HAZRETİ İSA ALEYHİSSELAM’IN DEVRESİ

Bütün insanlık âlemini saran bu fitnelerden kur­tuluşun en mühim bir unsuru da ayet ve hadislerde geleceği müjdelenen İsa (A.S.)'ın kuvvetidir.

Bilhassa müslümanlarca zuhuru ehemmiyetli ol­makla beraber, din hizmetinde bulunanların fazla üze­rinde durmadıkları bu mesele, Bediüzzaman Hazretlerinin telif etmiş olduğu Risale-i Nur Külliyatında bir hayli yer tutmaktadır. Bu bahislerden bir kısmı aşağıda derc edilmiştir.
«Âhirzamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm Deccal’ı öldürdükten sonra, insanlar ekseriyetle din-i hakka gi­rerler. Halbuki rivayetlerde gelmiştir ki: “Yeryüzünde Allah Allah diyenler bulun­dukça kıyamet kopmaz.”([121])

Böyle umumi­yetle imana geldikten sonra nasıl umumi­yetle küfre giderler?
Elcevab: Hadîs-i Sahihte rivayet edilen: “Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın geleceğini ve Şeriat-ı İslâmiye ile amel edeceğini, Deccal’ı öldürece­ğini” imanı zaif olanlar istib’ad([122])
edi­yorlar. Onun haki­katı izah edilse, hiç istib­’ad yeri kalmaz. Şöyle ki:
O hadîsin ve Süfyan ve Mehdi hakkın­daki hadîs­lerin ifade ettikleri mânâ budur ki: Âhirzamanda din­sizliğin iki cereyanı kuv­vet bulacak:

Birisi: Nifak perdesi altında risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan na­mında müdhiş bir şa­hıs, ehl-i nifakın ba­şına ge­çecek, Şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacak­tır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevî’nin silsile-i nuranî­sine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i ke­malin başına ge­çecek Âl-i Beyt’ten Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nu­ranî o Süfyan’ın şahs-ı manevîsi olan ce­reyan-ı mü­nafıkaneyi öldürüp dağı­tacaktır.

İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, mad­diy­yun felsefe­sinden tevellüd([123]) eden bir cere­yan-ı Nemrudane, gittikçe âhirzamanda fel­sefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ede­rek kuvvet bulup, uluhiyeti in­kâr edecek bir de­receye gelir.

Nasıl bir padişahı tanımıyan ve ordu­daki zâbitan ve efrad onun askerleri oldu­ğunu kabul etmiyen vahşi bir adam, her­kese, her askere bir nevi padi­şahlık ve bir gûna hâ­kimiyet verir. Öyle de: Allah’ı inkâr eden o ce­reyan efradları, birer küçük Nemrud hük­münde nefis­lerine birer rubu­biyet verir. Ve on­la­rın başına geçen en bü­yükleri, ispir­tizma ve man­yetizmanın hâdi­satı nev­’inden müdhiş hâri­kalara mazhar olan Deccal ise daha ileri gidip, cebbarane surî hükûmetini bir nevi rububi­yet tasav­vur edip uluhiyetini ilân eder. Bir sineğe mağlub olan ve bir si­neğin kanadını bile icad edeme­yen âciz bir insa­nın uluhiyet dava etmesi, ne derece ah­makçasına bir maskaralık olduğu ma­lûmdur.

İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuv­vetli gö­ründüğü bir zamanda, Hz. İsa (A.S.)ın şahsiyet-i mane­viyesinden ibaret olan hakiki İsevîlik dini zu­hur ede­cek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul ede­cek; hal-i hazır Hristiyanlık dini o haki­kata karşı tasaffi([124]) edecek, hurafattan ve tahrifat­tan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşe­cek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir... Ve Kur’ana iktida ede­rek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tabi’ ve İslâmiyet metbu’([125]) ma­kamında kalacak. Din-i Hak, bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bula­caktır.

Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet; itti­had netice­sinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken, âlem-i se­mavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cere­yanının başına ge­çece­ğini, bir Muhbir-i Sadık,([126]) bir Kadir-i Külli Şey’in va’dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, hak­tır. Madem Kadir-i Külli Şey va’detmiş, el­bette ya­pacaktır.

Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gön­deren ve bazı vakitte insan suretine vaz­’eden -Hazret-i Cibril’in “Dıhye” suretine girmesi gibi- ve ruha­nileri âlem-i ervahtan gönderip beşer suretine temessül etti­ren, hattâ ölmüş evliyaların çokları­nın ervahla­rını ce­sed-i misaliyle dünyaya gönde­ren bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hatimesi için, değil sema-i dünyada cesediyle bulu­nan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhi­retin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydi­rip dünyaya göndermek, o Hakîm’in hikme­tinden uzak değil. Belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va’­detmiş ve va’dettiği için elbette gönderecek..

Hazret-i İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, her­kes onun hakiki İsa olduğunu bilmek lâ­zım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile onu ta­nır. Yoksa bedahet de­recesinde herkes onu tanıma­ya­caktır.» (Mektubat sh: 56)
«Rivayette var ki: “Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tabi olacaklar.”
Vel’ilmu indallah, bunun bir te’vili şu­dur ki: “Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya ka­bile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i sal­tanat olmadığı halde, zekâ­vetiyle ve fenniyle ve si­yasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlim­le­rin akıl­larını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine tarafdar eder ve din ders­le­rinden tecerrüd eden maarifi reh­ber edip tami­mine şiddetle çalışır.” demek­tir.»  (Şualar sh: 585)
Süfyan ve Deccal’ın kendilerinden daha çok, Süfyaniyet ve Deccaliyet denilen cereyanları ve komite­leri daha dehşet­lidir.

[121] S. Buhari Muhtasarı hadîs: 2114 ve S. Müslim cilt:1 sh:195 hadîs: 234 ve Tirmizî fiten/35 hadîs: 2217
[122] akıldan uzak görmek
[123] doğan
[124] saflaşacak, yani asli şekline dönecek
[125] tabi olunan (imam)
[126] doğru haber veren Peygamberimiz (asm)

Yorum Yap