Deccal ve Süfyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deccal ve Süfyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2016 Cuma

Süfyan Kimdir - Süfyan Hakkında Hadisler

Süfyan Kimdir - Süfyan Hakkında Hadisler



Bediüzzaman Said Nursi İslam Deccali Öldüğünde 

İslâm Deccalı öldüğü vakit ona hizmet eden şeytan, İstanbul’da Dikilitaş’ta bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek ki, “O öldü.”

Hem meselâ, meşhur olmuş ki, İslâm Deccalı öldüğü vakit ona hizmet eden şeytan, İstanbul’da Dikilitaş’ta bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek ki, “O öldü.” Yani pek acip ve şeytanları dahi hayrette bırakan radyoyla bağırılacak, haber verilecek. Hem Deccalın rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükûmetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı, onun şahsıyla münasebettar rivayet edilmesi cihetiyle mânâsı gizlenmiş. Meselâ, “O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hazret-i İsa (a.s.) onu öldürebilir, başka çare olamaz” 2 rivayet edilmiş. Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek, ancak semâvî ve ulvî hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-i Kur’âniyeye iktida ve ittihad eden bu İsevî dinidir ki, Hazret-i İsa Aleyhisselâmın nüzulüyle o dinsiz meslek mahvolur, ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir.



Süfyan

Bir hadis-i şerifte,

“Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek”(8)

buyurulmaktadır. Mahiyeti ise:

"Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."(9)
Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.(11)

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?

Şüphesiz. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur" şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:

"'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."(15)
Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(16)

Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna —ki Hz. Ali(17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(18) ve Hz. Ali hep bu Deccalden bahsetmiştir.(19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim'siz, Firavunu Hz. Musa'sız düşünemeyeceğimiz gibi, Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,

"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât–ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”(20)

Dipnot:
(8) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (Beyrut: Dâru’l-Marife, ts.), 4:520; Kenzü’l-Ummal, 14:272.
(9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal (Beyrut: 1989), 11:125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri’l-Kur’ân, I-X (İstanbul: 1330), 8:197.
(10) Müslim, Fiten: 125.
(11) Nursî, Sözler, s. 158.
(15) Şuâlar, s. 360.
(16) Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1.
(17) Gazalî, İhyâü Ulûmiddin, 1:59
(18) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.
(19) Şuâlar, s. 501.
(20) Mektûbât, s. 425.

18 Ekim 2016 Salı

Risale-i Nurlarda Deccal ve Süfyan

Risale-i Nurlarda Deccal ve Süfyan

Deccal: Bu kelime (dcl) kökünden mübalağalı ism-i faildir. Aşırı yalan ve aldatmalarla hakkı bâtıl, bâtılı hak olarak gösteren ve münafıkane hakkı bâtıl ile karıştırıp hakkı örten ve böylece cemiyetleri ifsad ve idlal eden şahıs demektir.

“Deccal meçhul (gaib) bir şerdir” şeklindeki rivayetten anlaşıldığı gibi, Süfyan denen İslâm Deccalının deccallığı, herkesin anlayacağı tarzda apaçık değildir. Münafıkane bir tavırla, yani (Bakara, 42) âyetinde ifade edildiği gibi, hak ile bâtılı telbis edip ümmeti ifsad ve idlale çalışır.

Bu husus hadislerde de beyan edilir. Deccal’ın başlattığı cereyana da “Deccaliyet” denir. Deccal’ın en şerli ve zararlı tarafı da deccaliyetidir. Deccal’ın ölümünden sonra da cerayanı hayli zaman devam eder.

Deccal’ın hak ile bâtılı karıştırmasına karşı, Kur’an hak ile bâtılı tefrik ve tebyinini ister. İşte Kur’anın dersini tam anlayan sahabeler nazarında hak ile bâtıl tamamen ayrılmıştı.

Deccal; «sahih hadislerin ihbarı ve din büyüklerinin izah ve kabulleri ile, âhirzamanda gelecek ve Risalet-i Ahmediyeyi inkâr edip İslâmiyet’i tahribe çalışacak ve dünyayı fesada verecek çok şerli ve küfr-ü mutlak yolunda olan dehşetli bir şahıstır. Bir hadis rivayetinde üç deccal, diğerinde yirmiyedi deccal geleceği, Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselâm tarafından bildirilmiştir.

