir şehirden diğerine gidecek olsa, hiç kimse onu rahatsız etmeyecek, servetine göz dikmeyecektir.
Yeryüzü hazine ve definelerini Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’a gösterecek, İmam zulme uğramışların bütün yıkıntılarını onaracaktır. O kıyam edeceği zaman Allah Teala insanlarla İmamları arasında bir perde olmaması için izleyicilerine öyle bir güç verecek ki, İmam kendi yerinde olduğu halde onun sözlerini duyacaklar ve onu görecekler; o zuhur ettiği zaman Allah lütuf ve rahmetini kullarına yayacak ve onların akılları kamil olacak; o, halk arasında Hz. Davud aleyhi’s-selâm ve Hz. Muhammed sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in tavrıyla hakemlik edecek ve Resulullah’ın yaptığı her şeyi o da yapacak, Resulullah gibi o da cahiliye sünnetlerini ortadan kaldıracak ve İslam’a hayat verecektir.[93]
Allah’ım! Ona ve pak babalarına salat ve selam et, onun nurlu çıkışını çabuklaştır, zuhurunu kolaylaştır ve sonsuz rahmetinle dilediği her şeyi ona ver, ey merhametlilerin en merhametlisi! “Hamd Alemlerin Rabb’i Allah’a mahsustur...”

[1] - Mensur; muzaffer kılınmış ve desteklenmiş anlamındadır. Bilindiği üzere Hz. Mehdi’nin her kesce kabul edilen belirgin vasıflarından biri onun Allah tarafından düşmanlarına muzaffer kılınacağıdır. Hz. Mehdi’nin bu vasfı bazı İslami metinlerde de geçer.
[2] - Bişaret-ül Ahdeyn, s.245.
[3] - Age, s.258
[4] - Age. s.238.
[5] - Tekvin Kitabı 17-20.
[6] - Kitab-ı Mukaddes’in Mezmur 37/10-37
[7] - Enbiya/105.
[8] - Kasas/5.
[9] - “el-İmam’ul-Mehdi” Ali Muhammed Ali Dahil’in eseri, s. 40-47 “Nevid-i Emn ve Eman” kitabı, s. 91’de ise sahabeden 33 kişinin adı zikredilmiştir.
[10] - el-Gadir, c. 2, s. 360. el-Fusul-ul Muhimme, s. 249, b. Necef..
[11] - el-Fusul-ul Muhimme, s. 251.
[12] - İ’lam’ul Vera, s. 443.
[13] - “Nevid-i Emn ve Eman” kitabında 32 kitabın adı anılmıştır; “Mehdi-i Ehl-i Beyt” kitabında ise 41 Sünni ve 110 Şia kitabı zikredilmiştir.
[14] - Son zamanlarda yazılan “Kitabname-i Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm”da da onun hakkında yazılan 2500 kitabın ismi kaydedilmiştir.
[15] - “İmam Mehdi” kitabı, s. 66.
[16] - Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 99.
[17] - Yenabi-ul Mevedde, s. 494,
[18] - Age. s. 492.
[19] - Yenabi-ul Mevvede, s. 467
[20] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 340.
[21] - İ’lam’ul Vera, s. 425.
[22] - Kemal’ud-Din s. 322, 31. bab. 3. hadis.
[23] - Kemal’ud-Din s. 343, 33. bab. 25. hadis.
[24] - Kemal-ud Din, s. 343, 33. bab, 25. Hadis.
[25] - İsbat’ul Hudat, c. 7, s. 427-428. “Gaybet-i Nu’mani”den.
[26] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 514.
[27] - Bihar-ul Enva, c. 51, s. 6-11. Şeyh Tusi’nin “Gaybet” adlı eseri, s.124-128. Kemal-ud Din, c. 2, s. 90-96.
[28] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 25.
[29] - Kemal-ud Din, c. 2, s. 107.
[30] - Kemal-ud Din, c. 2, s. 104-114. İsbat’ul Hudat, c. 7, s. 15-35 0ve s. 143, Bihar-ul Envar, c. 51, s. 5.
[31] - İrşad-i Müfid, s. 330.
[32] - el-Küna ve’l-Elkab, c. 1, s. 91.
[33] - İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın dört özel naibinden ilki.
[34] - İsbat-ul-Hudat, c. 7, s. 25.
[35] - İsbat-ul-Hudat, c. 7, s. 143.
[36] - Rahmetli Ayetullah Seyyid Muhsin Emin “A’yan’uş Şia” adlı eserinde Gaybet-i Suğrayı 74 yıl olarak kabul etmiş olması başlangıç olarak İmam Mehdi’nin doğumundan ele almış almasındandır. (c. 4, 3. kısım, s. 15).
[37] - Muntehe-l Makal, El-Mehdi, s. 181.
[38] - A’yan-uş Şia, c. 4, 3. bölüm, s. 16.
[39] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 345-346; Şeyh Tusi’nin “Gaybet” kitabı, s. 216.
[40] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 349. Kemal-ud Din, c. 2, s. 188. 38. Hadis. Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 219-220.
[41] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 349.
[42] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 349-350. Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 220, Keşf-ul Gumme, c. 3, s. 457.
