9 Kasım 2016 Çarşamba

Ve Deccal (Risale-i Nur'da Mesih Deccal)

Deccal, Mehdî ve Hz. İsâ (a.s.) geldiğinde herkes tanıyabilecek mi?

Gerçekten de rivayetlerde kıyamete yakın bir zamanda geleceği bildirilen bu kişiler anlatıldığı gibi, minare boyunda, alnında kâfir yazılı, bağırdığında bütün dünya işitecek derecede gür sesli, iki kulağı arası otuz metreyi bulan bir eşeğe binen bir Deccal gelecek olsa, herkes onları gerçek kimliğiyle bilebilecek midir?.. Haber resmimiz temsilidir

Hayır. Eğer İsa Aleyhisselâm, Mehdî ve Deccal güneş gibi ap açık bilinecek derecede gelselerdi, akıl ve iradeyi kullanma imkânı kalmaz, herkes mecburen inanır, Ebû Bekirlerle Ebû Cehillerin farkı kalmazdı.

Gerçekten rivayetlerde anlatıldığı gibi, minare boyunda, alnında kâfir yazılı, bağırdığında bütün dünya işitecek derecede gür sesli, iki kulağı arası otuz metreyi bulan bir eşeğe binen bir Deccal gelecek olsa, herkes ister istemez onu tanır, bu da imtihan sırrına ters düşerdi.

O halde nazarî meseleler perdeli, derin, tetkik ve tecrübeye muhtaç olmalı ki, imtihandan maksat hasıl olabilsin; Ebû Bekirler yücelerin yücesine çıkarlarken, Ebû Cehiller de aşağıların aşağısına düşsünler. Yoksa irade elden alınırsa imtihanın sırrı bozulur.

İşte bu önemli sır sebebiyledir ki mûcizeler seyrek ve nâdiren gösterilir. Kıyamet alâmetleri de, müteşabihat da bir derece kapalı ve tevilli olur. Yalnız güneşin Batıdan doğması böyle değildir; ap açık olduğu için artık tövbe kapısı kapanır; tövbe de, îman da kabul olmaz. Çünkü o zaman Ebû Cehiller de îmana kalkacak ve Ebû Bekirlerle eşit hale gelecektir.

Yine bu imtihan sırrı gereğidir ki, Deccalı Deccal nâmıyla beklememelidir. O, deccallık haysiyetiyle değil, baskıcı bir idareci olarak bilinir.(1) Onun içindir ki, birçokları onu tanıyamayacaklardır. Ancak nûr-u îmanın dikkatiyle tanınabilirler.(2)

Deccal ve Süfyanı olduğu gibi Hz. Mehdî'yi de herkesin gündüz gibi ap açık bir şekilde tanıması beklenmez, beklenmemelidir de. Bu da imtihan sırrına ters düşer. Öyle olmalı ki, her devir zamanlarında gelecekmişcesine Mehdîyi beklemeli, eski devirlerde de gelip geçtiği veya yaşadığı söylenebilmelidir.

Evet, Garâibü'l-Ehadis'te de belirtildiği gibi Hz. Mehdîyi herkes tanıyamayacak, ancak ehl-i irfan nûr-u îmanla tanıyabilecektir.(3)

İsa Aleyhisselâmın inişi de böyledir. Onu da herkes tanıyamaz. Ancak îman nurunun verdiği bir dikkatle bilinebilir. Evet,

"Hz. İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakiki İsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı (ona mânen çok yakın olanlar), nûr-u îman ile onu tanır.(4) Yoksa bedâhet derecesinde (apaçık bir sûrette) herkes onu tanımayacaktır."(5)
İnsan hangi konuyla çok meşgul olursa, o konuda uzmanlaşır. İmanen zayıf veya ciddî bir şekilde arayış içerisine girmeyen insan, zamanlarında da yaşasa, yanıbaşında da olsa Mehdî'yi de, İsa Aleyhisselâmı da, Deccalı da göremez, görse de tanıyamaz.

Deccal, kendinin Deccal olduğunu bilir mi?

Deccal da, Süfyan da onca şerli icraatlarına rağmen, başlangıçta kendileri, kendilerini Deccal ve Süfyan olarak bilmezler.(6) Sonradan anlarlar.

Birçoklarının naklettiğine göre, İslâm Deccalı "Ve't-tîni ve'z-zeytûn"un mânâsını merak edip sorarmış. Sûredeki ahsen-i takvimde yaratılan insandan kendine, emin beldeden de yeni kurduğu şehre bir işaret arasa gerek. Oysa bu sûreden sonra gelen Alak Sûresindeki

"Muhakkak insan çok çok azgınlaşır."(7)
meâlindeki âyet, hem mânâ hem de cifir hesabıyla onun zamanına ve şahsına işaret etmekte, namaz kılanlara ve câmilere tağıyâne tecavüz ettiğini göstermektedir.

"Demek o istidraclı adam küçük bir sûreyi kendiyle alâkadar hisseder. Fakat, yanlış eder, komşusunun kapısını çalar."(8)
Dipnotlar:

(1) Nursî, Şuâlar, s. 508.
(2) Nursî, Sözler, s. 310.
(3) Nursî, Tılsımlar s. 212.
(4) Nursî, Şuâlar, s. 498.
(5) Nursî, Mektûbât, s. 61.
(6) Nursî, Sözler, s. 310; Nursî, Şuâlar, s. 498.
(7) Alak Sûresi, 6.
(8) Nursî, Şuâlar, s. 514-515.



EmoticonEmoticon