Âlem-i İslâm’da muhtelif zamanlarda çıkmış olan dehşetli din düşmanlarının ve anarşiye hizmet edenlerin umumu da rivayetleri tasdik etmektedir. Bu din yıkıcılığının âhirzamanda daha dehşetli olacağı bildirilmektedir. Şu son asırda görülen ve dünyayı tehdit eden ve Cenab-ı Hakk’ı inkâra kadar cür’et edip medeniyeti tahribe çalışan dehşetli cereyanlar bu gaybî ihbarın doğruluğunu tasdik etmektedir.»

Rivayetlerde deccal ve bilhassa onun cereyanı olan deccaliyetin yani dine aykırı anlayış ve yaşayışlarının şerrini çocuklara telkin etmek tavsiyesi vardır. Ezcümle Kütüb-ü Sittede şu kayıd var: “Rivayetler, ashab devrinde, deccal bilgisinin temel eğitim müfredatına dahil edilerek ilkokul yaşındaki çocuklara mahalle mekteblerinde öğretildiğini göstermektedir.”


Evet, Resulullah (A.S.M) Deccal ve cereyanından ve özellikle müslümanlar içinde çıkan Süfyan ve cereyanından ümmetini şiddetle ikaz etmiştir.

Bu ikazları heyecanla dinleyen sahabeler, deccalın şerrine karşı çocuklarına telkinlerde bulunup ikaz ve talim ettikleri bedihidir. Buna istinaden müslümanlar dahi çocuklarının Deccal ve Süfyan’a ve bilhassa onların cereyanlarına yani anlayış ve yaşayışlarına ve bid’atlarına karşı gaflette bırakmamaları elzemdir. Kur’anda tağut tabiri ile ifade edilen Deccal ve Süfyan’ın ve cereyanlarının inkar edilmemesi halinde, sebeb-i necat olacak imanın kazanılamayacağına dikkat çekilir.

Şöyle ki (Bakara, 256) şunu da katiyyen ifade ediyor ki: Mü’min-i muvahhid olmak için Allah’a imandan evvel küfre tevbe etmek şarttır ve bu tevbenin şartı da tağutları asla tanımamaya azmeylemektir.” (Hamdi Yazır s. 869)

Hadisde de mealen deniliyor ki: “Kim ki ona (Deccal’a yani cereyanına ve o cereyanın cemiyete aşıladığı çılgın sefahete) iman edip tabi olur ve onu tasdik ederse, artık onun geçmiş hiçbir salih ameli ona menfaat vermeyecektir... Ve her kim onu tekzib edip yalanlarsa, onun geçmiş günahlarının hiçbirisinden muaheze edilmeyecektir”

İşte böyle bir afete karşı öncelikle çocukların deccaliyete karşı kalben ve fikren nefret etmelerine çalışılması zarureti vardır. Aksi takdirde deccaliyetin şiddetli telkinleri altında çocuklar dinden kopup bid’atların çamuruna düşerler.

SÜFYAN
Kamus-u Okyanus, bu kelime için “bir isimdir" der, yani mana aranmayacağına işaret eder. Âhirzamanda geleceği ve ümmetin karanlık günler yaşamasına sebeb olacağı sahih hadislerle bildirilen ve şeair-i islâmiyeyi tahribe çalışan dehşetli ve münafık bir şahıs. "Süfyanîler" ise Süfyan cereyanıdır. İbn-i Cerir-i Taberî Süfyanîlerle alâkalı rivayetleri Cami-ül Beyan'da (sebe', 51) âyeti altında cem'etmiştir.

"Rivayetler, Deccal'ın dehşetli fitnesi islâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş. Bunun bir te'vili şudur ki: İslâmların Deccal'ı ayrıdır. Hatta bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (R.A.) dediği gibi demişler ki: Onların Deccal'ı, Süfyan'dır. İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin Büyük Deccal'ı ayrıdır. Yoksa büyük Deccal'ın cebr u ceberut-u mutlakına karşı itaat etmiyen şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz." (Şualar, 585)

Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyruluyor:
"Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim: Medine'den çıkacak bir fitne, Mekke'den çıkacak bir fitne, Yemen'den çıkacak bir fitne, Şam'dan çıkacak bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garbdan çıkacak bir fitne. Bir fitne de Şam'ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfyanî'nin fitnesidir."

