24 Mayıs 2016 Salı

Sahih Hadisler ( Hariciler ) Hariciler Kimdir



Buhari Ehl-i Beyt imamlarından olan İmam Cafer-i Sadık’tan neden hadis almamıştır? Buhari, Harici olan Umran b. Hattan’dan neden hadis rivayet etmiştir

İbn Hacer’in bildirdiğine göre, ehl-i sünnet hadisçilerin otoriterleri sayılan alimer onun "sika" olduğunu söylemişlerdir.  Hatta İbn Ebi Hatim gibi bir cerh-tadil otoritesi, babasından naklen: “Cefar-i sadık gibi bir büyük insanın sika olup olmadığından sormak bile abestir” manasına gelen ifadeler kullanmıştır(bk. Tahzib, 2/103-104).

İmam-ı Azam ve İmam-ı Malik de ondan hadis rivayet etmiştir. İmam Şafii onun sika olduğunu söylemiştir. İmam Malik, onun hakkında şu övücü tespitler yapmıştır: “Ben Cefar-i Sadık’ın yanın her gittiğimde mutlaka onu ya namazda, ya oruçlu, yahut da Kur’ân okurken gördüm. Abdestli olmadan asla hadis rivayet etmezdi” (a.g.y).

İmam Cefar-i Sadık 148’de vefat etmiştir. Buhari ise 256’da vefat etmiştir.  Buna göre, Buhari’nin doğrudan ondan rivayet etme imkânı yoktur. Bundan anlaşılıyor ki, Buhari’nin ondan hadis rivayet etmemesi, onun şahsından değil, ondan rivayet eden bazı kimselere itimat etmemesindedir.

Umran b. Hattan’ın son zamanlarında harici mezhebinden döndüğü ve Buhari’nin de bu sebeple ondan hadis rivayet ettiğine dair bilgiler vardır. Bununla beraber bu adamın harici olmasına rağmen sika bir kişi olduğu bildirlmektedir.(bk. İbn Hacer, Tahzib, 8/138).


HARİCİLER

Hariciler, İslam’da ortaya çıkan ilk fırkadır! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta iken bazı alametleri ortaya çıkmaya başlamıştı. Buna örnek olarak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu hadisini nakledebiliriz:

Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Ali bin Ebi Talib (Radiyallahu Anh) Yemen’de bulunduğu sırada Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e toprağı içinde altın madeni göndermişti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu altını el-Akra bin Hâbis sonra Macâşi oğullarından biri ve Uyeyne bin Bedr el-Fezari ile Alkame bin Ulâse el-Âmiri arasında, sonra Kilâb oğullarından birisi arasında taksim etti. Bu taksim sebebiyle Kureyş ile Ensar öfkelendiler ve:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizleri terk ediyor da Necd’in ileri gelenlerine veriyor, dediler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ben ancak onların gönüllerinin tam ısınmasını istiyorum.”

Bu sırada iki gözü çökük, alnı çıkık, sık sakallı, elmacık kemikleri çıkık, başı tıraşlı bir kişi geldi ve:

−Ya Muhammed! Allah’tan kork! dedi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Ben Allah’a asi olursam O’na kim itaat eder? O beni yeryüzü ahalisine emin kılıyorken sizler beni emin saymıyor musunuz?”

O topluluktan bir adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e itiraz eden adamı öldürmek istedi. Onun Halid bin Velid (Radiyallahu Anh) olduğunu sanıyorum. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona engel oldu. İtiraz eden adam arkasını dönüp gittiğinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Bunun soyundan öyle bir kavim gelecek ki, onlar Kur’an okuyacaklar, fakat Kur’an onların boğazlarından ileriye gitmeyecek! Onlar ok avı delip geçtiği gibi İslam’dan çıkacaklar! Onlar İslam ehlini öldürecekler de put ehlini bırakacaklar! Eğer ben onları idrak edersem onları Âd kavminin öldürülüşü gibi öldürürüm!”

Buhari 6123, 6124, 7299, Müslim 1064/143, Ebu Davud 4764, Nesei 2577, 4112

Dolayısıyla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İslam’a mensup fırkalar içerisinde en fazla Haricilerden bahsetmiştir.

Haricilerin Tarifi
Şehristani vb. âlimler:

“Harici, İslam ümmetinin ittifakla halifeliğinde birleştiği kimseye karşı koyan ve itaatten çıkan kimseye verilen bir isimdir,” diye tarif etmişlerdir.

