5 Ağustos 2016 Cuma

Şeyh Süleyman el-Kunduzi el-Hanefi el-Belhi ve Hz.Mehdi Hakkında

Şeyh Süleyman el-Kunduzî el-Hanefî el-Belhî (h. 1294)

“Hâce Kelan” diye meşhur olup Ehl-i Sünnet’in büyük âlimlerin­den ve âriflerinden biridir. O, Hicrî 1220 yılında dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini Belh’de yapmış, tahsilini Buhara’da tamamlamış ve oranın ileri gelenlerinden icâzet almaya muvaffak olmuştur.

Daha sonra Afganistan ve Hindistan’ın şehirlerini gezdi, Sûfîyye’nin ileri gelenleriyle sohbet etti. Seyr ve sülük makamlarını elde etti. Fıkıh ve dinî ilimleri de tamamladıktan sonra vatanı Kunduz’a geri döndü. Bir müddet orada ilim, edep ve dinî hükümleri yaydı. Orada merkez cami, han ve medrese inşa etti.

Mekke-i Muazzama’nın yakınlarında ikâmet etmek istediği için Hâce Kelan’ın oğlu, kardeşi Mirza Hâce’nin yerine halkı aydınlat­ması için Şeyh Muhammed Salah’ı kendi yerine bıraktı. İlmî ders­ler vermesi için de talebelerinin önde gelenlerinden olan, kendisin­den icâzetli ve faziletli âlim Molla Avez’i kendi yerine atadı.

Böylece Hicrî 1269 yılında üç yüz öğrencisiyle beraber vatanın­dan yola çıktı. İran’dan geçerek Hicrî 1270’de Bağdat’a ulaştı. Ve orada Bağdat valisi tarafından ağırlandı; bölgenin ilim sahipleri de onun gelişini ganimet bilerek huzurunda ilim tahsil etmeye muvaf­fak oldular.

Daha sonra Astane şehrine gitmek üzere yola çıktı. Yolu üzerinde bulunan Musul, Diyarbakır, Urfa ve Halep’ten geçti. O bu şehir­lerde yaklaşık olarak üç yıl; Konya’da da üç yıl altı ay kadar kaldı.

Konya’da ikamet ettiği dönemde Şeyh Sadreddin Konevî’nin türbesinin kütüphanesindeki bulunan nüshalar üzerinden Şeyh Muhyiddin Arabi’nin “Futuhat-i Mekkiyye”, “Fusûs”, “Nusûs” ki­taplarından kendi elleriyle not alarak birer kopya götürdü.

“Yenâbiu’l-Mevedde” adındaki eseri, kısa ve geniş hayatıyla bir­likte Ehl-i Beyt, Sünnî ve yabancı kaynaklarda geçmektedir.

“De ki: Ben buna karşılık, yakınlarımı sevmekten başka sizden bir ücret istemiyorum” ayeti münasebetiyle yazarın, Resûlullah’ın Ehl-i Beyt’ine karşı muhabbet ve sevgi besleme kaynağı diye ad­landırdığı değerli eseri “Yenâbiu’l-Mevedde”, açıkça Şeyh Süley­man Hanefî’nin derin araştırmasını, fazilet, ilim, ihlâs ve imanını sergilemektedir.

“Yenâbiu’l-Mevedde” adından da anlaşıldığı gibi Şeyh Süley­man’ın Ehl-i Sünnet kaynaklarından naklettiği tertemiz ve mâsum Ehl-i Beyt’in faziletlerini kapsamaktadır.

O, bu kitapta günümüzde örnekleri bulunmayan veya çok az bu­lunan ve isimlerini sadece fihristlerde gördüğümüz kitaplardan söz etmektedir.

O, bu değerli eserin yazımında Osmanlı Devleti’ndeki İstan­bul’un ve diğer şehirlerin zengin ve değerli kütüphanelerinden ya­rarlanmıştır.

Yazarın bu kitapta tertemiz İmamlar ve özellikle Emîrü’l- Mü’minin Ali’nin (aleyhi’s-selâm) faziletleri hakkında naklettikle­ri, eşsiz olmasa da kesinlikle benzeri az bulunur.

“Yenâbiu’l-Mevedde” yüz bölümden oluşmuştur.

Yazar, bu kitapta Mehdi hakkında On ikinci İmam ve İmam Hasan Askerî’nin (aleyhi’s-selâm) oğlu olarak birkaç bölümde bah­setmektedir.

Şeyh Süleyman bu bölümlerde İmam-ı Zaman konusu üzerinde durarak, bu konudaki hadisleri ve Ehl-i Sünnet ulemâsının şairleri­nin itiraflarını nakletmiştir.
Mesela, 72. bölümün sonunda şöyle yazıyor:

“Kâim’in Hicrî 255 yılında, Şaban ayının on beşinci gecesinde Samarra’da dünya­ya geldiği güvenilir bilginlerce kesindir.” [1]
86. bölümün sonunda ise şöyle yazıyor:

“Büyük âlimlerin şey­hi Ahmed Câmi, Attar-i Nişaburî, Şemsuddin Tebrizî, Celaluddin Rumî, Seyyid Nimetullah Veli, Seyyid Nesiıuî ve diğerleri (ki hep­si Sünnî’dir) şiirlerinde Ehl-i Beyt’ten (Allah onlardan râzı olsun) övgüyle söz etmişler ve sonunda Mehdî ile bitirmişlerdir. Bu da Mehdî’nin dünyaya geldiğini göstermektedir. Bu âriflerin eserleri­ni araştıranlar bu meselenin çok açık olduğunu görürler.” [2]

[1]     YenâbiuT-Mevedde, s. 452.
[2]     Yenâbiu’l-Mevedde, s. 472



EmoticonEmoticon