5 Ağustos 2016 Cuma

Abdulvehhab Şi’rani ve Hz.Mehdi Hakkında

Abdulvehhab Şi’ranî (h. 973)

Büyük ârif ve meşhur âlimdir. Hicrî 1305’de Mısır Ezheriyye’de basılan meşhur kitabı “el-Yevâkit ve’l-Cevâhir” adlı kitabının ön­sözünde şöyle der:

“Şeyhu’l-İslam Futûhî el-Hanbelî’nin bu kitap hakkında yazmış olduğu şeylerden biri de şudur: ‘Bu kitabın mânâlarını kötü dü­şünceli düşmandan ve inkarcı yalancıdan başkası yermez. Nitekim bunun yazarını, Kur’an ve Kur’an ilimlerinden habersiz olan ve doğru yoldan çıkandan başkası hatalı addetmez ve yine kıskanç, kinci, cahil, kötü düşünceli, sapık, Sünnî muhalifi, dinsiz ve İslam toplumundan çıkan dışında hiç kimse bu kitabın yazarının fazilet ve yüceliğini inkâr etmez.’”
Abdulvehhab Şi’ranî, iki meşhur kitabı “el-Yevâkit ve’l-Cevâ­hir” ve Tabâkât-i Kübrâ da denilen “Levâkihu’l-Envâr fi Tabâkâti’l-Ahyar”da İmam Hasan Askerî’nin oğlu Mehdî hakkında de­ğerli şeyler kaydetmiştir. Onun değindiği bu noktalar bizim için her açıdan ilginç ve düşmanı susturmak için gereklidir. Onun Futuhat’ta Muhyiddin Arabi’den (onun elinde olan basımından) nak­lettiğini veya Şeyh Hasan Irakî ve Şeyh Ali Havas ve diğerlerinden naklettiklerini onların isimlerinin altında getirdik. O, “Yevâkit”inin ikinci cildinin 65. bölümünde şöyle yazar:

“Allah Teâlâ’nın bize bildirmiş olduğu kıyametten önceki bütün belirtiler doğrudur ve hepsinin kıyametten önce gerçekleşmesi gerekir. Mehdî’nin zuhûru, Deccal’in gelmesi, İsa’nın (aleyhi’s-selâm) inmesi vs. gibi. Hat­ta eğer dünyanın ömründen bir gün bile kalmamış olsa da bunlar gerçekleşecektir…

Mehdî (aleyhi’s-selâm) İmam Hasan Askerî’nin evlatlarmdandır. 0,255 yılında Şaban ayının ortasında dünyaya gelmiş olup hâlâ yaşamaktadır. Allah Teâlâ, İsa b. Meryem’i O’nunla bir araya geti­rinceye kadar da yaşayacaktır. Buna dayanarak, Mehdî’nin bugün, yani 958 yılma kadar 706 yaşında olması gerekir.” (Bu sözü Şeyh Hasan Irakî’nin tarihinden üç yıl önce Şi’ranî’den nakletmiştir).
Mısır’daki Rıtlî gölüne bakan Kevmu’r-Reş tepesinde defne­dilen Şeyh Hasan Irakî, İmam Mehdî’nin ziyaretine gitmeye mu­vaffak olduğunda İmam bana şöyle rivâyet etti ve Üstad Şeyh Ali Havas (Allah onlara rahmet etsin) da ona tanıklık etti.

Şa’ranî bir sayfa sonra diyor ki:

“Mehdî’nin zuhûr edince nasıl hükmedeceğini, nasla mı, içtihatla mı yoksa her ikisiyle mi soracak olursan ben şöyle derim: Şeyh Muhyiddin’in dediği gibi, o, Allah Teâlâ’nın kendisine ilham ettiği şeyi hükmedecektir. Şöyle ki, Al­lah Teâlâ Muhammed’in (s.a.a.) dinini O’na ilham edecek ve O da onunla hükmedecektir.

Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve âlih) bize söylemiştir ki; Meh­di izleyicidir, bidat koyucu değil… O, hüküm etmede mâsumdur. Çünkü hükümde mâsum olmak yanlışlık yapmamak demektir! Ve Resûlullah’ın hükmü ise hata etmez. Nitekim ayette, Resûlullah hakkında ‘O, hevâdan (kendi istek, tutku ve isteklerine göre) ko­nuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiy­dir’ [1] buyrulur. Ve O, bu yönüyle peygamber gibidir!”

[1]     Necm, 3-4