20 Ağustos 2015 Perşembe

Rüya Nedir - Rüyanın Çeşitleri Nelerdir -Dinimizde Rüya

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   (Gerçek) mü’minin rüyası, peygamberliğin kırk altı cüzünden (bölümünden) biridir. (Buhârî-Müslim-Ebû Dâvûd-Tirmizî-İbni Mâce)

   Peygamberimiz (s.a.v.) kırk yaşına yaklaşınca her gece sabahın aydınlığı gibi açık ve net rüyalar görmeye başladı ve bu hal altı ay devam etti. Rüya-yı sâdıka denilen bu gerçek rüyalar ertesi günü açık bir şekilde ortaya çıkıyor ve Peygamberimiz (s.a.v.) rüyasında gördüğü olayları yaşıyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) 23 yıl peygamberlik yaptı ve bunun altı ayı yanikırk altıda biri rüya-yı sâdıka ile geçtiğinden, gerçek mü’minlerin rüyaları da peygamberliğin kırk altı cüzünden biridir.

Rüya nedir?
   Arapça’da görme anlamında olan rüya ile rü’yet aynı kökenden gelmekle birlikte, uyku ya da bayılma gibi hallerde görülenlere rüya ve uyanıklık halinde görülenlere rü’yet denir. Örneğin, uyanıklık halinde ayı görmeye “rü’yet-i hilâl” ve uyku halinde ayı görmeye de “rüya” denir.

   Bazı kimseler daha sık ve bazı kimseler daha seyrek olmakla birlikte, çocuklar dahil her insan mutlaka rüya görür. Ancak hiç kimse istediği zaman, istediği rüyayı göremez. Özellikle güzel ve mânevî rüyaları görmek sadece Allah’ın (c.c.) bir lütfudur; çünkü onlar peygamberliğin bir cüzüdür.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Sizin en doğru rüya göreniniz, sözü en doğru olanınızdır. (Müslim)

   Yalan konuşanın ve dili doğru olmayanın özü (gönlü) de doğru olmadığından, en güzel ve en doğru rüyaları ancak sözü ve özü en doğru olanlar görür.

Rüya nasıl görülür?
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Uyku, ölümün kardeşidir. (Taberânî-Beyhakî)

   Başta solunum ve dolaşım sistemleri olmak üzere tüm organların hayatî faaliyetlerinin bir daha geri gelmemek üzere durmasına ölüm, sadece beş duyu ile bu duyuların beyindeki merkezlerinin faaliyetinin geçici olarak durmasına da uyku denir.

   Uykuya daldığımız anda görme ve işitme duyularımızın faaliyeti durduğu için, rüya âlemindeki görüntü ve sesleri bu gözlerimiz ile göremez ve bu kulaklarımız ile işitemeyiz. Eğer rüyadaki görüntü ve sesleri bu gözlerimiz ile görüp bu kulaklarımız ile işitseydik, yanımızdakilerin de aynı görüntüleri görmeleri ve aynı sesleri işitmeleri gerekirdi.

   Ancak biz uyurken beş duyumuzun dışındaki organlarımız faaliyetine devam ettiği gibi çoğulu evham olan beyindeki “vehim” gücü ile “muhayyile” (hayal gücü) ve mânevî duyumuz olan gönül faaliyetine devam ettiğinden, İşte rüyadaki görüntü ve sesleri bu üç duyumuz ile görür, bu üç duyumuz ile işitir ve bu üç duyumuz ile algılarız.

Rüyanın çeşitleri
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Rüya üç kısımdır. Birincisi Allah’tan müjdeler (sâlih rüyalar)dır. İkincisi “hadîs-ün-nefs” denilen (bilinçaltı) rüyalardır. Üçüncüsü şeytandan kaynaklanan korkulu rüyalardır. Sizden biriniz hoşuna giden (güzel bir) rüya gördüğü zaman, dilerse bunu (iyi kişilere) anlatsın. Hoşuna gitmeyen rüya gördüğünde de, bunu hiç kimseye anlatmasın; ancak kalkıp hemen (iki rek’at) namaz kılsın. (Tirmizî-İbni Mâce)