Evet "rivayetlerde, vukuat-ı Süfyaniye ve hâdisat-ı istikbaliye Şam'ın etrafında ve Arabistan'da tasvir edilmiş. Allahu a'lem, bunun bir te'vili şudur ki: Merkez-i hilafet eski zamanda Irak'ta ve Şam'da ve Medine'de bulunduğundan, raviler kendi içtihadlarıyla -daimi öyle kalacak gibi, mana verip" merkez-i hükümet-i İslâmiye" yakınlarında tasvir etmişler, Haleb ve Şam demişler. Hadisin mücmel haberlerini, kendi içtihadlarıyla tafsil etmişler." (Şualar, 585)

Diğer bir rivayette, "İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek" denilmiş.

Bunun bir te'vili şudur ki: Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamanki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.
Garibdir hem çok garibdir.

Yediyüz sene müddetinde islâmiyetin ve Kur'an'ın elinde şeref-şiar, barika-asa bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyetin bir kısım şeairine karşı istimal etmeğe çalışır. Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. "Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor" diye rivayetlerden anlaşılıyor." (Şualar, 596)

"Hem büyük Deccalın, hem İslâm Deccalının üç devre-i istibdadları manasında üç eyyam var. Bir günü; bir devre-i hükümetinden öyle büyük icraat yapar ki, üçyüz sene yapılmaz. İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi adileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır." diye, gayet yüksek bir belagatla ümmetine haber vermiş." (Şualar, 587)

Kur'anın (19:82) âyetinde remzî bir mana ile; anarşistlerle, onları yetiştirenler arasında zıdlaşma olacağına bir işaret vardır.
"Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tabi olacaklar."

Vel'ilmu indallah, bunun bir te'vili şudur ki: "Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekavetiyle ve fenniyle ve siyasi ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine tarafdar eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır." demektir." (Şualar, 585)

Süfyan ve Deccal'ın kendilerinden daha çok, Süfyaniyet ve Deccaliyet denilen cereyanları ve komiteleri daha dehşetlidir.

Kur'an-ı Kerimin (Neml, 48) âyetinde, 9 şerir çete veya çete başlarının şehirde devamlı ifsad edecekleri bildirilir.


2 Temmuz 2015 Perşembe

Hz. Mehdi'nin Geliş Alameti (Süfyani) Kimdir

Hz. Mehdi'nin Geliş Alameti (Süfyani) Kimdir




Süfyani konusunda da Deccal konusunda olduğu gibi bir görüş vardır. O görüşe göre Süfyani, cehennemlik bir rejim sahibi şeytani bir tirandır. Kendisine has özellikleri ile İmam Mehdi’nin (a.s) evrensel devrimine karşı koyacak ve yenilecektir.[2]




Adı ve Nesebi

Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ciğer yiyenin oğlu, Yabis vadisinden çıkacaktır… İsmi Osman, babasının adı Anbese ve Ebu Süfyan’ın evlatlarındandır.”[3]

Müslüman düşünür ve âlimler bu kişinin Süfyani diye anılmasının nedenini onun Ebu Süfyan’a olan nispetinden dolayı olduğunda ittifak etmişlerdir. Çünkü o, ciğer yiyen kadının soyundan geldiği gibi Ebu Süfyan’ın soyundan gelecektir. Ebu Süfyan’ın karısı (Muaviye’nin annesi ve Yezid’in büyük annesi) Hind, Uhud savaşında seyyid-i Şüheda Hz. Hamza’yı (a.s) şehit ettikten sonra kininden Hz. Hamza’nın ciğerini çıkarıp yemiştir.

