Deccal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deccal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2016 Cuma

Deccal Yahudi Milletindendir

Deccal Yahudi Milletindendir


Deccal Yahudi Milletindendir!

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

“Bir gün ibni Sâid’le baş başa kaldım. Ben onunla yalnız kalmaktan ürperti duymuştum. İbni Sâid şöyle dedi:

İnsanları, benim hakkımda söyledikleri sözlerden dolayı mazur görüyorum.

Bana ve size ne oluyor ey Muhammed’in ashabı! Allah’ın Nebisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Deccal Yahudi’dir’ demedi mi? Hâlbuki ben Müslüman oldum.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Onun çocuğu olmaz!’ demedi mi? Hâlbuki benim çocuğum olmuştur.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Allah ona Mekke ve Medine’yi haram kılmıştır!’ demedi mi? Bu ibni Sâid’e, küçükken şeytanlar gelirdi, kâhinlik yapardı. Suyun üzerinde bir taht gördüğünü, yani İblisin tahtını gördüğünü iddia ederdi. Sonra Müslüman olmuştur.”

Müslim 2927/90

Hadiste ismi geçen, ibni Sâid’e ibni Sayyad’da denilmiştir. Yani her iki isimle de anılmıştır Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında yaşamış ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadislerinde anlatılan Deccal’in kendisi olup olmadığı üzerinde tereddütlerin uyanmasına sebebiyet vermiş bir kişiliktir. Her ne kadar meşhur Deccal olmasa da onun Deccallerden bir Deccal olduğu kaydedilmektedir. Ömer (Radiyallahu Anh), onun Deccal olduğu üzerine yemin ederdi. Hatta onu öldürmek için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den izin bile istemiştir.

Müslim 2929/94

Fakat Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buna müsaade etmemiş, Deccal olduğu kabul edilse bile ölümünün Ömer (Radiyallahu Anh)’ın eliyle gerçekleşmeyeceğini bildirmiştir. İbni Sayyad, Medine Yahudilerindendi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Medine sokaklarında onunla yaptığı bir konuşma ilerideki hadislerde anlatılacaktır. O esnada ibni Sayyad henüz buluğ çağına girmemişti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in önünde Nebi olduğunu iddia etme cüretini göstermişti. Bu iddia üzerine neden Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun öldürülmesini emretmemiştir? Bu soruya iki yönden cevap verilmektedir:

1) Henüz buluğ çağına girmiş değildi. Kadı Iyad, bu cevabı tercih etmiştir.

2) Hâdise Yahudilerle sulh antlaşması imzalandığı sıralarda vuku bulmuştur. El-Hattabi, Meâlimu’s-Sünen isimli kitabında kesin olarak bu ikinci cevap üzerinde durmaktadır. El-Hattabi onun buluğa erdikten sonraki durumu hakkında selefin ihtilaf ettiklerini ileri sürerek şöyle diyor:

Bir rivayete göre, bu sözünde tevbe etmiş ve Medine’de ölmüştür.

Abdullah ibni Ömer ile Cabir (Radiyallahu Anhum), ibni Sayyad’ın deccal olduğu üzere çekinmeden yemin ederlerdi. Cabir (Radiyallahu Anh)’a ‘ibni Sayyad Müslüman olmuştur’ denildiğinde ‘Müslüman olsa bile’ şeklinde cevap vermiş, ‘Mekke’ye girdi, Medine’de bulundu’ dediklerinde Cabir (Radiyallahu Anh) ‘buralara girmiş olsa bile’ dedi. Anlaşılan Cabir (Radiyallahu Anh) Müslümanlardan da deccal çıkabileceği görüşündedir.

Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir gün Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Aralarında ibni Sayyad’ın da bulunduğu çocuklara uğradık. Çocuklar kaçtılar, ibni Sayyad oturdu. Sanki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ondan hoşlanmamıştı.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Elin topraklansın! Benim Allah’ın Rasulü olduğuma şahitlik eder misin?’ buyurdu.

İbni Sayyad:

−‘Hayır, aksine sen benim Allah’ın elçisi olduğuma şahitlik eder misin?’ dedi.

Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):

−Ya Rasulallah! Beni bırak şunu öldüreyim, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Gördüğün kişi o ise, ona asla güç yetiremezsin!’ buyurdu.

Diğer bir rivayette:

“İçerisinde Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın da bulunduğu on kişilik bir grupla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ibni Sayyad’a gittiler. Onu Beni Mugale kalesinin yanında çocuklarla oynarken buldular. İbni Sayyad, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eliyle sırtına vuruncaya kadar onları hissetmemişti.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ibni Sayyad’a:

−‘Benim Allah Rasulü olduğuma şahitlik eder misin?’ buyurdu.

İbni Sayyad ona baktı ve:

−Senin ümmilerin Nebisi olduğuna şahitlik ederim, dedi.

Sonra:

−Sen benim Allah Rasulü olduğuma şahitlik eder misin? dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu bıraktı ve:

−‘Allah’a ve Rasullerine iman ettim’ buyurdu.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Ne görüyorsun?’ diye sordu.

İbni Sayyad:

−Bana doğru sözlü ve yalancı geliyor, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘İş onun aleyhine karışık olmuştur’ buyurdu.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Senin için bir şey sakladım’ dedi.

O da:

−O, duh’tur, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Yıkıl git, haddini asla aşamayacaksın!’ buyurdu.

Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):

−Ya Rasulallah! Bırak beni şunun boynunu vurayım, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Eğer bu, Deccal ise ona asla güç yetiremeyeceksin! eğer değilse onu öldürmekte sana bir hayır yoktur!’ buyurdu.”

Müslim 2930/95

İbni Sayyad burada kendisine gelen cinleri kasdediyor. Allah en iyisini bilendir. (Mütercim)

Deccal’in Yahudi milletinden olmasına delalet eden şeylerden biri de şudur ki: Deccal, İsfahan’dan çıktığı vakit oranın Yahudilerinden yetmiş bin kişi ona tâbi olacaktır.

Oraya İsbehan da denmiştir.

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’e İsbehan Yahudilerinden yetmiş bin kişi tabi olacaktır. Onların başlarında ve omuzlarında miğfer vardır’ buyurdu.”

Müslim 2944/124

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh)’ın ibni Sayyad ile birçok kıssası ve olayı vardır. Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

“İbni Sayyad ile Mekke’ye kadar arkadaşlık ettim. Bana şöyle dedi:

−Bir takım insanlarla karşılaştım benim Deccal olduğumu iddia ediyorlar! Sen, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

−‘Onun çocuğu olmaz!’ dediğini işitmedin mi? dedi.

Ben de:

−Evet, işittim, dedim.

İbni Sayyad:

−Kuşkusuz benim çocuğum oldu, dedi.

Sonra:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

−‘O, Medine ve Mekke’ye giremez!’ dediğini işitmiş değil misin? dedi.

Ben de:

−Evet, işittim, dedim.

İbni Sayyad:

−Ben Medine’de doğdum ve işte Mekke’ye gidiyorum, dedi. Sözünün sonunda bana şunları söyledi:

−Ancak Allah’a yemin olsun ki, ben onun ne zaman nerede doğduğunu ve şu an nerede olduğunu elbette biliyorum, dedi.

Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) diyor ki:

−Bu sözü beni hayret ve kuşkuya düşürdü.”

Müslim 2927/89

Buradan da anlaşılıyor ki, Yahudiler, Deccal’in nerede olduğunu biliyorlar. Onun haberlerini kendilerinden sonrakilere aktarıyorlar. Yahut onların şeytanlarla işbirliği içinde olan bilginleri bunu biliyor. Çünkü ibni Sayyad da İslam’a girmeden önce kendisine şeytanların geldiği biri idi.

Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Biz hacı yahut umreciler olarak Medine’den çıktık. Yanımızda ibni Sayyad da vardı. Sonra bir yerde konakladık. İnsanlar çevreye dağıldılar. İbni Sayyad ve ben yalnız kaldık. Onun aleyhinde söylenenlerden dolayı ben büyük bir korkuya kapılmıştım. Sonra ibni Sayyad azığını getirip benimkinin yanına koydu.

Ben:

−Sıcak çok şiddetlidir, keşke ağacın altına koysaydın, dedim. O da öyle yaptı. Sonra bir koyun sürüsü göründü. İbni Sayyad büyükçe bir kadeh süt getirdi ve:

−Ebu Saîd iç, dedi.

Ben:

−Sıcak çok şiddetlidir, süt de sıcaktır, dedim. Onun elinden içmeyi kerih görmemden başka bahanem yoktu.

İbni Sayyad dedi ki:

−Ebu Saîd, istedim ki bir ip alayım, onu bir ağaca bağlayayım, sonra insanların benim için söylediklerinden dolayı kendimi boğayım.

Ebu Saîd, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisi kendisine gizli kalmış kimseler olabilir, ama siz Ensar topluluğuna gizli kalmamıştır. Sen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisini en iyi bilenlerden değil misin?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Deccal, kâfirdir!’ buyurmadı mı? Ben Müslüman oldum.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O kısırdır, çocuğu olmaz!’ demedi mi? Ben çocuğumu Medine’de bıraktım.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O Medine ve Mekke’ye giremez!’ buyurmadı mı? Ben Medine’den geldim, işte Mekke’ye gidiyorum.

Ebu Saîd dedi ki:

−Neredeyse onu mazur görüyordum ki: ‘Allah’a yemin olsun ki ben Deccal’in, şu an nerede olduğunu biliyorum’ dedi.

Bunun üzerine ona şöyle dedim:

−Bundan sonraki günlerde helak, hüsran sana olsun.”

Müslim 2927/91


12 Ağustos 2016 Cuma

Deccalin Dünyada Dolaşması Hakkında Hadisler

Deccalin Dünyada Dolaşması Hakkında Hadisler


DECCALIN DOLAŞMASI

Nevvas ibni Sem’an’dan (Radıyellahu anhu) şöyle dediği rivayet edildi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün kuşluk vaktinde Deccal’i anlattı, hakkında hem küçümseyici, hem de mühimsenecek şeyler söyledi. Hatta onu hurma taifesi arasında zannettik. Sonra kendisine gittiğimizde, bizdeki üzüntünün farkına vardı ve:
Neyiniz var? Diye sordu.

Ey Allahın Resulü, Deccal’dan söz ettin; hakkında hem küçümseyici, hem de mühimsene cek şeyler söyledin. O kadar ki onu hurmalıklar taifesi arasında zannettik, dedik.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):
Bana sizin için Deccaldan başkası daha korkuludur, dedi. Çünkü Deccal, ben aranızda iken çıkarsa, tek başıma onunla davalaşır ve iddiasını iptal ederim. Ben, aranızda yokken çıkarsa, herkesin bizzat kendisi davalaşmak zorundadır ve her müslüman için Allah, benim vekilliğimi yapar.

Deccal, genç ve çokça kıvırcık saçlıdır, bir gözü kördür. Onu, Katanoğlu Abdül Uzza’ya sanki benzetiyorum. Kim, sizden ona yetişirse, Kehf suresinin ilk on ayetini okusun. O, Şam ile Irak arasındaki bir yerden çıkacaktır. Sağı, solu fesada boğacak, ey allahın kulları (hak’ta) sabit olunuz! buyurdu.
Ey Allahın Resulu! Deccal yeryüzünde ne kadar kalacaktır? Diye sorduk.
Kırk gün, fakat onun bir günü, bir sene, bir günü bir ay, bir günü de Cuma gibi, öteki günleride, sizin bu günkü günleriniz gibidir, dedi.

Ey Allahın Resulu! Bir sene gibi olan o günde, bir günün namazı bize kafi gelecek mi? Diye sorduk.
Hayır, onu takdir ederek (her 24 saatte beş vakit namaz kılmak suretiyle) hesablayın.
Onun yer yüzündeki hızı ne olacak? Dedik.

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: hızlı rüzgarlı yağmur gibi. Bir kavme gelecek. Onları davet edecek. Onlar da kendisine iman edip davetine koşacaklar. Göğe emir edecek, gök yağmur yağdıracak, yere emir edecek, yer bol bol bereketlerini çıkaracak, insanla rın hayvanları, meraları, cüsseleri en güzel şekilde, memeleri sütle dolu olduğu halde döneceklerdir.

Sonra Deccal bir başka kavme gelecek. Onları davet edecek. Onlar ise onun davetini kabul etmeyecekler. Deccal da onlardan yüz çevirip gidecek. Ve onlar hemen büyük bir kıtlığa maruz kalıp ellerinde ne varsa bir şeyleri kalmayacak.
Deccal bir harabeye uğrayacak ve: “definele rini çıkar” diyecek. Defineler, arı oğulu gibi arkasından gelecekler. Sonra gençlikle dolup, taşan birini çağıracak. Onu, kılıç darbesi ile iki parçaya bölecek. Sonra bunu çağıracak ve bu dirilip, güler yüzle kendisine gelecektir.

Deccal bunları yaparken Allah, Meryemin oğlu İsa (Aleyhisselam) yı gönderecek.
İsa (Aleyhisselam) iki elbise içinde, ellerini iki melek kanatları üzerine koymuş olarak Dimaşk doğusunda, Minare-i Beyza (Beyaz Minare) denilen yere inecek. Başını eğdiği vakit su damlaya cak, kaldırdığı vakitte inci daneleri gibi su damlaları dökülecektir. Nefesinin kokusunu duyan her bir kafir, derhal ölecektir. Nefesi ise, gözünün gördüğü yere kadar yayılmaktadır.
İsa (Aleyhisselam) derhal Deccalı arayacak ve onu Lüddi denilen (Beyti Mukaddes yakınlarında) bir beldede kendisini yakalayıp öldürecektir.

