11 Ağustos 2016 Perşembe

İmam Cafer-i Sadık ve Kerametleri


İmam Cafer Sadık ve İmamet Makamı

Fudayl şöyle rivayet etmiştir: İmam Cafer Sadık’a (a.s) "Her kavim için yalnız bir hadi (hidayet edici) var." (Ra'd, 7) ayetinin anlamını sordum. Buyurdu ki: “Her imam, yaşadığı çağın yol göstericisidir.” [1]
Abdullah b. Ebu Ya'fur şöyle rivayet etmiştir: İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurdu: “Ey İbn Ebu Ya'fur! Hiç kuşkusuz Allah birdir, birliğinde tektir. Emrinde tek ve ortaksızdır. Allah yaratılmış bir (grup) yarattı ve onları bu iş (hilâfet, imamet) için seçti. İşte bu yaratılmış olanlar biziz. Ey İbn Ebu Ya'fur! Biz Allah'ın kulları üzerindeki hüccetleri, O'nun ilminin bekçileri ve önderlik misyonunun uygulayıcılarıyız.”

Mufezzel şöyle rivayet eder: Ebu Ebdillah İmam Caferi Sadık Aleyhisselam şöyle buyurdu: Ya Mufezzel! Allah bizi kendi nurundan yarattı ve Şialarımızı da bizden yarattı. Diğer yarattıkları ise ateştedir. Allaha bizimle itaat edilir ve Allaha bizimle asi olunur. Ya Mufezzel! Allahu Teâlâ bizsiz hiç kimseden hiç bir ameli kabul etmemeyi öncelikle takdir etmiştir. Kimseye azap etmez sadece bizimle. Biz Allahın yarattıkları için kapısı, hucceti ve eminleriyiz. Göklerde ve yerde Onun hazinedarlarıyız. Helâlımız ve haramımız Allahtandır. Biz istediğimizde bu Allaha örtülü değildir, istisnası da yoktur. Allah istemezse siz isteyemezsiniz. Diğer bir buyruğunda Allahu Teâlâ velisiniz kalbini, kendi iradesinin mekânı etti. Allah isterse biz isteriz. Kaynak: Tefsirul Fırat Elkufi sa: 529 

Mufezzel, İmam Caferi Sadık Aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: Allah-u Teala birlik ve padişahlığında yegâne ve benzersizdi. Sonra kendisini kullarına tanıttı ve emrini onlara bıraktı. Cenneti onlar için revan kıldı. İnsanlardan ve perilerden kalplerini pak ve temiz kılmak istediklerini bizim velayetimize aşina kıldı ve kalplerini tebah kılmak istediklerini de bizim velayet ve marifetimizden uzak kıldı. Ey Müfezzel! Ant olsun Allah’a, bizim velayetimiz olmadan Hz. Adem Allah’ın kudret elleriyle yaratılmaya layık olmadı. Hz. Musa bizim velayetimiz olmadan Rabb’iyle konuşmaya layık olmadı ve Hz. İsa İlahi’nin kudret tecellisi olamadı meğer Hz. Emir-el Müminin Aleyhisselam’ın velayetiyle. Konuyu senin için kısa ve öz olarak söyleyeyim, hiç kimse bizim velayetimiz olmadan ve bize kulluk etmeden Allah’ın rahmetine mazhar olmadı. Kaynak: El-İhtisas s. 244, Bihar-ul Envar c. 26 s. 294, El-Katre c. 1 s. 550

[1] - Ayet, yeryüzünde her zaman insanları doğru yola, iletecek bir yol göstericinin mutlaka bulu*nacağını gösteriyor; ya uyarıcı bir peygamber ya da onun dışında Allah'ın emriyle insanlara rehberlik edecek bir hidayet edici mutlaka bulunacaktır. [el-Mizan, Ra'd Suresi 7. Ayetin tefsiri]

"Ben uyarıcıyım, Ali de hâdî (hidayet edici)'dir." ifadesiyle kastedilen: Ben ayette geçen uyarıcı vasfının somut karşılığıyım. Uyarı davet eşliğinde yol göstermek demektir. Ali de davetsiz yol gösterici*liğin somut karşılığıdır. O, imamdır. Yoksa uyarıcıdan maksat Resûlullah'tır, hâdî'den maksat da Hz. Ali'dir, şeklinde bir anlam kastedilmemiştir. Çünkü böyle bir yorum ayetin zahiriyle kesinlikle çelişmektedir.