1- Allah’tan müjdeler olan sâlih rüyalar
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
“Nübüvvetten sonra, sadece mübeşşirât kalmıştır”
(Sahâbeler:) Mübeşşirât nedir? diye sordular. Peygamberimiz (s.a.v.):
“Rüya-yı sâlihâ (gerçek ve güzel) rüyadır” buyurdu. (Buhârî-Müslim-İbni
Mâce-Ebû Dâvûd-Tirmizî-Nesâî)

   Son peygamber olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) vefatı ile nübüvvet yani peygamberlik ve vahiy dönemi kapandığından, geriye sadece peygamberliğin bir cüzü (bölümü) olan ve “mübeşşirât” denilen gerçek mü’minleri müjdeleyici güzel ve doğru rüyalar kalmıştır.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Sizden biriniz hoşuna giden bir rüya gördüğü zaman Allah’a hamd etsin; çünkü o Allahu Teâlâ’dandır. O rüyayı (sevdiği iyi kimselere de) anlatsın. (Buhârî-Müslim-İbni Mâce-Tirmizî)

   Karmaşık ve fazla uzun olmayıp, açık ve net bir şekilde görülen ve insanın gönlüne ruhsal zevkler veren rüyalara, rüyâ-yı sâlihâ (güzel rüyalar) denir. Bu tür hoş ve güzel rüyaları görenler, uyanınca Allah’a (c.c.) çok hamd etmeli ve bu rüyalarını sevdiği din kardeşleri ile paylaşmalıdır.

   İşte mübeşşirât denilen rüyalar bunlardır ve bunlar gerçek olduğu için sadece bunların yorumu yapılır. Allah (c.c.) bu tür rüyalarla gerçek mü’minlere bazen müjdeler verir, bazen uyarır ve bazen de çok değerli mânevî mesajlar verir.

   Bu tür rüyaları dinleyenler de bunun mânevî zevkinden yararlandığı için Peygamberimiz (s.a.v.), bu tür rüyaları sevdiğiniz iyi kişilere anlatın ve mânevî zevkini onlarla birlikte paylaşın buyuruyor.

Ancak!
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
En büyük yalan, kişinin görmediği bir rüyâyı gördüm diye gözlerine iftira etmesidir. (Buhârî)

   Genelde kendine mânevî bir kişilik görüntüsü vermek, evliyalık taslamak ve başkalarını etkilemek için yalan rüyâlar uydurmak ve görmediği halde gördüm diye yalan söylemek, en büyük bir yalan olduğu gibi ayrıca iftira kapsamına da girdiğinden, gerçekten çok korkunç bir günahtır.

   Rüyâ-yı sâlihâ (gerçek rüya) peygamberliğin bir cüzü (bölümü) olduğundan yalandan rüyalar uydurmak, yalancı peygamberliğe kalkışmak gibi tehlikelidir. Bu nedenle Peygamberimiz (s.a.v.): “En büyük yalan, kişinin görmediği bir rüyâyı gördüm diye gözlerine iftira etmesidir” buyuruyor. Güzel rüyâların, en güzeli

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Rüyâda beni gören kimse, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan, bana benzeyen bir şekle (benim sûretime) giremez. (Buhârî-Tirmizî-Ahmed İbni Hanbel)

   On binlerce kişi sevgili Peygamberimizi (s.a.v.) aynı anda rüyâlarında görseler, her biri îmanları, yaşantıları, mânevî dereceleri ve muhabbetleri ile orantılı olarak sevgili Peygamberimizi (s.a.v.) farklı şekillerde görürler. Ancak bunların hepsi haktır ve hepsi gerçekten Peygamberimizi (s.a.v.) görmüşlerdir. Çünkü şeytan, Peygamberimize (s.a.v.) benzeyen bir şekle giremez.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Rüyada beni gören kimse, uyanıkken de aynen görecektir. -Ya da beni sanki uyanıkken görmüş gibidir-. Çünkü şeytan bana benzeyen bir şekle giremez. (Buhârî-Müslim-Ebû Dâvûd)

   Asr-ı saadette Peygamberimizi (s.a.v.) rüyâda görenler, genelde ya Medine’ye hicret ederek ya da ziyarete gelerek sevgili Peygamberimizi (s.a.v.) uyanıkken de görür, sohbetinde bulunup sahâbe mâkamına ve sahâbeliğin ruhsal zevkine erişirlerdi.

