9 Ağustos 2016 Salı

Hz.Peygamber'in İlk Eşi Haz. Hatice-yi Kübra (r.a) Kısaca Hayatı

Hazret-i Hatice-yi Kübra (r.a)

Müminlerin Annesi...

Dört hatunun faziletleri bütün dünya hatunlarının faziletlerinden üstündür.

Meryem Bint-i İmran, Firavun'un karısı Asiye, Hatice bint-i Huveyled ve Fatma bint-i Muhammed"

Hz. Hatice, iki cihan serveri, Peygamber Efendimizin, temiz, iffetli, yüce ahlak sahibi hanımlarından ilki, müminlerin annesi.

Kureyş kavminden, babası Huveylid, annesi Fatıma. Baba ve anne tarafından soyu Peygamber efendimizin soyu ile birleşmekte.

Hz.Hatice ilk önce Varaka ibn-i Nevfel'e nişanlanmış ancak nikah yapılmamıştır. İkinci kez künyesi Ebu Hale ve ismi İbn-i Nebbaş olan bir zat ile nikahlanır. Ebu Hale'nin vefatından sonra Atik ibn-i Abid ile evlenir. Atik'in de vefatından sonra amca oğlu Sayfi ibn-i Umeyye ile evlenir. O'nunda ölümü üzerine dul kalır.
Hz.Hatice, ticaretle uğraşan zengin, haysiyetli, şerefli  bir kadındı. Ücretle tuttuğu adamlarla Şam'a ticaret kervanı  düzenlerdi. bunlar O'nun işlerini idare eder ve ticaretini yürütürlerdi .Hak teala Hz.Hatice'ye bol dünya malı vermişti. Fakat ardı  arkasına geçirdiği  sıkıntılı ve üzüntülü  hadiseler onju dünyaya karşı soğutmuştu.

O zamanlar Zati saadetleri s.a.v.'in pak ve temiz ahlakı, namus ve haysiyeti dillere destan olmuş, bunun için de "EMİN" lakabı ile anıla gelmekkteydi. Hz.Hatice bütün bunları hesaba katarak, büyük bir istekle, kendilerini, ticaret işlerini idare etmek hususunda vazifelendirmek için haber salar, "Benim mallarımı Şam'a götürmek ve benim ticari işlerime bakmak istersen, kendi  kölem Meysere'yi senin yanına katarım ve Şam'a gidersiniz. Ne kazanırsanız, başkalrına verdiğim haktan size daha fazlasını veririm" der.
Zatı saadetleri kabul eder, ticaret mallarını yükletip Basra tarafına doğru yola çıkar. Az bir müddet içinde mallarını iyi bir fiyatla satar. Mekke'ye dönüp  hesap görüldüğünbde her defasınınkinin iki  misli  kazanç elde edildiğ i görülür. Hz.Hatice memnun olur o da konuşmuş olduğunun iki misli ni verir.

Zatı Saadetleriyle Evlenmesi

Hz.Hatice, etraflıca bir araştırma daha yapar. Kendilerinde evlenme arzusu başgösterir. Nefise isminde cariyesi ile haber gönderip, isteğini iletir, alınan cevap üzerine haberi amcası Amr İbn-i Esed'e ulaştırır.

Babası Ficar savaşında ölmüş bulunan Hz.Hatice'nin velisi bu amcasıydı ve onun işlerinide o görürdü. Hazret-i Resul-i Ekrem s.a.v. amcası Ebu Talib ve Amr  İbni-i Esed her iki ailenin ileri gelenlerindendi. Aileler o zamnın örf ve adetleri gereğince  Hz.Hatice'nin evinde toplanır. Nikahı Ebu Talib kıyar. Mehir olarak 500 altın mehir tesbit edilir. Hz.Hatice o sıralar 40, Resulullah 25 yaşlarındaydı.

İslamiyet

Allah Resulüne ilk vahiy nazil olduğu zaman, korkarlar, gelip  durumu Hz.Haticeye anlatırlar. Hz.Hatice:
"Sen doğru konuşursun, sılayı rahmi  gözeten kimsesin, emanete dikkat edersin, misafirperversin, halkın sıkıntılı ve üzüntülü  zamanlarında yardıma koşarsın, Hak  Teala seni  yalnız bırakmayacaktır."

