9 Ağustos 2016 Salı

Hz.Muhammed (s.a.s)'in İkinci Hanımı (Hz. Sevde)

Hz. Muhammed (s.a.s)'in ikinci hanımı.

Kureyş kabilesinin Amir b. Luey koluna mensup Zem'a adında birinin kızıdır. Sevde, Süheyl b. Amr'ın kardeşi Sekran ile evlenmişti. Kocasından önce İslâm dinini kabul etmiş ve bir süre sonra eşinin bu dini seçmesinde önemli rol oynamıştır. Mekke'de müslümanlara işkence ve eziyetin yoğunlaştığı bir sırada Sekran, hanımını da alarak Habeşistan'a gitmiş, ancak bir süre sonra orada ölmüştü.

Sevde, eşinin ölümünden sonra Mekke'ye döndü. O sırada Hz. Hatice yeni vefat etmişti. Hz. Muhammed (s.a.s)'in bakıma muhtaç çocukları vardı. Hz. Hatice'nin vefat yılına "Hüzün yılı" adını veren Allah'ın Rasûlü çok sarsıntılı günler geçiriyordu. Yalnız ve ortada kalmıştı. Hz. Peygamber (s.a.s)'in bu durumu herkes tarafından farkediliyordu. Rasûlüllah'ı son derece kederli gören Hâkim'in kızı ve Osman b. Maz'un'un hanımı Havle, O'na, bir hayat arkadaşı bulmayı teklif etmiş, O da kabul etmişti. Hz. Peygamber (s.a.s), Sevde'nin iman konusunda gösterdiği sıkı ve vefâkâr tutumundan son derece etkilenmiş ve ona duyduğu takdiri ve verdiği yüksek değeri, nikâh teklifinde bulunarak göstermişti. Hz. Sevde, Peygamberimizle evlendiği sıralarda elli yaşında bulunuyordu. Evlilik Hicretten üç yıl önce gerçekleşmişti. Nikâh akdi için Hz. Peygamber, Sevde'nin evine gitmiş ve onun babası tarafından nikâhları kıyılmıştı. Rasûlüllah'ın eşine takdim ettiği mehir, dört yüz dirhem tutarındaydı. Hz. Sevde'nin, önceleri müşrik iken hak dini seçen bir erkek kardeşi vardı.

Hz. Sevde, evlendikten sonra Peygamberimizin çocukları ile meşgul olmuş ve onlara analık şefkati göstermek suretiyle büyütmüştür.

Hz. Muhammed (s.a.s)'in ikinci hanımı olma şerefini kazanan Hz. Sevde, en kuvvetli rivâyete göre, Hz. Ömer (r.a)'in hilâfeti sırasında H.19/M.640 yılında vefat etmiştir.

Hz. Sevde uzun boylu, vücutça ve hareketçe ağır bir hanımdı. Seri bir şekilde hareket edemediğinden dolayı, Vedâ haccında Müzdelife'den ayrılınacağı zaman o, herkesten önce yola çıkmak için izin istemişti. Öte yandan Hz. Sevde'nin en önemli meziyetlerinden biri cömertliği idi. Bu konuda Hz. Aişe hariç, diğer hanımlar arasında en ön sırada yer alıyordu. Bir gün Hz. Ömer, Hz. Sevde'ye bir kese göndermişti. Hz. Sevde, kesenin içinde ne bulunduğunu sordu. Para olduğunu öğrenince, bu paranın derhal fakirlere dağıtılmasını emretti.

Kendisini diğer Peygamber hanımlarından ayıran bir husus da, itaat ve teslimiyette çok ileri gitmesiydi. Ayrıca Hz. Sevde, Hz. Peygamber (s.a.s)'den hadis rivâyet eden kişiler arasında yer alır. Ancak kendisinden rivâyet olunan hadislerin sayısı beşi geçmez. Buhârî bu hadislerden birini kitabına almıştır. Abdullah b. Abbas, Yahya b. Abdurrahman ve Es'ad b. Zürâre Hz. Sevde'den hadis rivâyet etmişlerdir.