Dürr-ül Mensur adlı eserde belirtildiğine göre, İbn Cerir, İbn Mürdeveyh, Ebu Naim el-Marifeh adlı eserde, Deylemi, İbn Asakir ve en-Neccar (tamamı Ehli sünnet kaynaklardır) şöyle rivayet etmişlerdir: «"Sen ancak uyarıcısın ve her toplumun bir hâdî (hidayet edicisi) vardır." (Ra'd, 7) ayeti inince, Resûlullah (s.a.a) elini göğsünün üzerine koydu ve dedi ki: "Ben uyarıcıyım." Sonra elini Ali'nin omzuna dokundurdu ve şöyle dedi: "Sen yol göstericisin ey Ali, benden sonra hidayete erenler seninle doğru yolu bulurlar."» Hakim el-Müstedrek adlı eserinde .... Ebu Bureyde el-Eslemi'den şöyle rivayet etmiştir: «Resûlullah (s.a.a) ... "Sen ancak bir uyarıcısın..." ayetini okudu. Sonra elini Ali'nin göğsü*nün üzerine koydu ve şöyle buyurdu: "Her toplumun bir hâdî (hidayet edicisi) vardır." ve şu açıkla*mayı yaptı: Sen canlıların yol gösterici meşalesisin, hidayetin amacısın, Kur'an okuyanların emirisin. Senin bu özelliklere sahip olduğuna şahitlik ederim.» Bu hadisi İbn Şehraşub Şevahidu't-Tenzil'de ve el-Merzebanî "Emirü'l-Müminin Ali hakkında inen ayetler" adlı eserinde rivayet etmiştir.

Dürr-ül-Mensur adlı eserde belirtildiğine göre Abdullah b. Ahmed ez-Zevaid-ul-Müsned adlı eser de, İbn Ebu Hatem, Taberanî el-Evsat adlı eserde, Hakim sahih olduğunu belirterek (bu kaynakların da tamamı Ehli sünnet kaynaklarıdır), İbn Mürde-veyh ve İbn Abbas Ali b. Ebu Talib'ten: «"Sen ancak bir uyarıcısın ve her toplumun bir hâdî'si var*dır." ayetiyle ilgili olarak şöyle rivayet etmişlerdir: "Resûlullah uyarıcıdır, ben de hâdi'yim."



Memun el Reqqi şöyle rivayet eder: Seyyidim İmam Caferi Sadık Aleyhisselamın yanındaydım o esnada Sehil bin Hasan el Horasani geldi selam verdi ve oturdu sonra İmam Aleyhisselama arz etti: Ya Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellemin evladı! Siz İmamet evinin ehlisiniz şefkatli ve rahmetlisiniz hakkınızı almaktan sizi engelleyen ve uzak tutan şey nedir? Senin önünde kılıçla savaşabilecek Şialarından yüz bin tanesini bulabilirsin. İmam Aleyhisselam buyurdu: Otur ya Horasani, Allah hakkını gözetsin. Sonra hizmetçisi Hanefiye’ye tandırı yakmasını emretti. Oda tandırı yaktı. Tandır korlaşıp alevide beyazlaştı. Sonra İmam Aleyhisselam, Ya Horasani, Kalk ve tandırın içine otur diye buyurdu. Horasani arz etti: Ya Seyyidim! Ya Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellemin evladı! Beni ateşle azaplandırma. Beni mazur gör Allah’ta seni mazur görsün. İmam Aleyhisselam, Biz merhametliyiz o halde seni bağışladım diye buyurdu. O esnada terliklerini parmaklarına takmış bir şekilde Harun el Mekki geldi ve sana selam olsun ya Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellemin evladı! Diye arz etti. İmam Sadık Aleyhisselam ona, terlikleri elinden at ve tandırın içine otur diye buyurdu. Oda terlikleri parmaklarından attı ve tandırın içine oturdu. Sonra İmam Aleyhisselam Horasaniye yöneldi, sanki Horasanı görüyormuş gibi Horasaniyle Horasan hakkında konuşmaya başladı. Sonra İmam Aleyhisselam, Kalk ya Horasani! Bak bakalım tandırın içinde ne var. Horasani: Tandıra doğru gittim ve onu bağdaş kurmuş oturuyorken gördüm. Oradan çıktı, bize doğru geldi ve selam verdi. İmam Aleyhisselam ona şöyle buyurdu: Horasan’da bunun gibi kaç tane bulabilirsin? Horasani arz etti: Vallah! Birtane bile yok. İmam Aleyhisselam şöyle buyurdu: Vallahi yok! Bir tane bile yok. Amma biz vaktini daha iyi biliriz. Beş tane imanı güçlü yardımcı bulmazsak hareket etmeyiz.Kaynak: Medinetul Meaciz c.2, s.198