Kişisel Özellikleri

İmam Muhammed Bakır (a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Süfyani, kızıl yüzlü, beyaz tenli ve mavi gözlüdür. Hiçbir zaman Allah’a ibadet etmemiş ve hiçbir zaman Mekke ve Medine’yi görmemiştir…”[4]

Süfyani’nin Kötülük ve İsyanı

Muhaddisler, Süfyani’nin Allah’a, Peygamberi Hz. Muhammed’e (s.a.a) ve Hz. Mehdi’ye (a.s) karşı nifak, kötülük ve düşmanlığı konusunda ittifak etmişlerdir. Şii ve Sünnilerin onun karakter ve davranışları hakkında naklettikleri rivayetler ya aynıdır ya da birbirlerine çok yakındır. Nitekim şöyle bir rivayet nakledilmiştir:

“Süfyani, en kötü hükümdardır, âlimleri ve fazilet sahibi insanları öldürecek ve ortadan kaldıracaktır. Onlardan kendi amaçlarına ulaşmak için yardım isteyecek ve her kim ona karşı gelecek olursa onu öldürecektir.”[5]

Süfyani’nin Kültürel ve Politik Eğilimleri

İslami rivayetlerin ifade ettiği anlama göre, Süfyani, Batılıların kültür ve eğitimini almış ve belki de muhtemelen orada yetişmiş ve eğitim almıştır. Tusi’nin Gaybet kitabında mürsel olarak Beşer b. Galib’ten şöyle bir rivayet nakledilmiştir:

“Süfyani, bir topluluğun liderliğini üstlendiği halde Hıristiyanlar gibi boynuna haç asacak ve Rum topraklarından çıkacaktır.”[6]

Rivayette “müntasir” olarak geçen, ancak gerçekte “mutnasir” olması gereken –nitekim Biharu’l Envar’ın 52. Cildinin 217’inci sayfasında da zikredilmiştir- mutnasir (nasiri ve Hristiyanlaşan) kelimesinin anlamı Hıristiyan olmuş Müslüman demektir. “Rum topraklarından çıkacaktır” cümlesinin anlamı ise yani Rum (Batı) topraklarından Şam’a gelecek ve orada başkaldıracak ve isyan edecektir.

Elbette bu rivayet Masumlardan nakledilmediğinden ötürü itimat edilemez.

Bazı rivayetlerden istifade edildiğine göre Süfyani, Hz. Ali’ye (a.s) kin duyan sapkın ve münharif bir Müslümandır.

Süfyani’nin Ehlibeyt ve Şialara Olan Kin ve Nefreti

Kin ve nefret, Süfyani’nin en bariz özelliklerindendir. Süfyani ile ilgili rivayetler bunu ortaya koymaktadır. Hatta bilakis rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla Süfyani’nin politik rolü Müslümanlar arası mezhebi ayrılıklar çıkarmak ve Ehli Sünnete yardım sloganı ile Sünnilerin Şialara karşı kışkırtılmasıdır… Hâlbuki kendisi kafir batı ve Yahudi devlet adamlarının hayranı ve onların kukla ve ürünüdür. İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledildiğine göre şöyle buyurmuştur:

“Biz (Peygamber ailesi) ve Ebu Süfyan evlatları, Allah için birbirimize düşman iki aileleriz… Bizler ‘Allah doğru söyledi’, dedik; onlar ‘Allah yalan söyledi’, dediler… Ebu Süfyan, Peygamberle savaşa tutuştu, oğlu Muaviye, Ali b. Ebu Talip’le, onun oğlu Yezid ise Hüseyin b. Ali ile savaştı ve Süfyani Hz. Kaim (Mehdi) ile savaşa tutuşacaktır.”[7]

Aynı şekilde İmam Muhammed Bakır’dan (a.s) nakledildiğine göre şöyle buyurmuştur:

“Sanki Süfyani’yi (veya arkadaşını) görür gibiyim. Sizin yemyeşil topraklarınızda Küfe’de ikamet etmekte ve münadi her kim Ali’nin Şialarından birisinin kafasını getirirse bin dirhem ödül alacak diye seslenmekte. O zamanda komşu komşuya saldıracak ve bu kişi onlardandır diyecek. O kişinin boynunu vuracaklar o da bin dirhemi alacak. Biliniz ki o gün, sizin yöneticileriniz haramzadelerden olacaktır…”[8]