Sonra İsa’ya (Aleyhisselam), Allahın kendilerini Deccal’den koruduğu bir kavim gelecek, İsa (Aleyhisselam) onların yüzlerini mesh edecek ve cennetteki derecelerini anlatacaktır.
İsa (Aleyhisselam) bu durumda iken Allah, kendisine “Ben kimsenin kendileri ile savaşmayıp öldüremeyeceği bir takım kullarımı ortaya çıkardım, sana tabi durumda olan kullarımı Tur dağına çıkar ve bunlardan koru” diye emredecek ve Allah, Ye’cüc ve Me’cüc’ü, her tepeden sürate iner oldukları halde gönderecek.

İlk önde gelenler, Taberiyye gölüne uğrayacak ve bütün suyunu içecekler. Arkalarındakiler gelince “burada bir defa su vardı” diyecekler.
İsa (Aleyhisselam) ile ona tabi olan mümin ler muhasarada kalmış olacaklar. O kadar ki, onlar için bir öküz başı, sizin için bu günki yüz dinardan daha değerli olacaktır. Allahın peygamberi İsa (Aleyhisselam) ve arkadaşları Allaha dua edecekler, Allah da onların (Ye’cüc ve Me’cüc) boyunlarına negaf denilen bir kurt gönderecek ve tek kişi gibi hepsi öleceklerdir.

Sonra İsa (Aleyhisselam) arkadaşları ile Tur’dan inecekler ve yeryüzünde onların kokmuş pisliklerinin doldurmadığı bir yer bulamayacaklar. İsa (Aleyhisselam) ve arkadaşları Allah’a dua edecekler. Allah da, Horasan develerinin boyunları gibi bir takım kuşlar gönderecek, bunların kokmuş cesedlerini taşıyıp Allahın dilediği tarafa atacaklar dır. Sonra Allah bir yağmur gönderecek ki, bu yağmurdan ne çadırlar, ne de binalar kendini koru yamayacaktır. Yağmur yerleri ayna gibi yapıncaya kadar yıkacaktır.

Sonra yere:
“Bitir meyvelerini, çıkart bereketlerini” denilecek. Ve o gün cemaat narlardan yiyecekler ve kabukları ile gölgenecekler. Hayvanlarına öyle bereket verilecek ki, devenin sütü bir cemaata yetecek, ineğin sütü bir kabileye, koyunun sütü de insanların bir mahallesine yetecektir.
İnsanlar bu halde iken; Allah, hoş bir rüzgar gönderecek, bu rüzgar insanları koltuk altla rından alıp, her mü’min ve müslimin ruhunu alacaktır. (Dünyada) yalnız yabani eşekler gibi, birbirine girmiş olduğu halde bulunan kötü insanlar kalacak tır. Ve, kıyamet de bunlar üzerine kopacaktır.
(Müslim)


Urve İbni Mes’ud es Sakafi derki, Abdullah ibni Amr’ı işittim, ona bir adam geldi ve ‘Şu sözler nedir ki kıyamet şöyle şöyle kaim olacak dersin’
Bunun üzerine (Urve) Subhanellah, lailahe illellah veya buna benzer bir kelime söyledi. Muhakkak ebediyyen hiç kimseye bir şey söyleme meyi kast ettim. Ancak ben dedimki muhakkak siz, az zaman sonra büyük işler göreceksiniz. Beyt yarılacak, şöyle şöyle olacak…

Sonra dediki ‘Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Deccal, ümmetim içinde çıkacak, kırk kalacak. Kırk aymı, günmü, senemi dediğini bilmiyorum. Allah, Meryemoğlu İsa’yı gönderecek. Sanki O, Urve ibni Mes’ud gibidir. (Ona benzer) Deccali arar ve onu helak eder.
Sonra insanlar, iki kişi arasında düşmanlık olmayan yedi sene beklerler. Sonra Allahu Teala Şam tarafından soğuk bir rüzgar gönderir, yeryü zünde kalbinde hayırdan veya imandan zerre ağırlığı bulunan hiçkimse kalmaz, ancak hepsinin ruhu alınır. Öyleki sizden biri dağın içine girse elbette onun üzerine gelir ve ruhunu alır.

(Urve) Derki, bunu Resulullah’tan (Sallalla hu aleyhi ve sellem) işittim. Şöyle buyurdu: “İnsan ların en şerlileri kalacak. Ma’rufu bilmezler, çirkini inkar etmezler. Şeytan onlara şekillenerek gelir ve derki ‘İcabet etmeyecekmisiniz?
Derlerki: Ne emrediyorsun? Onlara putlara ibadeti emreder. Onlar bu halde iken rızıkları bol, geçimleri güzeldir.

Sonra Sur’a üfürülür. Onu işiten ilk kişi, deve havuzunu sıvarken düşüp ölür. Bütün insanlar ölür.
Sonra Allahu Teala bir yağmur gönderir, sanki o çisedir veya gölgedir. Bütün insanların cesedleri bundan dolayı yerden biterler. Sonra Sur’a diğer bir üfürüşle üfürülür ve birde bütün insanlar ayakta bakıp dururlar.
Sonra denilir: ‘Ey insanlar! Rabbinize doğru gelin. ’Onları durdurun, zira onlar mes’uldürler.’
(Buhari)


8 Ağustos 2016 Pazartesi

Deccal Yer Yüzüne Nasıl İnecek

Deccal Yer Yüzüne Nasıl İnecek


Deccal kimdir, yeryüzüne gelişi nasıl olacaktır? Ondan korunmamız için ne yapmamız gerekir?

Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdi ve Hz. İsa... Birincisi din, iman, ahlak, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdi ve İsa (a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu manevi kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslam Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım ravi ve alimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal

Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kainatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.

"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(1)

buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(2) Sadece Resûl-i Ekremin (a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin (asm) bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.(4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü (asm) çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslamın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen manaya göre Deccal, "yalancı, hilekar; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile batılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, "yalancı, dalalete sürükleyici"(6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkarcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları imansız yaparak hem dünya, hem de ebedi hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlaksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kafirane ve münafıkane sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, "Mesih" kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok manalar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu manalardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, "Mesihü'd-Dalale," "Sapıklık Mesihi" diye söz edilir.(7)

Süfyan

Bir hadis-i şerifte,

"ahir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek"(8)

buyurulmaktadır. Mahiyeti ise, "Sahih hadislerde bildirildiğine göre ahir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeair-i İslamiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."(9)

çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslam Deccalı Süfyan, Allah katında yegane hak din olan İslama hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedi ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.(11)

Deccal hakkında tevatür var

İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkarının mümkün olmadığını söylerler.(12) Hatta bu konuda Allame Şevkani, "Beklenen Mehdi, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkani, bu eserinde Mehdi ve İsa Aleyhisselamın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(14) Onun geleceğini inkar etmek ise en azından dalalettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?

Şüphesiz vardır. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur." şeklindeki iddiasını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:

"'Süfyan'a dair hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddei, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'an'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buhari gibi müçtehidlerin, böyle külli ve umûmi bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddei, külli bir sûrette ve umûmi bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikab etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslamiyede bir hakikat-i içtimaiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vaki ve hak bir hadise-i istikbaliyedir."(15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(16)

Bunlar arasında ahir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslam Deccalıdır. Buna -ki Hz. Ali(17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(18) ve Hz. Ali (ra) hep bu Deccalden bahsetmiştir.(19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buhari ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.

öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdi'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim (as)'siz, Firavunu Hz. Musa' (as)sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdisiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdi de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddi ve manevi istediği her türlü tahribatı yapsın, batılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, adetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,

"Cenab-ı Hak kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u azam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmediyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor; ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da Ehl-i Beyt-i Nebeviden olacaktır."(20)

Kaynaklar:

(1) Müslim, Fiten: 126.
(2) Ramûzü'l-Ehadis, s. 518.
(3) Buhari, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101.
(4) Müslim, Fiten: 125; Tirmizi, Kitabü'l-Menakıb: 70.
(5) Buhari, Kitabü'l-Meğazi: 64.
(6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (Kahire: 1313), 5:372.
(7) el-Heytemi, Mecmaü'z-Zevaid-I-VIII (Beyrut: 1403/1982), 7:348.
(8) Hakim en-Nisaburi, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (Beyrut: Daru'l-Marife, ts.), 4:520; Kenzü'l-Ummal, 14:272.
(9) Alaeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindi, Kenzü'l-Ummal (Beyrut: 1989), 11:125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fi Tefsiri'l-Kur'an, I-X (İstanbul: 1330), 8:197.
(10) Müslim, Fiten: 125.
(11) Nursi, Sözler, s. 158.
(12) el-Münavi, Feyzü'l-Kadir (Beyrut: 972), 3:537; Said Havva. el-Essas fi's-Sünne-İslam Akàidi. çev. M. Ahmed Varol, Orhan Aktepe v.d. (İstanbul: Aksa Yayın-Pazarlama, 1992), 9:335.
(13) Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Essas fi's-Sünne, 9:335-336.
(14) Sarıtoprak, A.g.e., s. 67.
(15) Şualar, s. 360.
(16) Buhari, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1.
(17) Gazali, A.g.e., 1:59
(18) Berzenci, el-İşaa fi Eşrati's-Saa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubi, s. 133-134; Şualar, s. 501, 504.
(19) Şualar, s. 501.
(20) Mektûbat, s. 425


Deccalın Belirgin Özellikleri Nedir

Deccalın Belirgin Özellikleri Nedir


Deccalın Özellikleri Nelerdir?

"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."

(1) hadis-i Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir.

Korkunç bir tahribatın öncüsü olan Deccalı tanımanın, manevi hayatımız açısından önemi büyüktür. Bu suretle onun şerrinden korunabilir, manevi dünyamızı tehlikelerden kurtarabiliriz.

Onu tanımamak, tanıyamamak ise hem büyük bir gaflet, hem de birçok riski berebarinde getiren büyük bir felakettir. Madem ki onun gelişi kainatın en büyük hadiselerinden birisidir. Madem ki o firavunların, nemrutların yapamadığı tahribatı yapmaktadır. öyleyse onu tanıma yolunda özel bir gayret sarf etmelidir. Besmele gibi heryerde, her vesileyle adı anılan, herşeyin önüne geçirilen, devamlı muhabbeti telkin edilen, alemi İslama ve istikbale pek acı tesiri olan bu müthiş adamın mahiyetinin ne olduğunun bilinmesi için “binler adam hapse girse, hatta idam olsalar, din-i İslam cihetiyle yine ucuzdur.” Onun mahiyetinin okunup öğrenilmesiyle en mütemerridler bile mutlak inançsızlıktan, bir derece kurtulur, küfründe şüpheye düşer, mağrurane ve cür'etkarane tecavüzlerini tadil ederler.(2)

Deccala bile bile taraftar olmak felaketlerin en büyüğüdür, manen ölüm demektir.

Halkın yüzde sekseni ehl-i tahkik olmadığı için hakikate doğrudan nüfuz edemez. Ancak alimlere bakar, onları taklid ederler. Peki, ya alimler de hakikati bulamamışlarsa? Eğer alimler de ifrat ve tefrite düşüyor, yanlış kanaatler içerisine giriyorlarsa, halk da doğruyu bulamayacak, şüphe ve tereddütlerden kurtulamayacaktır.

Ne yazık ki, bu konuda dünden bugüne ifrat ve tefritler olagelmiştir. Geçmişte ve günümüzde yaşayan bir kısım alimler, Deccalın harika birkısım özelliklerine bakıp böyle bir şeyin olamayacağını söyleyecek kadar ileri giderlerken, bazı alimler de hiçbir tevil ve tefsire girmeksizin Deccalı hadislerde anlatıldığı şekliyle aynen bekleme yolunu seçmişlerdir. Birinciler imkansızlığını belirtirlerken, ikinciler Allah'ın kudreti açısından herşeyin mümkün olduğunu, O diledikten sonra böyle bir Deccalın gelmesinin imkansız olmayacağını söylemişlerlerdir.

Oysa, normal şartlarda, bir insanın minareden daha yüksek olmasının, alnında kafir yazısı bulunmasının, kırk günde dünyayı gezmesinin, eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafenin 40 arşın olmasının, bağırdığında bütün dünyanın duymasının aynen gerçekleşmesi mümkün değildir. Eğer bu özelliklerde bir adam gelse, herkes onun Deccal olduğunu bilir, bu da imtihan sırrına ters düşer.

Ama, bunları Resulullah bildirdiğine göre inkar etmeye de imkan yoktur. Bir bir gerçekleşecektir. Ancak tevilleri bilinmelidir ki akıldan uzak görülmesin, ne kadar yerinde ve hikmetli olduğu anlaşılsın.

O halde önemli olan Deccalı nasılsa öyle öğrenmektir. Bu önemi sebebiyledir ki, İslam alemleri daha küçük yaşlardayken çocuklara Deccalle ilgili bilgilerin verilmesini, hatta okullarda ders programlarında yer almasını istemişlerdir.

Deccal kolayca nasıl tanınır?

Elbette ümmetini her an ve herkesten çok düşünen, onların sevincini sevinç, ıstırabını ıstırap edinen Allah Resulünün, ona karşı ümmetini uyarmaması; onun mahiyet, özellik, fonksiyon ve icraatını bildirmemesi düşünülemez. İnsan, İslami bir hayatı esas alır ve hadislerde verilen bilgileri göz önüne alırsa onu tanımak zor olmaz.