Onlardan bazıları bu tarife şu ziyadeyi de eklemişlerdir:

“…Bu çıkış ister Sahabe zamanında olsun ister sahabe zamanından sonra olsun durum değişmez!

Harici Fırkaları
Hariciler kendi aralarında birçok fırkaya ayrılmıştır. Fırkalarla ilgili kitap yazan âlimler onları yaklaşık yirmi fırka olduklarını yazmaktadırlar. Biz onlardan en önemli olan kısmı zikredeceğiz diğerlerini bu meseleyi genişlemesine araştıracakların özeline bırakacağız.

1) Muhakkime Haruriyedir.

Bunlardan üç grup doğmuştur, onlar:

El-Ezarika,

En-Necedât,

Es-Saferiyye,

2) El-Ebadiyye,

3) Es-Seâlibe

4) El-Âcâride.

Bu fırkalardan el-Ebâdiyye’nin dışında tamamı tarihin sayfalarına gömülmüş ve kötü isim ve lakaplarından başka bir şeyleri kalmamıştır.

Haricilerin Genel Alametleri
Günahlar sebebiyle tekfir etmek

Hariciler, büyük günah işleyenleri tekfir ederler ve onu hiç iman etmemiş kâfirlerle aynı görür. Bu aynilik hem dünyadaki hükümler cihetinden hem de ahretteki hüküm cihetindendir.

Yani Hariciler, büyük günahlardan bir günahı işleyen kimseye dininden dönen kimselere uygulanacak cezayı uygulamakta; ayrıca onu cehennemde ebedi kalacak kimselerden görmektedirler.

İyiliği emretme kötülüğü yasaklama adı altında Müslüman idarecilere başkaldırmak

Müslüman idarecilerde herhangi bir hata ve yanlışlık gördüklerinde onun azil edilmesi gerektiğini düşünüp onula savaş etmenin farz olduğunu itikat ederek gereğince hareket etmeleri.

Müslümanların cemaatinden ayrılmak

Hariciler kendilerinin dışındaki Müslümanlara tarih boyunca iman etmemiş kâfirlere edilecek muameleyle muamele etmişlerdir. Müslümanların yaşadıkları beldeleri küfür beldeleri olarak görmüşler, onların canlarını, kanlarını ve mallarını kendilerine mubah saymışlardır. Sahabe ve eşlerinin öldürülmesi buna örnek verilebilir…

Manasını gereği gibi anlamayı irade etmeksizin faziletine inanarak Kur’an okumak

Hadiste geldiği gibi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Zamanın sonunda yaşları küçük, akılları az, tecrübeleri kıt bir zümre yetişecektir. Onlar yaratılanların hayırlısı olan Nebi’nin sözünden bahsedecektir. Ancak onlar atılan okun avı delip avdan öteye çıktığı gibi, İslam’dan çıkacaklar! Onların imanları boğazlarından öteye geçmeyecektir! Siz onlara her nerede rast gelirseniz onları öldürün! Onları öldürmekte, öldüren kişiye kıyamet gününde ecir vardır!”

Buhari 5151

Başka bir hadiste de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Sizin içinizde öyle bir zümre çıkacak ki siz onların namazları yanında kendi namazlarınızı, onların oruçları yanında kendi oruçlarınızı, salih amelleri yanında kendi salih amellerinizi küçük göreceksiniz! Onlar Kur’an okuyacaklar, ancak Kur’an onların gırtlaklarından öteye geçmeyecek! Onlar okun avdan (delip) çıktığı gibi dinden çıkacaklar!..”

Buhari 5152

Hariciler genelde yeni Müslüman olmuş bilgisiz gençlerden oluşmakta idi. Kur’an’ın fıkhını kavramayı terk ederek onun tilavetinde çaba sarf ediyorlardı.

Bu sebeple İslam’ı tam anlayamamış, onu içlerine sindirememiş Kur’an ahkâmı onların gönüllerine nüfuz etmemişti.

Çok basit nedenlerden büyük çatışmalar ve tartışmalar çıkartıyor, küçük günahlardan dolayı husumet ve düşmanlık meydana getiriyorlardı.

Şeyhü’l-İslam İbni Teymiyye (Rahmetullahi Aleyh) onların bu özelliği hakkında şöyle demektedir:

“Haricilerin mezheplerinin aslı Kur’an’ı tazim ve ona ittiba üzere idi. Ancak onlar Kur’an’ı açıklaması olan sünnetten ve müntesibi olan cemaatten ayrıldılar. Kur’an’a muhalif olduğunu sandıkları sünneti uygulamayı reddettiler. Recm, hırsızın elinin kesilmesi gereken hırsızlık miktarı vb. şeyler buna örnek verilebilir.”