Süfyani’nin Çıkış Zamanı

İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Süfyani’nin çıkışı kesin konulardandır ve çıkışı Recep ayında olacaktır.”[9]

Masum önderlerden (a.s) Süfyani hakkında nakledilen rivayetlere göre ikinci Süfyani’nin çıkışı ‘Recep’ ayında ve Cuma günü olacaktır. Ortaya çıkacağı yer su ve otu olmayan bir çöl anlamına gelen “Yabis vadisi” denen Şam topraklarıdır. (Şam şimdiki Suriye, Ürdün, Filistin ve Lübnan’ı kapsamaktadır)

Hakeza şöyle buyurmaktadır:

“Süfyani, Yemani ve Horasani’nin çıkışı aynı yıl, aynı ay ve aynı gün olacaktır.”[10]

Onun çıkışı, fitne ve batılılar ve doğulular arasında yapılan büyük savaşın ardından olacaktır. Hadiste zikredilen batı ve doğudan maksat öyle anlaşılıyor ki dünyanın doğu ve batısı değil, Süfyani’nin ortaya çıktığı sınırlardır. Çünkü nakledilen çok sayıda rivayete göre batıda ilk yıkılacak yerin Şam toprakları olduğu belirtilmiştir.

Ortaya Çıkacağı Yer

Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sonra ciğer yiyenin oğlu (Ebu Süfyan’ın eşi, Muaviye’nin annesi Hind) Dımeşk minberine oturmak için Yabis vadisinden çıkacaktır.”[11]

İsyan Dönemi

Süfyani’nin ortaya çıktığı günden Hz. İmam Mehdi (a.s) tarafından öldürüleceği güne kadarki isyan dönemi 15 aydan uzun sürmeyecektir. Çıktığı ilk dönemde Şam’a saldıracak ve muhaliflerini yenecektir. Şam’ın 5 eyaletini (Dımeşk, Humus, Filistin, Ürdün ve Ganserun (Halep) ve bazı nüsha veya rivayetlerde Felzin’i) ele geçirecektir. Şam ehlinin az sayıda Şia ve hak taraftarları dışında tamamı ona tabi olacak ve onun emri altına girecektir.

İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Süfyani, kesin alametlerdendir. Recep ayında ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkışı ve sonu 15 ay olacaktır. Onun 6 ayında savaş yapacak ve beş şehre (Dımeşk, Humus, Filistin, Ürdün ve Halep) ele geçirdikten sonra 9 ay hükümdarlık yapacaktır. O günlere bir gün bile eklenmeyecektir.”[12]

Süfyani’nin saldırı ve tecavüzünün sınırı Şam, Irak, Hicaz ve özellikle Medine’ye kadar olacaktır. Hak taraftarlarına saldırı ve zararları bir iki aydan fazla sürmeyecektir. Çünkü iç savaşlar ve muhalifi olan grupları bastırmakla meşgul olacaktır. Ancak bundan sonra hiçbir üzüntü ve sıkıntısı kalmayacak ve yalnızca din ehline karşı savaşacak ve düşmanlığı daha çok Şialar, Hak taraftarları ve Hz. Muhammed’in (s.a.a) ailesine karşı olacaktır.

Süfyani’nin Kırmızı Bayrakları

Süfyani içeride kontrolü sağladıktan sonra, iki önemli ve donanımlı orduyu kırmızı bayraklarla ve bir rivayete göre ise yeşil bayraklarla donatarak birisini Irak ve ötekisini Hicaz’ı ele geçirmek için gönderecektir.

Bazı rivayetler bu konuyu zikretmiştir. Örneğin Biharu’l Envar’da Müminlerin Emiri Hz. Ali’den nakledilen uzun bir rivayette şöyle geçmiştir:

“Onun alamet ve nişaneleri vardır. Süfyani’nin çıkışı, kırmızı bayraklarla birlikte olacaktır ve onun komutanlığını Beni Kelb kabilesinden bir adam yapacaktır.”[13]

Bu kırmızı (kızıl) bayraklar üstünlük taslama sembolü ve onun kan içici politikasını yansıtmaktadır.