   Asr-ı saadetten sonra Peygamberimizi (s.a.v.) rüyasında görenler, eğer bu dünyada evliyalık derecesine ulaşırlarsa, Peygamberimizi (s.a.v.) uyanıkken de mânevî keşf ile görüp ona mânevî sahâbe olur ve mânevî sahâbeliğin ruhsal zevkini yaşarlar.

   Peygamberimizi (s.a.v.) rüyada gördükleri halde gevşek davrananlar ve nefsi ile kıyasıya cihad edip evliyalık derecesine ulaşamayanlar da inşâAllah âhiret âleminde Peygamberimizi (s.a.v.) görür ve onun şefaatı ile cehennemden kurtulup cennete kavuşurlar.

2- Hadîs-ün-nefs denilen bilinçaltı rüyalar
Beynimizdeki vehim ve hayal, gece-gündüz durmadan çalışan en faal duyularımızdır. Eğer bu iki duyumuza yeni bir program yüklemezsek, onlar bilinçaltındaki eski bilgileri karmaşık bir şekilde gündeme getirir ve beynimizi boş yere yorarlar.

   Uyanıkken gezip gördüğümüz yerleri, konuştuğumuz sözleri, bellediğimiz bilgileri ve uzun süre yaptığımız işleri, biz uyurken karmaşık bir şekilde hayal duygumuzun ekranına getirip görüntüler ve bize rüya diye yuttururlar.

   İşte “edgâs-ı ahlâm” denilen uzun, düzensiz ve karmaşık bir şekilde görülen bu tür rüyâların aslı olmadığından bunlar hiç kimseye anlatılmaz, üzerinde durulmaz ve yorumu yapılmaz.

3- Şeytandan kaynaklanan korkulu rüyalar
   Toplumdan kopuk, içe kapanık, aşırı duyarlı, çekingen ve endişeli kimseler, vehim güçlerinin karanlıkta gördükleri karartılara hayâlî şekiller verip onlardan korktukları ve bilinçaltlarındaki olumsuz olayları hatırlayınca karamsarlığa kapılıp ürperdikleri gibi,

   Uyku halinde iken de şeytanın onların vehim duyuları üzerine yaptığı çirkin ve korkulu dürtüler, hayal duyusunun ekranına çirkin ve korkunç şekillerde yansıyınca, zavallılar uyandıkları zaman başlarına bir kötülük gelmesinden korkar ve gereksiz yere evham yaparlar.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya gördüğü zaman, sol tarafına üç defa tükürsün; şeytanın şerrinden üç defa Allah’a sığınsın ve yattığı tarafından diğer yanına dönsün. (Müslim-İbni Mâce-Ebû Dâvûd)

   İnsan bazen korkulu rüyalar görüp uyanır ve uyandığı zaman da “oh rüyaymış” diye sevinir. Korkulu ve çirkin rüya gören kimse uyandığı zaman hemen sol tarafına üç defa tükürür gibi üflese, sonra üç defa “Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm” diye şeytanın şerrinden Allah’a sığınsa ve yattığı tarafından öbür tarafına dönse, Allah (c.c.) o kimseyi şeytanın şerrinden, dürtülerinden, rüyada gördüğü korkunç görüntülerden ve en önemlisi evham hastalığından korur.

   Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Sizden biriniz hoşuna giden bir rüyâ gördüğü zaman Allah’a hamd etsin: çünkü o Allahu Teâlâ’dandır ve o rüyâyı (sevdiği iyi kişilere) anlatsın.