Hz.Hatice (r.a), amcası Veraka İbn-i Nevfel'e gider, meseleyi  anlatır. Devrin meşhur Hristiyan alimlerinden olan Veraka anlatılanları dinledikten sonra şöyle der.
"İşte bu Musa'ya görünen hususdur ki, şimdi de bunda zuhur etmiştir. Keşki  benim kudretim ve imkanım olsa da O kavminin arasında ortaya çıktığı zaman kendisinin yardımına yetişebilsem. Keşki imkan olsa da sizin kavminiz onu yerinden ettikleri zaman kendisine yardım edebilsem."

Veraka bu sözleri söyledikten kısa bir zaman süre sonra vefat eder. Resulullah'ın uzun bir müddet yardımcısı Hz.Hatice (r.a) olur. Derdini yalnız o dinler. Birlikte gizli  gizli  ibadet ederler. Bütün imkanını ona sunar, eline koluna kuvvet olur.

Sevgisi

Böyle bir bağlılıkla kocasına yönelen kadın elbetki onun rızasını alıp, ona itaat eder, onun rahat etmesini, huzura kavuşmasını düşünür. Bu bir yana Hz.Hatice (r.a.) öyle bir kadındı ki, dirayeti, zekası ve aklı ile kocasına karşı yönelen her türlü  fenalığın önüne geçmesini  bilmiş, kocasına muhalif bulunan müşriklere hadlerini bildirip, onların şerrinden korumayı başarmıştı.

Vefatlarından sonra bile Resulullah  daima onu övgüyle anardı. Bu konuda Hz.ayşe (r.a) şöyle der:
"Hz.Haticeye ne kadar gıpta ederim. Başka hiç bir kadına gıpta etmem. Bir gün Resulullah'ın yanında Hz.Hatice'den bahis geçmişti. Bu benim damarıma dokundu. Döndüm dedim  ki, o yaşlı bir kadındı. Şimdi Hak Teala sana daha iyisini ve daha güzelini vermiştir. Resulullah bu sözü  duyunca  kederlendihatta kızdı. Kızgınlıktan tüylerinin diken diken olduğunu hissettim. Şöyle buyurdular:
'Yemin ederim ki  böyle değil. ben ondan daha iyi bir kadına kavuşmadım. o iman getirmiş bir hatun idi. Onun iman getirdiğ i zaman halk bütün bütün kafir idi. O beni kabul etti, beni teşvik etti, kendi  malı ve serveti ile bana yardım etti. Diğer karılarımdan çocuğum olmadığı halde  Hak Teala bana ondan evlat verdi."

Evet, Peygamberimiz Hz.Hatice haytta iken O'nun üstüne başka bir hanım almamıştı.

Ahlak ve Adetleri

Evlatlarına karşı çok şefkatli idi. Ev işlerini  de hakkiyle bilen bir hatundu. Peygamberimize karşı büyük hürmeti  ve sevgisi vardı. Hem peygamberliğinden önce hem sonrasında Resulullah ne buyurursa itiraz etmeden kabul eylerlerdi.

Faziletleri  ve Menkibeleri

Hz.Ebu Hureyr (r.a) rivayet eder, Allah Resulu buyurdu:
"Dört hatunun faziletleri bütün dünya hatunlarınınfaziletlerinden üstündür. Meryem Bint-i İmran, Firavun'un karısı Asiye, Hatice bint-i Huveyled ve Fatma bint-i Muhammed"

Bir ara Hz.Hatice Resulullah'ı aramak için dışarıya çıkmıştı. o sıra bütün Araplar Zatı saadetlerine düşman idiler. Cebrail (a.s), kendine bir adam kiyafetinde görünür. Acaba bu adam düşmanmıdır, değilmidir diye Peygamberimizi ona sormaktan çekinir. Eve döndüğünde, Resulullah dönmüştür, olayı anlatır. Zatı saaadetleri buyururlar:
"Senin gördüğün ve beni sormak istediğin o zatın kim olduğunu biliyormusun? O Cebrail Aleyhisselam idi. Bana dönüp onun selamını sana bildirmemi  söyledi ki, cennette senin için incilerden yapılmış  bir bina hazırlanmıştır. Tabii orada böyle üzüntülü, sıkıntılı ve zahmetli külfetli  şeyler bulunmayacakır."