Hz. Sevde, vefatından önce kendi oturduğu odayı, buna bitişik odada oturan dostu Hz. Aişe'ye vasiyet etmişti. Böylelikle Hz. Aişe, kendi yattığı odanın bir tarafında, Hz. Peygamber (s.a.s) medfun bulunduğu için iyice sıkışmış olduğu yerini genişletme imkânı elde etmiş oldu.

İslâm tarihinin önemli kaynaklarından biri olan İbn Hişam'ın "es-Sîretü'n-Nebeviyye" sinde bu bilgilerin dışında bazı haberlere rastlanmaktadır. Buna göre, Hz. Sevde evlendikten bir süre sonra, Hz. Peygamber (s.a.s) ve kızları ile münasebetlerinde bazı aksamalara meydan veriyordu. Yine aynı kaynakta, Rasûlüllah'ın Hz. Sevde'yi boşamaya niyetlendiği olayına da yer verilir. Hz. Sevde, ölen eşinin kardeşi Süheyl b. Amr'ı Bedir savaşı esirleri arasında ve elleri bağlı olarak görünce şöyle dediği nakledilir: "Ey Ebâ Yezid! Kendinizi nasıl teslim ettiniz? Şerefinizle ölemediniz mi?" Hz. Peygamber bunu duyunca ona: "Sevde! Sen Allah'a ve Rasûlüne karşı mı geliyorsun?"deyince Sevde: "Ey Allah'ın Rasûlü! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Ebû Yezid'i böyle görünce bunları söylemekten kendimi alamadım" cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.s) Sevde'yi boşamaya niyetlendi, ancak Sevde ona: "Ya Rasulallah, beni boşama! Merhameten nikâhında tut! Beni kaybolmakla yüzyüze bırakma" diye yalvardı. Hz. Peygamber de onun bu ricasını kabul etti. Yine İslâm kaynakları, bu hadiseden sonra Hz. Muhammed (s.a.s) ile evlilik hayatlarının pürüzsüz bir şekilde devam ettiğinde müttefiktirler.

Kısaca Hz. Sevde, Peygamberimize Hz. Hatice'nin üzüntüsünü hafifleten, ev işlerine bakan, altı çocuğa analık görevini yerine getiren ve en önemlisi "mü'minlerin annesi" ünvanını kazanan bir hanımdır.

(İbn Sa'd, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut, t.y., VIII, 52-58; İbnül-Esîr, el-Kâmil fi't-Tarih, çev. M. Beşir Eryarsoy, İstanbul 1985, II, 138 v.d; Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1980, II, 730-731; Mevlana Şiblî, Asr-ı Saadet, çev. Ö. Rıza Doğrul, İstanbul 1981, II, 138-140).

Hz. Sevde (r.anha)


Hz. Sevde Validemiz; uzun boylu, iri yapılı bir hanımefendi idi. Bunun yanında çok fedakâr, cömert, iyi niyetli, yumuşak huylu bir yapıya sahipti.
Rasûlullah’ın (s.a.s) ikinci hanımı olma şerefine eren Sevde (r.anhâ) ayrıca İslâm’ı ilk kabul eden hanımlardandır.

Sevde binti Zem’a ilk eşi olan amcasının oğlu es-Sekran ibn Amr ile birlikte Rasûlullah’a Mekke’de ilk biat edenlerdendi. İslâm henüz yeni yayılmaya başlamıştı. Bu yeni dinden rahatsız olan Kureyşliler, Müslümanlara işkence yapıyorlardı. Müslümanlar artan işkencelere dayanamayınca Peygamberimizin tavsiye ve yönlendirmesiyle Habeşistan’a hicret ederler.

Sevde binti Zem’a’nın eşi Sekran, hicretten sonra vefat eder. Bununla alâkalı iki değişik rivâyet vardır. Bunlardan ilki: Hicretten sonra Sekran ibn Amr’ın Habeşistan’da öldüğüdür. Diğeri ve en kuvvetlisi ise onun Mekke’ye döndükten sonra vefat ettiği yönündedir.