Bir diğer rivâyette de,
   O rüyâyı sadece sevdiği kişilere anlatsın. Eğer hoşlanmadığı bir rüyâ görürse, o da ancak şeytandandır. Bu nedenle onun şerrinden Allah’a sığınsın ve onu hiç kimseye anlatmasın. O zaman, o rüya kendisine bir zarar veremez. (Buhârî-Müslim-Tirmizî-İbni Mâce)

   Ünlü rüyâ yorumcularından İbni Sîrîn hazretleri diyor ki:
   “Sen uyanıkken Allah’tan kork, rüyâda gördüklerine aldırma! Çünkü rüyâda gördüklerin sana hiçbir zarar veremezler”.



Peygamberimizin kabir azabıyla ilgili gördüğü rüya nasıldır
Bu rüyaya göre kabirde azap görecekler kimlerdir


Kâinâtın Efendisi rüyaya büyük önem verirdi. Bilhassa sabah namazlarından sonra sahâbîlerine "İçinizde rüya gören var mı?" diye sorar, "gördüm" diyenlerin düşünü yorumlardı. İyi bir insan tarafından görülen güzel rüyanın, peygamberliğin kırk altı kısmından biri olduğunu belirtir (Buhârî, Ta'bîr 2, 26), bu ümmete peygamberlikten sonra sâlih rüyaların kaldığını söylerdi (Buhârî, Ta'bîr 5). Bu sözleriyle o, gönül gözü açık samimi mü'minlerin, rüyalar vasıtasıyla ilâhî müjdeleri, doğru haberleri ve uyarıları her zaman alabileceklerine işaret ederdi.

Şimdi soruda geçen konuyla ilgili Efendimiz aleyhissalatü vesselâm'ın Sahîh-i Buhârî'de rivayet edilen (Ta'bîr 48) rüyasını nakledelim. Bizim için dersler ve ibretlerle dolu bu rüyayı Peygamber-i Zîşân Efendimiz ashâbına anlatmış, Semüre İbni Cündeb radıyallahu anh de onu bize rivayet etmiştir.

O sabah Resûl-i Kibriyâ şöyle buyurdu:

"Bu gece düşümde bana iki kişi gelerek ‘Haydi yürü, gidiyoruz' dediler. Ben de onlarla beraber gittim.

*Yere uzanmış bir adamın yanına vardık. Elinde bir kaya parçası bulunan bir başka adam onun başı ucunda ayakta duruyor, elindeki kayayı, yere uzanmış olan adamın tepesine indiriyor, başını yarıyordu. Taş yuvarlanıp gidiyor, adam taşın arkasından koşup alıyor, o geri gelinceye kadar ötekinin başı iyileşiyor, eski haline geliyordu. Adam da daha önce yaptığını aynen tekrarlayıp duruyordu. Ben yanımdakilere:

- Sübhânellah! Bu nedir? dedim.

- Yürü, yürü hele dediler. Yürüdük."

Peygamber aleyhissalatü vesselâm gerek bu adamın gerekse daha sonra gördüğü şahısların kimler ve suçlarının neler olduğunu her defasında sorduğu halde, yanındaki melekler ona hemen cevap vermemişler, gezi bittikten sonra gördüğü olaylar hakkında sırasıyla bilgi vermişlerdir. Biz hem sizi fazla merakta bırakmamak hem de hangi cezanın hangi suçun karşılığı olduğunu hemen öğrenip bellemek için, bu bilgileri sahneler değiştikçe arz edeceğiz.

Bu ilk olayda kafası taşla yarılan adam, meleklerin haber verdiğine göre Kur'an'ı öğrendiği halde okumayan ve farz namaz vaktini uyku ile geçiren kimseydi.

Efendimiz sözüne şöyle devam etti:

* "Derken sırt üstü yatmış bir adamın yanına vardık. Baş ucunda da, elinde demir çengel bulunan bir başkası duruyordu. Bu adam, yatan kişinin bir tarafına geçip elindeki çengelle avurdunu, burnunu ve gözünü ta ensesine kadar yarıyor sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir tarafını yarıncaya kadar önceki yardığı taraf eski haline geliyor, adam da sürekli aynı şekilde parçalamaya devam ediyordu. Ben:

- Sübhânellah! Bunlar ne ? dedim.

- Yürü, yürü hele! dediler. Yürüdük."

