6 Aralık 2015 Pazar

Mehdi-i Muntazar (Beklenilen Mehdi) Hakkında

MEHDİ'İ MUNTAZAR (BEKLENİLEN MEHDİ (A.F)

        Ehl-i Sünnet'in Şia'ya karşı tenkit mahiyetinde ileriye sürdükleri konulardan birisi de beklenilen Mehdi (a.s) konusudur. On iki asır boyunca bir insanın halkın gözünden uzak yaşayabileceğini uzak bir ihtima! gördüklerinden ve hatta bazıları bunun muhal olduğuna inandıklarından bu konuda Şia'yı alaya ve istihzaya almaktadırlar. Hatta bazı çağdaş yazarlar "şiilerin, tarih boyuncabaşta bulunan hükümdarlar tarafından çeşitli zulüm ve tecavüzlere maruz kaldıklarından kendilerine teselli vermek amacıyla onları bu zulümlerden kurtararak düşmanlarından intikam alacak ve yeryüzünü adalet le ve eşitlikle dolduracak Mehdiy-i Muntazar inancını geliştirmişlerdir." diyecek kadar ileri gitmiştir.


        Şu son zamanlarda özellikle de İran İslam İnkılabı'ndan sonra Mehdiy-i Muntazar (a.f) hususundaki söz ve konuşmalar çoğaldığından her yerde müslümanlar ve bilhassa da kültürlü gençler Mehdi inancının hakikatinin ne olduğu ve bunun İslami bir inanç olup olmadığını sormağa başlamışlardır.

        Mehdi konusunda eski ve yeni Şia alimleri tarafından geniş kitap ve eserler yazılmış olmasına (1) ve bazı münasebet ve yerlerde teşkil edilen çeşitli konferanslarda ulema tarafından yapılan açıklamalara rağmen yine de bu konu Ehl-i Sünnet'ten bir çoklarının nezdinde belirsiz ve karışık

ı - Örneğin şehid M. B. Sadr'ın yazdığı "Yaşayan Mehdi" kitabı bir mevzu olarak değerlendirilmektedir. Nedeni ise onların bu husustaki hadisleri duymaya adet edinmemiş olmalarıdır. O halde İslami inançlarda Hz Mehdi (a.f) inancının hakikat ve yeri nedir? Bu konuyu iki bölümde inceleyeceğiz:

        a) Kitap ve Sünnet'te Hz. Mehdi'nin (a.f) yeri.
        b) Hz. Mehdi'nin (a.f) hayat, gaybet ve zuhuru.

        Birinci konuya gelince Şia ve Ehl-i Sünnet Hz.
Resulullah'ın ashabım Mehdi ile müjdeleyerek onun ahir zamanda zuhur edeceğini bildirmiş olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Şia ve Ehl-i Sünnet Hz. Mehdi (a.f) ile ilgili hadisleri kendi Sihah ve Müsnetlerinde tahriç edip nakletmişlerdir. Bu konuda da ben taahhüt ettiğim üzere sadece Ehl-i Sünnet'in kendi nezdinde sahih ve sabit olan hadislere istinat edeceğim:

Ebu Davud'un Sünen'inde bu konuda Hz ResuluHah'tan (s.a.a) nakledilen bir hadis şöyledir.

                         
       "Eğer dünyanın ömründen bir gün bile kalsa Allah-u Teala o günü uzatacak ve benim Ehl-i Beyt'imden ismi benim ismim, babasının ismi de benim babamın ismi olan birisini gönderecektir, O, yeryüzü zulüm ve tecavüzle dolduktan, sonra tekrar adalet ve eşitlikle dolduracaktır ,"( 1 )


Ayrı bir rivayete göre ResuluHah (s.a.a) şöyle buyuruyor.

 "Biz öyle bir Ehl-i Beyt'iz ki, Allah-u Teala dünya yerine ahireti bizim için seçmiştir, Benden sonra benim Ehl-i Beyt'im şiddetli bela ve zulümle karşılaşacaklardır, Sonra doğu tarafından siyah bayrakları olan bir kavim gelecektir, Onlar hayrı talep edecekler, ama onlara verilmeyecektir, Onlar harp edip zafere ulaşacaklar, O zaman onların istedikleri şeyi verecekler, ama onlar kabul etmiyeceklerdir, Onlar onu (o siyah bayrağı) benim Ehl-i Beyt'irnden olan birisine verecekler, O yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır,"

 Ibn-i Mace de Sünen'inde yeralan bir hadise o göre ResuluHalı (s.a.a) şöyle buyuruyor.
1 - Sünen-i Ebu Davud, c.2, s.422.