Habeşistan hicretinden sonra Hz. Sevde, eşiyle birlikte Mekke’ye geri döner. Sevde Validemiz Mekke’ye döndükten sonra bir rüya görür. Rüyasında ay süzülüp üzerine doğru iner. Bir süre sonra Sekran ibn Amr, hastalanıp vefat eder. Sevde Validemiz ise altı çocuğu ile dul kalır.

Tüm bunlar olurken, mü’minlerin annesi Hz. Hatîce de vefat eder. Onun vefatına çok üzülen Efendimiz (s.a.s) kızlarıyla yalnız kalmıştır. Efendimizin bu halini gören sahabe, onun evlenmesini istiyor, ancak bunu Efendimize söylemeye bir türlü cesaret edemiyorlardı. Zira Peygamberimizin Hz. Hatîce’ye olan bağlılığının farkındaydılar… Bunu söylemeye sadece Havle binti Hakîm cesaret etmiştir. Havle’nin aklında iki kişi vardır. Bu iki hanımefendi, Sevde binti Zem’a ile Hz. Ebû Bekir’in kızı Âişe idi. Havle Peygamberimizin yanına gider ve bu iki hanımdan bahsederek düşüncelerini anlatır. Zira artık yas tutmayı bırakmalıdır.

Hem evini çekip çevirecek hem de çocuklarıyla ilgilenecek birine ihtiyaç vardır. Efendimiz de tüm bunları düşünerek Havle’nin teklifini kabul eder ve Havle, ilk olarak Sevde binti Zem’a’ya dünürcü olarak gider. Sevde ve ailesi doğal olarak bu teklife çok sevinirler. Nasıl sevinmesinler ki? Sevde kıyamete kadar gelecek tüm mü’minlerin annesi olacaktır…Hiç tereddüt etmeden gelen evlilik teklifini kabul eder.

Rasûlullah (s.a.s) ile Sevde binti Zem’a, peygamberliğin onuncu yılı Ramazan ayında Mekke’de evlenirler. Sevde Validemiz Hz. Peygamber’in ikinci hanımı olma şerefine böylelikle nâil olur.
Peygamberimiz (s.a.s) hanımlarının çocuklarına karşı her zaman şefkatli ve cömert olmuştur. Aynı şekilde Sevde Validemiz de Rasûlullah’ın güzeller güzeli kızlarına, ama özellikle o sıralarda evde bulunan Hz. Ümmü Külsüm ve Hz. Fâtımâ Validelerimize (r.anhünne) karşı çok alâkadar idi. Sevde Validemiz âlemlerin Efendisinin bu pak kızlarına hizmet ediyor ve onlarla vakit geçirmekten çok mutlu oluyordu. Nasıl olmasın ki?... Hz. Sevde son Peygamber’e aile olmuştu…

Sevde Validemiz aynı zamanda ilâhî vahye mazhar olan sahabîlerdendir. Rab Teâlâ, Nisâ sûresi 128. ayeti, Sevde Validemizin başından geçen ailevî bir olay üzerine inzâl etmiştir.
“Fakat bir kadın, kocasının geçimsizliğinden veya (kendisinden) yüz çevirmesinden endişe ederse, o takdirde anlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine bir günah yoktur. Hem sulh (anlaşmak) daha hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa yatkındır. Ama iyilik eder ve (geçimsizlikten) sakınırsanız, artık şüphesiz ki Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.” (Nisâ 4/128)

Bu âyetin tefsiri Elmalılı Hamdi Yazır’da şu şekilde geçmektedir:
“Peygamberimizin eşlerinden Sevde binti Zem’a’nın talâk (boşanmak)tan endişe ederek nöbetini Hz. Âişe’ye bırakması gibi kadının erkeği kendine çekmek için hakkı olan mehrinde, kasm (derece) ve nöbetinde indirim ve fedakârlık yaparak veya bir şey bağışlayarak aralarını düzeltmeye çalışmasında ve erkeğin bunu kabul etmesinde bir günah yoktur. Yani böyle bir şey rüşvet gibi bir günah olmaz.”
Olayı aktaracak olursak; Peygamberimiz ile Sevde Validemizin evliliği tamamen mantığa dayalı bir evlilikti, fakat tabiî ki birbirlerine karşı saygı ve sevgi her zaman vâr olmuştur. Rasûlullah (s.a.s) ikinci evliliğini Hz. Sevde ile yaptıktan bir müddet sonra

