23 Ağustos 2016 Salı

Şeyh Hacı Muhammed Bilal Nadir Konstantiniyye'nin Fethi Hakkında


KOSTANTİNİYYE'NİN   FETHİ

(Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 34 (2897))

Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den (şöyle demiştir:) Resûlullah(sav) şöyle buyurdu: "Rumlar A'mâk (amik) yahut Dâbık mıntıkalarına ininceye kadar kıyâmet kopmaz. O vakit gelince Medine'den o günde yeryüzü halkının en hayırlılarından olan bir ordu Rumlara karşı çıkar. Müslüman ordusu Rumlara karşı harb nizâmında saf saf oldukları zaman, Rumlar müslümanlara: Bizimle, bizden esir olanlar –yahut esir olanlar– arasını boşaltın da biz onlarla harb edelim derler. Bu teklife karşı müslümanlar: Hayır, Allah'a yemin ederiz ki biz sizlerle o kardeşlerimizin arasını boşaltıp açmayacağız, derler. Ve akabinde Rumlarla muharebeye girişirler. Muharebede müslümanların üçte biri münhezim olup, kaçar ki, Allah onlara ebediyyen tevbe ilhâm etmez. Müslüman ordusunun üçte biri öldürülür. Onlar, Allah indinde şehidlerin en faziletlisidirler. Müslüman ordusunun üçte biri de fethe devam ederler. Bunlar ebediyyen fitneye ma'ruz bırakılmaz (yani aralarına bir fitne ve ihtilaf düşürülmez) işte bunlar KOSTANTİNİYYE'yi, yani İstanbul'u feth ederler. Fethi müteâkib kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış oldukları halde aralarında ganimetleri taksim ederlerken, şeytan birden bire onların içinde bir sayhâ atarak: Deccâl, Mesih sizin ehl ve iyâliniz içinde sizinyerinize geçip halefiniz olmuştur! der. Bu sözler bâtıl ve yalan olduğu halde müslüman askerler yola çıkarlar. Nihayet Şam'a geldikleri zaman çıkıp da harb için hazırlık yapmaktalar ve saflarını düzeltmekte bulundukları sırada birden bire namaza ikâmet yapılır. Hemen Meryem oğlu İsa Aleyhisselam iner ve Peygamberlerinin sünnetini alıp tabi, olmak için o müslüman cemaatının yanına gelir. İşte o sırada Allah'ın düşmanı olan Deccâl Mesih, İsa'yı görünce tuzun suda erimesi gibi erir. Şayet İsa onu terk edip bırakmış olsaydı, kendi kendine helâk oluncaya kadar eriyip gidecekti. Lâkin Allah onu kendi eliyle öldürür de harbesindeki kanını müslümanlara gösterir". (Hadîs-i Şerif, REH No: 5946, 3940, 2941, 3082, 1607, 1609, 6090; İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 823, Sayfa No: 443.)

Amâk, Amuk (amik) gölü demişler. Amik ovası, Antakya'da Dâbık o da bir köydür. Amik ovası ile Dâbık köyü arası asker dolu olacak ancak Medine Arapça'da şehir demektir. Ona yakın bir şehirde en müslüman, en hayırlı bir ordu onlara (Rumlara) karşı çıkar. Müslümanlardan üçte biri kaçar, münafıktır. Üçte biri öldürülür. O da en birinci şehiddir. Üçte biri harbe devam eder ve zaferi kazanır. Bunlar gazidir. Bunlar İstanbul'a kadar gelirler. İstanbul'u fetih ile alırlar. Müslümanların bu zaferine şeytan çatlar. Onlara yalandan deccal çıktı, İsa (as) indi. Ne duruyorsunuz, herkes evine koşsun, çoluk çocuğunuz deccâlin elinde derler. Bu sözler batıl, yalandır. Ama Deccâl gerçekten çıkmış İsa (as) gerçekten inmiştir. Deccâl'ı öldürürler.