 "Mehdi biz Ehl-i Beyt'tendir; Mehdi Fatıma'nın evlatlarındandır."

 Yine İbn-i Mace'nin nakline göre Resuluılah (s.a.a) uyurmuştur ki:
 "Ümmetirnde Mehdi olacaktır. Eğer süresi kısa olursa edi yıl ve eğer uzun olursa dokuz yıl hüküm sürecektir. ) zaman ümmetime hiç bir zaman verilmediği bir nimet erilir, yeryüzü bütün zenginliklerini ve nimetlerini ,rtaya çıkarır hiç bir şeyini saklamaz. O zaman mal yak altma dökülecektir. Birisi gelip "Ey Mehdi, bana er" dediğinde "al" diyecektir."(1)

        Sahih-i Tirmizi'de de bu konuda Hz. Resulunah'tan (s.a.a) ::ıyle bir hadis nakledilmiştir.

        "İsmi benim ismim olan Ehl-i Beyt'imden birisi ıükümdarhğa erişecektir. Eğer dünyanın ömründen bir :ün bile kalmış olsa, Allah o günü onun hükümdar

1 - Sünen-i ibn-i Mace, 4086. hadis.olması için uzatacaktır."

Yine Tirmizi'nin naklettiği bir hadise göre Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyar
"Araplara benim Ehl-i Beyt'irnden olan ve ismi benim ismim olan birisi hükmedinceye kadar dünyanın ömrü sona ermiyecektir."

        Buhari de kendi Sahih'inde Ebu Hureyre yoluyla Resulullah'ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir.
        "Nasıl bir durumda olursunuz; Meryem'in oğlu size indiğinde ve imamınız da sizden olduğu zaman"(2)

        Gayet'ul Me'mul kitabının sahibi şöyle diyor: "Selef ve halef uleması arasında, âhirüzzamanda Ehl-i Beyt'ten Mehdi diye adlandırılan bir kişinin zuhur edeceği meşhurdur. Mehdi'nin hadislerini sahabenin seçkinleri nakletmiş, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mılce, Taberani, Ebu ya'la, Bezzaz, Ahmed ibn-i Malik ve Hakim gibi büyük muhaddisler bu husustaki hadisleri kendi kitaplarında tahriç etmişlerdir, Buna göre Mehdi hadislerini tümüyle zayıf sayan şahıs



1 - Tirmizi'nin "El Camiu's Sahih" adlı kitabı, c.9, s.74 -75.
2 - Sahih-i Buhari, c.4, s.143 "İsa ibn-i Meryem'in nülzulü" bölümü.hataya düşmektedir.

        Hafız, Feth'ul Bari kitabında şöyle diyor. "Mehdi'nin bu ümmetten olduğu ve isa ibn-i Meryem'in inip onun arkasında namaz kı lacağı hususundaki hadisler mütevatirdir."(1)

        Ibn-i Hacer el Haysemi de Savaik'ul Muhrika adlı kitabında şunları kaydediyor. "Mehdi'nin zuhur edeceği ne dair hadisler çoktur ve mütevatirdir."(2) Şevkani ise "Mehdi, Deccal ve İsa ile ilgili hadislerin tevatürü hakkında açıklama" adlı risalesinde Mehdi (a.f) hakkındaki hadisleri saydıktan sonra şöyle diyor. "İlim ehlinin de bildiği gibi bu konuyla ilgili saydığımız hadisler tevatür haddini aşmaktadır."