Bir hadis-i şerifte, "Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceğine"(3) dikkat çekilmiştir. Güçlü bir imana dayalı İslami bir hayat, münafıkane hareket eden Deccalla onunla mücadeleyi esas alan Hz. Mehdiyi göstermede zorlatmayacaktır.

Hadis-i şeriflerinde onun göze çarpan, en dikkat çekici özelliklerini bildirerek ümmetini teyakkuza davet ettiğini görmemek mümkün değildir. Birçoğu müteşabih ve mecaz yolla anlatılmış olan bu tip hadisleri, hadis uzmanları izah, tevil ve tefsir ederek net bir şekilde gözümüzün önüne sermiş, işimizi kolaylaştırmışlardır.

Evet, Allah Resulü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum"(4) diye düşüncesini belirtmekten de geri kalmamıştır. çünkü iman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, karıştırma her zaman söz konusudur.

a. Yahudiliği

Deccal Yahudidir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudi oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudiler de zaten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alusi tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudiler, Resulullaha (a.s.m.) gelmiş, "ahirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü'min Suresinin 56. ayetini göndermişti.

Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudilerin, Resulullaha şöyle dedikleri bildirilir:

"Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, ahirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hakim olacak, artık mülk ve saltanat da bize geçecek."

Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—ayette Allah, onlara şu cevabı vermişti:

"Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın ayetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, asla erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde taşıyorlar. Sen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür."

b. Vücut yapısı

Deccal cüsseli, heybetli(5) kızıl renkli,(6) kıvırcık saçlı,(7) ensesi kalın ve alnı geniş(8) bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır.(9) Alnında "kafir" yazısı vardır.(10) Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır.(11)

Bir insanın alnında açık açık kafir yazısının bulunması, herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. öyleyse bununla başka bir mana kastedilmiş olmalıdır. Şualar'da buna şöyle tevil getirildiğini görüyoruz:

"Bunun bir tevili şudur ki: o Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup, herkese de giydirir. Fakat, cebir ve kànun ile tamim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah, ihtida eder (hidayete gelir); daha herkes, yalnız istemeyerek onu giymekle kafir olmaz."(12)

c. Tek gözlülüğü

Deccal tek gözlüdür.(13)

Resullullah birgün Deccaldan söz açarak, “Şüphesiz, ben sizi, ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh da (a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki, o kördür, Halbuki Allah asla kör değildir."(14) buyurmuşlardı.

“Kör olduğu halde insanlara, "Ben sizin Rabbinizim' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir (yaratıklara benzemekten, her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”(15)

“Allah kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”(16) "Silik gözlüdür."(17)

Rivayetlerde Deccalın gözünün yeşil renkli bir cama,(18) ve parlak bir yıldıza benzetildiği de görülmektedir.(19)

Kurtubi bu rivayetlere dayanarak, Deccalın iki gözünün de kusurlu olduğunu, bir gözünün nurunun çekilmiş, diğerinde de yaratılıştan bozukluk olduğunu söylemektedir.(20)

Bu körlüğün onun kalb gözünün kör olduğu anlamına geldiği de belirtilmiştir.(21)

Mevlana ise, "İnsan heva ve gazab sebebiyle kör olur" derken bu körlüğün başka bir yönünü nazara verir.

Folklörde ise tek gözlülüğün kötüler ve zorbalar için kullanıldığını görüyoruz. Deccal için kullanılan tek gözlülük de "herşeyin kötüsü" anlamına gelmektedir. Arap folklöründe "gözleri cam gibi" tabiri de kadınlara düşkün kimse için kullanılmaktadır.(22)

Tek gözü kör anlamına gelen Arapça a'ver kelimesinin "içinde asla hayır bulunmayan kimse" için de kullanılması(23) oldukça manalıdır.

Nitekim Muhammed Abduh, Deccalı hurafelerin, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behi ise Deccalın çıkışını, toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması ve materyalizmin hakimiyet kurması olarak değerlendirir ve "Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür" der. Muhammed Esed'e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören, maneviyata kapalı, bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed'in bu yorumu, Bediüzzaman'ın gerçek İsevilikten uzaklaşan Batı için kullandığı, "Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör deha"(24) ifadesiyle uyum arz etmektedir.(25)

Bediüzzaman ise Büyük Deccalın bir gözünün kör, diğerinin ona nisbeten kör hükmünde olduğunu, gözünde ispirtizma nev'inden büyüleyici bir manyetizma, İslam Deccalının da, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunduğunu söylerken(26) bunları şöyle yorumlamaktadır: "Hatta rivayetlerde, 'Deccalın bir gözü kördür' diye, nazar-ı dikkati gözüne çevirerek, büyük Deccalın bir gözü kör; ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kafir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek birtek gözü var ve akibeti ve ahireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder."

Bu izahlardan sonra Bediüzzaman, "Ben bir manevi alemde İslam Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkar-ı mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesata hücum eder. Avam-ı nas hakikat-i hali bilmediklerinden, harikulade iktidar ve cesaret zannederler"(27) der.

Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi'nde ise bu konuda şu ifadelere yer verildiğini görüyoruz:

"Deccalın yol açtığı ahirzaman fitnesinin, en bariz ve en mühim vasfı dine karşı olmasıdır. ahirzamanda ortaya çıkacak bir kısım beşeri (hümanist) görüşler ve değerler, dinin yerini almaya çalışacaktır. Kendisine resmen din denmese bile ortaya attığı sistemi, kurmaya çalışacağı nizamıyla akide nokta-i nazarından aynen bir din hüviyetini alacaktır. Bu yeni din, beşer üstünde mevcut her çeşit İlahi hakimiyeti kaldırmak için inkar-ı uluhiyeti akidesine temel yapar.

Her çeşit dini değerlerin yerine beşeri bir put (heva) dikmeye çalışır. Temel mabudu madde ve insan olan ladini bir dindir. Hadis-i şeriflerden ladini olanların İslamiyeti ortadan kaldırmaya çalışacakları ve mü'minlerin çeşitli hakaretlere maruz kalacakları anlaşılmaktadır. Bunların hem geçmişte, hem günümüzde aynen çıktığı şüphesizdir."(28)

Acaba Deccalın bir gözünün kör olmasının özellikle bildirilmesinin hikmeti ne olabilir? Müslümanların kolayca onu tanımalarını sağlamak için olabilir. Tanısınlar ki, gösterebileceği harikuladeliklere, hilelere, büyüleyiciliğine aldanmasınlar. Gerek maddeten kör olduğunu ve gerekse ahireti inkar edip dünyayı gaye-i hayat yaptığını görenler onu tanımakta güçlük çekmezler, münkirliğini hemen fark eder, kusurlu haliyle kendini ilahlaştırmasına sadece gülüp geçerler.

d. çocuğunun olmaması

Resul-i Ekrem (a.s.m.), Deccal konusunda ümmetini dikkate davet ederken, zaman zaman Sahabilerinin, Deccal hakkında, merak ve korkuyla sordukları sorulara da cevap vermiş, tanımada zorluk çekmemeleri için özelliklerini anlatmıştır.

Bunlardan biri de onun çocuğunun olmayacağıdır.(29) Onun bu hali, Kevser Suresindeki "ebter," yani "soyu kesik" tabiriyle bütünüyle uygunluk arz etmektedir. Surenin, ayrıca ebced hesabıyla ona işaret ettiği belirtilmektedir.

e. Minareden yüksek oluşu

Rivayetlerden Deccalın fevkalade büyük, hatta minareden daha yüksek, Hz. İsa'nın da ona nisbeten çok küçük olduğunu(30) öğreniyoruz. Hatta Hz. İsa onu öldüreceği vakit, on arşın yukarıya atladığında ancak kılıcıyla dizine vurabilmektedir. Demek ki Deccal Hz. İsa'dan on yirmi misli daha büyüktür.

Hz. Ali'nin belirttiğine göre Süfyan da cüsseli biridir. önce etrafını yakıp yıkar, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup eder.(31)

Tamamen maddeci, tabiatçı, Allah'ı inkar eden, kendinde bir nevi sahte tanrılık tahayyül eden, heykellerine rükua vardırır gibi boyun büktüren Deccalın boyunun minareden daha yüksek gösterilmesi, Hz. İsa'ya göre çok büyük olması, iktidar ve icraatının büyüklüğüne, maddi ve siyasi gücünün fazlalalığına işaret eder.

Rivayetlerden, ahirzamanda çıkacak şahısların fevkalade iktidarlara sahip olduğunun anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri manevi şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'yı mağlup eden Japon başkumandanının suretinin, bir ayağının Büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port-Artür kalesinde gösterildiğini, bu suretle şahs-ı manevisinin dehşetli büyüklüğünün o şahsiyetin mümessilinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır.(32)

Diğer bir yerde ise şu teviline rastlıyoruz:

"'La ya'lemü'l-gaybe illallah (Gaybı ancak Allah bilir) bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselamı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti (mücahid ruhani cemaatinin sayısı), Deccalın mektepçe ve askerce ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir."(33)

Kastamonu Lahikası'nda da yukardaki hadisi hürafe ve muhal gören zındıkları susturur, onu görünürdeki anlamıyla aynen gerçekleşecekmiş gibi itikad eden zahiri hocaları da ikaz eder tarzda farklı manalarından bir tanesinin gerçekleştiğini söyleyen Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşında ortaya çıkan tabloyu nazara verir. İseviliği muhafazaya çalışan bir hükümetle, resmen dinsizlik ve Bolşevizme yardım eden, pis menfaati için Müslümanlar arasında ve Asya'da dinsizliğin yayılmasına taraftar olan fitnekar ve cebbar hükümetler ve taraftarlarının şahs-ı manevileri cisimleştiği takdirde üç cihetle hadis-i şerife uygunluk arz ettiklerini söyler:

Birinci cihet: Hakiki İsevi dinini esas tutan İsevi ruhani cemaatiyle onlara karşı dinsizliği yaymaya başlayan cemaat, ayrı ayrı birer vücut giyecek olsalar, birincisi ikincisine göre minare boyundaki bir insanın yanındaki bir çocuk kadar da kalmaz.

İkinci cihet: Resmi ilanıyla, "Allah'a dayanıp dinsizliği kaldıracağım, İslamiyeti ve İslamları himaye edeceğim" diyen ve yüz milyon küsür nüfusuyla dört yüz milyona yakın bir nüfusa; Bolşeviklere, müttefikleri olan çin ve Amerika'ya galibane ve öldürücü darbe vuran hükümetteki muharip cemaatin şahs-ı manevisiyle, mücadele ettikleri dinsizlerin şahs-ı manevisi cisimleşse, minare boyundaki bir insana nisbeten küçük bir insan gibi kalır. "Deccal dünyayı zabt eder" şeklindeki rivayet, "Dünya ekseriyetle ona taraftar olur" demektir. Nitekim öyle de olmuştur.

üçüncü cihet: Avrupa içerisinde dörtte bir bile yer işgal etmeyen, dine dayanıp Hz. İsa'nın vekaletini dava ederek Asya, Afrika, Amerika ve Avusturalya'ya karşı galibane savaşan bir hükümetin şahs-ı manevisiyle diğerlerinin şahs-ı manevileri bir insan suretine girseler, hadis-i şerifin farklı manalarından birisi daha kendini göstermiş olacaktır.(34)

İktidarlarının fevkalade ve harika görülmesinin diğer bir sebebini ise şöyle izah eder Bediüzzaman:

“Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat (nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalade bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”(35)

Rivayetlerde her iki Deccalın da harikulade icraat, fevkalade iktidar ve heybetli gösterilmeleri, hatta bedbaht bir kısım kimselerin onlara ilahlık isnad etmelerinden bahsedilir.(36)

Şualar'da bunun da dört cihet ve sebebi—özetle—şöyle anlatılır:

Birincisi: İstidrac eseri olarak, müstebidane olan koca hükümetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukua gelen gelişme ve iyilikler, haksız olarak kendilerine isnad edilerek, şahıslarının binlerce adam kadar bir iktidara sahip olduğu sanılır.

İkincisi: Her iki Deccal da, büyük bir istibdad, büyük bir zulüm, büyük bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, iktidarları da büyük görünür. öyle bir istibdad sürerler ki, kànunlar perdesi altında herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hatta elbisesine müdahale ederler.

üçüncüsü: Her iki Deccal da, İslama ve Hıristiyanlığa şiddetli bir intikam besleyen gizli bir Yahudi komitesinin yardımını, kadın hürriyetlerini maske olarak kullanan bir komiteyi, İslam Deccalı da mason komitelerini aldatıp desteklerini kazandıklarından, iktidarları dehşetli bir iktidar zannedilir. "Hem bazı ehl-i velayetin istihracatıyla anlaşılıyor ki, İslam devletinin başına geçecek olan Süfyani Deccal ise; gayet muktedir ve dahi ve faal ve gösterişi istemiyen ve şahsi olan şan ve şerefe ehemmiyet vermeyen bir sadrazam ve gayet cesur ve iktidarı metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur, onları teshir eder (emri altına alır).

Onların fevkalade ve dahiyane icraatlarını, riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnad ve o vasıta ile koca ordunun ve hükümetin teceddüt (yenilik) ve inkılab ve Harb-i Umumi inkılabından gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyatı şahsına isnad ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar tarafından işaa ettirir (yaydırır)."