Dini bilgileri son derece sığ ve yüzeysel bir anlayış sahibi idiler

Hariciler fıkıhta son derece bilgisiz, Kur’an ve sünnetten hüküm çıkarmada çok basiretsiz insanlardı. Kur’an’da cehennemle ilgili tehdit ayetlerini alıp onlarla insanlara delil getirir, cennetle müjdeleyici ayetleri görmezden gelip dini zorlaştırıyorlardı.

Abdullah İbni Ömer (Radiyallahu Anhuma) onlar hakkında şöyle demektedir:

“Hiç iman etmemiş kâfirler hakkında inen ayetleri alıyorlar onları iman etmiş hatalı Müslümanlara tatbik ediyorlar!”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetine karşı son derece kayıtsızlık

Haricilerin en önemli alametlerinden biri de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetine karşı kayıtsızlıklarıdır. Onlar hemen her meselede Kur’an’dan hüküm çıkarmaya ve delil bulmaya çalışıyorlardı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetinin ikinci bir vahiy olup Kur’an’ı en güzel şekilde tefsir edeceğine inanmıyorlardı. Bu düşüncelerinden dolayı sünnetle sabit birçok hükmü Kur’an’da yok bahanesiyle reddediyorlardı.

Zina edenin recm edilmesini inkâr etmeleri, adet halindeki kadının namaz kılabileceğini söylemeleri vb. buna örnek verilebilir.

Çok çabuk fikir değiştirmek

Yukarıda ifade edildiği gibi Haricilerin köklü bir din bilgileri olmadığı içir bir mesele için inşa ettikleri usulü başka zıt bir meselede yıkıyor, sanki o usulü daha önce iddia etmemiş ve onun üzerine hüküm bina etmemiş gibi o görüşlerinden vazgeçiyor ve sık sık görüş değiştiriyorlardı.

Hüküm vermede aceleci davranmak

Hüküm vermede aceleci davranmak da yine haricilerin en önemli alametlerindendir. Bir meselede enine boyuna araştırmadan, tetkik etmeden çarçabuk hüküm veriyorlardı. Bu durum aralarındaki ihtilaf ve çekişmeleri çoğaltıyordu.

İlim ehline yakışmayan bu cahillikleri bazen onları ayrılığa ve birbirlerini tekfire kadar götürüyordu. Hatta bazen birbirleriyle bu nedenle savaştıkları bile oluyordu.

Haricilerin Usulleri
Hakem ve Hüküm

Hakem ve hüküm meselesi haricilerin inançlarını, amellerini bina ettikleri en önemli usullerden birincisidir.

Bu usulü anlayabilmemiz için “Hüküm sadece Allah’ındır.” Yusuf Suresi 67. ayetini bayraklaştırarak Ali (Radiyallahu Anh)’a karşı geldikleri, olayları hatırlamamız gerekmektedir.

Ali (Radiyallahu Anh) ile Muaviye arasında anlaşmazlık çıkıp Müslümanlar birbirleriyle savaş durumunda iken savaşa son vermek ve Müslümanları tekrar birleştirmek için iki taraf arasında hakem tayın edip hakemin vereceği hükme razı olmak üzere anlaşma yapıldı.

Bu anlaşmanın içeri Ali (Radiyallahu Anh) ve Muaviye emirliklerini terk edecek hakemlerin tayin edeceği yeni bir emire bütün Müslümanlar beyat edecek, neticede sulh yapılacaktı.

Hariciler Ali (Radiyallahu Anh)’ı anlaşmayı kabul etmesi için ikna etmek bu hususta ona baskı yapmak suretiyle önce bu anlaşmayı kabul etmelerine rağmen anlaşma arzuları doğrultusunda gelişmeyince onun kendisini azil etmesini ve hakem önerisini kabul etmesini reddederek ona karşı çıktılar. Karşı çıkmalarının sebebini de hakem olayına rıza göstermesi olarak gösterdiler.

Onlardan bazıları da Ali (Radiyallahu Anh)’ın hakem olayına razı olmasını ve Emire’l-Mü’min iken kendisini azil etmesini bahane ederek ona karşı çıktılar.

Geçen derste genel olarak Haricilerin çıkış zamanından ve onun sebeplerinden bahsetmeye çalıştık.

Birazda tarih süreci içerisinde devam edip gelen tek harici fırka Ebâdiye’nin inanç esaslarından bahsedelim.

