7 Temmuz 2015 Salı

Gaybet-i Süğra ve Gaybet-i Kübra Hakkında Hadisler

Kısa Süreli Gaybet  Gaybet-i Süğra

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) hicri 260 yılında şahadete kavuşmasıyla; on ikinci imam olan imam Mehdi’nin (a.f) imametlik dönemi başlamış oldu. Aynı zamanda, bu tarihten itibaren, on ikinci imamın “Gaybet-i Süğra” ismiyle meşhur olan gaybet dönemi de başladı. Gaybet-i Süğra hicri 329 yılına kadar, yaklaşık 70 yıl kadar devam etti.

Gaybet-i Süğra’nın en önemli özelliklerinden birisi; Şiilerin, imam Mehdi (a.f) ile olan irtibatlarını, imamın özel vekilleri ve naipleri vasıtasıyla gerçekleştirmeleridir. Şiiler, onların vasıtasıyla İmam Mehdi’den (a.f) haber, bilgi ve sorularının cevaplarını alıyorlardı.[71]Şiiler, bazen imamın naipleri vasıtası ile Hz. Mehdi’nin (a.f) huzuruna varma şerefine dahi ulaşıyorlardı.

İmamın özel naipleri, Şii mektebinin büyük ve bilgili âlimlerindendir. Bu naipler, imam Mehdi (a.f) tarafından seçilmişlerdi. Bunlar dört kişidir. Zaman sıralamasına göre isimleri şunlardır:

1- Osman b. Saîd Amri; İmamın (a.f) gaybet dönemi başladığı zaman naiplik görevini üstlendi.  Hicri 265 yılında vefat etti. O, aynı zamanda imam Hadi (a.s) ve İmam Hasan Askeri’nin de (a.s) naipliğini de yapmıştı.

2- Muhammed b. Osman Amri; Birinci naibin oğludur. Babasının vefatından sonra naiplik makamına ulaştı. Hicri 305 yılında da vefat etti.

3- Hüseyin b. Ruh Nevbahtî; 21 yıl naiplik görevini üstlendikten sonra hicri 326 yılında dünyadan göçtü.

4- Ali b. Muhammed Semurî; Hicri 329 yılında dünyadan göçtü. Onun vefatıyla da Gaybet-i Süğra dönemi son bulmuş oldu.

Özel naipler ve vekiller, hepsi İmam Hasan Askeri (a.s) ve İmam Hadi (a.s) tarafından seçilerek insanlara tanıtılmışlardır. Şeyh Tusi (r.a) el-Gaybet kitabında, şöyle rivayet etmiştir:

Bir gün Şiilerden kırk kişilik bir grup, Osman b. Said (Birinci naip) ile birlikte İmam Hasan Askeri’nin (a.s) huzuruna vardılar. İmam (a.s) oğlunu onlara göstererek şöyle buyurdu:

“Benden sonra bu (çocuk; oğlum) sizin imamınızdır. Ona itaat edin... Biliniz ki; bu günden sonra zamanını tamamlanıncaya kadar bir daha onu göremeyeceksiniz. Öyleyse (onun gaybetinde) Osman (b.Said)’in dediğini kabul edip emrine uyun. O sizin imamınızın naibidir. İşler onun elindedir.”[72]

Başka bir rivayette de İmam Hasan Askeri (a.s) Muhammed b. Osman’ın (ikinci vekil ve naip) İmam Mehdi’nin (a.f) vekili olduğunu bildirmiştir.

Şeyh Tusî kitabında şöyle yazmaktadır:

“Osman b. Said, Hz. Hasan Askeri’nin (a.s) emriyle Yemen Şiilerinin getirmiş olduğu bir miktar malı ve parayı teslim aldı. Bu durumu gören Şiiler, imama; “Allah’a ant olsun, Osman b. Said sizin en iyi Şiilerinizdendir. Fakat bu sahneyi gördükten sonra, artık onun sizin yanınızdaki makamı bizler için daha da aşikâr olmuştur.”

İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdu:

“Evet, Osman b. Said Amri’nin benim vekilim olduğuna şahit olun. Oğlu Muhammed de, oğlum Mehdi’nin (a.f) vekili olacaktır.”[73]

Bunlar, İmam Mehdi’nin (a.f) gaybetinden önceki dönemlere ait olaylardır. Gaybet-i Süğra döneminde de vekiller ve naipler, vefatlarından önce İmam Mehdi (a.f) tarafından seçilen kendilerinden sonraki naibi, insanlara tanıtırdı.

Bu büyük insanlar, yüce sıfatlara ve özelliklere sahip olmalarından dolayı Veliyi Asr’ın (a.f) naibi olma şerefine ulaşmışlardır. Emanete hıyanet etmemek, temiz olmak, sözde ve amelde adil olmak, sırrı saklayabilmek, her türlü zor şartlarda Ehl-i Beyt’in (a.s) sırlarını koruyabilmek gibi önemli ve mühim özelliklere sahiptiler.