        Şeyh Abdullahakk da "EI Lemaat" adlı kitabında şöyle yazıyor: "Mehdi'nin Ehl-i Beyt'ten ve Fatıma'nın evlatlarından olduğu hakkındaki hadisler tevatür haddini aşacak derecede çoktur."(3)

        Sabban ise "İs'af'ur Rağibin" adlı kitabında yazıyor ki: "Mehdi'nin huruc edeceği, Ehl-i Beyt'ten olduğu ve yeryüzünü adaletle dolduracağı hususunda Hz. Resulullah'tan gelen hadisler tevatüre ulaşmıştır." (1)

        Yine "Sebaik'uz Zeheb" kitabının yazarı Suveydi mezkur kitabında şunları yazıyor. "Ülema ahiruzzamanda kıyamedecek şahsın Mehdi olduğu ve onun yer yözünü adaletle dolduracağı hususunda ittifak etmişlerdir. Onun zuhuru hakkındaki hadisler ise çoktur."(1)

        İbn-i Haldun da "Mukaddime"sinde şunları yazıyor: "Bilmelisin ki, asırlar boyunca bütün İslam ehli arasında ahiruzıamanda Ehl-i Beyt'ten bir kişinin zuhur edip dini teyid ederek adaleti yaygınlaştıracağı ve onun Mehdi diye isimlendirildiği meşhur bir konudur."

        Çağdaş alimlerden de Ihvan'ul müslimin'in müftisi seyit Sabık "Akaid'ul ıslamiye" adlı kitabında Mehdi ile ilgili hadisleri tahriç ederek, Mehdi düşüncesinin tasdik edilmesi gereken Islami inançlardan olduğunu kaydediyor.

        Şia kitaplarına gelince, Mehdi ile ilgili hadislere bu kitaplarda genişçe yer verilmiştir. Hatta hiç bir konuda Hz. Resuluılah (s.a.a) tan bu kadar hadisin nakledilmemiş olduğu söylenmektedir. Müntehab'ul Eser'in yazarı Lütfüllah Safi mezkur kitapta Mehdi ile ilgili hadisleri Sihah-ı Sitte de dahil olmak üzere altmıştan daha fazla Ehl-i sünnet kaynağından ve Kutub-i Erbaa dahil olmak üzere doksandan daha fazla Şia kaynağından nakletmiştir.

        İkinci bölüm olan, Hz. Mehdi (s.a)nin doğum hayat, gaybet ve hayatta oluşu konusuna gelince, Ehl-i sünnet alimlerinden küçümsenemeyecek bir grup Hz. Mehdi'nin Ehl-i Beyt imamlarının on ikincisi, Hz. İmam Hasan Askeri'nin oğlu olduğuna o Hazret'in dünyaya gelmiş olduğuna henüz hayatta olduğuna ahirüzzamanda zuhurederek yeryüzünün adalet ve eşitlikle dolduracağına ve Allah'ın o Hazret'in eliyle dinini muzaffer kılacağına inanmaktalar ve bu hususta şia'yla aynı görüşü paylaşmaktalar. Bu alimlerden bazıları şunlardır.

        1- Muhyiddin Arabi "Futuhat-i Mekkiye" adlı kitabında.
        2- Sibt'ul Cevezi 'Tezkiret'ul Havass" adlı kitabında.
        3- Abdulvahhab eş Şa'rani "Akaid'ul Ekabır" adlı kitabında.
        4- İbn-i Haşşab "Tevarih-u Mevalid'il Eimme ve Vefeyatihim" adlı kitabında.
        5- Muhammed Buhari Hanefi "Fasl'ul Hitab" adlı kitabında.
        6- Ahmed ibn-i İbrahim el Belaziri "El Hadis'ul Meteselsil" adlı kitabında.
        7- İbn-i Sabbağ Maliki "Füsu1'ul Muhimme" adlı kitabında.
        8- Arif Abdurrahman "Mirat'ul Esrar" adlı kitabında.
        9- Kemaluddin ibn-i Talha "Metalib'us Süul Fi Menakib-i Al'ir Resul" adlı kitabında.
        10- Kunduzi Hanefi "Yenabiu'l Mevedde" adlı kitabında.

        Eğer bir insan araştırma yapacak olursa Hz. Mehdi'nin doğduğu na ve Allah'ın onu zahir edinceye kadar da hayatta olduğuna inanan Ehl-i sünnet alimlerinin şu saydıklarımızın birçok katı fazla olduğunu görür. Elbette Ehl-i sünnet'ten sadece Hz. Mehdi ile ilgili hadislerin doğruluğunu itiraf etmekle birlikte o Hazret'in dünyaya geldiğini ve bu kadar uzun süre hayatta olduğunu inkar eden grup ortada kalıyor, ama malumdur ki, onlar, o Hazret'in doğup hayatta olduğuna inananların aleyhine bir hüccet sayılmamaktalar.


