EBÂN İBNİ SAİD

Ebân ibni Said radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tarafından Bahreyn’e tayin edilen bir vali!..

Hudeybiye günü Mekke’ye elçi olarak gönderilen Hazreti Osman radıyallahu anh’ı evinde misafir eden.

Henüz müslüman olmamasına rağmen müşriklere karşı kahramanca bir davranış sergileyerek Hazreti Osman’ı himayesine alan kişi.

O, Mekke’de müşrik bir ailenin içinde doğup büyüdü. Ebû Uhayha künyesiyle tanınan babası müşriklerin ileri gelenlerindendi. Soyu, Abdimenâf’ta İki Cihan Güneşi Efendimiz’in soyu ile birleşir.

Ebân ibni Said, Ebû Cehil’in halasının oğludur. Onun gibi aşırı bir İslâm düşmanı olarak bilinir. Kardeşleri Amr ile Hâlid İslâm’la şereflenerek Habeşistan’a hicreta etmişlerdi. (Üsdü’l-Ğâbe, I, 35) Eban ise diğer kardeşleri Âs ve Ubeyde ile birlikte Bedir’de müslümanlara karşı savaştı. Kardeşleri bu savaşta öldürüldü. (el-İsâbe, I, 10)

Ebân ibni Said, müslüman olmadan önce Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize muhâlif olanların yanındaydı. Bununla birlikte yeni din ve son peygamber hakkında da araştırma yapıyordu.

O, Kureyş’in ileri gelen tüccarlarından biri idi. Ticaret ve ilim merkezi olan Şam’a sık giderdi. Bir seferinde Şam’da bir rahiple karşılaştı. Kureyş’ten olduğunu anlayan rahip ona şunları söyledi:

“-Son din ve son peygamber Hicaz ülkesinde çıkacak. Allah yolunda İsa ve Musa’nın yolunu takip edecek” dedi. Bunun üzerine Ebân, bu zâtın isminin ne olacağını sordu. Rahip: “Muhammed” dedi. Gönderilecek olan peygamberin bazı özelliklerini ona anlattı. Ebân bu sözleri dinledikten sonra rahibe: “Saydığın bu hususların hepsi o zatta mevcuttur” dedi. Bunun üzerine rahib: “-Bu zâtın iktidarının sadece Arap ülkelerini değil bütün dünyayı saracağını söyledi.” Peşinden şunu da ilâve etti: “Sen memleketine geri döndüğün zaman ona git, benden selam söyle ve hürmetlerimi bildir.”

Ebân’ın gönlü İslâm’ın nuruna hazırlanmıştı. Mekke’ye geri döndüğü zaman artık değişmişti. İslâm’a, müslümanlara karşı eski düşmanlığı kalmamıştı. (Üsdü’l-Ğâbe, 1, 36) Fakat bir müddet gel-gitler içinde yaşadı. Neticede Hudeybiye’den sonra İslâmiyet’le müşerref oldu. (el-İstiâb, 1, 35) O, Uhud Savaşı’nda da Kureyşliler arasında yer aldı. İslâm’ın nuruna ancak Hudeybiye’den sonra kavuştu.

Ebân ibni Said radıyallahu anh, Cahiliyye döneminde müşriklere karşı unutulmayacak kahramanca bir davranış sergilemişti. Her babayiğitin yapamayacağı bir yiğitlik göstermişti.

Sevgili Peygamberimiz, Hudeybiye Antlaşması’ndan önce Kureyş’in ileri gelenleriyle müzakerede bulunmak üzere Hazreti Osman radıyallahu anh’ı Mekke’ye göndermişti. İşte o zaman henüz müslüman olmayan Ebân ibni Said, Hazreti Osman radıyallahu anh’ı himayesine almışdı. (el-İstiâb, I, 35) Ona “ne yapmak istiyorsan çekinme!” diyerek destek vermişti. Olay şöyle vuku bulmuştu:

“Sevgili Peygamberimiz Hudeybiye günü, Mekke’ye gelmekteki maksatlarının ne olduğunu Kureyş müşrikler­ine gidip açıklamak üzere bir elçi göndermek istedi. Önce Hazreti Ömer radıyallahu anh’i yanına çağırıp istişare etti. Hazreti Ömer radıyallahu anh fikrini şöyle belirtti:

“Yâ Rasûlallah! Kureyş müşrikleri benim kendilerine ne kadar düşman olduğumu, ne kadar katı ve sert davrandığımı bilirler. Bununla beraber muhakkak benim gitmemi istiyorsan onların yanlarına gideyim” dedi.

Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hiç bir şey söylemeyip sustu. Hazreti Ömer radıyallahu anh şöyle devam etti: “Bu işe, elçiliğe, Mekkeliler yanında benden daha nüfuzlu, orada ailesi ve koruyucusu benden daha çok olan bir kimseyi sana gösterebilirim. O, Osman ibni Affan’dır!” dedi.