Bu yüce insanlar, İmam Mehdi’nin (a.f) güvenini kazanmışlardı. Peygamberin (s.a.a) masum Ehl-i Beyt’inin (a.s) mektebinde terbiye görmüş takvalı ve mümin insanlardı. Onlardan bazıları, on bir yaşından itibaren imamların (a.s) terbiyesi altında büyümüşlerdi. İlimlerini güçlü bir iman ile kemale ulaştırmışlardı. Onların yüce isimleri kendi zamanlarında dillere destan olmuştu. Sabır, hilim, zorluklar karşısında tahammül etmek ve acılara karşısında dayanmak gibi hasletler; en zor şartlar altında bile, imamlarına en güzel ve kâmil bir şekilde itaat edebilecek oranda içlerine işlemişti. Bu güzel sıfatların yanı sıra, iyi bir müdüriyete ve Şiilere önderlik edebilme özelliğine de sahiptiler. Yaşadıkları hassas zamanı çok iyi bir şekilde anlayarak ve basiretli bir şekilde var olan olanaklardan en iyi şekilde yararlanarak Şii camiasını ilahi ve Sırat-ı müstakim yoluna hidayet ediyorlardı. Böylelikle Şiileri, gaybet-i Süğra’nın zorlu yolundan sağ salim bir şekilde geçirmeyi başarmışlardır.

Gaybet-i Süğra dönemi ve dört özel naibin imam ile ümmet arasındaki bağlantının oluşmasındaki rolleri hakkında, titiz bir şekilde inceleme yapmak;  İmam-ı Asr’ın (a.f) hayatının bir parçasını oluşturan bu dönemin öneminin, daha  iyi şekilde anlaşılmasını sağlayacaktır.

Kurulan bağlantılar ve bazı Şiilerin aynı dönemde İmam’ın (a.f) huzuruna varmaları; on ikinci imamın ve Allah’ın son hüccetinin doğumunun ispat edilmesi konularında çok önemli etkisi olmuştur.

Son imamın doğduğunu ispat etmek; Ehl-i Beyt (a.s) düşmanlarının, İmam Hasan Askeri’nin (a.s) oğlunun doğumu hakkında Şiileri şüpheye sürüklemeye çalıştıkları bir zamanda gerçekleşmiştir.

Aynı zamanda, bu dönem; insanların, imam ile belirli kişiler vasıtasıyla bağlantı kurmalarından mahrum kalacakları Gaybet-i Kübra’nın başlaması için de iyi bir ortam oluşturmuştur.

Netice olarak Allah’ın izniyle, huzur dolu ve mutmain bir kalple, İmam Mehdi’nin (a.f) mübarek varlığından istifade ederek Gaybet-i Kübra dönemine geçmeyi başardılar.




Uzun Süreli Gaybet  Gaybet-i Kübra  

Dördüncü naibin hayatının son günlerinde, İmam Mehdi (a.f) ona hitaben bir mektup yazarak şöyle buyurmuştur:

“Bismillahirrahmanirrahim. Ey Ali b. Muhammed Semuri! Allah senin vefat musibetinden dolayı din kardeşlerine yüce sevaplar ve mükâfatlar nasip etsin. Çünkü sen altı gün sonra ebedi dünyaya göçeceksin. Bundan dolayı işlerine çeki düzen ver. Kendinden sonra, hiçbir kimseyi naip olarak vasiyet etme! Zira kâmil gaybet döneminin vakti gelmiştir. Bundan dolayı, ilahi emir gelmedikçe (benim için) zuhur gerçekleşmeyecektir. İlahi emir ise; yüreklerin taşlaştığı ve yeryüzünün zulümle dolduğu uzun bir süreden sonra gelecektir.”[74]

On ikinci imamın (a.f) son özel naibi hicri 329 yılında vefat ettikten sonra, uzun gaybet dönemi “Gaybet-i Kübra” adıyla meşhur olan dönem, bu tarihten itibaren başlamış oldu. Nitekim bu dönem,  Allah’ın emri ve iradesiyle gaybet bulutları çekilip, cihan velayet güneşinin direkt nuruyla aydınlanacağı güne kadar devam edecektir.

Yukarıda da değindiğimiz gibi; Şiiler gaybet-i Süğra döneminde özel naipler vasıtasıyla imam (a.f) ile bağlantı içindeydiler. Böylelikle ilahi vazifelerini öğrenip amel ediyorlardı. Fakat gaybet-i Kübra döneminde bu bağlantı kesildi.