Bir ara Cebrail (a.s) Peygamberimizin huzuruna gelip:
"Hak Teala Haticeye selam eder. Sen bunu Hatice'ye ulaştırasın" Resulullah ulaştırır.
Hz.Hatice:
"İnnallahe hüve's-selam. Hak Teala selamın ta kendisidir. Cebraile de Selam olsun. Sana da Selam olsun Ya Resulallah"

Bu vaka Hz.Haticenin dini  ferasetine delalet eder. Burada cevabında "Ve Aleyhisselam" (O'na da selam olsun dememiştir.)

Sahabiler ilk başta namazda teşehhüd okudukları zaman Et-Tahiyyatü Lillah demezler ve "es-selamü Al'llah" derlerdi. Peygamber efendimiz böyle söylenmesini men ettiler ve buyurdularki; "Allah Teala'nın esasen "Selam" ismidir. Bunun yerine "Ettahiyyatü lillah" deyiniz"

Bir ara Resul-i Ekrem (s.a.v) hasta olan kızı Hz.Fatime (r.a)'ı ziyaret eder. Buyurur:
- Kızım nasılsın?" Hz.Fatime arz eder:
- İyi değilim, hastayım, işin fena tarafı şu ki, evde yiyecek hiçbir şey de yok. Peygamberimiz buyurur:
- Kızım sen istemezmisin ki, dünyanın bütün kadınlarının hanımı olasın? Hz.Fatime arz eder:
- Babacığım, Meryem bint-i İmran ne idi? Peygamberimiz buyurur:
- O kendi  devrinin kadınlarının hanımı idi, sen de kendi devrinin kadınlarının hanımısın. Hatice de son devrin kadınlarının en iyisi ve hanımıydı.

Evlatları

Hazret-i Hatice birbiri ardına üç kere evlenmek zorunda kalmış.  Resul-i Ekrem dördüncü  beyleri olmuştu. Bu evliliklerinden aşağıdaki  çocukları doğmuştu:
1. Ebu Hale'den Hind isiml oğlan çocuğu.
2. Atik'den yine Hind isimli kız çocuğu
3. Sayfi'den Muhammed isimli oğlan çocuğu.

Hz.Hatice'nin iki  çocuğunun ismininde Hind olmasına binaen künyeside Ümm-i Hind olmuştur.

Resul-i Ekrem (s.a.v)'den de Kasım ve Abdullah isimli  iki  oğulları olmuştur. Lakapları Tahir ve Tayyib  idi ikiside İslam devrinde dünyaya gelmişlerdi.  Dört kızının ismleride; Zeyneb, Rukayye, Umm-i Kulsum ve Fatime (r.a) dır. Kızların hepside İslamiyetten önce doğmuşlardır. Erkek evladı Kasım emekleme devrinden kurtulmuş  yürürken vefat etti. Abdullah ise daha küçük vefat etti.

Vefatı

Hz.Hatice Resulullah (s.a.v) ile nikahlandıktan sonra 24 sene bir arada yaşadı. Nübuvvetin sekizinci senesi, Hicretten üç sen önce, Ramazan ayının başında vefat etti. O zaman daha namaz farz olmamıştı. Kendisine Cenaze namazı kılınmamıştır. Çünkü bu hüküm nazil olmamıştır. Haccun mezarlığına defn edildi Dünyada göremedik. Allah (C.C.) Cennetde görmek nasip etsin. Bizi  ona misafir etsin. Resulullah misafiri severdi O'da  Resulullah'ın sevdiğini  severdi  Şefaaatinden bizide nasiplendirsin.

KAYNAK: 

1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
2) Şamil İslam Ansiklopedisi
3) İslam Tarihi - Mekke Devri, M.Asım Köksal

4) Sahih-i Buhari

Peygamberimizin hz. Hatice ile Evlenmesi

Hz. Hatice, Kâinatın Efendisini çocukluğundan beri tanıyor­du. Ticaret mal­la­rının başında Şam’a göndermesi ise, onu daha da yakından tanımasına vesile olmuştu.

