7 Mayıs 2015 Perşembe

İcazet Nedir İcazet Nasıl Verilir


(İcâzet) nedir  tasavvufta icâzet ne demektir



İcâzet kelime olarak bir şeyi uygun ve makul görmek, izin vermek, müsâade etmek, bir maddenin uygunluğunu kabul etmek manalarına gelmektedir.

İcâzet, ecdadımız Osmanlı döneminde ilimde ve yazıda tahsilini bitirenlere verilen şehadetnâme/diploma manasında kullanılan bir tabirdir. Medrese usulüne göre, okuduğu dersleri tamamlayan talebeye, hocası tarafından… Üzerinde çalıştığı sanatı ikmâl eden/öğrenen çıraklara üstadlarınca belge düzenlenirdi. Buna "icazetnâme" denirdi ki, izin kâğıdı manasına gelir.

Mesela hat sanat dalında çırağın yetiştiğine, eserlerine kendi imzasını atabileceğine dair hocası tarafından belli bir üslupla yani "hatt-ı icaze" tarzıyla yazılan bir belge verilirdi. Halen bu usûl hattatlar arasında devam etmektedir.

Aslında, Osmanlı döneminde her nevi iş ve sanat dalında ustalık vasfı kazananlara verilen "bu işi hakkıyle yapabilir" nişanının umumi adıdır icâzet.

İcazetnâme almış olan kişiye "mücâz", icazet vermiş olan hocaya/üstaza da, "mûciz" denir.



Fıkıh lisanında ise icâzet, vaziyete göre kısımlara ayrılır. Meselâ;

Bir kimseden herhangi bir işle ilgili olarak, izin ve ruhsata delâlet eden bir fiil ve hareketin meydana gelmesine “fiilî icâzet” denir. Bunun gibi, kişinin bir şey hakkında "izin verdim" demesine de “kavlî (sözlü) icâzet” tabir edilir.

İcazet, fıkıhta daha ziyade bir kimsenin önceden izni olmadığı halde yapıldıktan sonra bir şeyi kabûl ve tasdik etmesi manasında kullanılır. İslâm hukuku dilinde buna, arkadan gelip yetişen-ulaşan icazet anlamında, "icâzet-i lâhika" denir. Meselâ bir kimse diğer birinin malını sattıktan sonra mal sahibine haber verir, o da bunu kabul ederse bu bir “icâzet-i lâhika” olur. (1)



Usûl-i Hadis ilminde ise söz konusu olan icazet, bu ilim dalında üstazın/hocanın talebesine, duyduklarını veya kitaplarını rivâyet etmesine izin vermesi demektir. Meselâ; bir hadis âliminin talebelerinden birine, "Sana Kütüb-i Sitte’yi rivâyet etmek üzere icazet verdim" demesi gibi… (2)



İcâzet, tasavvuf ıstılahına/literatürüne de yerleşmiştir. Hatta tasavvuf irfanı/kültürü içerisinde daha hususi bir manaya sahiptir... Bir tarikatta, mürşid’in manevi sahada terbiye edip yetiştirdiği ve Allah tarafından manen mürşid'e derviş için halifelik müsaadesi verildiğine dair, mürşid'in derviş'e gerek sözlü gerekse yazılı olarak verdiği izin demektir.

Bir başka ifadeyle tasavvufta icazet, irşad makamına-mertebesine ulaşan müridlerin, şeyhleri tarafından bu işe yetkili olduklarını göstermek için verilen bir belgedir. Bu belgelere de "icazetnâme" veya "hilâfetnâme" adı verilir. (3)



Umumi manada icâzetlerde;

- Okunan ders proğramları,

- İlmin ve okumanın değeri,

- İlmî ve ictimaî münâsebetler,

- Kitâbiyat (bibliyoğrafya) ve ilmin usûlüne, tahsil tarzına (öğrenim biçimine) dair bilgiler bulunur.



Osmanlı medreselerinde verilen icâzetlerde;

- Talebenin adı ile başlanır, hocası, hocasının hocası olarak tarihin içine doğru gidilir. Bu silsile bazan meşhur bir âlimde biter ve çoğu kez de iki cihan serveri Rasûlüllah Efendimiz’de (s.a.v.) ve bazan da Hz. Allah’ta nihâyete erer.

Böylece İslâm dini, ilim öğrenme sâhasında, ilmin kaynağının Allah Teâlâ olduğunu belirtmiş oluyor.

Bu husus Kur’ân-ı Kerim’de, “Allah Âdem’e bütün isimleri (eşyânın adlarını ve ne işe yaradıklarını) öğretti. Sonra onları (evvela) meleklere arz edip buyurdu ki: ‘Eğer siz sözünüzde sâdık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin”(4) âyetindeki mânâya dayanmaktadır.

Allah Teâlâ’nın meleklere, Âdem aleyhisselâmın durumunu bildirmesinde hem tedrîsat (öğretim), hem de imtihan vardır. Bu imtihan bir müsâbaka imtihanıdır. Meleklerle Âdem aleyhisselâm imtihâna çekilmişler, Âdem babamız kazanmıştır.


MEDRESELERDE VERİLEN İCAZETLER

İcâzetler bugünkü diplomalardan çok farklıdır. Aşağı yukarı şu bilgileri ihtiva etmekte idiler:

1. Allâh’a (celle celâlühû) hamd ve senâ,

2. Resûlüllah’a ve ashâbına salât u selâm,

3. İlme medhiye,

4. İcâzetin (yani yazılan bu senedin) ehemmiyeti,

5. Talebe ve hocalarının isimleri,

6. Okutulan kitaplar ve ilimlerin adları,

7. Allah Teâlâ’ya kadar varan hocaların silsilesi,

8. Müderrisin, talebelerinden kendisini unutmamasını, Allah tarafından af ve mağfiret dileği ile hakkında hayır duâda bulunmalarını istemesi,

9. Talebelerine, nasıl bir tâlim ve terbiyede bulunmaları gerektiği hakkındaki tavsiyesi,

10. Sonunda imza ve icâzetin veriliş tarihi bulunur.


TASAVVUFTA İCÂZET

Tasavvuftaki icâzete gelince...

Yukarıda kısaca değinmiş idik. Onları biraz daha açacak olursak şunları söyleyebiliriz: Bir şeyhin, muhip ve müridleri yetiştirmesi, Ümmet-i Muhammed’e Allâh’ın (c.c.)emir ve yasaklarını, Peygamber’in (s.a.v.) sünnetlerini, dinini, kitâbını öğretmesi, feyz-i İlâhî’yi kalblerine tevzi‘ etmesi (dağıtıp yayması) için, ehil ve liyâkatli bir mürîdine izin vermesidir. Bu izni isbât eden yazılı belgeye de “icâzetnâme” denir.

Yine müridlerin mühim iş ve hizmetlerde, bilhassa yolculuğa çıkarken şeyhten izin almalarına da icâzet denir.(5)


DİPNOTLAR
(1) Merginânî, el-Hidâye, 3, 69.
(2) Subhi Salih, Hadis İlimleri ve Istılâhları Terc. Kandemir, Yaşar, İst. 1973, s. 76.
(3) Pakalın, M. Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971, 2, 19, 20.
(4) Kur’ân-ı Kerim, Bakara sûresi, 2/31.
(5) Hânî, Muhammed b. Abdullah, Behcetü’s-Seniyye, Kahire, 1308, s. 45.