Meleklerin bildirdiğine göre avurdu, burnu ve gözleri demir çengelle yarılan adam, sürekli yalan söyleyen ve etrafa yalan haber yayan bir kişiydi.

* "Daha sonra Fırın gibi bir yapıya vardık. Oradan gelen, fakat ne olduğu anlaşılamayan çığlıklar, feryadlar birbirine karışıyordu. O yapının içinde çıplak bir sürü erkek ve kadınların bulunduğunu anladık. Altlarından alevler yükseldikçe, onlar çığlık atıyor, feryat koparıyorlardı. Ben:

- Bunlara ne oluyor? dedim.

- Yürü, yürü hele! dediler. Yürüdük."

Meleklerin söylediğine göre fırın içinde işkenceye tâbi tutulan o çıplak erkek ve kadınların suçu zina etmekti. İşledikleri günaha uygun bir ceza ile öncelikle vücutlarının alt tarafı yakılıyordu.

* "Nihayet kandan bir nehire vardık. Nehrin içinde yüzen bir adam, kıyısında da yanına birçok taş yığmış bir başka adam vardı. Nehirde yüzen kişi, yüzeceği kadar yüzdükten sonra kıyıya geliyor ve ağzını açıyordu. Kıyıdaki adam da onun ağzına bir taş koyuyor, yüzen kişi dönüp yüzmesine devam ediyor, sonra dönüp yine kenara geliyor, ağzını açıyor, öteki de ağzına bir taş daha atıyor, o da dönüp gidiyordu. Ben, yanımdaki iki kişiye:

- Bu adamların hali nedir böyle? dedim.

- Yürü, yürü hele! dediler. Yürüdük."

Nehirde yüzerek devamlı taş yutan bu adam, faiz yiyen bir kişiydi.

* "Çirkin mi çirkin bir adamın yanına vardık. Adam, sürekli ateş yakıyor ve ateşin etrafında dolanıp duruyordu. Ben:

- Bu adam neci? dedim.

- Yürü, yürü hele! dediler. Yürüdük."

Daha sonra meleklerin bildirdiğine göre yanındaki ateşi sürekli yakıp, etrafında dolaşıp duran o çirkin görünüşlü kişi, cehennemin görevlisi Mâlik'ti.

* "İçinde baharın tüm çiçek çeşitlerinin bulunduğu geniş yemyeşil bir bahçeye vardık. Bahçenin ortasında gayet uzun boylu bir adam vardı. O kadar ki, göğe uzanan başını nerede ise göremeyecektim. Adamın etrafında, hayatımda hiç görmediğim kadar çok çocuk bulunuyordu. Ben:

- Bu adam ve bu çocuklar kim, (ne yapıyorlar)? dedim.

- Yürü, yürü hele! dediler. Yürüdük."

Melekler, daha sonra, bahçedeki o uzun boylu adamın İbrahim aleyhisselâm olduğunu, etrafındaki çocukların da İslâm fıtratı üzere ölen küçük yavrular olduğunu belirttiler. Anlaşılan, müşriklerin çocukları da onların arasındaydı.

* "Gide gide büyük bir ağaçlığa vardık ki ben onun gibi güzel ve geniş bir ağaçlık görmüş değilim. Beni götürenler. "Gir oraya!" dediler. Birlikte girdik ve bir tuğlası altın bir tuğlası gümüşten örülmüş bir şehirle karşılaştık. Şehrin kapısına varıp açılmasını istedik. Kapı açıldı, biz de girdik. Bizi, vücutlarının yarısı bugüne kadar gördüklerinizin en güzeli, diğer tarafı bugüne kadar gördüklerinizin en çirkini birtakım adamlar karşıladı. Yanımdaki iki kişi onlara:

- Gidip şu nehre girin! dediler. Bir de ne göreyim, nehrin suyu süt gibi, bembeyaz, enine doğru akan bir nehir. Adamlar gidip nehre girdiler, sonra çıkıp yanımıza geldiler. Çirkinlikleri tamamen gitmiş, hepsi de son derece güzelleşmişlerdi."