Dördüncüsü: Büyük Deccalın ispirtizma nev'inden teshir edici (büyüleyici) özellikleri bulunur. İslam Deccalının da gözünde teshir edici bir manyetizma vardır. Sadece dünyayı maksat edinen bu münkir, mutlak inançsızlıktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesata hücum eder. İşin hakikatini bilmeyen halk, bunu harikulade bir iktidar ve cesaret olarak görür.(37)

f. Kırk günde dünyayı gezmesi

Rivayetlerden, Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulade bir eşeğe sahip olduğunu öğreniyoruz.(38)

Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. (yaklaşık 27 m).(39)

çağdaş bazı alimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde “yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü gibi dürülmesi (öylesine hızlı gitmesi)(40) bundan olsa gerek.

"Deccal önüne bulutu katan rüzgar gibi hızlı gider"(41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını, sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz.

Allah Resulü, kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir.(42)

Şualar'da da belirtildiğine göre, Deccal zamanında haberleşme ve seyahat araçları o derece gelişir ki, bir hadise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde dünyayı dolaşabilecek, yedi kıtasını, yetmiş hükümetini görebilecek ve gezebilecektir.

Bu rivayet aynı zamanda keşfedilmeden on asır öncesinde tren, otomobil, otobüs ve uçak gibi araçlardan mucizane haber vermektedir.

Ancak Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, aksine gayet müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Gezmesi de her yeri istila etmek için değil, aksine fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Bindiği eşeği de bir kulağı Cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı Cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiştir. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını da ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği dehşetli bir otomobil veya uçak veyahut da daha başka birşeydir.(43)

Konuyla ilgili Bediüzzamanla talebeleri arasında geçen enteresan bir hatırayı da buraya alalım: İnebolulu Ziya Dilek, gelişen hadiseler ışığında Deccalın çıktığına inanmaktadır. Ancak bazı müteşabih hadisleri anlamakta da zorlanmaktadır. Bunlardan biri şöyle: "Deccalın eşeğinin kulakları fil kulağı gibi kocaman, ayakları yumuşak olacak. Yürürken de şiddetli bir ses ve pis bir konu çıkaracak." Konuyu bir ziyaretlerinde Bediüzzaman'a sorarlar. O da şu cevabı verir: "Kardaşım, şu bindiğiniz otomobil bir parça o tarife benzemiyor mu? Bunun da kapıları fil kulağı gibi, ayakları (lastikleri) yumuşak ve giderken de arkasından hem bir pis koku, hem de ses çıkarıyor."(44)

Eski zamanın zındıkları bu tip rivayetleri imkansız görüp inkara kalkarlarken, şimdikiler de normal görmektedirler.(45)

g. Harikuladelikleri

Deccalın bir kısım harikuladelikleri vardır. Sihir, manyetizma, ispirtizma gibi istidraci harikalarla kendini muhafaza eder, birçoklarını emri altına alır.(46)

Peki, Deccal inançsız biri olduğu halde nasıl olur da böylesine olağanüstülükler gösterebilir ?

Bilindiği gibi kafirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere "istidraç" denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz, sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabii bunu şerre alet ettikleri için baskı kurar, etkili olur, etraflarında o ölçüde de insan toplarlar.

Deccal da böyledir. Ebu Hanife'nin dediği gibi ondaki bu haller istidraç kàbilindendir.(47) Her ne kadar Firavun gibi ilahlık davasında da bulunsa, birkısım harikuladelikler de gösterse, nihayet Deccal doğup büyüyen, beşeri özelliklere sahip bir yaratıktan başka birşey değildir. Ve imanlı gönüller onun bu hilekarlığını anlamakta zorlanmazlar.

Deccala birçokları boyun büktükleri halde gençlik dolu bir mü'min karşı çıkar. Deccal da onu başından ikiye böler. Sonra da diriltip iman etmesini ister. Fakat tam aksi mü'minin onun Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir. Resulullahın ahirzamanda çıkacağını bildirdiği Deccalın o olduğuna şahit olur. Bunun üzerine Deccalın gücü gider, artık kimseyi öldürüp diriltemez hale gelir.(48)

Bunu yine mecaz olarak düşünmek mümkündür. Halimi (öl. 1012) ise Deccalın öldürüp diriltmesinin bir çeşit tedavi yoluyla olacağını söylemektedir.(49)

h. Cennet ve cehenneminin bulunuşu

Kur'an-ı Kerimde meşhur bir Talut kıssası vardır. Talut askerleriyle birlikte bir nehir imtihanına tabi tutulur.

Deccalın yanında da iki nehir vardır ve ahirzamanın insanları da bu nehirlerle imtihan edilirler.

Deccalın iki nehrine geçmeden önce, aralarındaki benzerlikleri anlama açısından Talut'un nehir kıssasına bir göz atalım.

Her devirde zulüm ve işkenceye maruz kalan İsrailoğulları, Hz. Musa'dan (a.s) sonra yine sıkıntılarla başbaşa kalmış, düşmanlarıyla baş edebilmek için peygamberlerinden bir kumandan istemiş, “Bize bir kumandan tayin et de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi.

Peygamberleri onlara şu ikazı yaptı: “Sakın, üzerinize savaş farz kılındıktan sonra harp etmekten kaçınmayasınız.”

Onlar, “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım” demişlerdi. “Biz ki yurdumuzdan çıkarılmış, evladlarımızdan ayrı düşürülmüşüz.”

Fakat onlara savaş farz kılındığında az bir kısmı hariç hepsi sözlerinden döndüler.

Allah, onlara Talut'u kumandan tayin etti. Talut, ordusuyla düşmana yürüdü. Bir nehre geldiler. İşte o anda önceki imtihanlarına bir imtihan daha eklenecekti. Talut dedi ki:

“Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim o nehrin suyundan içerse benden değildir. Kim ondan içmezse şüphesiz o bendendir. Ancak bir avuç içmenin zararı yoktur.”

Onlardan pek azı müstesna, geri kalanı o nehrin suyundan içtiler. Talut ve beraberindeki mü'minler nehri geçince, kalanlar, ‘Bugün bizim Calut ve askerine karşı koyacak gücümüz yok' dediler. ahirete inanıp Allah'ın huzuruna çıkacaklarını bilenler ise onlara şöyle cevap verdiler: ‘Nice az topluluklar, nice kalabalık topluluklara galip gelmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir.'

Onlar Calut ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında ise, ‘Ey Rabbimiz,' dediler. ‘üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sabit kıl. Ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.”

Sonra Allah'ın izniyle düşmanı hezimete uğrattılar. Davud da Calut'u öldürdü.

Bu hadise Bakara Suresinin 246-251. ayetleri arasında anlatılır.

Şimdi de Talut'la Hz. Mehdinin benzerliklerine geçelim.

Talut, cesur, gözüpek büyük bir komutandı. Hz. Mehdi de en şirret düşmanlara karşı dahi gözünü budaktan esirgemeyen bir maneviyat komutanı.

Talut ve askerleri nehirden su içmemek üzere imtihana tabi tutulmuşlar, su içenler güç ve takattan düşüp yığılıp kalmış, içmeyen az bir grup ise kahramanca düşmanla çarpışıp galip gelmişti.

Hz. Mehdi ve askerleri, yani talebeleri de Deccalın nehirleriyle imtihana tabi tutulacaklar. “Sayıları Talut'un askerlerinin sayısı kadar”(50) olan "ihlas, sadakat ve tesanüd"ü esas tutan, nefsine hakim bu iradeli grup, onun tatlı sulu nehrinin aslında ateş, parlak bir ateş gibi görünen nehrinin ise soğuk su olduğunu görüp tatlı sudan içmeyeceklerdir. İçenler de imtihanı kaybedeceklerdir.

Şimdi Resulullahın bahsettiği Deccalın bu iki nehrine geçelim.

Bir gün Allah Resulü (a.s.m.), Sahabilerine Deccalı anlatırken, "Ben Deccalın yanında neler bulunduğunu, kendisinden daha iyi bilirim" diye söze başlıyor ve şunları anlatıyor:

"Onun yanında akan iki nehir vardır. Biri dış görünüşüyle beyaz bir sudur. Diğeri de parlak bir ateş olarak görülür. Kim ona yetişirse, ateş olarak görünen nehrin yanına varsın ve başını eğip ondan içsin. Zira bu parlak ateş gibi görünen nehir, soğuk bir sudan ibarettir."(51)

Başka bir rivayette Deccalla birlikte su ve ekmek dağlarının bulunduğu da belirtilir.(52)

Müslim'de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu, cehenneminin cennet, cennetinin de cehennem olduğu bildirilir.(53) Kendine tabi olanları cennetine, tabi olmayanları da cehennemine atar.(54)

alimler, bu hadisleri yorumlarken, Deccalın kendisine boyun bükmeyen mü'minleri eziyet ve işkencelere atacağını belirtirler. Aliyyü'l-Kari, "Onun suyu nimet ve lezzet, ateşi de meşakkat, azap ve elemdir"(55) der. Deccalı tanımayan mü'minlerin sıkıntı, bela, çile ve meşakkat içerisinde kalacaklarını, buna rağmen Allah'ın lütuf ve ihsanıyla rıza, şükür ve sabır gösterecekleri anlatır.(56)

Bir hadis-i şerifte bu durum anlatılırken, Deccalı tanımayan, reddeden topluluğun kıtlığa maruz kalacağını, mallarına el konulacağını, aksine onu kabul edenlerin nimetlere mazhar olacakları açıkça bildirilmektedir.(57)

Askalani de cennetten maksadın lezzet ve nimet, cehennemden maksadın da işkence ve azap olabileceğini belirtmektedir.(58)

Elindeki maddi güç ve imkanla, zeka ve kurnazlığıyla istibdat kuran Deccal, kendini kabul etmeyen bir kavmi kıtlık belasına atar, ellerinde hiçbir mal bırakmaz.(59)

Evet, fitneyi en büyük koz olarak kullanan Deccal, medeniyetin zevk ve eğlencelerini, nefsin hoşuna gidecek her şeyi taraftarlarının, dostlarının önüne serer, onları makam, mevki ve maddi imkanlarla el üstünde tutar, refah ve saadet sunar, yani onlara bir nevi cennet hayatı yaşatır. Kendini tanımayan kimseleri yokluk, azap, işkence ve sıkıntılara atar, hayatlarını zindana çevirir. Hapishaneler onun zamanında bir nevi cehenneme döner.

Onun zamanında okullar huri ve gılmanın çirkin bir sureti, hapishane de azap yeri ve zindan haline dönerken, onun merkebinin, yani bindiği trenin bir kulağı, yani bir tarafı dostları için ziyafet alanı, diğer kulağı da, ateş ocağı olur.(60)

ı. Bilginleri kendine bende etmesi

Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir alim olacak; ilim ile dalalete düşer. Ve çok alimler ona tabi olacaklar."(61)

çağımız alimlerinden Muhammed Gazali, Deccalı tabiat ilimlerine vakıf bir Yahudi alimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudilerin vicdanını temsil ettiğini söyler.(62)

Bediüzzaman'ın belirttiğine göre ise Deccal birkısım padişahlar gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde, zekaveti, fenni ve siyasi ilmiyle o mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok alimin aklını emri altına alır, etrafında fetvacı yapar. Birçok öğretmenleri de kendine taraftar eder, dinderslerinden soyutlanan milli eğitimi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.(63)

Birer İslam Deccalı olan Cengiz ve Hülagu; Cafer Hoca, Danişmend Hacip gibi hocaları destekçi buldukları gibi, büyük Deccalla Süfyan da bir kısım hocaları kendilerine fetvacı edineceklerdir.

i. Bağırınca bütün dünyanın duyması

Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır, nara atar ki, Doğu ve Batının bütün halkı onu duyar.(64) İslam Deccalı öldüğünde de, ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da Dikilitaş'ta "O öldü!" diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.(65)

Normal şartlarda bir insanın sesi ne kadar gür olursa olsun, sesini dünyaya duyurması mümkün olmaz. Böyle olsa bu insan yaratılışına ve imtihan sırrına ters düşer. çünkü o zaman Deccalı herkes tanır.

Madem ki bunu Resul-i Ekrem (a.s.m.) bildirmiştir; doğrudur, haktır. Ama te'vili vardır. Bugün artık herkes biliyor ki, radyo, televizyon gibi cihazlarla herhangi bir konuşma, hem de anında dünyanın dört bir yanında işitilebilmektedir. Demek ki, Deccal, teknolojinin böylesine geliştiği bir devirde çıkacak, bunlardan da faydalanarak icraatını sürdürecektir.

İşte Deccalın kuvvetli görünmesinin sebeplerinden biri de, bu harika alet ve cihazlardan faydalanması, suistimal etmesidir.

Yeri gelmişken Resulullahın, keşiflerinden yüzyıllarca önce telgraf, telefon, radyo, televizyon gibi cihazların keşfedileceğine ve Deccalın böyle bir zamanda geleceğine işaret etmesini onun ap açık gaybi bir mucizesi olarak tecelli ettiğini belirtelim.

j. Elinin delik olması

Deccalın elinin delik olması ise, onun israfa düşkün birisi olduğunu gösterir. "Falan adamın eli deliktir" dediğimizde, onun müsrif birisi olduğunu nasıl anlatmaya çalışıyorsak; Deccalın elinin delik oluşundan da, oyun, eğlence ve sefahet yolunda elinde para tutmaz bir kimse olduğunu anlıyoruz. "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur, onun damına düşer."(66)

Bediüzzaman'a Daru'l-Hikmeti'l-İslamiyede iken Süfyan'dan sorarlar: "Bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hadise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek."