İbn Şehri Aşup ve Kutbuddin Ravendi, Hüseyin b. Ebu’l A’la’dan şöyle rivayet etmişlerdir: “Hz. Sadık’ın (aleyhi selam) yanında idim. Bir kişi kölelerinden biriyle birlikte İmam’ın yanına gelerek karısını şikayet ederek onun ahlaksızlığından yakındı.” 

İmam Cafer Sadık (aleyhi selam) eşini yanıma getir dedi. O kadın İmam’ın yanına geldi. İmam Cafer Sadık (aleyhi selam) o kadına “kocanın ne sorunu var?” diye sordu. Kadın kocasına beddua etmeğe ve onun aleyhinde kötü kötü konuşmaya başladı. İmam Cafer Sadık (a.s) o kadına eğer bu şekilde kalmaya devam edersen üç günden fazla yaşamazsın dedi.” Kadın hiçbir korkum yok, çünkü onun yüzünü asla görmek istemiyorum.” dedi. Hz. Cafer Sadık (a.s) kadının kocasına “karının elini tut ve onu götür hiç kuşkusuz sadece üç gününüz var” dedi. 

Üçüncü gün o adam imam Cafer Sadık’ın yanına geldi. İmam ona “kadınına ne oldu?” diye sordu. Adam “Allah’a yemin ederim ki şimdi onu defnedip geliyorum.” dedi. Ben “o kadının durumu nasıldı” diye sordum. İmam şöyle buyurdu: “O kadın zalim ve baskıcı bir kadındı, Hak Teala onun ömrünü keserek kocasını ondan kurtardı.” 

Ölen İnek ve İmam Cafer Sadık Mucizesi

Mufaddal b. Ömer şöyle rivayet etmiştir: “Mina’da İmam Cafer Sadık’la birlikteydik o sırada gözlerimiz birden ağlayan yaşlı bir kadına ve iki küçük çocuğuna ilişti yakınlarında bir inek ölmüş ve öylece önlerine uzanmıştı. İmam Cafer Sadık (a.s) o kadına “Ey Zaife! Neden ağlıyorsun? Diye sordu. Kadın “nasıl ağlamayayım? Benim ve bu iki küçük çocuğumun rızkı bu inekten sağlanmaktaydı; şimdi o öldü ve ne yapacağım konusunda öylece kala kaldım.” dedi. 

İmam Cafer Sadık (aleyhi selam) şöyle buyurdu: “İneğinin dirilmesini mi istiyorsun?” kadın: “Ey Allah’ın kulu! Benim için bu yetmezmiş gibi birde sen benimle tutmuş alay mı ediyorsun?” dedi. 

İmam Cafer Sadık (a.s): “Haşa, ben alay etmiyorum diyerek mübarek dudaklarını hareket ettirerek o ineğin ayaklarına değdirdi. O anda inek hareket ederek ayağa kalktı. O kadın oldukça sevinerek şöyle dedi: “Kabe’nin Rabbine andolsun ki bu adam İsa peygamberdir.” 