Hz. Âişe Validemizle Mekke’de iken nişanlanmış, hicretten sonra Medine’de evlenmiştir. Peygamberimiz ile Âişe Validemiz arasındaki kuvvetli sevgi bağı ve Hz. Âişe’nin genç ve güzel oluşu, Peygamberimizi Âişe Validemize iyice bağlamıştı. Ama bunun yanında Allah Rasûlü’nün, hanımları arasında her daim adaletli davrandığını, hak-hukuk ve ihtiyaçlar mevzusunda asla ayırım yapmadığını da belirtelim… Fakat Rasûlullah ile güzeller güzeli Âişe arasındaki sevgi bağını fark eden Sevde Validemiz ise Peygamberimizle aralarında hiçbir problem olmamasına karşılık yine de Efendimizin kendisini boşamasından endişe duyar.

Zira yaşı iyice ilerlemiş ve yaşlılık sebebiyle de ağır hareket etmeye başlamıştır. Bu dünyadan göç ederken sıradan biri gibi değil de “ümmühatü’l-mü’minin” yani mü’minlerin annesi olarak vefat etmek ister ve derhal Peygamberimize giderek: “Yâ Rasûlallah bana ayırdığın gün Âişe’ye aittir. O gün de onun yanında kalabilirsin. Beni nikâhında tut. Vallahi, benim evlenmeye aşırı bir isteğim yoktur. Ancak ben, Allah’ın beni kıyamet gününde senin zevcin olarak diriltmesini istiyorum.” diyerek mü’minlerin annesine yakışacak olgunlukta bir teklifte bulunur. İşte bu olgun davranışın üzerine Nisâ sûresi 128. ayet nazil olmuştur.

Hz. Sevde’nin (r.anhâ) ölüm yılı hakkında farklı görüşler vardır. Vâkıdî’ye göre, Muâviye’nin (r.a) halifeliği zamanında Hicret’in 54. yılında vefat etmiştir. Hâfız ibn-i Hacer onun vefat yılını hicretin 55’i olarak bildirmiştir. İmam Buhârî et-Tarih adlı eserinde sağlam senetlerle Hz. Ömer’in halifeliği döneminde vefat ettiğini bildirmektedir. Zehebî, Tarih-i Kebir’indeki bir rivayete: “Hz. Ömer’in (r.a) halifeliğinin son zamanlarında vefat etmiştir.” ilavesini yapmaktadır. Hz. Ömer (r.a) Hicret’in 23. yılında vefat ettiğine göre Hz. Sevde’nin (r.anhâ) ölüm tarihi hicretin 22. yılı olmalıdır. el-Hamîs isimli kitapta bunun en sağlam rivayet olduğu bildirilmektedir.

Hz. Âişe Validemiz kendisine şefkatle yaklaşan bu hanımefendiyi hayattayken de vefatından sonra da her daim hayırla yâd etmiştir. Hz. Âişe: “Yerinde olmak istediğim kadınların bana en sevgilisi Sevde binti Zem’a’dır…” diyerek Hz. Sevde’ye olan vefa borcunu dile getirmiştir.

KAYNAKLAR

Abdulaziz Şennavî, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabeler), trc. Tâceddin Uzun, Uysal Kitabevi, Ankara, 1991.
Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Çağ Yayınları, İstanbul, 1992, I.
Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, sdl. İsmail Karaçam – Emin Işık – Nusrettin Bolelli – Abdullah Yüce – Mahmut Özakkaş, Feza Gazetecilik, İstanbul, 1992, III.
Mevlânâ Şiblî Numânî, Asr-ı Saadet, trc. Ömer Rıza Doğrul, Eser Neşriyat, İstanbul, 1977, II.
Mevlânâ Şiblî Numânî, Son Peygamber Hz. Muhammed Sîretü’n-Nebî, trc. Yusuf Karaca, İz Yayıncılık, İstanbul, 2008.
Nurgül Dere, Hanım Sahabîler, Kayıhan Yayınları, İstanbul, 2012.


EmoticonEmoticon