O da şu cevabı verir: "Bir darb-ı mesel var: çok israflı adama 'Eli deliktir' denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zayi oluyor' deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtela olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak."(67)

k. Fitnesinin cazip olması

Bir rivayette bildirildiğine göre, "Fitne-i ahirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hakim olamaz."(68) Bu sebepledir ki, mü'minler kabir azabından sonra, "Bizi Deccalın ve ahirzamanın fitnesinden koru" (69) duasını vird-i zeban etmişlerdir.

çünkü o fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftun eder; insanlar istekleriyle, belki zevkle içine atılırlar. Mesela o devirde Rusya'da hamamlara kadın erkek beraber çıplak girerler. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten meyyal olduğundan, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Fıtraten güzelliğe düşkün erkekler de nefsine mağlup olup, o ateşe sarhoşane bir sürur ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi zamanın oyunları, büyük günah ve bid'aları, birer cazibedarlık ile, pervane gibi, nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder.(70)

Deccal, sefahetin her türlüsünden istifade eder, kendisi sefahete düşkün olduğu gibi, nefislerine düşkün insanları da cazip fitnesine çeker. Kolayca taraftar bulduğu için taraftarları çok olur.

(1) Müslim, Fiten: 126.
(2) Nursi,Şualar, s. s. 299.
(3) Tirmizi, Fiten: 56.
(4) Ebu Davud, Melahim: 14.
(5) Buhari, Fiten: 26; Müslim, İman: 277; Müsned, 2:122, 144.
(6) Buhari, Fiten: 26.
(7) Buhari, Libas: 68; Müslim, kitabü'l-Fiten: 20. Ebu Davud, Kitabü'l-Melahim: 14.
(8) Müsned, 2:191.
(9) Ebu Davud, Kitabü'l-Melahım:14.
(10) Buhari, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101-102; Tirmizi, Fiten: 62; Müsned, III:115, 211.
(11) Müslim, Fiten: 95, 101-102; Ebu Davud, Melahim: 14; Tirmizi, Fiten: 56; Müsned, III:103, 173, 201.
(12) Nursi, A.g.e., s. 358, 502.
(13) Buhari, Enbiya: 3; Rüya: 11.
(14) Buhari, Fiten: 26, Enbiya: 77; Müslim, Fiten: 95, 100, 109; Ebu Davud, Melahim: 14; Tirmizi, Fiten: 56, 62; Müsned, 1:176, 182; II:27, 149.
(15) Müsned, 3:367-368.13
(16) Buhari, Fiten: 26; Müslim, Kitabü'l-Fiten: 20; Müsned, II:33.
(17) Ebu Davud, Kitabü'l-Melahim (Deccalın çıkışı babı) 4:116-117.
(18) Müsned, 5:123-124.
(19) Müsned, 1:374; 3:79.
(20) Kurtubi, et-Tezkire fi Ahvali'l-Mevta ve'l-ahire, I-II (Kahire: 1406/1985), 2:397-398.
(21) Ali el-Kari, Ali bin Sultan el-Herevi, Mirkatü'l-Mefatih (Kahire: ts.), 5:190.
(22) Sarıtoprak, A.g.e., s. 128.
(23) İbni Manzur, Lisanü'l-Arap, a-v-r md.
(24) Nursi, Lem'alar, s.
(25) Sarıtoprak, A.g.e., s. 117.
(26) Nursi, Şualar, s. 499.
(27) A.g.e., s. 513-514.
(28) Canan, A.g.e. (İstanbul: Akçağ Yayınları, 1992), 13:458.
(29) Müslim, Fiten: 89.
(30) el-Münavi, Feyzü'l-Kadir Şurhu Camii's-Sağir, I-IV. Beyrut: 1392 (1972), Hadis no: 4249; el-Heytemi, Mecmaü'z-Zevaid ve Menbaü'l-Fevaid, I-VIII (Beyrut: 1403/1982), 8:344.
(31) el-Berzenci, es-Seyyid eş-Şerif Muhammed bin Resul, el-İşaa fi Eşrati's-Saa (Kahire: Selimağa Kütüphanesi, No: 582, ts), s. 167, 168.
(32) Nursi, Şualar, s. 505.
(33) A.g.e., s. 508.
(34) Nursi, Kastamonu Lahikası, s. 53-54.
(35) Nursi, Şualar, s. 492.
(36) Kenzü'l-Ummal, 14:334.
(37) Nursi, A.g.e., s. 513-515.
(38) Kenzü'l-Ummal, 14:330.
(39) Müsned, 3:367-368; Hakim, Müstedrek: 4:530.
(40) Hakim, Müstedrek: 4:529-530.
(41) Müslim, Fiten: 110; Ebu Davud, Melahim: 14; Tirmizi, Fiten: 59; İbni Mace, Fiten: 33, Müsned, 6:455-456.
(42) Müslim, Fiten: 91.
(43) Nursi, A.g.e., s. 509.
(44) Necmeddin Şahiner, Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi'yi Anlatıyor (İstanbul: Yeni Asya Yayınları, 1993), II:242-243.
(45) Kastamonu Lahikası, s. 53.
(46) Nursi, Şualar, s. 506.
(47) İmam-ı Azam Ebu Hanife, el-Fıkhu'l-Ekber, (Kahire: ts), s. 5.
(48) Buhari, Fiten: 27; Fezailü'l-Medine: 9; Müslim, Fiten:110, 112-113; İbni Mace, Fiten: 33; Tirmizi, Fiten: 59; Müsned, 5:434-435; 6:456.
(49) Sarıtoprak, A.g.e., s. 84.
(50) el-Bürhan, s. 57.
(51) Buhari, Fiten: 25, Enbiya: 50; Müslim, Fiten: 105 (H. 2935); Ebu Davud, Melahim: 14 (H. 4315).
(52) Buhari, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 114; İbni Mace, Fiten: 33; Müsned, 4:248, 252.
(53) Müslim, Fiten: 20.
(54) Müslim, Fiten: 104; İbni Mace, Fiten: 33.
(55) ez-Zebidi, Zeynüddin Ahmed bin Ahmed bin Abdi'l-Latif, çev. Kamil Miras, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi (Ankara: DİB Yayınları, 1973), 9:184.
(56) Aliyyü'l-Kari, Mirkat, 5:196.
(57) Müslim, Kitabü'l-Fiten: 110.
(58) el-Askalani, Fethü'l-Bari, 16:214.
(59) İbni Kesir, Muhtasar-ı Tefsir-i İbni Kesir Tercümesi, (Beyrut: İhyaü Türasi'l-Arabi, s. 491.
(60) Nursi, Şualar, s. 503,509.
(61) İhyaü Ulumiddin, 1:59
(62) Sarıtoprak, A.g.e., s. 121.
(63) Nursi, Şualar, s. 504.
(64) İbni Kesir, en-Nihaye, 1:96.
(65) Nursi, Şualar, s. 500.
(66) A.g.e., s. 491.
(67) A.g.e., s. 358.
(68) Fethu'l-Kebir, 1:315, 2:185, 3:9; Deylemi, Müsnedü'l-Firdevs, 1:266.
(69) Buhari, Daavat: 39; Müslim, 2:2200; Müsned, 2:185-186, 288.
(70) Nursi, A.g.e., s. 504.


25 Temmuz 2016 Pazartesi

Deccali Süfyan Hakkında Bilgiler

Deccali Süfyan Hakkında Bilgiler

“Onların Deccali Süfyan’dır, İslâmlar içinde çıkacak aldatmakla iş görecek”

Mehmet Kibar gönüldaşımızın yazısına başlık olarak kullandığı, “bi bitmediniz ya!” cümlesine katılmamak mümkün değil. Bitmek bir tarafa mitoz-mayoz fark etmez ha bire çoğalıyorlar.

Allah-u âlem,  bu durumun hikmeti yine SÜFYAN mevzuunda gizli. Meseleye aşina olmayanlar için SÜFYAN nedir bakmakta fayda görüyoruz.

SÜFYAN: Ahir zamanda, Müslümanlar içinden çıkacak, aldatmakla iş görecek ve ümmetin karanlık günler yaşamasına sebebiyet verecek, dehşetli dinsiz ve MÜNAFIK şahıs.

“Süfyan münkir biridir. Allah’ı, Kur’ân’ı, peygamberi tanımaz, İslâm adına ne varsa hepsine karşıdır. Sistemli ve münafıkâne bir tarzda iş görür. İslâm’ın ana direkleri olan inanç esaslarını kaldırmaya, yok etmeye, zayıflatmaya çalışır. “Hz. Mehdî’yi de devamlı tarassut altında tutar. Muhasarası üzerinden kalkmaz.” (İs’afür-Rağıbîn’den naklen Tılsımlar, s. 212.)”

Bir hadis-i şerifte:

“Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek” buyurulmuştur.

Yine, Hz Ali (r.a):

 “Onların Deccali Süfyan’dır, İslâmlar içinde çıkacak aldatmakla iş görecek” buyurmuşlardır.

“Çoğu kere ise, onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.” ( Müslim, Fiten: 125.)

Süfyan’la mücadele

“Hz. Mehdî, en büyük mücadelesini Hz. Ali’nin ifadesiyle İslâm’a, Kur’ân’a savaş açan, dinsiz, yalancı İslâm Deccal’ı Süfyan’a karşı verecek, mücadeleler sonucunda o­nu öldürecek, tahribatını tamir edecektir.

Hadislerde Süfyan’ın tahribatına olduğu kadar Hz. Mehdî’nin o­nunla yapacağı mücadelelere de yer verilmiştir.

O Süfyan ki, Hz. Ali’nin belirttiğine göre büyük cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkacak, sonra da, Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup edecektir. (ellşâa, li Eşrati’s-Sâe, s.167,168.)

Irak, Libya, Şam?..

Onun büyük bir cüsseye sahip olması maddî ve siyasî gücünün fazlalığına işaret eder. Nitekim rivayetlerden, âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarları olduğu anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler.

Öte yandan “Deccalın birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür” rivayetini ise şöyle tevil eder:



“Hem büyük Deccal’ın, hem İslâm Deccal’ının üç devre-i istibdatları mânâsında üç eyyam var.

Bir günü, bir devre-i hükümetinde öyle büyük icraat yapar ki, üç yüz sene yapılmaz.

İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır.

Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller o­n senede yapılmaz.

Dördüncü günü ve devresi âdîleşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır.” (Şuâlar, s. 493)

Müslim’de yer alan bir hadiste (Müslim, Kitabü’l-Fiten, 23. Bab, 113. H. (H. 2938)) Hz. Mehdî’nin Deccalle olan enteresan bir mücadelesine yer verilmektedir. Her ne kadar Mamer ve Ebû İshak gibi raviler bu zâtın Hz. Hızır olduğunu söylüyorlarsa da hadisin gelişi ve gidişinden o­nun Hz. Mehdî olduğu anlaşılmaktadır. Bu hadis-i şeriften anladığımıza göre Deccal’ın merkezde silahlı gözetleme yapan askerleri bulunmaktadır ki bu o­nun büyük bir ordu ve hükümet gücüne sahip olduğunu göstermektedir. Buna dayanarak Hz. Mehdî’yi kendine bende etmek (bağlamak) istemekte kabul etmeyince de eziyet ve sıkıntı vermekte, tesirsiz hale getirmek için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Öyle ki “sırtı ve karnı döve döve genişletilmekte,” yani o­nun dâvâsı gün geçtikçe etrafa daha da yayılmaktadır. O­nca eziyet ve işkencelere boyun bükmez, Deccal’ı tanımaz, Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir, mağlup edilmez bir edayla insanlara şöyle seslenir:

“Ey insanlar şüphe yok ki, artık Deccal bana yaptığı bu işi artık insanlardan hiçbir kimseye yapamayacaktır.”

Deccal yine o­nu öldürmek için alır. Ama o­nun boynu ile köprücük kemiği arası bir bakır levha haline geliverir ve Deccal artık o­nu kesebilecek hiçbir yol bulamaz. Sonunda o­nu iki eli ve iki ayağı ile yakalar ve fırlatıp atar. İnsanlar, Deccal’ın o­nu ateşe attığını sanırlar. Oysa o mü’min Cennet içine atılmıştır.

Bu ifadeler Deccal’ın Hz. Mehdî’yi her ne kadar öldürmek istese de bunu başaramayacağını göstermektedir. O­na diş geçiremeyecek, kılıcı da işlemeyecektir. O­nu ateşe atması ise zamanında bir nevi Cehenneme dönen zindanlara atması demektir. Ama o­nun îmanı,  o zindanı da bir nevi Cennete çevirir. Çünkü Cennet ve Cehennem her şeyden önce gönülde yaşanır. İman zindanları saraya, ateşi âb-ı hayata çevirebilecek güçte bir iksirdir. Aynı zamanda bu Deccalın Hz. Mehdî’yi en ücra, ıssız yerlere süreceğini, oraların ise bağlık bahçelik yerler olacağını da göstermektedir.

Müslim’deki hadisin sonu şöyle bitiyor: “İşte o mü’min âlemlerin Rabbi katında insanların şehadet bakımından en büyük olanıdır.”

Kalın yazılar bize ait olmak üzere, internetten alıntı yaptığımız bu bölüm, bize Mehdi ve Süfyan hakkında yeterince aydınlattı kanaatindeyiz.

