23 Ağustos 2016 Salı

Şeyh Hacı Muhammed Bilal Nadir Yecüc ve Mecüc Hakkında


YE'CÜC VE ME'CÜC

Zaman, âhir zamandır, bir kimsenin söylemediği sözü söyledi, yapmadığı işi yaptı diye söylemek; sen bu partiden ben bu partiden diye o hırsla, onun söylemediği sözü diğerine, diğerinin söylemediği sözü ona götürür. Peygamberimiz (sav)'in söylemediği sözü söyledi, yapmadığını yaptı deyip, esas sevdiklerini söylemeyip, sevmediklerini seviyor, göstermek (kitabımızda açıkladık) bunların hepsi fitnedir. Bu da deccalın fitnesinden daha korkunçtur, diye buyuruyor.

Peygamberimiz (sav)'in sözleri, yeri ve zamanı gelmeden anlaşılmaz. 1400 sene evvelki insanların anlayabileceği şekilde söylemiş, hem de Allahu Teâlâ, Peygamberimiz (sav)'e öyle gösteriyor, öyle söylettiriyor. "Âhir zamanda uzaklar yakın olur" hadîsinin açıklamasını yaptım. Peygamberimiz (sav) ancak "uzaklar yakın olur" diye anlatıyor. "Âhir zamanda ölüler konuşur" dediği; video bandına ve normal ses kasetlerine alınan (verilen) ses ve görüntü, kendisi öldü ve kabirde ama konuşuyor. Bunların hepsi muammalı, ancak zamanı, yeri geldiği zaman anlaşılıyor. Ye'cüc-Me'cüc'ün duvarı delmesi olayı da aynıdır. Zamanı gelirse anlaşılır

Peygamberimiz (sav); insan ölünce, gözünün ölmeyeceğini anlatıyor. Şimdi göz nakli olunca anlaşılıyor ki, insan ölür, göz ölmez, devam edermiş. Peygamberimiz (sav); "Berzah âlemini ve ruhu görür" diyor. Şimdi göz nakli ile, adam kabirde, gözü dünyada. İşte hem muammalı, hem rumuzlu, açıklanmasına ihtiyaç vardır.

(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 948, sayfa 505)

"İbn-i Mâce ile ondan başka hadisçilerin rivâyet ettikleri hadîs-i şerîf'le Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Muhakkak ki Ye'cûc ve Me'cûc her gün (seddi delmek için devamlı) kazı yapmaktadır. Nihayet (delik açılarak) güneşin ışığını görmeleri yaklaşınca başlarındaki reisleri:

– Geri dönün, geri kalan kısmı yarın kazarsınız, diye emir verir (Kazı yapan amele de işi bırakıp geri dönerler). Allahu Teâlâ da orasını eski bulunduğu vaziyetten daha sağlam bir hale çevirir. Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc'ün orada kalma müddetleri sona erip Allahu Teâlâ onları insanların üzerine (bir musibet olarak) göndermesini istediği zaman (gelince) tekrar kazı yaparlar. Fakat güneşin ışığını görmelerine (yani tünelin açılmasına) çok az bir mesafe kalınca başlarındaki zat:

– Geri dönünüz inşallah geri kalan kısmı yarın kaz(ıp aç)arsınız diyerek istisna (yani inşallah) kelimesini söyler. Onlar ertesi günü tünelin bulunduğu yere geldiklerinde orasını bıraktıkları zamanki halinde (yani kapanmamış vaziyette) bulurlar. Hemen geri kalan kısmı delip, çıkarak insanlara saldırırlar ve bütün suları içip kuruturlar. İnsanlar onlardan kurtulmak için kalelerine barınaklarına kapanırlar. Bu sefer Ye'cûc ve Me'cûc orduları oklarını gökyüzüne doğru çevirerek havaya atarlar. Fakat atılan oklar üzerinde kan lekeleri olarak geri dönerler. Bunun üzerine:

(Bir hoca babama Ye'cûc ile Me'cûc oklarını havaya atarlar diye yazıyor, oklarını havaya atmaları şimdiki havaya atılan füze değil mi? dedi ve devam etti. Bilâl Babam tebessümle güldü, o adamın sözünü kesmedi. Yani düşündüğün doğrudur manasına da gelir sen bize asıl gerekli olanı söyle manasına da gelir.)

