11 Haziran 2015 Perşembe

Risale-i Nurlarda Deccal


DECCAL

Bu kelime (decl) kökünden mübalağalı ism-i fail­dir. Aşırı yalan ve aldatmalarla hakkı bâtıl, bâtılı hak olarak gösteren ve hakkı bâtıl ile ka­rıştırıp hakkı örten ve böylece cemiyetleri ifsad ve idlal eden şahıs demek­tir. Tac Tercemesi, 5. cild, 631. hadîste beyan edildiği gibi: “Deccal, meçhul (gaib) bir şerdir” şek­lindeki ifade­den de anlaşıldığı gibi, Süfyan de­nen İslâm deccalı­nın deccallığı, herkesin anla­yacağı tarzda apa­çık değildir. Münafıkane bir ta­vırla, yani (Bakara Suresi 2:42) âye­tinde ifade edildiği gibi, hak ile bâtılı telbis edip üm­meti ifsad ve idlale çalışır. Deccal’ın başlattığı Cere­yana da “deccaliyet” denir. Deccal’ın en şerli ve zararlı tarafı da deccaliyetidir. Deccal’ın ölümünden sonra da cereyanı hayli zaman de­vam eder.

Deccal’ın hak ile bâtılı karıştırmasına karşı, Kur’an hak ile bâtılın tefrik ve tebyinini ister. İşte Kur’anın der­sini tam anlayan sahabeler nazarında hak ile bâtıl tama­men ay­rılmıştı. (Bak: Sözler sh: 484, 489 İkinci Sebeb)

«Deccal’ın şahs-ı surîsi([145])
insan gibidir. Mağrur, fi­ravunlaşmış, Allah’ı unutmuş ol­duğun­dan; surî, ceb­ba­rane olan hâkimiye­tine, uluhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve bir insan-ı dessastır. Fakat şahs-ı manevîsi olan dinsizlik cere­yan-ı az­îmi, pek cesîmdir. Rivayetlerde Deccal’a ait tavsifat-ı müdhişe ona işaret eder. Bir vakit Japonya’nın baş­kumandanının resmi, bir ayağı Bahr-i Muhit’te,([146]) diğer ayağı on gün­lük mesa­fedeki Port Artür Kal’asında tas­vir edilmiş. O küçük Japon Kumandanının bu surette tasviriyle, ordusunun şahs-ı manev­îsi gösterilmiş.» (Mektubat sh: 58)

HER İKİ DECCAL’İN BENZERLİKLERİ

Âhirzamanda biri İslâm âleminde, di­ğeri beşeri­yet âleminde olmak üzere iki deccal ve ce­reyanları bu­lunur.
Sual: «Rivayetlerde, her iki Deccal’ın hâ­ri­kulâde icraatlarından ve pek fevkalâde ik­tidarlarından ve heybetlerinden bahsedil­miş…

Elcevab: ‘vel ılmü ındellah’ İcraatları büyük ve hâriku­lâde olması ise: Ekser tahribat ve hevesata sevkiyat ol­duğundan, kolayca hâ­rikulâde öyle işler yaparlar ki, bir rivayette “Bir günleri bir senedir.” Yani; bir senede yaptıkları işleri, üçyüz senede yapılmaz de­nilmiş... İstidrac([147]) eseri olarak, müstebidane olan koca hükû­met­lerinde, cesur orduların ve faal mille­tin kuv­vetiyle vu­kua gelen te­rakkiyat ve iyilikler haksız olarak onlara isnad edilmesiyle binler adam ka­dar bir ik­tidar onların şahıslarında tevehhüm edil­meğe sebeb olur.
Her iki Deccal, azamî bir is­tib­dad ve azamî bir zulüm ve azamî bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, azamî bir iktidar görünür.
Evet öyle acib bir istibdad ki; -kanunlar perdesinde- herkesin vicdanına ve mukadde­satına, hattâ elbise­sine müdahale ederler. Zannederim asr-ı âhirde İslâm ve Türk hürriyet-perverleri, bir hiss-i kablelvuku ile bu dehşetli istib­dadı hissederek oklar atıp hücum etmiş­ler.
Fakat çok aldanıp yanlış bir hedef ve hata bir cep­hede hücum göstermişler. Hem öyle bir zulüm ve cebir ki; bir adamın yüzün­den yüz köyü harab ve yüzer ma­sumları tecziye ve tehcir([148]) ile perişan eder.