Meseleye bu açıdan yanaştığımızda, “Allah korktuklarımızdan bizleri emin kılsın ve ayaklarımızı kaydırmasın” duasını her daim, ama özellikle de yaşadığımız bu şartlarda, şiddetle etmemiz gerekliliği bir kez daha kendiliğinden ortaya çıkıyor sanırım.

Ümmetin genel imtihanı bir tarafa, İBDA’ya gönül vermişler olarak da, her dönemde değişik imtihanlara tâbi tutuluyoruz. Dikkatimizi çeken bir husus – ki, bu son derece tabii- her bir imtihanda elenenlerimiz oluyor.

Hatırlanacağı üzere, KUMANDAN MİRZABEYOĞLU, dost ve düşman kutuplara, 1999 yılını “Ümmetin Kurtuluş Yılı” olarak ilan etmişti.

O dönemde, her hafta Metris Cezaevi’ne ziyarete gelen bir arkadaş bana şu soruyu sordu:

-Ya KUMANDAN’ın söylediği gibi, bu yılın sonunda kurtuluş gerçekleşmezse, o zaman ne yaparsın?

Benim cevabımsa şöyle olmuştu:

-Benim eşim bu dâvâ uğrunda yıllardır cezaevinde. Sen şimdi Metris’in böyle dolup taştığına bakma; biz burada 3 kişiyle ziyaret yaptığımızı biliriz. Biz bu yola, Kumandan’ın cezaevine girip de “1999 yılı Ümmetin Kurtuluş Yılıdır” dediği için girmediğimiz gibi, böyle bir şey diyecek diye  bekleyerek de girmedik. Kendisi böyle bir cümle sarfetmeyebilirdi de… Biz karınca misali, iman ettik. Görür müyüz, görmez miyiz Allah’ın takdir-i ilâhisi… Ama inancımız odur ki, KUMANDAN, bu misyonu gerçekleştirecek olan kişidir. O; “Şahsımı ve fikrimi riske atarak söylüyorum ki, bu yıl kurtuluş yılıdır” dediği için, bizlerde en ufak bir şüphe yok… Ha, olmadı; kaybedecek bir şeyimiz de yok! Allah ne zaman nasip ederse, ama bugün ama yarın!

Gözlerindeki şaşkınlığı fark edince, onun benimle aynı hissiyatta olmadığını üzülerek gördüm. Ve ona uyarı babında devam ettim.

-KUMANDAN böyle söylediği için inancımız tam; ama hissiyatım bana bu işin bu sene bitmeyeceğini söylüyor.

Şaşkınlığı, korkuya dönüştü.

-NEDEN? Diyebildi sadece.

-Çünkü dedim, daha bir şey görmedik, yaşamadık. Bu zafer o kadar ucuz olamaz. Allah bizi daha çoook imtihandan geçirecek.

Öyle de oldu. 1999 yılını “Ümmetin Kurtuluşu”nun başlangıç yılı olduğunu ve bu zorlu sürecin devam edeceğini ve hâlâ da ettiğini idrak edemeyenler, bahsini ettiğim arkadaşla beraber YOK OLUP GİTTİLER!

Allah (c.c.) bizleri, belki de bundan on yıl önce hiç aklımıza, hayalimize gelmeyecek şeylerle sınadı. 1991 yılında, 1. Körfez Savaşıyla birlikte göz altı ve tutuklamaların ardından ;

–Arkadaş bu işin şakası yok; bu yol ciddi riskler taşıyan bir yol! deyip, tırsıp kaçanlar mı dersiniz, çoluk-çocuk, eş-dost, ana-babayla imtihan edilenler mi dersiniz…

Son 10 yılda ise, arkadaş-dost-gönüldaş dediklerimizin kalleşçe, hiçbir insan evladına yakışmayacak tarzda, en ufak vicdanî kaygı taşımaksızın, ahde vefâ duygusundan uzak –ki ahde vefâ imândandır– halleriyle imtihan edildik.

“Varoluş” mücadelemiz kabul ettiğimiz eylemlerimizi, yalnızca,  şov yapmak ve kendimizi göstermekten ibaret eylemler olarak algılayan ve bu tür ithamlarda bulunanlar tarafından, Hint fakiri ve mazoşit ilan edildik. Bu söylemlerdeki kasıt bir tarafa, açıklama yapmaya hiç lüzum dahi görmeden diyebiliriz ki, bu paragraftaki tespitlerin hepsi tersinden doğrudur.

İş birlikçi, hain, münafık, kâfir dahi ilân edildik. Bu imtihan yalnızca bu tür söylemlere muhatap kalanlara has bir imtihan değildi elbette. Adalet duygusunun, hakikat anlayışının ırzına geçercesine sessiz kalanların da imtihanıydı.

Kendi “oluş” çilesini çeken KUMANDAN MİRZABEYOĞLU’nun derdini dert edinmek, onun davasını davamız bilmek de, “bizim oluş çilemiz”.  Bu yolda, tıpkı onun gibi bizler de yaşanılan her zorluğu “oluş” için bir sıçrama tahtası olarak kabul edip; sapmadan, yalpalamadan yürüyebilmeliyiz. Aksi takdirde “varoluş” yolunda, yok olup gideriz.

Yürüyene “DUR” demek, “UZLAŞ”, “TESLİM OL” çağrıları yapmak bizim davamıza ve dava adamlığımıza yakışmaz.

-Telegram altında ne hale geldi, görmüyor musunuz? Ne olur biraz uzlaşıyormuşuz gibi yapsak, iki “reis” desek de durumu kurtarsak zihniyeti, ideolojik şuur eksikliğinin bir göstergesi olduğu gibi, Allah korusun imânî meselelere kadar gider.

KUMANDAN MİRZABEYOĞLU,  bırakın teslim olmayı, uzlaşmayı;  en ufak bir taviz vermiş olsaydı şuan ceza evinde yatıyor olur muydu? Bir düşünün…

Daha Kartal Cezaevi’nde;

-Bana, sana başının üzerinde nurdan bir hâle verelim ve bu hâleyi bakan herkes görsün. Ama sen de bu davayı bırak, kendini bize teslim et diyorlar;  dediğinde, bu teklifi kabul etmiş olsaydı çoktan çıkmıştı. Çıkmakla da kalmayıp, şeyhlerin(!) , mürşitlerin (!) gırla gittiği şu ortamda kendisine yüz binlerce de mürit edinmişti.

Ama O, bırakın teslim olmayı, Kartal Cezaevi’nde kendisine uygulanan telegram işkencesinin daha ne olduğunu bilmediği ilk dönemlerde;

Davama zeval getirecek bir harekette bulunurum kaygısıyla, kendisini fedâ etmeyi dahi göze aldı. İşte fedâ eylemine böylesine ulvi bir sebeple karar verdi.

Bu batılla, HAKKIN savaşıdır.Eğilmek , bükülmek, zayıflık, HAKKIN savaşçılarına yakışmayacağı gibi, böyle bir durumda “ben dayanamıyorum siz de direnmeyin” demek tehlikenin boyutunu kavrayamamak demektir.

Mehdi’nin ordusu zaman zaman darbeler yiyecek, zaman zaman,            o, çetin görevi üstlenememek meyli;  can, mal mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır. Ama “onlar buna aldırmayacak” (Ramuzü’l Ehadis s. 476 İbni Mace’den)

Kaynak:http://www.adimlardergisi.com/onlarin-deccali-sufyandir-islamlar-icinde-cikacak-aldatmakla-is-gorecek/



29 Haziran 2016 Çarşamba

Mesih Deccal Hakkında En Kapsamlı Hadisler

Mesih Deccal Hakkında En Kapsamlı Hadisler

1) Mesih Deccal

Tarifi: Deccal “de-ce-le” (دَجَلَ) kökünden türemedir. Yalan söylemek, bir şeyi bir şeye karıştırmak, gizlemek, örtmek manalarına gelir.

İbni Seyyidih şöyle demiştir:

“Mesih Deccal, Yahudilerden bir adamdır. Bu ümmetin sonunda ortaya çıkar ve hakkı batılla karıştırıp hakkı gizlemeye çalışır.”

“O, taraftarlarıyla yeryüzünü karıştırır” denmiştir. Yine, “Küfrünü insanlara gizli tutar” denmiştir. Yine, “O, rab olduğunu iddia eder, bundan dolayı yalancılığı ile isim almıştır” denmiştir. Bu manaların tamamı birbirine yakın manalardır.

İbni Haleveyh şöyle demiştir:

“Ebu Amr’ın tefsirinden daha güzel Deccal’i tefsir eden yoktur. Ebu Amr şöyle tefsir eder:

‘Deccal, karıştırandır, kılıcı decele etti yani altın suyuna batırıp yaldızladığı vakit böyle söylenir.’ Çoğulu, deccalun ve decacile şeklinde gelmiştir.”

Ebu’l-Abbas şöyle demiştir:

“İnsanlara olayları karışık göstermesinden, batılı örtüp onu süslü göstermesinden bu şekilde isimlendirilmiştir. Yine Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadislerinde onu çok yalancı diye tarif etmiştir.”

Cessase Hadisi

Cessase: Saçları ve vücudundaki kılları yerde sürünecek derecede çok kıllı bir kadındır.

Ebu Davud 4328

Bu hadis-i şerifi, Fatıma binti Kays (Radiyallahu Anha), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ağzından naklediyor. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), daha önce Hristiyan iken gelip Müslüman olan sahabe Temim Ed-Darî (Radiyallahu Anh)’dan duyduğu gibi ashabına anlatıyor. Temim Ed-Darî, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in daha önce ashabına Deccal ve onun sıfatına dair anlattıklarına uygun bir olay anlatmıştı.

Burada Temim (Radiyallahu Anh) hakkında açıklama yapmamız gerekmektedir.

İmam Zehebî, Siyer-u Âlâmu’n-Nubelâ isimli kitabında şöyle anlatıyor:

“Temim (Radiyallahu Anh), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sahabesidir. Künyesi Ebu Rukiyye’dir. Nesebi, Cuzeyme oğlu Suud oğlu Harice oğlu Evs oğlu Temim El-Lihamî El-Filistinî’dir. Temim, İslam’ın dokuzuncu senesine yetişmiş ve Müslüman olmuştur.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal hakkındaki Cessase hadisini minber üzerinde ondan nakletmiştir. Temim (Radiyallahu Anh)’ın birçok hadisi vardır. Abid ve Kur’an’ı çokça tilavet eden biri idi.

İbni Sad şöyle demiştir:

“Osman (Radiyallahu Anh)’ın katlinden sonra Şam’a gidinceye dek Medine’de kalmıştır.” Yine der ki: “Ed-Dâr kabilesinin ileri gelen delegeleri on kişidir, onlardan biri de Temim’dir.”

Mesrûk şöyle anlatıyor:

“Mekke ehlinden bir adam bana şöyle dedi; Burası kardeşin Temim’in yeridir. Gece sabaha kadar namaz kıldı. Şu ayeti tekrarlayıp ağlıyordu:

“Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini iyi amel işleyenlerle bir tutacağımızı mı sandılar?”

Casiye 21

Temim (Radiyallahu Anh)’ın kabir taşı üzerinde “Hicri kırk senesinde vefat etti” yazısı olduğu söylenir. Naklettiği hadisler on sekiz civarındadır. O hadislerden birini, Müslim, Sahih’inde rivayet etmiştir.

Zehebi Siyer-u Âlâmu’n-Nubelâ 2/442

Amr bin Şurahbil şöyle anlatıyor:

“Muhacir kadınların ilklerinden olan Dehhak bin Kays’ın kız kardeşi Fatıma binti Kays (Radiyallahu Anha)’ya:

−Bana, başkasına isnat etmeyeceğin direkt Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den duyduğun bir hadisi zikret, dedim.

Fatıma binti Kays (Radiyallahu Anha):

−İstersen bunu yaparım, dedi.

Ben de:

−Evet, yap, dedim.

Fatıma binti Kays (Radiyallahu Anha) şöyle anlattı:

−Kureyş gençlerinin hayırlılarından Mugire’nin oğlu beni nikâhladı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber katıldığı bir cihadda yara aldı. Ben ondan dul kalınca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından bir grup içinde Abdurrahman bin Avf bana talip oldu. Usame bin Zeyd de bana talip oldu.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

‘Beni seven Usame’yi sevsin!’ buyurduğu bana tahdis edilmişti.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benimle konuştuğu zaman dedim ki:

−Benim işim senin elindedir, dilediğine nikâhla.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Ümmü Şerik’e git!’ buyurdu. Ümmü Şerik, Ensar’dan, Allah yolunda çok infak eden zengin bir kadındı, misafiri çok olurdu.

Ben:

−Tamam, giderim, dedim.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Hayır gitme! Ümmü Şerik’in misafiri çok olur. Başörtün düşer, elbisen ayaklarından açılır, hoş karşılamayacağın yerleri insanların görmesinden korkarım. Sen amcanın oğlu Abdullah bin Ümmü Mektum’a git. O Fihr oğullarındandır. Fihr ise Kureyş’tir. O adam senin çıktığın karındandır’ buyurdu.

Ben de ona gittim. İddetimi doldurunca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in münadisinin çağırdığını duydum. Kavmin arkasında kadınlar safında idim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazını bitirdiği vakit güler halde minbere çıktı ve:

−‘Herkes namaz kıldığı yerde kalsın!’ buyurdu.

Sonra:

−‘Sizi neden topladım biliyor musunuz? diye sordu.