– Yeryüzü ahalisinin hakkından geldik. (Şimdi de) gökyüzü halkının yanına yükseldik, (yani gökyüzünü) de fethettik derler. Müteakiben yüce Allah onların başlarına (belâ olarak) boyunlarına ve kafa taslarına koyun ve deve kısmının burun kurtlarını gönderir de bu kurtlar onların hepsini (bir anda) öldürüp helak eder.

Resûl-i Ekrem devamla:

– Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, yeryüzünün hayvan ve haşaratları onların etlerini (yiyip) kanlarını (içmelerinden) ötürü muhakkak semizleşir ve çok çok şükrederler", buyurdu (Kurtubi Tefsiri, C. 11/57. Kitabü'n-Nihaye, İbn-i Kesir, C. 1/148-149.).

Şimdi teleskoplarla, elektronik cihazlarla bütün her yanı keşfettiler, yıldızlara da füze, uzay mekiği gönderiyorlar. Maymunları hayvanları beraber gönderiyorlar. En iyi bilen biziz diyorlar. Bir tahsilli adam bu zamana kadar söylenilen kitaptaki yazılan dini görüşler efsane imiş asılsızmış, esas şimdi fen ile bütün yıldızlar her yer keşfediliyor. Adamlar aya füze attı. Dünya yüzünde ay ilk defa insanoğlunun attığı füze ile yaralandı, dedi. Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de biz dünya semasını ziynetlendirdik (Sûre-i Mülk, Âyet 5.), yıldızlar, ay, güneş, dünya semasının ziynetidir. Hepsi dünyaya aittir. Bunların hepsinden dünyaya binlerce defa daha yakın olan aya bir füze attılar. Ayı da, güneşi de, yıldızları da hepsini geçerse o zaman dünya semasından çıkarlar. Şimdi zamanımızda gözümüz ile gördüğümüz ay, güneş, yıldızlar, hepsinin dışında aynı bu ay, güneş, yıldızlar gibi güneş sistemleri meydana çıkıyor. Yani bu gördüğümüz güneş gibi bir çok güneşler her güneşin etrafında aynı ay, yıldızlar var. Her birisine bir güneş sistemi deniliyor. Birinden ne kadar bakılırsa öbür güneş sistemleri görülmüyor. Bunlar 18 bin alemin olmasına büyük delildir. Alemleri kitabımızda açıkladık. Onu bana soran adama dedim ki; füze ile aya çıkma şöyledir: Okyanus denizinin ortasında bu zamana kadar bulunmayan bir adayı keşfetmek, bulmak ile aya çıkma arasında bir fark yoktur. O dünya semasındaki aya çıktı. Bu da dünya denizinin ortasındaki adayı buldu. İmam Gazali Hz. bundan 800 sene evvel ayın güneşin, yıldızların hepsinin kendilerini yaratanı arayarak kendi mihvilleri etrafında sarhoş ile ayık, uyku ile uyanık arasında dönmektedirler. Kur'ân-ı Kerim'de "ben sizin rabbınız değil miyim" (Sûre-i A'raf, Âyet 172.) deyince bu saydıklarımızın o sesin sahibini arayarak hepsi de dönmeye başladı. Bu dönüş kıyamete kadar devam eder. Astronomi ilmini en geniş, en çok tafsilatı ile ayın, güneşin, yıldızların etrafında dönenlerin, yörüngelerin, mihvillerin hepsini şimdiki 20. asrın fen âlimlerinin de bulamadığı bir şekilde kitap olarak yazıp yayınlandı. 250 sene evvel İbrahim Hakkı Hz.'nin Mağfiretname isimli eserinde bunu yeni yazı ile neşrettiler (Kitabımızda  geniş açıkladık, oraya bakınız).