        Kur'an-ı Kerim'de, Şia'daki olan inancı nefyedecek bir ayet bulunmamaktadır. Hatta Kur'an'daki bazı ayetler bu inancın doğruluğuna ve sağlamlığına delildir. Allah-u Teala nice-nice misallerle Allah'ın herşeye kiidir olduğunu açıklamış ve böylece insanları donuk fikirle mesele1ere bakmaktan men'etmiştir. Bu yüzden kalbi iman nuruyla dolmuş olan bir müslüman, Allah-u Teiilii'nın Uzeyr peygamberi öldürerek yüz sene sonra diriltmesini onun merkebini kemikleri çürüyüp kül halini geldikten sonra tekrar diriltmesini ve bu süre içerisinde yemeğinin henüz bozulmamış olarak kalmasını Kur'an-ı kerim'de okuduktan sonra Allah'ın her şeye kâdir olduğuna inanmasıı gerekmez mi?

        Kur'an'a inanan bir müslüman Hz. İbrahim (a.s)in bir kaç
kuşu öldürüp parçalayarak etlerini birbirine karıştIrdıktan sonra parçalarını bir kaç dağın başına koyduğunu ve daha sonra onları çağırdığında kuşların dirilip uçarak kendisine geldiğini Kur'an-ı kerim'de okuduktan sonra nasıl bu konuyu tuhaf sayabilir? Muslüman birisinin Hz. İbrahim ateşe atıldığında Allah-u Teiilii'nın "Soğuk ve selamet ol" emri üzere ateşin peygamberi yakmamasını tuhaf sayması düşünülemez.

        Müslüman birisinin Hz. İsa(s.a)nın babasız bir şekilde annesinden doğmasına, ölmediğine şu anda hayatta olduğuna ve yere tekrar döneceğine şüpheli bakamaz ve bunları tuhaf sayamaz. Müslüman olan şahıs Hz. İsa (a.s)nın ölüleri diriltip anadan doğma körleri ve cözzam hastalarını iyileştirmesini denizin Hz. Musa(a.s) ve Beni İsrail için yarılarak ıslanma


bile söz konusu olmaksızın karşıya geçilmesi ve Musa(a.s)'ın asasının ejderhaya dönüşmesini ve Nil nehrini Hz. Musa(a.s)nın kana dönüştürmesini tuhaf sayması düşünülemez.

        Yine Hz. Süleyman (a.s)nın kuşlarta, cinlerle ve karıncalarla konuşmasını ve rüzgara hamlettirerek, Belkıs'ın tahtını bir an içerisinde getinmesin! hiç bir müslüman imkansız ve tuhaf bir şey sayamaz.? Yine Allah-u Teala'nın Ashab-ı Kehf'i üç yüz veya dokuz yüz yıl öldürdükten sonra tekrar diriltmesini ve neticede torunundan ve büyük babanın büyük babasından daha fazla yaşlı olmasını hiç bir müslüman inkar edemez. Yine Hz. Musa (a.s)nın mülakat ettiği Hz. Hızr (a.s)ın şimdiye kadar hayatta olmasını hiç bir müslüman inkar etmemektedir. Yine her müslüman şahıs inanmaktadır ki, Adem Peygamber'den önce yaratılıp beşerin hayatını yaratılışın evvelinden sonuna kadar adım - adım onları izleyen mel'un şeytan, şimdiye kadar hayatına devam etmektedir ve kimse de onu açıkça görmüyor, ama o bütün insanları görmektedir. Bütün bunlara inanıp vuku bulmasını garipsemiyen müslüman bir kimse, Allah-u Teala'nın istediği bir hikmet gereği bir süre Hz. İmam Mehdi'nin gaybet yaşantısını sürdürmesini garipser mi? Oysa buna dair açık deliller mevcuttur.