Dul olan Hz. Hatice o sırada, Ku­reyş kadınları arasında soy sop, şeref ve zen­ginlik bakımından en üstün mev­kiye sahip bulunuyordu. Aynı zamanda, Cenab-ı Hak, Ce­mîl ismiyle, pek az kadına nasip olacak bir güzelliği de kendi­sine ihsan etmişti.

O âna kadar, kabilesinden birçok kimse evlenmek için kapısını çalmış ise de, o bunların hiçbirini kabul etmemişti.[1]Adeta, evlen­me­yi düşünmüyor gi­biydi.

Ne var ki kader şimdi karşısına bambaşka bir şahsiyet çıkarmıştı: Ruhun­daki güzellikler yüzüne aksetmiş, gönlündeki sevgi simasında tebessüme kal­bolmuş, zihnindeki derin düşünce dışarıya ciddiyet ve samimiyet şeklinde tezahür etmiş müstesna bir insan...

Daha önce bütün Ku­reyş büyüklerinin evlenme teklifini reddeden ve adeta evlenmek fikrini zihninden atmış bulunan Hz. Hatice, bu eşsiz insanla daha ya­kından tanışınca, bu fikrinden vazgeçti.

İlâhî kader, bu iki insanın kalbini birbirine ısındırmayı takdir et­mişti. Her şeye rağmen Ku­reyş’in ileri gelenleri ve zenginleri, kaderin çizmiş olduğu bu programı bozamamışlardı.

Hz. Hatice’den Gelen Teklif

Evlenme teklifi, bizzat Hz. Hatice’den geldi. İffeti ve namusunu koruması se­bebiyle Câhiliyye devrinde bile tertemiz kadın manasına gelen “Tâhire” la­ka­bıyla anılan Hz. Hatice’den...

Teklifi getiren, Hz. Hatice’nin yakın arkadaşı Münye kızı Nefîse ile Pey­gam­be­ri­miz arasında şu konuşma geçti:

“Ey Muhammed! Seni hangi şey evlenmekten alıkoyuyor?”

“Elimde evlenecek kadar para yok!”

“Eğer bu temin edilse ve sen, mala, güzelliğe, şeref ve denkliğe çağrılsan icabet eder misin?”

“Kimdir bu?”

“Hüveylid’in kızı Hatice...”

“Ama, bu nasıl olabilir?”

“Orasını ben bilirim!”

“O halde, dilediğini yaparım.”[2]

Nefise, sevinç içinde, Kâinatın Efendisiyle konuştuklarını, gelip Hz. Ha­tice’ye iletti.

Hz. Hatice’nin sonsuz memnuniyeti, yüzündeki tebessümlerden okunu­yor­du. Nefise’yle birlikte sevinç ve memnuniyetlerini yaşadıktan sonra, Pey­gam­be­ri­mize, “Ey amcam oğlu! Sen, benim akrabam olduğun,[3]kavmin için­de şerefli, güvenilir kimse, güzel huylu, doğru sözlü bu­lunduğun için seninle ev­len­meyi arzu ediyorum” diye haber gönderdi.[4]

Teklifi alan Efendimiz, durumu amcası Ebû Tâlib’e bildirdi.

Ebû Tâlib, teklifi tahkik etti. Hz. Hatice’nin böyle bir evliliği arzu ettiğini, biz­zat kendisinden öğrendi.

Düğün Merasimi

Düğün merasiminin tarihi, bizzat Hz. Hatice tarafından tespit edildi. Mera­sim de onun evinde yapılacaktı.

Tespit edilen tarihte, Resûl-i Ekrem Efendimiz, amcaları, hala­ları ve Hâşi­moğullarının ileri gelenlerinden bazılarıyla birlikte Hz. Hatice’nin evine geldi.

Güzel bir düğün merasimi için gereken her şey, bizzat Hz. Hatice tarafın­dan temin edilmişti. Koyunlar kesilmiş, yemekler hazırlanmıştı.