Peygamberimiz (sav)'in Ye'cüc ve Me'cüc oklarını gözyüzüne çevirirler, havaya atarlar, dediği Hadîs-i Şerîf'de dünya yüzündeki süper devletlerin ve diğer gelişmiş devletlerin havanın yüzüne attıkları füze, uydu aracı, uzay mekiği gibi isimleri var. Peygamberimiz (sav) o zamanda bu isimlerle söylese kimse bilmezdi. Ancak oklarını havaya çevirirler, atarlar, diyor. Onu atacak füze rampasının yönü havaya çevrilmiş, hazır bekliyor. Halen havaya atılan bunlardan bu zamana kadar olanların sayısı beşbin küsur olmuştur. Biz hâlâ bayağı bildiğimiz okları havaya atacaklar diye bekliyoruz.

Bilâl Babam buyurdu ki:

Peygamberimiz (sav)'in âhir zamanda Ye'cüc ve Me'cüc harbi olur, dediğini yanlış anlıyorlar. Yani Ye'cüc ve Me'cüc ikisi bir olup, dünya ile harb edecek diye anlıyorlar. Ye'cüc ve Me'cüc kelimesinin ikisinin manasını küçük adamlar diye yorumlamışlar. Halbuki Ye'cüc; büyük, Me'cüc; küçük manasınadır. Âhir zamanda büyük adamlar dünya ile harb edecek, küçük adamlar dünya ile harb edecek demektir. Dünyanın en uzun, en büyük, iri gövdeli adamları Almanlardır. Yine en uzun, en büyük Ruslar, İngilizler, Almanlar bunlarla harb etti. En büyük adamlar birbiri ile harb etti. Bu Peygamberimiz (sav)'in dediği Ye'cüc harbi idi. Bir de Me'cüc, küçük adamlar dünya ile harb edecek, bu küçük adamların sayısı çok fazla olacak. Kırk sual kitabında Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki; Ye'cüc ve Me'cüc Peygamberimiz (sav)'in Nuh (as)'ın ham evladındandır. Bir kulağını döşek eder, bir kulağını yorgan eder, kışın karın içinde yatar, üşümez. Bu nedir diye sorduk. Bilâl Babam buyurdu: Şimdiki uyku tulumudur. İki parçadır, fermuarlıdır, karın içinde onun içine girer, yatar, üşümez. Yine Peygamberimiz (sav): Onlar bir batmanlık taşı bir fersah mesafeye atar. Bilâl Babam: Fersah altı saatlik yola denir, buyurdu. Yani 30 km. Bu nedir diye sorduk; Bilâl Babam:

– Bu da top mermisidir, dedi. Yine denizin suyunu içerler, buyurdu. Biz:

– Denizin acı suyunu insan nasıl içer, dedik. Bilâl Babam:

– Denizin suyunu tatlı su yapacak fabrika kurarlar, acı deniz suyunu tatlı olarak içerler. Şimdi bu fabrika Yahudilerde vardır. Denizin suyunu tatlı su yapıp, hem içiyor, hem de ağaç, meyva, sebzeleri suluyorlar. Me'cüc küçük dediğine göre Çin'dir. Onlarda bütün dünya ile harb edecek. Ye'cüc harbi Alman harbi idi, o oldu. Me'cüc harbi Çin'dir, o olmadı, diye buyurdu. Kitabımızda Bilâl Babamın gördüğü rüyada dünyayı bir yaşlı kadın olarak mahkeme yaptıklarını, hakimin kadına:

– Senin boynuna mücevher taktık onu ne yaptın?

Kadın Hakime:

– Yuttum.

Hakim en son ameliyatla mücevherin çıkmasına karar verdi. Onun için ameliyat yapılması için üç büyük doktara teslim ettiğini yazmıştık. Bilâl Babam üç doktor üç büyük devlettir, üç büyük devlet harb edecek, boynuna takılı mücevher, dindir. Din şimdi dünyanın karnında üç büyük devlet harb neticesinde dünyanın karnında olan din-i mübini aşikare çıkartacaklar. Şimdi din dünyanın karnındadır, yaşlı kadın da dünyadır, buyurdu. Üç büyük devlet harb neticesinde bu din-i mübini açığa çıkartacaklar. İnşallahu Teâlâ.