(Sûre-i Enbiya, Âyet 96-97)

Manâ'sı: "Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc açılıp da onlar tepeden koşmaya başlayacakları zamana kadar, bu kavimlerin halleri devam eder.

Ve doğru olan va'd (kıyâmet günü) yaklaştığı zaman artık kâfirlerin gözleri muztarip bir hale gelecek (ve diyecekler ki:)

– Eyvah bizlere!... Biz bundan, gaflette bulunmuş olduk. Hayır... Biz zalimler olduk..."

(Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 1 (2880))

Manâ'sı: "Bize Amr en Nâkıd tahdîs etti. Bize Sufyân İbn-i Uyeyne, Zuhrî'den, o da Ümmü Seleme'nin kızı Zeynep'den, o da Ummu Habîbe'den o da Zeyneb Bintu Cahş'dan (Allah onlardan razı olsun) şöyle tahdîs etti, (o şöyle demiştir:)

Peygamberimiz (sav) bir kerre: "LÂ İLÂHE İLLALLAH. Vukûu yaklaşan bir şerden dolayı vay Arab'ın haline! Bugün YE'CÛC ve ME'CÛC'ün seddinden şunun gibi bir delik açıldı." sözlerini söyleyerek uykusundan uyandı. (Râvi Süfyân kendi eliyle on bağlayarak o işareti göstermiştir) Ben:

– Yâ Resûlullah! İçimizde bunca iyi kimseler varken biz helâk olur muyuz? dedim. Resûlullah:

– "Evet, fısk ve fücûr, fuhûş ve ma'siyet çoğaldığı zaman (helak olursunuz)" diye cevap verdi. (Sahih-i Buhari, Cild 9, Hadîs No: 1372, [Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 39 (2901)], İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 674, Sayfa No: 367.)

(Ramuz’ul Ehadis, Hadîs-i Şerîf,  No: 4461)

Manâ'sı: Elbette Ye'cûc çıktıktan sonra (dahi) bu ev (Kâ'be) ziyaret edilecek, umre yapılacaktır

[Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs  No: 37 (2899)]

Manâ'sı: "Câbir'in oğlu Yuseyr şöyle dedi: Kûfe'de kırmızı bir rüzgar esmişti. Derken: Yâ Resûlullah! Kıyâmet saati geldi! demekten başka bir konuşma ve hali olmayan bir adam çıkageldi. Abdullah ibn-i Me'sûd dayanmakta iken bu söz üzerine hemen oturdu ve Mirâs taksim olunmadıkça ve ganimetle ferahlanılmadıkça kıyamet kopmaz, dedi. Sonra elini Şam tarafına kaydırarak eliyle işaret etti. Bunu takiben ibn-i Mes'ûd dedi ki: pek çok düşman, müslüman halk ile harb etmek için (ordu ve silah) toplarlar. İslâm ehli de onlarla harb etmek için (ordu ve silah) toplarlar. Râvi Ben Abdullah'a:
Bu sözünde Rumları mı kasdediyorsun? diye sordum. Abdullah:

– Evet, dedi demiştir...

İşte bu kıtâl sırasında büyük bir saldırma ve çetin bir reddetme olur. Şöyle ki: Müslümanlar, ölüm kalım harbi yapacak ve ancak galib olarak dönecek olan bir fedailer birliğini ordunun ilerisine çıkarırlar. Bu birlikteki öncü fedailer, düşmanla kendi aralarına gece girip de çarpışmaya mani oluncaya kadar kıtâl yaparlar. Neticede onlar da, bunlar da yani düşman ordusu da, İslam ordusu da geri dönerler. İki ordudan hiç biri galib değildir. Halbuki iki tarafın öncü fedaileri yok olup gitmişlerdir. Sonra müslümanlar yine en önde ölüm kalım harbi yapacak ve ancak galip olarak geriye dönecek olan bir öncü fedailer taifesini çıkarırlar. Müteakiben aralarına gece girip de çarpışmaya mani oluncaya kadar hepsi harb ederler. Gece basınca İslam  ordusu da, düşman ordusu da geri çekilirler. Her iki tarafın öndeki fedai birliği yok olduğu halde iki ordudan hiç biri galip değildir. Sonra müslümanlar yine ölüm kalım harbi yapacak ve ancak galib olarak geriye dönebilecek olan bir öncü fedailer birliği çıkarırlar. Müteakiben ordular da akşam oluncaya kadar harb ederler.