Yemekler yendikten sonra, âdet olduğu üzere sıra, iki taraf büyüklerinin ko­nuşmasına geldi. Hz. Hatice’nin babası, Ficar Harbi’nde ölmüştü. Bu sebeple onu temsilen merasime, amcası Amr b. Esed katılmıştı.

Geleneğe göre, ilk konuşmayı yapmak üzere Ebû Tâlib ayağa kalktı ve şöyle dedi:

“Allah’a hamdolsun ki bizi, İbrahim’in zürriyetinden, İsmail’in sulbünden, Maad’ın mâdeninden, Mudar’ın aslından vücuda getirdi. Bundan sonra, asıl maksada gelir ve derim ki:

“Kardeşimin oğlu Muhammed b. Abdullah; ki akrabanız olduğu malûmu­nuzdur. Onunla Ku­reyş’ten hiçbir genç tartı­lamaz, ölçülemez! Bu, şeref ve asâ­letçe, akıl ve faziletçe onların hepsinden üstün gelir!

“Gerçi, malı azdır. Fakat mal dediğin nedir ki? Geçici bir gölge, bir perde, alınır verilir iğreti bir şey!

“Allah’a yemin ederim ki bundan sonra onun mertebesi daha da büyüye­cek, daha da yükselecektir!

“Şimdi o sizden, kızınız Hatice’yi zevceliğe istemekte, muaccel ve müeccel mehir olarak da yirmi erkek deve vermeyi taahhüd etmektedir.”

Ebû Tâlib konuşmasını bitirince de, Hz. Hatice’nin amcasının oğlu Varaka b. Nevfel ayağa kalktı ve şöyle konuştu:

“Allah’a hamdolsun ki bizi de, anlattığın gibi yarattı; say­dıklarından daha fazlasıyla bize üstünlük verdi. Biz de sizinle hısımlık kurmak ve şereflenmek istiyoruz!

“Ey Ku­reyş topluluğu! Şahit olunuz ki ben, Huvey­lid’­in kızı Hatice’yi, şu kadar mehirle Muhammed b. Abdullah’­la ev­lendir­dim!”

Varaka b. Nevfel konuşmasını bitirdikten sonra, Ebû Tâlib, Hz. Hatice’nin am­cası Amr b. Esed’in de muvafa­ka­tı­nı istedi. Amr da ayağa kalkarak, “Ey Ku­reyş topluluğu! Şahit olunuz ki ben de Muhammed b. Abdullah’a Hüvey­lid’­in kızı Hatice’yi nikâladım!” diye konuştu.

Böylece, Kâinatın Serveri Efendimiz ile Ku­reyş kadınlarının, ne­seb, şeref ve zenginlik bakımından en üstünü bulunan Hü­vey­lid’­in kı­zı Hz. Hatice-i Kübra zevc-zevce ilan edilmiş oldular. O sırada Resûl-i Ekrem Efendimiz yirmi beş, Hz. Hatice ise kırk yaşlarında bulunuyordu. Evlilikleri Milâdî tarihle 595 yılına rastlıyordu. Yani, Efendimizin nübüvvetinden on beş yıl önce...

Bundan sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz, muhterem zevcesini alarak Ebû Tâlib’in evine geldi. Burada velime, yani düğün cemiyeti yaptı; iki deve kesti­re­rek halka yemek ziyafeti verdi.

Ebû Tâlib de, bu mesut hadisenin hatırı için develer kestirdi ve halka ye­mek­ler yedirdi. Sonra da, Pey­gam­be­ri­mizle âilesini evine davet etti.

Onları karşılamaya çıktığında, sevinç gözyaşları arasında Allah’a hamdedi­yor­du: “Hamdolsun Allah’a ki bizden bütün üzüntüleri yok etti!”

Efendimiz ile ona ilk hanım olma şerefini kazanmış bulunan Hz. Hatice, Ebû Tâlib’in evinde ancak birkaç gün kaldılar. Sonra tekrar Hz. Hatice’nin evi­ne döndüler. Artık mesut hayatlarını burada geçireceklerdi.

Kâinatın Efendisi Pey­gam­be­ri­miz, kendisine “Hatice-i Küb­ra” de­diği bu asil ve tâhire kadın hayatta olduğu müd­detçe baş­ka bir ka­dınla evlenmedi.[5]Her türlü teselliyi ve en parlak saa­deti bu huzurlu evinde buldu.