        Aslında burada zikrettiğimiz şeylerin kaç katı Kur'an-ı Kerim'de zikredilmiştir ve bütün bu konuların özelliği insanların tabii gücünü aşan harikulade şeylerdirler, öyle ki, bütün halk bile toplansalar o işlerden birini yapmağa güc/eri


yetmez. Onlar ancak yerde ve gökteki hiç bir şeyin aciz kılmadığı Allah-u Team'nın kudretiyle gerçekleşmektedir. Bir kişinin müslüman olabilmesi için Kur'an'ın getirdiği her şeye istisnasız inanması gerektiğine göre müslüman olan bir şahıs Kur'an'da yer alan bu konulara inanmaktadır.

        Hatırlatılması gereken bir nokta ise şudur ki, Şia'nın Mehdi (a.s) ile ilgili konulara daha vakıf olması tabiidir. Zira o, onların imamıdır, onlar onu ve onun babalan olan diğer Ehl-i Beyt imarnlarını kendilerine önder kabul etmiş ve devamlı onların huzurunda ve emirleri doğrultusunda yaşamışlardır. Şia Ehl-i Beyt imamlarına (a.s) büyük bir ihtiram kaildir. Onlar hatta Ehl-i Beyt imamlarının mezarlarını ziyaret için en güzel şekilde hazırlamış ve teberrük için devamlı o mezarların ziyaretine gitmeyi kendilerine bir vazife olarak telakki etmişlerdir. Eğer onikinci imam olan Hz. Mehdi (a.s) vefat etmiş olsaydı, o Hazret'in de tanınmış bir kabri olurdu; kıyamını ise tekrar dirilerek kıyam edecek şeklinde yorumlaya bilirdi. Özellikle bunun mümkün bir şeyolduğu Kur'an-ı Kerim'de de açıklanmıştır. Bilhassa Şia ric'ate de inanmaktadır. Oysa Şia, Hz. Mehdi (a.s)nin hayatta olduğunu israrla savunmakta ve Allah'ın istediği bir hikmet gereği gaybette olduğuna inanmaktalar. Onlar namazlarında Allah-u Teala'ya yalvararak o Hazret'in zuhurunu yakınlaştırmasını istiyorlar. Zira o Hazret'in zuhuru ile müslümanlar izzet, saadet ve zafere erişecek, kafirler istemeseler de Allah onun vasıtasıyla nurunu tamamlayacaktır.


Ehl-i sünnet'le Şia'nın Hz. Mehdi (a.a) konusundaki htilafların köklü bir ihtilaf olarak değerlendirilmemesi nümkündür. Zira her iki grup da o Hazret'in ıhiruzzamanda zuhur edeceğinde, Hz. İsa (a.s)nın nazH olup i Hazret'in arkasında namaz kılacağında, yeryüzünü zulümle lolduktan sonra tekrar adalet ve eşitlikle dolduracağında, ınun zamanında İslam'ın bütün yeryüzüne egemen ılacağında ve bir fakirin kalmayacağı ölçüde her şeyin bol ılacağında ittifak etmektedirler. Ihtilaf ettikleri tek konu udur ki, Şia, o Hazret'in doğduğunu ve dünyaya gelmiş ,lduğunu söylüyor, Ehl-i sünnet ise daha sonra dünyaya eleceğini iddia ediyor. Ama her iki fırka da o Hazret'in uhurunun ahirruzzamanda olacağında ittifak etmişlerdir. O alde Şia ve Ehl-i sünnet'in hak kelimesi üzerine toplanarak ep birlikte namazıarında, dualannda hulus-i niyetle Aııah'a alvararak o Hazret'in zuhurunu tacil etmesini istemeleri erekmektedir. Zira İslam ümmetinin kurtuluş ve zaferi Hz. lehdi (a.s)nin zuhuruyla tahakkuk bulacaktır.

Son sözümüz, bütün hamdlerin alemlerin Rabbi Allah'a mahsus olduğudur. Allah'ın rahmeti ve selamı Enbiyaların, Rsullerin en büyüğü olan efendimiz Hz. Muhammed ve O'nun pak Ehl-i Beyt'ine olsun.

Muhammed Ticani Semavi

1 - Feth'ul Bari, c.5, s.362
2 - Savaik'ul Muhrika, c.2, s.21l.
3 - Sahih-i Tirmizi"nin haşiyesi, c2, s.46.
4 . İsafur Rağibin, c.2, s.l40.
i - Sebaik'uz Zeheb, s.78.