Hariciler tarih sahnesine ilk çıkışları siyasi bir çıkıştı. Sonra zamanla onlar da diğer dalalet fırkaları gibi görüşlerine uymayın ayetleri tevil, hadisleri de reddederek kelam ve felsefeci fırkalar gibi oldular.

Haricilerden Ebâdiye Grubunun Akide Esasları
Ebâdiye’nin akide esasları genel olarak Haricilerden füru etmiştir.

Geçmiş ve günümüzde âlim ve araştırmacılar Ebâdiye grubunun usul ve füruda haricilerin devamı olduğu hususta ittifak etmiştir. Ebâdiye, haricilerin İslam ümmetinden ayrıldığı usullerin genelinde ilk haricilerle aynı usulleri paylaşmaktadır.

Ebâdiye’nin haricilerden ayrıldığı onlara muhalif durumlarında geri kalan Müslümanlarla olan ilişkileri; oların arısında yaşamaları; savaş ve barış durumunda birliktelikleri büyük rol oynamıştır.

Ebâdiye’nin inanç esasları:

Bu kısımda din usullerinin genelinde Ebâdiye’nin inanç esaslarının özet olarak bahsedeceğiz.

Ebâdiye’nin inançlarından bahsederken, o inançları Ehli Sünnet ve diğer grupların inançlarıyla mukayese etmeyi ihmal etmeyeceğiz.

Allah’ın İsim ve Sıfatlarındaki Konumları

1) Ebâdiye, Allah’ın sıfatları Allah’ın zatının aynıdır, İsim ve sıfatlar biri diğerinin aynıdır, bir manaya gelir dediler. Ehli Sünnet’in bu husustaki görüşü ise şöyledir:

“Benzetmeksizin ve iptal etmeksizin Allah-u Teâlâ’nın kendi zatı için ispat ettiği ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Allah için ispat ettiği güzel isimleri ve yüce sıfatlarını ispat etmektir.

Bu görüşleriyle Ehli Sünnet’e muhalefet; Mutezile, Şia İmamiye’nin görüşlerine muvafakat ettiler.

Allah’ın sıfatları tevkifiye deyip Ehli Sünnet’e muvafakat ettikleri halde; Kur’an ve sünnette bildirilen Allah’ın İstiva, Nüzül, Meci, Yed, Vech, Ayn, Nefs vb. sıfatlarını tevil ediyorlar.

Allah’ın Görülme Meselesi

2) Ebâdiye, mü’minlerin cennette Rabbini görecekleriyle ilgili Kur’an ve sünnette birçok kesin delil olduğu halde inkâr ettiler. Bu davranışlarıyla Ehli Sünnet’e muhalefet, Cehmiye, Mutezile ve Rafızîlere muvafakat ettiler.

İman’ın Tarifindeki Konumları

3) Ehli Sünnet’in tarifinde iman: Dille telaffuz, kalp ile tasdik ve uzuvlarla ameldir. O salih amellerle artar ve günah vb. şeylerle noksanlaşır.

Ebâdiye imanın bu tarifinde Ehli Sünnet’e muvafakat gösterdi. Onlar bu meselede ameller imanın tarifine girmez diyen Mürcie, Eşari ve Maturidilerin genelinden daha yakındır.

Ancak onlar imanın artıp noksanlaşma meselesinde iki gruba ayrılmaktadır.

Bazısı, amel ile iman artar, fakat imanın inanç kısmı artmaz ve eksilmez, o tümden yok olur demektedir.

Diğer bazısı, şeri iman ziyadeleşmez ve noksanlaşmaz demekte, bu görüşle Eşari, Maturidi ve Mürcie kelamcıların görüşlerine katılmaktadırlar.

Büyük Günah Sahibi Hakkındaki Konumları

4) Ebâdiye büyük günah sahibi kimseleri kâfir olarak gördüler! Kendilerine kâfir kelimesiyle neyi kast ettiği sorulduğunda iki yüzlülük gibi nimete küfür diye tefsir ettiler. Buna rağmen büyük günah işleyen kimselere ateşte ebediyen kalacaklar diye inanmaktalar!

Bu mesele Ehli Sünnet ve Hariciler arasında birbirine muhalif görüşlerin en önemlilerinden biridir. Ehli Sünnet’e göre kıble ehlinden büyük günah sahibi dünya tekfir edilmez! Ahirette durumu gaybi bir iştir. O azap ile tehdit altındadır. Allah dilerse onu bağışlar dilerse azap eder. Eğer azap ederse ona ebediyen azap etmez, günahı derecesinde ve miktarınca azap eder. Azap müddeti bitince onu oradan çıkarır ve cennetine girdirir.