Melekler, vücutlarının yarısı güzel, yarısı çirkin o adamların, yaptıkları güzel işleri kötü işlere karıştıran kimseler olduklarını, ancak Allah Teâlâ'nın onları bağışladığını söylediler.

* "Beni götüren o iki kişi bana o güzel yeri göstererek:

- Burası adn cennetidir, şurası da senin konağındır, dediler. Başımı kaldırıp baktım, bir de ne göreyim: beyaz buluta benzeyen bir köşk. İşte burası senindir, dediler. Ben onlara:

- Allah size büyük hayırlar ihsan etsin, beni bırakın da oraya gireyim, dedim.

- Hayır, şimdi değil! Sen oraya daha sonra gireceksin, dediler."

Bu hadisten alacağımız ders şudur: Yüce Rabbimiz bizim iyi birer müslüman olmamızı istemektedir. Hayatımızı, kendi istediği, Peygamberi aracılığı ile öğrettiği şekilde devam ettirmemizi buyurmaktadır. Resûl-i Ekrem'ine rüyasında hem adn cennetini hem de tüyler ürperten azâb şekillerini göstermek suretiyle, kullarının cennetlere lâyık olduğunu, onların orada yaşamalarını istediğini belirtmekte, bu ikazlara kulak vermeyenlerin ise en kötü cezalara çarptırılacağını hatırlatmaktadır.

Hadisteki iki arkadaş Cebrail (a.s) ve Mikail (a.s)dır. Anlatılan cezalandırma şekilleri, kıyamet öncesi kabir azabı olarak yaşanacak olaylardır. Hangi günahların cehennem öncesi nasıl cezalandırılacağı ile ilgili olan bu ilginç ve ibretli hadis, bizi haram helal ölçülerine dikkat etmeye çağırıyor. Kıyametle birlikte gelecek olan hesap, mizan, mahşer, sırat ve sonrasında nasıl bir cehennem azabının olacağı bu hadiste konu edilmiyor.

Bizim rüyalarımız bizi ilgilendirir. Kimse için delil ve ölçü olmayabilir. Ancak Allah Resûlü aleyhissalatü vesselamın gördüğü ve anlattığı her rüya bizim için delildir. Çünkü vahyin başlangıcı sadık rüyalardır. Bu rüyada anlatılan her olay aynıyla gerçekleşecektir. Cenabı Hak, Peygamberini, rüya da dâhil, farklı şekillerde bilgilendirmiştir. Efendimiz de, bu bilgiler çerçevesinde bize, kabir ve ahiret âlemi ile ilgili ikaz ve uyarılarda bulunmuştur.

Bu hadise göre müminler özellikle şu konulara dikkat etmelidir:

1. Kur’an öğrenilecek, unutulmayacak, hayat kitabı olarak yaşanacak.

2. Namazda tembellik gösterilmeyecek, uykuya kurban edilmeyecek.

3. Yalan, zina, faiz gibi günahlar can yakıcı azaba götüren günahlardır. Bunlardan kaçınılacak.

Bizim rüyalarımız bizi ilgilendirir. Kimse için delil ve ölçü olamaz. Ancak Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in gördüğü ve anlattığı her rüya bizim için delildir. Çünkü vahyin başlangıcı sadık rüyalardır. Bu rüyada anlatılan her olay aynıyla gerçekleşecektir. Cenabı Hak, Peygamberini, rüya da dâhil, farklı şekillerde bilgilendirmiştir.

Cenabı Hak bizleri kabir azabından, mahşerin sıkıntılarından, sırattan geçememekten ve son olarak ta cehennem azabından muhafaza buyursun. Amin.

Kaynak:
Buharî, Ta'bir 48, Ezân (Sıfatu's-Salât) 156, Teheccüt 12, Cenâiz 93, Büyü 2. Cihâd 4, Bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 8, Tefsir, Berâet 15, Edeb 69; Müslim 23, (2275); Tirmizî, Rü'ya 10, (2295)
Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Efendimizin Bir Rüyası, Altınoluk, 1997 - Haziran, Sayı: 136, Sayfa: 020.
İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, c. 4, Rüya Tabiri Bölümü, 2.