İmam (a.s) olayı başkaları duyar endişesiyle kendisini halkın arasına atarak gözlerden kayboldu.

İmam Cafer Sadık (as) Keramet
Cemil b. Derrac şöyle diyor: 
İmam Sadık (a.s)’ın huzurunda idim, aniden bir kadın gelerek şöyle dedi: “Ey Resulullah’ın oğlu! Çocuğum öldü! Onun üzerine bir örtü çekerek yardımda bulunmanız için huzurunuza geldim.” 

İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Belki de çocuğun ölmemiş, şimdi kalk evine git, guslet, iki rekat namaz kıl ve Allah’a: “Ey bu çocuğu yoktan var edip bana bağışlayan! Bağışını bana yenile” diye dua et ve çocuğunu hareket ettir ve bu olayı kimseye söyleme.” 

Kadın hemen eve dönüp İmam (a.s)’ın emrine uygun olarak amel edince aniden çocuk dirildi ve ağlamaya başladı. [1] 

İstişarenin Sınırı 

İstişarenin riayet edilmesi gereken bir takım sınırları vardır. Kim sınırlarını tanımazsa, zararı istişare edene yararından daha çok olur: 

1- Kendisiyle istişare edilen kimse akıllı olmalıdır. 

2- Dindar ve hür olmalıdır. 

3- Gerçek bir dost olmalıdır. 

4- İstişare ettiğin kimseye, iyice anlayabilmesi için konuyu tüm açıklığıyla açıp söylemelisin. 

Akıllı olursa, onunla istişare etmekten yararlanırsın; dindar ve hür olursa, sana nasihat etmede (sana yol göstermede) gayret sarfeder; gerçek dost olursa, kendisine açtığın sırrı saklar; konuyu tam açıp söylediğinde de onun konu hakkındaki bilgisi senin bilgin kadar olur; istişare ve nasihatte tam ve kamil olur.” [2] 

Muhtaç Olmamak İçin Çaba

Abdula’la şöyle diyor:

Medine yolu üzerinde İmam Sadık (a.s)’la karşılaştım. Çok sıcak bir gündü. İmam (a.s)’a arzettim ki: “Fedan olayım! Allah nezdindeki o yüce makamına ve Resulullah (s.a.a)’le olan yakınlığına rağmen neden bu sıcakta kendini böyle zahmete düşürüyorsun?” 

İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdular: 

“Abdula’la! Ben senin gibilere muhtaç olmamak ve rızk elde etmek için (günün bu saatinde) dışarıya çıktım.” [3] 

Amel Defterinin İmama Sunulması

Davud-i Rıkki şöyle diyor: 

“Ben İmam Sadık (a.s)’ın huzurunda sessiz oturmuştum, ben daha hiçbir şey söylemeden İmam (a.s) şöyle buyurdular:

“Ey Davud! Perşembe günü amel defterinizi benim yanıma getirdiklerinde, senin, falan amcan oğlu hakkında iyilik yapmış olduğunu gördüm. Senin bu işinden çok hoşnut oldum ve anladım ki senin ona karşı sıla-i rahimde (iyilikte) bulunman (ve onun ise sıla-i rahmi kesmesi) amcan oğlunun çabuk ölmesine sebep olmuştur.” 

Davud şöyle devam ediyor: 

“Çok kötü ahlaklı ve katı düşmanım olan bir amcam oğlu vardı. Onun ve ailesinin çok fakir olduklarını ve çok zor bir şekilde geçindiklerini duyunca, onun için bir miktar ev eşyası alıp gönderdim ve daha sonra Mekke’ye doğru hareket ettim. Medine’de İmam (a.s)’ın huzuruna vardığımda, ben daha hiçbir söz söylemeden İmam (a.s) olayın neden ibaret olduğunu (yani benim onlara yardımda bulunmamı ve amcam oğlunun ise ölümünü) bana haber verdi.”[4]

Kaynaklar:
[1] - Bihar, c. 47, s. 79
[2] - Bihar, c. 75, s. 102; c. 61, s. 253
[3] - Bihar, c. 47, s. 55
[4] - Bihar, c. 74, s. 93


EmoticonEmoticon