Acaba Süfyani Bir Kişi Midir?

Kuşkusuz Süfyani, Şia ve Sünni kaynaklarındaki rivayetlere göre vaat edilmiş bir kişidir, ancak İbn Hammad ve bazılarının naklettikleri rivayetlere göre Süfyani iki kişidir. Birinci Süfyani ve ikinci Süfyani. Ve başka bazı rivayetlere göre ise Süfyani’nin üç kişi olduğu geçmiştir.

Kınanan ve kötülükleri ile adından söz ettirecek olan Süfyani, ikinci Süfyani’dir. Zira birinci Süfyani, Şam topraklarını istila ettikten ve Kırkısya savaşından sonra Irak savaşında İran ordusu ve “siyah sancak”lılar tarafından yenilecek ve aldığı yaralardan Şam dönüş yolunda ölecektir. İkinci Süfyani’yi kendisinin başaramadığı önemli görevini üstlenmesi için kendi yerine atayacaktır.

Eğer bu rivayet doğru olursa, Birinci Süfyani, vaat edilmiş asıl Süfyani’nin ortamını hazırlayacak bir hükümdardır. Nitekim Yemeni ve Horasanlılar Siyah Sancaklıların yaranı olarak İmam Mehdi’nin (a.s) evrensel kıyamının ortamını hazırlayacaktır. İbn Hammad’ın Velid’den şöyle nakletmiştir:

Süfyani, Beni Haşim’le savaşa girişecek ve her kim üç bayrak taraftarı ise ve onlardan gayrılarıyla savaşacak ve hepsine galip gelecektir. Sonra Küfe’ye yönelecek ve Beni Haşim Irak’a muhaceret edecektir. Sonra Süfyani Küfe’den geri dönerken Şam yakınlarında helak olacak ve kendisine galebe çalan ve halka hâkim olacak Ebu Süfyan soyundan başka birisini yerine atayacaktır… Beklenilen ve vaat edilen Süfyani işte bu Süfyani’dir.[14]

Süfyani’nin Öldürülecek Yer

Hz. Ali (a.s) “Sen onları korkuya kapıldıklarında bir görsen. Artık hiçbir kaçış yoktur.” (Sebe, 51) ayetinin tefsiri hakkında şöyle buyurmuştur:

Kaimimiz Mehdi’nin (a.s) kıyamından hemen önce, Süfyani ortaya çıkacaktır. Sonra bir kadının gebelik süresi kadar 9 ay hükümet edecektir. Orduları Medine’ye girecek ve Beyda denilen yere vardıklarında Allah onları yere batıracaktır.”[15]

Bahsi geçen rivayet ve zikredilen rivayetler eğer doğru ise, Şia ve Sünnilerin kabul ettiği Beyda çölünde yere batacağı söylenen ordu Süfyani’nin ordusudur.

Dipnotlar

[1] — Şeyh Saduk, Kemalu’d Din ve Temamu’n Nimet, s. 650.

[2] — Allame Meclisi, Biharu’l Envar, c. 53, s. 10.

[3] — Allame Meclisi, Biharu’l Envar, c. 52, s. 205.

[4] — Numani, el-Gaybet, s. 435.

[5] — Kurani, Asr-ı Zuhur, s. 118.

[6] — Şeyh Tusi, el-Gaybet, s. 278.

[7] — Allame Meclisi, Biharu’l Envar, c. 52, s. 190.

[8] - Allame Meclisi, Biharu’l Envar, c. 52, s. 215.

[9] - Numani, el-Gaybet, s. 426.

[10] - Numani, el-Gaybet, s. 369.

[11] - Numani, el-Gaybet, s. 434.

[12] - Numani, el-Gaybet, s. 426.

[13] - Allame Meclisi, Biharu’l Envar, c. 52, s. 273.

[14] — Kurani, Asr-ı Zuhur, s. 124.

[15] — Seyyid Muhammed Sadr, Tarih-i Gaybet-i Kubra, s. 648.

Kaynak

Kurani, Asr-ı Zuhur, tercüme, Abbas Celali, Kum, intişar: Defter-i Tebligat-ı İslami.