Peygamber Efendimize, babasından miras olarak pek bir şey kalmamıştı. Uzun zamandır himâyesinde bulunduğu Ebû Tâlib ise, fakir ve zaruret içinde idi. Bu bakımdan, Hz. Hatice’yle evleninceye kadar bin bir meşakkat ve zah­met içinde hayat sürmüştü.

Hz. Hatice’yle evlendikten sonra, onun servetini ticarette kullandı ve bir de­rece genişliğe kavuştu. Fakat zevcesi bol ser­vet sahibi iken o yine israfa, göste­riş ve lükse kaçmadı. Eski mütevazı ve sâde hayatına yakın bir yaşayışı devam et­tirdi. Üstelik, dünya malına da kalbinde yer vermiyordu. Onun o yüce ru­hu­nu bambaşka ulvî ve kutsî duygular istilâ etmişti. Dünya ve içindekilerin mu­habbeti, o ulvî duyguları söküp atmaya hiçbir zaman muktedir olamı­yor­du.

Daha sonra, Hz. Hatice-i Kübra’dan, Resûl-i Ekrem Efen­dimizin sırasıyla Kà­sım, Zeyneb, Rukiyye, Fâtıma, Ümmü Gülsüm, Abdullah adında altı çocuğu oldu. Oğlu Abdullah, Tayyib ve Tâhir isimleriyle de anılırdı.[6]

Bu mesut aile yuvasında Kâinatın Efendisi ile Hz. Hatice, en ulvî duygu­larla birbiriyle kaynaşmışlardı. Âlî yuvasında hâkim olan, karşılıklı emniyet, sa­mimi hürmet ve muhabbet idi. Hz. Hatice, Kâinatın Efendisi kocasından on beş yaş büyük ol­masına rağmen, yüce şahsiyetinden dolayı kendilerine karşı son derece nâzik, duygulu ve itinalı davranıyordu. Peygamber Efendimizin şe­refli hanımına karşı muhabbeti de fazlaydı. Öyle ki vefatından sonra bile hiçbir vakit muhabbetini kalbinden atmadı, gönlünün en mûtena köşesinde ebedî be­raberliğe kadar sakladı.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz. Hatice’nin kerem­kâr­lı­ğı­nı, hayırseverliğini ve kendisine yaptığı büyük yardımı her zaman ya­d e­derdi. Bu yad ediş, Hz. Âişe validemize, “Hatice-i Kübra’­dan başka, Nebiyy-i Ekrem’in zevcelerinden hiçbi­rini kıskanmadım!”[7]dedirtecek ve onun kıskançlık damarını tahrik edecek ka­dar fazla idi.

Nasıl yâdetmezdi ki? Yedi çocuğundan biri hâriç diğerlerinin annesi o idi. Herkes ona düşman iken, ona dost elini uzatan, o idi. Her türlü ızdırap ve sı­kıntı karşısında kendisini teselli eden, o idi. Herkesin ona arka çevirdiği bir zamanda yanı­ba­şından ayrılmayan, o idi.

Elbette, böylesine yüksek duygu ve meziyetler sahibi zevcesini, Peygamber Efendimiz hiçbir zaman unutmayacak ve onu her zaman hayırla yad edecekti.

[1] İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 201; İbn Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 131.
[2] İbn Sa’d, a.g.e., c. 1, s. 131.
[3] Baba tarafından Hz. Hatice’nin soyu Peygamberimizin baba tarafından dedesi olan Kusay’da bir­leştiği gibi, annesi tarafından da soyu yine Resûl-i Ekrem Efendimizin baba tarafından dede­si olan Lüey’de birleşir.
[4] İbn Hişam, a.g.e., c. 1, s. 200-201; Taberî, Tarih, c. 2, s. 197
[5] İbn Hişam, a.g.e., c. 1, s. 201.
[6] Ebu’l-Kàsım Abdurrahman es-Süheylî, Ravdu’l-Ünf, c. 1, s. 214.
[7] Müslim, Sahih, c. 7, s. 133.