Akşam olunca İslam ordusu da, düşman ordusu da geri çekilir. Fedailer birliği yok olduğu halde ordulardan hiç biri galib değildir. Artık dördüncü gün olduğu zaman İslam ehlinin bakiyesi onlar üzerine hücuma geçer. Bunu takiben Allah hezimeti düşman üzerine kılar ve öyle muazzam bir öldürüşme ve kıtâl olur ki (ya misli görülmeyecek olan demiştir. Yahutta misli görülmemiş olan demiştir) Hatta kuş cinsi ordu ferdlerinin yanlarından uçar da bir türlü onları geride bırakamaz, nihayet ölü olarak yere düşer. (Harb o kadar çetin ve ifnâ edici olur ki) bir baba (mesela) yüz ferd olan oğullarının hepsini harbe hazırlayıp yollar da sonunda onlardan bir tek adamdan başka kimsenin kalmadığını görür. Artık sonunda hangi ganimetle ferahlanılır? Yahut hangi miras aralarında bölüşülüp taksim edilir? Onlar bu hal üzere bulundukları sırada birdenbire bundan daha büyük ve daha çetin bir harp daha çıktığını işitirler. Akibinde dellâl yanına gelirde Deccâl'ın onların zürriyetleri (aileleri ve vatanları) içinde, kendilerinin yerine geçtiğini ve onlara halef olmuş olduğunu ilan eder. Bunun üzerine islam orduları önlerindekileri (olduğu gibi) terk ederler ve kendi vatanlarına doğru yönelirler ve bu yönelmede de on tane süvariyi öncü olarak, ordunun önünde yola çıkarırlar. Burada Resûlullah (sav) "Ben o öncü süvarilerin isimlerini, babalarının isimlerini atların renklerini de kat'i olarak bilmekteyim. Onlar o zamandaki yeryüzü üzerinde mevcud olan süvarilerin en hayırlılarıdır (Yahut: O zamanki yer üzerinde bulunan en hayırlı süvarilerdir) buyurmuştur. Ravi ibn-i Ebi Şeybe kendi rivâyetinde Câbir'in oğlu Useyr'den demiştir."

Bilâl Babam bir vaazında buyurdu: Peygamberimiz (sav); Âhir zamanda bir harb olur. Harbin şiddetinden havadaki kuşlar, hiç bir yara almadan yere düşer dediğini söyledi. Bu hadîs-i şerîf'e göre: "Havadaki kuş hiçbir yara almadan yere düşer ölür" demek hava zehirlenecek, atom atılacak. Zehirli havada uçan kuş, hiç bir yara almadan yere düşüp ölecek. O harpte atom veya kimyasal silah, havayı zehirleyici silah kullanılacak. Peygamberimiz (sav) 1400 sene evvel, "Âhir zamanda harpte havayı zehirleyici silah kullanılacağını, havadaki uçan kuşları hiç bir yara almadan zehirlenerek ölüp yere düşeceğini" söylüyor. Bu da harbin şiddetinden diyor. Peygamberimiz (sav) Âhir zamanda harpte atom, kimyasal silah kullanılacak dese kimse bilmez. Yalnız ashâba anlatabilmek için harbin şiddetinden havadaki kuşlar hiç bir yara almadan yere düşer, buyuruyor.