Bu dönemde, mümin insanların dini vazifelerini öğrenip yerine getirmeleri için, hazretin genel naiplerine uymaları gerekmektedir. Bu naipler, takvalı ve imanlı din âlimleri olan büyük taklit mercileridir. Mümin insanların, onları taklit etmeleri gerekir. Bu aşikâr yol, İmam Mehdi’nin (a.f) güvenilir Şiilerden birine yazmış olduğu mektupta belirtilmiştir. İmamın ikinci özel naibi tarafından ulaşan bu mektubun bir kesitinde şöyle buyrulmaktadır:

“Ama (gelecekte) gerçekleşecek olaylar (ve çeşitli şartlarda ilahi vazifeleri tanımak) için bizim hadislerimizi rivayet edenlere (fakihlere) müracaat ediniz. Zira onlar, benim sizlere hüccetimdir. Ben de onlara Allah’ın hüccetiyim...”[75]

Bu yeni yol; dini sorulara ve sorunlara cevap vermekte ve bundan daha önemlisi İmam-ı Zaman’ın (a.f) gaybet-i Kübra döneminde Şiilerin bireysel ve toplumsal vazifelerini tanımalarını sağlamaktadır. Bu hakikat; Şii kültüründe var olan imamet ve rehberlik makamının ne kadar canlı ve şeffaf olduğunu göstermektedir. Zira çeşitli zor şartlar altında, insanların rehberliğini ve hidayetini en güçlü ve sağlam bir şekilde yürüttüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Hiçbir dönemde ve hiçbir durumda mektep takipçilerini hidayetsiz bırakmamış ve hakikat çeşmesinden mahrum etmemiştir. Onları askıda, kendi başlarına bırakmamıştır. Hayatın her döneminde insanların bireysel ve toplumsal zorluklarını ve vazifelerinin belirlenmesini; insanların dini ve dünyevi emanetçileri olan takvalı din âlimlerine teslim etmiştir.

 Böylelikle, İslam toplumunun gemisini;  tufanlarla dolu siyaset dünyasında bulunan zalim sömürücülerin tuzaklarında batmasını önlemiştir. Şiilerin inanç ve itikatları garanti altına alınmış ve sınırları korumuştur.

İmam Hadi (a.s), gaybet dönemindeki din âlimlerinin görevlerini şöyle beyan etmiştir:

“Eğer İmam Mehdi’nin (a.f) gaybetinden sonra, insanları hazrete davet eden, insanları imamlarına doğru hidayet eden, ilahi muhkem delillerle onun dinini himaye eden alimler olmasaydı; yine eğer Allah kullarını şeytan ve şeytan sıfatlı insanların tuzaklarından ve Ehl-i Beyt (a.s) düşmanlarının düşmanlıklarından kurtaran akıllı alimler olmasaydı; ilahi dinden dönmeyen hiçbir kimse kalmazdı!! Onlar, gemi kaptanının geminin dümenini elinde tutması gibi; Şiilerin akıllarını (fikir ve akait bakımından) ellerinin içinde sıkıca tutarlar. . Bu âlimler, Allah-u Teala katındaki en üstün kullardır.”[76]

Dikkat edilmesi lazım olan nokta da şudur: Toplumun rehberi, rehberlik özelliklerine ve şartlarına sahip olması gereklidir.

Zira insanların dünya ve ahiret işlerini bireye veya bireylere teslim ederken ve böyle büyük bir mesuliyeti onlara verirken, çok dikkatli olmak gerekmektedir. Çünkü bu çok önemli ve hassas bir sorumluluktur. En ufak dikkatsizlik telafisi mümkün olmayacak neticeler doğurabilir.

Bundan dolayı masum imamlar (a.s), dini merciler için fevkalade önemli özellikler açıklamışlardır. Hatta bundan daha önemli olan ve Müslümanların işlerinin velayeti makamında bulunan “Veliyi Fakih”  için dahi, belirli bir takım önemli hususiyet ve özellikler beyan etmişlerdir.

İmam Caferi Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Din fakihleri ve âlimleri arasında (küçük veya büyük günahlara karşı) kendini koruyabilen, dinin bekçisi (kendinin ve insanların inançları bakımından), şahsi istek ve arzularına muhalefet eden ve mevlasının (İmam-ı Asr’ın (a.f)) emirlerine itaat eden kimseleri; insanların izlemeleri gerekir.”[77]

KAYNAK:

[71]- İmam Mehdi’nin (a.f) mektubunun metni -“Tevgiât” ismiyle meşhurdur.- Şii kitaplarında mevcuttur. Örnek olarak; Biharu’l-Envar c.53, bab.31, s.150 -197’ye müracaat edebilirsiniz.

[72]- Gaybet-i Tusî, fasıl. 6, h.319, s.357

[73]- Gaybet-i Tusî, fasıl.6, h.317, s.355

[74]- Gaybet-i Tusî, fasıl.6, h.365, s.395

[75]- Kemaluddin, c.2, bab.45, h.3, s.236

[76]- İhticac, c.1, h.11, s.15

[77]- İhticac, c.2, s.511