Her iki Deccal, Yahudi’nin İslâm ve Hristiyan aleyhinde şiddetli bir intikam besleyen gizli komitesi­nin muavenetini ve kadın hürriyetle­rinin perdesi altın­daki deh­şetli bir diğer komitenin yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların komite­lerini alda­tıp müzahe­retlerini([149]) kazandıklarından deh­şetli bir ik­tidar zannedi­lir.» (Şualar sh: 593) (Bak: İslâm Prensipleri Ansiklopedisi 3979/1, 3980. p.lar) (Bak: 105. p.)

«Rivayette vardır ki: “Âhirzamanda Deccal gibi bir kısım şahıslar, uluhiyet dava edecekler ve kendilerine secde ettirecekler.”
Allahu a’lem, bunun bir te’vili şudur ki: Nasıl bir padişahı inkâr eden bir bedevi kumandan, ken­dinde ve başka kumandan­larda, hâkimiyetleri nis­betinde birer küçük padişahlık tasavvur eder. Aynen öyle de: Tabiiyyun ve maddiyyun mezhebi­nin başına geçen o eşhas, kuvvetleri nisbetinde kendi­lerinde bir nevi ru­bubiyet tahayyül ederler ve raiyetini kendi kuvveti için kendine ve heykellerine ubudiyetkârane serfüru’ etti­rirler, başlarını rükûa getirirler de­mektir.» (Şualar sh: 584)

«Büyük Deccal’ın ispirtizma nevin­den tes­hir edici hassaları bulunur. İslâm Deccalı’nın dahi, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunur. Hattâ rivayetlerde “Deccal’ın bir gözü kördür” diye nazar-ı dik­kati gö­züne çevirerek Büyük Deccal’ın bir gözü kör ve öteki­nin bir gözü öteki göze nis­be­ten kör hükmünde oldu­ğunu had­îste kay­detmekle, onlar kâfir-i mutlak bu­lunduğun­dan yalnız münha­sıran bu dünyayı gö­recek birtek gözü var ve akibeti ve âhireti göre­bi­lecek gözleri olmamasına işaret eder.» (Şualar sh: 595)

Rivayette var ki, «Deccal sol gözü kör, saçı çoktur. Cennet ve cehennemi vardır; fakat gerçekte cehennemi cennet, cenneti de cehennem­dir.» ([150])

Hem «rivayette var ki: -İsa Aleyhisselâm Deccal’ı öldürdüğü münasebe­tiyle- “Deccal’ın fev­kalâde büyük ve mina­reden daha yüksek bir aza­met-i heykelde ve Hazret-i İsa Aleyhisselâm ona nisbeten çok küçük bu­lunduğunu..” gösterir.

‘la ya’lemül gaybe illallah’ Bunun bir te’vili şu ol­mak gerek­tir ki: İsa Aleyhisselâm’ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ru­haniye-i mücahidînin kemi­yeti,([151]) Deccal’ın mektebce ve askerce ilmî ve maddî or­dula­rına nisbe­ten çok az ve küçük olmasına işa­ret ve ki­nayedir.» (Şualar sh: 588) (Bak: 99-101. p.lar) Bu riva­ye­tin tat­bikî bir izahı, Kastamonu Lâhikası sh: 80’de var­dır.

[145] görünüşte olan şahsı
[146] Pasifik Okyanusu
[147] hakkı ve hakiki değeri olmadığı halde ve kabiliyetsizliğine rağmen bir kimsenin kesret-i nimete mazhar olması ve bu sebeple küfür ve isyâna devam etmesi ile azab ve Gadab-ı İlâhiyyeye yaklaşması. (Neûzu billah, bu öyle bir işdir ki: Hikmeti İlâhiye ile bazı kâfirlerin muradı zuhur eder, istediği harika bir surette olur. Ve bunların küfürleri, Allaha isyanları da böylece ziyâdeleşir. L.R.)
[148] cezalandırır ve göçe zorlar
[149] arkadan yardım ve korumasını
[150] Tac Tercemesi hadîs:1034
[151] Madde ile olmayan ve manevî, ruh âlemine mensub olan cihad ehli topluluğun sayısı