Değindiğimiz gibi bu mesele Haricilerin Müslümanlardan ayrıldığı en önemli alâmetifarikalarıdır.

Ebâdiye de bu görüşünde asılları haricilerden hiç farklı değil. Herhangi bir Müslüman idareci veya bir Müslüman biri hata yahut günah işlediğinde onu kâfir olarak görmek, ona karşı çıkmak, onu cezalandırmak tarih boyunca süre gelen adetleri olmuştur.

Şefaat Meselesindeki Konumları

5) Ebâdiye geçmişleri Hariciler gibi Ehli Sünnet’e muhalefet ederek büyük günah sahibi kimselerden Allah’ın razı olacağı kimselere onun izniyle şefaat edileceğini inkâr ettiler. Oysa bununla ilgili Kur’an ve sünnette sayılmayacak kadar delil bulunmaktadır.

Ehli Sünnet’e göre büyük günah sahibi kimselerden Allah’ın razı olacağı kimselere şefaat için izin vereceği kimseler şefaat edecektir. Onların Rasuller, Melekler hatta Allah-u Teâlâ olduğu ayet ve sahih hadislerde bildirilmektedir.

Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ümmetinden büyük günah sahibi şefaate nail olamayacak, aksine onlar ateşte ebedi kalacaklardır. Onlar bu görüşünde de asılları Haricilere ve Mutezile’ye muvafakat ettiler.

Sahabe Meselesindeki Konumları

6) Ebâdiye, ilk Hariciler ve Rafızîlerin fiillerini yaparak, Osman bin Affan, Ali bin Ebi Talib, Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avvam (Radiyallahu Anhum), Cemel savaşına katılanlar vb. gibi birçok sahabelere dil uzatarak onları kötülemiştir! Rafiziler ve Mutezilenin görüşlerine uyarak hayırla yâd ve lehine dua etmek yerine onlara lanet etmiş, onlara sövmüştür.

Genel olarak Haricilerin çıkış zamanından ve onun sebeplerinden bahsetmeye çalıştık.

Şimdi ise tarih süreci içerisinde devam edip gelen tek Harici fırka Ebâdiye’nin inanç esaslarından ve birtakım sapık amellerinden bahsetmeye çalışacağız.

Hariciler tarih sahnesine ilk çıkışları siyasi bir çıkıştı. Sonra zamanla onlar da diğer dalalet fırkaları gibi görüşlerine uymayan ayetleri tevil, hadisleri de reddederek kelam ve felsefeci fırkalar gibi oldular.

Hadis Meselesindeki Konumları

7) Ebâdiye Ehli Sünnet’e muhalefet ederek Kur’an’dan sonra en sahih kitap Rebi bin Habib el-Ezdî’nin Müsnedi’dir dediler. Onlara göre Rebi Ebâdiye’nin en kıdemli âlimleridir. Oysa Rebi’nin Müsnedi Mürsel, hadis ve meçhul ravilerin rivayetleriyle doludur. İçerisinde sahih hadislere nispeten zayıf hadislerin oranı daha fazladır! Ehli Sünnet’e göre Allah’ın Kitabı Kur’an’dan sonra en sahih kitap Buhari’nin sahihi, Müslim’in sahihi vb. hadis kitaplarıdır.

Ahad Hadis Meselesindeki Konumları

8) Ebâdiye, bu konuda da Ehli Sünnet’e muhalefet ederek Ahad hadisleri akide meselelerinde reddederek delil olarak ahad hadisleri kabul etmemiş, bu görüşleriyle Cehmiye, Mutezile ve Eşârilere muvafakat etmiştir. Ehli Sünnet’in yanında Ahad hadisler, sahih olma şartıyla hem akide de hem ameli konularda hüccettir.

Takiye Meselesindeki Konumları

9) Ebâdiye fırkası, Müslümanlar arasında sayıca az olup akide ve hükümlerde sert ve müsamahasızlıkları nedeniyle yadırganmamak, farklı düşünceleri sebebiyle sivrilmemek için Takiyeyi usullerinden bir usul olarak kabul etmişlerdir.

Ebâdiye, bu takiye görüşünde Rafizilerle aynı görüşü paylaşmaktadır.

Ancak Rafizilerle Ebâdiye arasında Takiyeyi kullanmada birtakım farklar vardır. Rafizilerin takiye anlayışı tamamıyla sahabeler arasındaki münafıkların durumuna benzer. Ancak Haricilerdeki takiye diğerlerine karşı katı hükümlerini alenileştirmemek şeklindedir.