[43] - el-Kuna ve’l Elkab, Necef baskısı, c. 3, s. 267-268.
[44] - el-Kuna ve’l Elkab, c. 3, s. 268.
[45] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 354-355. Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 326-327.
[46] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 353-354.
[47] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 354.
[48] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 358 - 360.
[49] - Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 242-243.
[50] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 360
[51] - “Süfyani’nin çıkışı” ve “yüksek ses” İmam-ı Zaman aleyhi’s-selâm zuhurlarına yakın bir zamanda gerçekleşecek iki alamettir.
[52] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 361, Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 242-243 merhum Şeyh Saduk’un Kemal-ud Din’i, c. 2, s. 193.
[53] - A’yan-uş Şia, c. 4, 3. cüz, s. 21, Kamus-ur Rical, c. 7, s. 512.
[54] - Bihar-ul Envar, c. 51, s. 362.
[55] - İhticac, s. 283.
[56] - el-Mehdi, s. 182-183.
[57] - Yenabi’ul Mevedde, s. 493, el-Mehdi, s. 201.
[58] - Bihar-ul Envar, c. 52, s. 122.
[59] - Kitab-ul Mehdi, s. 201-202.
[60] - Der İntizarı İmam, s. 54.
[61] - el-Mehdi, s.172, Ravzat-ul Vaizin’den.
[62] - Bakara/30.
[63] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 193.
[64] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 178, 2. Hadis.
[65] - Enbiya/73.
[66] - Secde/24.
[67] - İslam’da Şia, s. 260.
[68] - Muntehab’ul Eser, s. 271.
[69] - Kemal-ud Din, c. 1, s. 265.
[70] - Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 170.
[71] - Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 172.
[72] - Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 170-171. Bihar-ul Envar, c. 51, s. 310-311.
[73] - Gaybet-i Şeyh Tusi, 188, Bihar, c.51, s.324-325.
[74] -İ’lam’ul Vera, s. 425.
[75] - Necm-us Sakib, s. 209-211.
[76] - Şia alimlerinin büyüklerinden.
[77] - Bir çeşit elbise ve cübbe.
[78] - Sarığın çene altından geçirilip arkaya atılan son kısmı.
[79] - Hicretin 623 yılından 640 yılına kadar hükümet etmiş Abbasi halifesidir. (Tetimmet-ul Munteha, s. 369-370).
[80] - Maksat, Seyyid b. Tavus’dur.
[81] - Maksat Samerra’da İmam Ali Naki (a.s) ile İmam Hasan Askeri (a.s) Haremidir.
[82] - Fırat ve Dicle arası bölgede olup bitenleri merkeze bildiren devlet memuru.
[83] - Maksat Mustansır’dır.
[84] - Necm-us Sakıb, s. 228-231.
[85] - Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 261-262.
[86] - Kemal-ud Din, c. 2, s. 160, 4. Hadis.
[87] - Ravzat-ul Kafi, s. 36-42 ve İsbat-ul Hudat, c. 7, s. 390.-391.
[88] - Muntehe’l Amal 12. İmam’ın hayatı, s. 102 - 103. İsbat-ul Hudat, c. 7, s. 398 ve 417. Gaybet-i Nu’mani 14. Bab. s. 247-283. Gaybet-i Tusi, zuhur alametleri, s. 265-280; Ravzat-ul Kafi, s. 310 hadis 483, Bihar; c. 52, s. 186 ve 237-239 ve Zuhur Alametleri babının diğer sayfaları, s. 181- 278. Kifayet-ul Muvahhidin, c. 2, s. 841-842.
[89] - Munteha’l A’mal, 12. İmam aleyhi’s-selâm’ın hayatı, s.103-104, Bihar-ul En-var, c. 53, s. 15-16, Kifayet-ul Muvahhidin, c. 2, s. 842-843.
[90] - Muntehe’l A’mal, 12. İmam aleyhi’s-selâm’ın hayatı, s. 102; Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 2744; İsbat-ul Hudat, c. 7, s. 424, Gaybet-i Numani, s. 257, hadis 14,15 ve bu kitabın 14. babının diğer hadisleri; Kifayet-ul Muvahhiddin, c. 2, s. 740, Ravzat-ul Kafi, s. 209-210, hadis 255 ve s. 310, hadis 483, Bihar-ul Envar, c. 52, s. 181-278
[91] - İsbat-ul Hudat, c. 7, s. 399.
[92] - İsbat-ul Hudat, c. 7, s. 14
[93] - Bihar-ul Envar, c. 52, s. 279 ve 283 ve 305-308 ve 310 ve 311 ve 340 ve 346 ve 352 ve 354 ve 360 ve 361 ve 364 ve 367 ve 368 ve 378 ve c. 53, s. 12. İkmal-ud Din, c. 2, s. 367 ve 368. Keşf-ul Gumme, c. 3, s. 360-363 ve 365, İrşad-i Müfid, s. 341-344. Gaybet-i Numani, s. 231 ve 233 ve 234 ve 238 ve 243 ve 281-282, Gaybet-i Şeyh Tusi, s. 280-286, Muntahab-ul Eser, s. 482.