Bu düşünce ve görüş Sevgili Peygamberimiz tarafından da muvafık görüldü. Hazreti Osman radıyallahu anh’ı yanına çağırdı ve Kureyşe elçi olarak göndermek istediğini söyleyip şu tenbihatlarda bulundu:

“-Kureyşîlere git! Onlara haber ver ki; biz buraya hiç kimse ile çarpışmak için gelmedik. Biz ancak Beytullah’ı ziyaret ve onun Haremliğine tâzim etmek üzere gelmiş bulunuy­oruz. Yanımızdaki kurbanlık develeri kesecek ve döneceğiz! Sonra, onları İslâmiyete de davet et!” buyurdu. (Müsned, IV, 324; İbn Sa’d, II, 97; Vakıdî, Megazî II, 600)

Peşinden şunları ilave etti:

“-Mekke’deki erkek kadın mü’minler ile görüş. Mekke’nin yakında fethedileceği müjdesini, Yüce Allah’ın dinine yardımcı olduğunu, Mekke’de imanın gizlenmeyip açığa vurulacağı günün yakın olduğunu onlara haber ver!” buyurdu. (İbn Kayyım, Zâdü’l-Meâd II, 137)

Hazreti Osman radıyallahu anh kalkıp Beldah’a kadar gitti. Kureyş müşriklerini orada buldu. Onlar: “Sen ne yapmak istiyorsun?” diye sordular. O da şöyle anlattı:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem beni size gönderdi. Sizi İslâmiyete davet ediyor. Şüphe yok ki, Allah dinini yayacak, Peygamberini aziz kılacaktır! Bu hususta ona karşı koyan siz olmayın dedi. Eğer sizden başkaları ona karşı koyar ve galebe çalarlarsa, sizin istediğiniz de budur. İstediğiniz yerine gelmiş olur. Şayet Muhammed Aleyhisselam onlara galebe çalarsa, siz o zaman muhayyersiniz. Ya halkın girdiği dine siz de girersiniz, ya da çarpışırsınız. Muhakkak ki, harpler sizi çok zayıflatmış ve zarara uğratmıştır. İçinizden birçok seçkin kişileri silip süpürüp götürmüştür!” dedi.

Bundan başka Rasûlullah size haber veriyor ki, kendisi buraya hiç kimse ile çarpış­mak için değil ancak umre yapmak için gelmiştir. Yanında da kurbanlık develer bulunuyor. Onları kesecek ve dönüp geri gidecektir!” dedi. (Müsned, IV, 324; İbn Sa’d, Tabakat II, 97)

Kureyş müşriklerinin gönlü bir türlü yumuşamadı. Hazreti Osman’ı dinledikten sonra: “Söylediklerini işittik. Bunlar hiçbir zaman olamayacaktır! Kendisi, üzerimize gelip zorla Mekke’ye giremeyecektir! Sahibinin katına dön, ona haber ver de, sakın bize yaklaşmasın!” dediler.

Eban ibni Saîd’in akrabalık damarları galeyana geldi. Hazreti Osman’a doğru yaklaştı ve: “Hoş geldin!” diyerek ona sevgi ve yakınlık gösterdi. İstediğini yapmaktan geri durma! diyerek ona destek verdi. Onu himayesine aldı. Atından indi ve onu bindirdi. Kendisi ise onun terkisine bindi. Bu vaziyette Mekke’ye girdiler.

Hazreti Osman radıyallahu anh gerek Beldah’ta gerek Mekke’de Ebu Süfyan, Safvan ibni Ümeyye ve diğer Kureyş eşrafıyla bir bir buluşup konuştu. Hepsi de teklifleri reddettiler. Sonra Mekke’de oturan zayıf ve koruyucusu olmayan kadın erkek bir çok mü’minin yanlarına vardı. Onlara Efendimiz’in müjdesini verdi ve şöyle dedi:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem size Mekke’nin fethedileceğini müjdeliyor! Mekke’de imanın gizlenmeyeceği, açığa vurulacağı günün gölgesi üzerinize düşmüştür!” buyuruyor dedi. Onlar da: “-Efendimiz’e bizden selam söyle! Onu Hudeybiye’ye indiren Allah, Mekke’nin içine girdirmeye de kadirdir!” dediler. (Vakıdî, Megazî, II, 601; M. Âsım Köksal, İslam Tarihi c. 5, s. 291-292)

Hudeybiye Antlaşmasından hemen sonra müslüman olan Ebân, kardeşleri Amr ile Hâlid Habeşistan’dan dönünce onlarla birlikte Medine’ye hicret etti.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hicretin yedinci yılında Ebân ibni Saîd radıyallahu anh’i bir seriyyeye kumandan tayin edip Necid tarafına gönderdi. Bu seferden zaferle dönen Ebân arkadaşları ile birlikte Hayber’e giderek buranın fethine katılmak istedi. Ancak bu sırada Hayber’in fethi tamamlanmıştı.

Ebân ve arkadaşları Hayber ganimetlerinden pay talep ettilerse de Ebû Hüreyre’nin de içinde bulunduğu bazı sahâbîler, savaşta bulunmadıkları gerekçesiyle onların bu isteklerine karşı çıktılar. Bu yüzden kendilerine ganimetten pay verilmedi. Bu uygulama, harpte bulunmayan kimselerin ganimetten pay alamayacaklarına bir delildir.

Ebân ibni Saîd radıyallahu anh’ın Yermük Savaşı’nda (m. 636) şehid düştüğü rivayet edilirse de onun, kardeşleri Amr ve Hâlid’le birlikte Hazreti Ebû Bekir devrinde Ecnâdeyn Savaşı’nda (m. 634) şehid olduğu rivayeti daha kuvvetlidir.


Yorum Yap