(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 949, sayfa 506)

"İbn-i Mâce'nin Ebu Said el-Hudri'den (ra) tahriç ettiği Hadîs-i şerîf'te Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

– Ye'cûc ile Me'cûc'ün seddi açılarak çıkacaklar ve yüce Allah'ın onlar her tepeden saldıracaklardır, buyurduğu gibi (Sûre-i Enbiya, Âyet 96.) onlar yeryüzünün her tarafına yayılacaklardır. Müslümanlar onların önlerinden çekilip uzaklaşacaklar. Nihayet geri kalan Müslümanlar da şehirlerinin içinde kalelerine hayvanlarını toplayarak çekilecekler ve oralara kapanacaklar. Hatta bu Ye'cûc ile Me'cûc makûlesi o derece obur kimseler ki, bir ırmağa varınca muhakkak orada hiçbir şey yani su bırakmayacak derecede içerek kurutacaklar. Onların herhangi biri öbürünün arkalarını takip ederek geçerler ve sözcüleri:

– Yemin olsun ki (vaktiyle) bu yerde su varmış, diyecekler.

Ye'cûc ve Me'cûc orduları yeryüzünü istila ederek sözcüleri (yani içlerinden biri):

– İşte bunlar, yeryüzü ahalisidir, biz onların işini bitirdik. Artık gökyüzü ahalisine de el atalım diyecek. Hatta onların biri muhakkak mızrağını gökyüzü tarafına doğru kıpırdatarak hareket ettirecek de mızrak kana boyanmış olarak geri dönecek. Bunun üzerine:

– Muhakkak gökyüzü ahalisini de öldürdük, diye övünecekler. İşte onlar böyle davrandıkları bir sırada yüce Allah çekirge kurdu gibi bir takım canlı mikroplar göndererek onların boyunlarından, enselerinden yaklaşacaklar. Ye'cûc ve Me'cûc orduları da kimi kiminin üstüne bindirilmiş halde çekirge ölümü gibi öleceklerdir.

– Artık kalelerine kapanmış bulunan Müslümanlar onlardan hiç bir haber ve hareket işitmez olacaklar. Sonra (birbirlerine):

– Canını (cehennemden) satın alacak, Ye'cûc ve Me'cûc ordularının ne durumda oldukları ve ne yaptıklarını gör(üp bize haber ver)ecek baba yiğit bir kimse var mı? diye soracaklar.

Bunun üzerine canını Ye'cûc ve Me'cûc'ün öldürmelerine hedef yapan fedai bir kimse (kaleden) çıkarak onların ordugahına inerek onları ölmüş vaziyette bulunca (geri dönüp) müslümanlara:

Sevinmez misiniz? Düşmanlarınızın hepsi birden ölmüşler, diye nida edecek. Bunun üzerine Müslümanlar kaleden dışarı çıkacaklar ve hayvanlarını da salıverecekler. Fakat Ye'cûc ve Me' cûc'ün leşlerinin bulunmadığı hiç bir meraları kalmayacak. Fakat hayvanlar bitkilere, yeşilliklere nail olacaklar da hiçbir zaman elde edemediği sütün en güzeli kadar sütü bu ölüler arasında elde edecekler (Kitabü'n-Nihaye, İbn-i Kesir, 1/149-150 değişik şekilde.).

(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 971, s 523-524)

"Hadîs-i Şerîfte Peygamber (sav) Efendimiz:

– Hz. İsa yeryüzüne inince Mesih Deccal'i öldürerek (arkasından) Ye'cûc ile Me'cûc çıkarak onlar da ölecekler. İsa ile (yalnız) islam dini kalacak. (O zamanda) yeryüzünde Allah'tan başka hiç bir şeye ibadet edilmeyecek. Hz. İsa haccedecek, beraberinde Ashâb-ı Kehf de haccedecekler", buyurmuştur.

(Âhir zamanda İsa (as) indiği zaman hem mehdi hem de Ashâb-ı Kehf İsa (as) ile beraber olacak. Bu hadîste de Ashâb-ı Kehf'i söylüyor)