Cemaat:

−Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dediler.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−‘Allah’a yemin olsun ki, bir sevinç yahut bir korku yüzünden toplamadım sizi, ancak Temim Ed-Darî, Hristiyan idi, geldi biat edip Müslüman oldu. Benim size Deccal hakkında anlattıklarıma uygun bir olay anlattı. Temim Ed-Darî şöyle anlattı:

−Temim, Lahım ve Cuzam kabilelerinden otuz kişiyle deniz yolculuğuna çıkmıştı. Dalgalar bir ay boyunca onlarla oynadı. Sonra güneş batımına yakın bir zamanda denizde bir adaya gemiyi yanaştırdılar. Sandallara binip adaya çıktılar. Müteakiben çok kıllı, hatta kıllarının çokluğundan önü neresi, arkası neresi belli olmayan bir yaratığa rastladılar.

Ona:

−Vay sana! Sen de kimsin? diye sordular.

O:

−Ben Cessase’yim, dedi.

Onlar:

−Cessase nedir? diye sordular.

O yaratık:

−Ey kavim! Şu manastırdaki adama gidin! O sizin haberinizi şevkle beklemektedir, dedi.

Temim diyor ki:

−Bize adamı söyleyince onun şeytan olmasından korktuk. Hızlıca ona gittik, manastıra girince bir de baktık ki, cüsse bakımından en büyük insan, elleri birleştirilmiş vaziyette boynuna sıkıca bağlı, diz kapağı ile topukları arasında demirler vardı.

Ona:

−Vay sana! Sen de kimsin? diye sorduk.

O:

−Siz benim haberimi aldınız. Söyleyin siz kimsiniz? dedi.

Onlar:

−Biz Araplarız, bir deniz yolculuğuna çıkmıştık. Denizin dalgalı olduğu zamana denk gelmişiz. Dalgalar bir ay bizimle oynadı. Sonra bu, senin adana gemiyi yanaştırdık. Sandallara binip adaya çıktığımızda çok kıllı, hatta kıllardan önü neresi, arkası neresi belli olmayan bir yaratıkla karşılaştık.

Ona:

−Vay sana sen kimsin? diye sorduk.

O da:

−Ben Cessase’yim, dedi.

Biz:

−Cessase nedir? diye sorduk.

O yaratık da:

−Manastırdaki şu adama gidin, o sizin haberlerinizi şevkle beklemektedir, dedi. Hızlıca sana geldik. O yaratıktan korktuk, onun bir dişi şeytan olmadığından emin olamadık, dedik.

O:

−Beysan hurmalıklarından haber verin, dedi.

Biz:

−Onun neyini soruyorsun? dedik.

O:

−Hurmalarından soruyorum, hâlâ meyve veriyor mu? dedi.

Biz:

−Evet, dedik.

O:

−Meyvelerinin kesilmesi yakındır, dedi.

Sonra:

−Taberiye gölünden haber verin, dedi.

Biz:

−Neyini soruyorsun? dedik.

O:

−Gölde su var mı? dedi.

Biz:

−Evet, suyu çoktur, dedik.

O:

−Suyun gitmesi yaklaşmıştır, dedi.

Sonra:

−Zugar pınarından haber verin dedi.

Biz:

−Neyini soruyorsun? dedik.

O:

−Suyu var mı, ahali o pınarın suyuyla ziraat yapıyorlar mı? diye sordu.

Biz:

−Evet, suyu çoktur, ahali onunla ziraat yapıyorlar, dedik.

O:

−Ümmilerin Nebisinden haber verin, ne yaptı? diye sordu.

Biz:

−Mekke’den çıktı, Yesrib’e yerleşti, dedik.

O:

−Araplar onunla savaştı mı? diye sordu.

Biz:

−Evet, dedik.

O:

–Onlara ne oldu? diye sordu.

Biz:

−Ona karşı gelen Araplara üstün olduğunu ve Ona itaat ettiklerini haber verdik.

O:

−Öyle mi oldu? dedi.

Biz:

−Evet, dedik.

O:

−Ona itaat etmeleri onlar için hayırlı olur. Ben kendimi size haber vereyim:

−Ben Mesih’im (Deccal’im), bana çıkmam için izin verilmesi yakındır. Çıkarım ve yeryüzünde dolaşırım. Kırk gecede girmediğim hiçbir belde bırakmam. Ancak Mekke ve Taybe hariç! O iki belde bana haramdır! Her ne zaman onlardan birine girmek istesem, yalın kılıç bir melek beni karşılar ve oraya girmemi engeller. Oraların her geçidinde koruyucu melekler vardır, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bastonunu minbere vurarak:

−‘Taybe budur, Taybe budur, Taybe budur. Yani Medine’dir. Dikkat! Ben size bunu haber verdim mi?’ diye sordu.

İnsanlar:

−Evet, dediler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Temim’in anlattıkları, benim Deccal ve sıfatı hakkında anlattıklarıma uygun olması benim hoşuma gitti. Dikkat! Deccal, Şam denizindedir yahut Yemen denizindedir! Hayır, bilakis o doğu tarafındadır, doğu tarafındadır, doğu tarafındadır!’ buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti.

Fatıma binti Kays (Radiyallahu AnhA) şöyle demiştir:

−Ben bunu, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den ezberledim.”

Müslim 2942/119, Ebu Davud 4326, İbni Mace 4074

Hadiste; ‘yara aldı, ben ondan dul kaldım’ şeklindeki ifadenin manası, ‘Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte savaşırken yara aldı, öldü ve ben bu sebeple dul kaldım’ şeklinde değildir. Ancak ‘savaştan sonra dönünce beni boşadı, ben bu sebeple dul kaldım’ şeklindedir.

Beysan; Ürdün nehri deltasında bir belde ismidir.

Zugar; Şam’ın kuzey taraflarında bir belde ve bu beldede bulunan bir pınar ismidir. Galiba ismini şuanda Yahudilerin elinde bulunan Tevrat’ta geçen ‘Sûgar’dan almıştır.

Deccal Yahudi Milletindendir!

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

“Bir gün ibni Sâid’le baş başa kaldım. Ben onunla yalnız kalmaktan ürperti duymuştum. İbni Sâid şöyle dedi:

İnsanları, benim hakkımda söyledikleri sözlerden dolayı mazur görüyorum.

Bana ve size ne oluyor ey Muhammed’in ashabı! Allah’ın Nebisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Deccal Yahudi’dir’ demedi mi? Hâlbuki ben Müslüman oldum.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Onun çocuğu olmaz!’ demedi mi? Hâlbuki benim çocuğum olmuştur.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Allah ona Mekke ve Medine’yi haram kılmıştır!’ demedi mi? Bu ibni Sâid’e, küçükken şeytanlar gelirdi, kâhinlik yapardı. Suyun üzerinde bir taht gördüğünü, yani İblisin tahtını gördüğünü iddia ederdi. Sonra Müslüman olmuştur.”

Müslim 2927/90

Hadiste ismi geçen, ibni Sâid’e ibni Sayyad’da denilmiştir. Yani her iki isimle de anılmıştır Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında yaşamış ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadislerinde anlatılan Deccal’in kendisi olup olmadığı üzerinde tereddütlerin uyanmasına sebebiyet vermiş bir kişiliktir. Her ne kadar meşhur Deccal olmasa da onun Deccallerden bir Deccal olduğu kaydedilmektedir. Ömer (Radiyallahu Anh), onun Deccal olduğu üzerine yemin ederdi. Hatta onu öldürmek için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den izin bile istemiştir.

Müslim 2929/94

Fakat Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buna müsaade etmemiş, Deccal olduğu kabul edilse bile ölümünün Ömer (Radiyallahu Anh)’ın eliyle gerçekleşmeyeceğini bildirmiştir. İbni Sayyad, Medine Yahudilerindendi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Medine sokaklarında onunla yaptığı bir konuşma ilerideki hadislerde anlatılacaktır. O esnada ibni Sayyad henüz buluğ çağına girmemişti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in önünde Nebi olduğunu iddia etme cüretini göstermişti. Bu iddia üzerine neden Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun öldürülmesini emretmemiştir? Bu soruya iki yönden cevap verilmektedir:

1) Henüz buluğ çağına girmiş değildi. Kadı Iyad, bu cevabı tercih etmiştir.

2) Hâdise Yahudilerle sulh antlaşması imzalandığı sıralarda vuku bulmuştur. El-Hattabi, Meâlimu’s-Sünen isimli kitabında kesin olarak bu ikinci cevap üzerinde durmaktadır. El-Hattabi onun buluğa erdikten sonraki durumu hakkında selefin ihtilaf ettiklerini ileri sürerek şöyle diyor:

Bir rivayete göre, bu sözünde tevbe etmiş ve Medine’de ölmüştür.

Abdullah ibni Ömer ile Cabir (Radiyallahu Anhum), ibni Sayyad’ın deccal olduğu üzere çekinmeden yemin ederlerdi. Cabir (Radiyallahu Anh)’a ‘ibni Sayyad Müslüman olmuştur’ denildiğinde ‘Müslüman olsa bile’ şeklinde cevap vermiş, ‘Mekke’ye girdi, Medine’de bulundu’ dediklerinde Cabir (Radiyallahu Anh) ‘buralara girmiş olsa bile’ dedi. Anlaşılan Cabir (Radiyallahu Anh) Müslümanlardan da deccal çıkabileceği görüşündedir.

Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir gün Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Aralarında ibni Sayyad’ın da bulunduğu çocuklara uğradık. Çocuklar kaçtılar, ibni Sayyad oturdu. Sanki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ondan hoşlanmamıştı.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Elin topraklansın! Benim Allah’ın Rasulü olduğuma şahitlik eder misin?’ buyurdu.

İbni Sayyad:

−‘Hayır, aksine sen benim Allah’ın elçisi olduğuma şahitlik eder misin?’ dedi.

Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):

−Ya Rasulallah! Beni bırak şunu öldüreyim, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Gördüğün kişi o ise, ona asla güç yetiremezsin!’ buyurdu.

Diğer bir rivayette:

“İçerisinde Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın da bulunduğu on kişilik bir grupla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ibni Sayyad’a gittiler. Onu Beni Mugale kalesinin yanında çocuklarla oynarken buldular. İbni Sayyad, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eliyle sırtına vuruncaya kadar onları hissetmemişti.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ibni Sayyad’a:

−‘Benim Allah Rasulü olduğuma şahitlik eder misin?’ buyurdu.

İbni Sayyad ona baktı ve:

−Senin ümmilerin Nebisi olduğuna şahitlik ederim, dedi.

Sonra:

−Sen benim Allah Rasulü olduğuma şahitlik eder misin? dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu bıraktı ve:

−‘Allah’a ve Rasullerine iman ettim’ buyurdu.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Ne görüyorsun?’ diye sordu.

İbni Sayyad:

−Bana doğru sözlü ve yalancı geliyor, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘İş onun aleyhine karışık olmuştur’ buyurdu.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Senin için bir şey sakladım’ dedi.

O da:

−O, duh’tur, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Yıkıl git, haddini asla aşamayacaksın!’ buyurdu.

Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):

−Ya Rasulallah! Bırak beni şunun boynunu vurayım, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Eğer bu, Deccal ise ona asla güç yetiremeyeceksin! eğer değilse onu öldürmekte sana bir hayır yoktur!’ buyurdu.”

Müslim 2930/95

İbni Sayyad burada kendisine gelen cinleri kasdediyor. Allah en iyisini bilendir. (Mütercim)

Deccal’in Yahudi milletinden olmasına delalet eden şeylerden biri de şudur ki: Deccal, İsfahan’dan çıktığı vakit oranın Yahudilerinden yetmiş bin kişi ona tâbi olacaktır.

Oraya İsbehan da denmiştir.

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’e İsbehan Yahudilerinden yetmiş bin kişi tabi olacaktır. Onların başlarında ve omuzlarında miğfer vardır’ buyurdu.”

Müslim 2944/124

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh)’ın ibni Sayyad ile birçok kıssası ve olayı vardır. Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

“İbni Sayyad ile Mekke’ye kadar arkadaşlık ettim. Bana şöyle dedi:

−Bir takım insanlarla karşılaştım benim Deccal olduğumu iddia ediyorlar! Sen, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

−‘Onun çocuğu olmaz!’ dediğini işitmedin mi? dedi.

Ben de:

−Evet, işittim, dedim.

İbni Sayyad:

−Kuşkusuz benim çocuğum oldu, dedi.

Sonra:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

−‘O, Medine ve Mekke’ye giremez!’ dediğini işitmiş değil misin? dedi.

Ben de:

−Evet, işittim, dedim.

İbni Sayyad:

−Ben Medine’de doğdum ve işte Mekke’ye gidiyorum, dedi. Sözünün sonunda bana şunları söyledi:

−Ancak Allah’a yemin olsun ki, ben onun ne zaman nerede doğduğunu ve şu an nerede olduğunu elbette biliyorum, dedi.

Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) diyor ki:

−Bu sözü beni hayret ve kuşkuya düşürdü.”

Müslim 2927/89

Buradan da anlaşılıyor ki, Yahudiler, Deccal’in nerede olduğunu biliyorlar. Onun haberlerini kendilerinden sonrakilere aktarıyorlar. Yahut onların şeytanlarla işbirliği içinde olan bilginleri bunu biliyor. Çünkü ibni Sayyad da İslam’a girmeden önce kendisine şeytanların geldiği biri idi.

Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Biz hacı yahut umreciler olarak Medine’den çıktık. Yanımızda ibni Sayyad da vardı. Sonra bir yerde konakladık. İnsanlar çevreye dağıldılar. İbni Sayyad ve ben yalnız kaldık. Onun aleyhinde söylenenlerden dolayı ben büyük bir korkuya kapılmıştım. Sonra ibni Sayyad azığını getirip benimkinin yanına koydu.

Ben:

−Sıcak çok şiddetlidir, keşke ağacın altına koysaydın, dedim. O da öyle yaptı. Sonra bir koyun sürüsü göründü. İbni Sayyad büyükçe bir kadeh süt getirdi ve:

−Ebu Saîd iç, dedi.

Ben:

−Sıcak çok şiddetlidir, süt de sıcaktır, dedim. Onun elinden içmeyi kerih görmemden başka bahanem yoktu.

İbni Sayyad dedi ki:

−Ebu Saîd, istedim ki bir ip alayım, onu bir ağaca bağlayayım, sonra insanların benim için söylediklerinden dolayı kendimi boğayım.

Ebu Saîd, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisi kendisine gizli kalmış kimseler olabilir, ama siz Ensar topluluğuna gizli kalmamıştır. Sen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisini en iyi bilenlerden değil misin?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Deccal, kâfirdir!’ buyurmadı mı? Ben Müslüman oldum.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O kısırdır, çocuğu olmaz!’ demedi mi? Ben çocuğumu Medine’de bıraktım.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O Medine ve Mekke’ye giremez!’ buyurmadı mı? Ben Medine’den geldim, işte Mekke’ye gidiyorum.

Ebu Saîd dedi ki:

−Neredeyse onu mazur görüyordum ki: ‘Allah’a yemin olsun ki ben Deccal’in, şu an nerede olduğunu biliyorum’ dedi.

Bunun üzerine ona şöyle dedim:

−Bundan sonraki günlerde helak, hüsran sana olsun.”

Müslim 2927/91

Deccal’in Çıkma Sebebi ve Çıkış Yeri

Deccal’in çıkış yeri, fitneler diyarı olan doğu topraklarıdır. Oranın ahalisinden Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bize anlattığı vasıfta insanlar ona tabi olacaktır. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın naklettiğine göre, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

‘Deccal, doğuda Horasan denilen bir bölgeden çıkar. Yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavim ona tabi olur.’

İbni Mace 4072

Yüzlerinin deri üzerine deri kaplı kalkan gibi olması, Tatarların ve Türklerin vasfıdır. Çıkma sebebine gelince, mü’minlerin annesi Hafsa binti Ömer (Radiyallahu Anhuma)’nın naklettiğine göre, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

‘Deccal ancak kendisini kızdıran bir şey sebebiyle çıkar.’

Diğer bir rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

‘Deccal’i insanlar üzerine gönderecek ilk sebep, onu gazaba getirecek bir kızgınlıktır.’

Müslim 2932/98, 99



Biz Deccal’i kızdıracak şeyin ne olduğunu bilmiyoruz! Mescidu’l-Aksa’nın Yahudi işgalinden kurtulması mı? Yoksa dünyada Yahudilerin yönettiği Hristiyanlara karşı, Müslümanların zafer kazanmasıyla haçlı gücünün yok olması mı? Allah (Azze ve Celle) en iyi bilendir.

Ancak Deccal’i kızdıracak sebebin İslam ümmetinin iyiliğine olan bir iş olduğunu söyleyebiliriz. Allah-u Teâlâ’dan yakın zaferi müyesser kılmasını dileriz. Deccal zuhur ettiği zaman, hedefi Medine-i Münevvere olacaktır. Allah-u Teâlâ kendisinin bildiği bir sebepten dolayı orayı korumaktadır.

Muhtemelen Medine o zamanlar İslam ve Müslümanlar için bir kale ve sığınak olacaktır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şu hadisinde bunu bize bildirmektedir:

“İslam, garip (kimsesiz) başladı ve başladığı gibi kimsesiz hale dönecektir! İslam, yılanın deliğinde kıvrılıp toplandığı gibi iki mescit arasında toplanır!”

Müslim 232/146

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Mesih’in (Deccal’in) hedefi Medine olduğu halde doğu tarafından gelir. Uhud dağının arkasına iner. Sonra melekler onun yüzünü Şam tarafına çevirirler ve orada helak olur’ buyurdu.”

Müslim 1380/486

Deccal’in, birçok geçidi olmasına rağmen Medine’ye girememesi, sahih hadislerde geldiği gibi melekler tarafından korunmasındandır.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Medine’nin geçitleri üzerinde melekler vardır. Taun ve Deccal oraya giremez!’ buyurdu.”

Müslim 1379/485

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Mekke ve Medine hariç Deccal’in uğramayacağı belde yoktur. Oraların her geçidinde koruyucu melekler vardır. Deccal (Medine civarında) çorak bir yere konaklar. Sonra Medine ahalisi ile birlikte üç kere sarsılır. Akabinde her kâfir ve münafık Deccal’e çıkar’ buyurdu.”

Buhari 1758

Bundan dolayı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Medine’yi Taybe yani temiz diye isimlendirmiştir. Çünkü körüğün demirin kirini attığı gibi Medine de kirini dışarı atar.

Ebu Bekre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Medine’ye Mesih Deccal’in korkusu giremez! O gün Medine’nin yedi kapısı vardır ve her kapıda iki melek bulunur’ buyurdu.”

Buhari 1757

Mesih Deccal’in Sıfatı

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uzun uzadıya bahsettiği sözlerinde, Deccal’i bize dakik bir ifade ile anlatmıştır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

‘Ben size Deccal’den bahsettim, hatta onu anlamayacağınızdan korktum!’ Bu hadis ilerde gelecek… Deccal fitnesi büyük bir fitnedir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun hakkında şöyle buyurmuştur:

‘Ey insanlar! Allah, Âdem zürriyetini yarattığından beri yeryüzünde Deccal fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır! Allah’ın gönderdiği her Nebi, ümmetini Deccal’den sakındırmıştır. Ben Nebilerin sonuncusuyum, siz de son ümmetsiniz. Şüphe yok o (Deccal) sizin içinizde çıkacaktır.’

İbni Mace 4077

Deccal’i ayırt eden en belirgin özellik; onun sağ gözünün şaşı, sol gözünün sönük ve iki gözünün arasında kâfir yazılı olmasıdır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in onu bize tarif eden hadisini okuyalım.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Ben size Deccal’i anlattım hatta onu anlamayacağınızdan korktum! Mesih Deccal; ayakları dengesiz ve çarpık, saçı oldukça kıvırcık, bir gözü kör olup ne yüksekçe ne de çukurca olan biridir. Eğer onun durumu size karışık gelirse biliniz ki sizin Rabbiniz kör değildir! Siz ölünceye kadar Rabbinizi göremeyeceksiniz!”

Ebu Davud 4320

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Allah’ın gönderdiği hiçbir Nebi yoktur ki, ümmetini Deccal hakkında uyarmış olmasın. Nuh da ondan sonraki Nebiler de kavimlerini uyarmıştır. O sizin aranızda çıkacaktır. Onun işinden hiçbir şey size gizli kalmamıştır. Rabbinizin kör olmadığı size gizli kalmamıştır. Deccal ise sağ gözü şaşıdır.(Diğeri) sanki içi çıkarılmış üzüm tanesi gibidir’ buyurdu.”

Buhari 7277

Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal’den haber vererek şöyle buyuruyor:

“Deccal; ‘ben sizin rabbinizim’ der. Siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz! O, tek gözü kör biridir. Sizin Rabbiniz kör değildir! Onun iki gözünün arasında kâfir yazılıdır. Okuması olan yahut olmayan her mü’min o yazıyı okur.”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal’i rüyasında görmüş ve bize şöyle vasfetmiştir:

“Sonra bana bir adam gösterildi. Saçları kıvırcık, sağ gözü şaşı, diğeri içi çıkarılmış üzüm tanesi gibiydi. Ben ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘O, Mesih Deccal’dir’ denildi.”

Müslim 169/273

Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’in sol gözü yoktur, üzerinde sadece zar vardır. İki gözü arasında kâfir yazılıdır!’ buyurdu.”

Müslim 2933/103

Deccal’in gözü cam gibi yeşil renktedir. Ubey bin Ka’b (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’in gözü cam gibi yeşildir!’ buyurdu.”

Ahmed 5/123, 124

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal’i o dönemde yaşamış biri olan Huza’a kabilesinden Katan oğlu Abduluzza’ya benzeterek şöyle buyurmuştur:

“Daha sonra sağ gözü şaşı, çok kıvırcık saçlı, gördüğüm insanlardan en çok Katan’ın oğluna benzettiğim bir adam gördüm. Ellerini bir adamın omzuna koymuş, Kâbe’yi tavaf ediyordu. ‘Bu kimdir?’ diye sordum. ‘Mesih Deccal’dir’ dediler.”

Müslim 169/274

Burada şunu da anmamız uygundur ki, Deccal, Müslümanların İstanbul’u ikinci defa fethetmesinden sonra çıkacaktır. İlk fetih, Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmed Han komutasındaki Müslümanlar tarafından gerçekleştirilmişti.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Rumlar A’mak yahut Dabık’a ininceye kadar kıyamet kopmaz. O gün onların karşısına yeryüzü ahalisinin hayırlılarından bir ordu çıkar. Saf saf dizildikleri vakit, Rumlar:

−Bizimle bizden esir alanların arasını boşaltın da onlarla savaşalım, derler.

Müslümanlar:

−Hayır, Allah’a yemin olsun ki sizinle kardeşlerimizin arasını asla boşaltmayız, derler. Bunun üzerine onlarla savaşırlar. Müslümanların üçte biri hezimete uğrar ki, Allah onların tevbesini kabul etmez, üçte biri öldürülür ki onlar Allah katında şehitlerin en faziletlisidir. Kalan üçte biri de fethe devam eder. Onlar asla fitneye düşmezler. İstanbul’u fethederler. Onlar ganimetleri taksim ederken kılıçlarını zeytin ağacına asmışlardır. Bu arada onların içinde şeytan:

−Deccal sizin ailelerinizin arasında çıktı, diye sayha atar. Bu haber yalan olduğu halde çıkarlar. Onlar Şam’a geldikleri vakit Deccal çıkar.

Diğer bir rivayette:

−Onlar ganimetleri taksim ederken, bir ses ‘Deccal çıktı’ diye nida eder. Onlar da her şeyi bırakıp dönerler’ buyurdu.”

Müslim 2897/34

A’mak ve Dabık; Suriye’nin Halep şehri yakınlarında iki mevki ismidir.

Nevvas Bin Sem’an Hadisi

Nevvas bin Sem’an (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir sabah Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bize Deccal’den bahsetti. Onun hakkında o kadar alçaltma ve yükseltme yaptı ki, biz onu hurmalıkta zannettik. Biz hurmalığa doğru yürüyünce Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu anladı ve:

−‘Size ne oluyor?’ diye sordu.

Biz de:

−Ya Rasulallah! Bize sabah Deccal’i zikrettin. Onun hakkında öyle alçaltma, yükseltme yaptın ki biz onu hurmalıkta zannettik, dedik.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Beni sizin aleyhinize korkuya düşüren bu Deccal’den başkadır. Ben sizin aranızdayken çıkarsa ben sizi müdafaa ederim. Eğer ben sizin aranızda değilken çıkarsa herkes kendi müdafaacısı olur. Allah, her Müslümana benim halefimdir. Deccal, tek gözü içi boşaltılmış üzüm tanesi gibi, saçları oldukça kıvırcık bir gençtir. Ben onu, Katan oğlu Abduluzza’ya benzetirim. Sizden kim ona yetişirse, ona Kehf suresinin ilk ayetlerini okusun! Deccal, Şam ile Irak arasında bir mevkide çıkar. Sağa gider ifsat eder, sola gider ifsat eder. Ey Allah’ın kulları! Sebat edin!’

Biz:

−Ey Allah’ın Rasulü! Yeryüzünde ne kadar kalır? diye sorduk.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Kırk gün kalır. Birinci günü bir sene gibi, ikinci günü bir ay gibi, üçüncü günü Cuma’dan diğer Cuma’ya kadar, diğer günleri sizin günleriniz gibidir’ buyurdu.

Biz:

−Ya Rasulallah! O bir senelik günde bir günün namazı kâfi gelir mi? diye sorduk.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Hayır, siz o bir senelik gün için namaz vakitlerini ölçerek tayin edin!’ buyurdu.

Biz:

−Ya Rasulallah! Onun yeryüzündeki hızı ne kadardır? diye sorduk.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−‘Rüzgârın yönlendirdiği yağmur gibidir. Deccal bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar da davetine icabet edip ona iman ederler. Bunun üzerine Deccal semaya emreder onlara yağmur yağdırır, yere emreder onlara nebatat bitirir. O kavmin otlağa çıkmış hayvanları akşam olunca zirveleri en yüksek, böğürleri daha geniş ve memeleri sütten dopdolu olarak dönerler.

Sonra Deccal başka bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar Deccal’i reddedip iman etmezler. Deccal onları bırakıp gider. O kavim kuraklığa ve kıtlığa uğramış olarak sabahlar, malları ellerinden gider. Deccal bir harabeye uğrar ve ‘hazinelerini çıkar’ der. Bunun üzerine o harabenin hazineleri, arıların arıbeyinin arkasından takip etmesi gibi onu takip ederler.

Sonra Deccal, gençlik dolu bir adamı çağırır, ona kılıçla vurup iki parçaya ayırır. Her bir parçayı ok atımı mesafesinde uzaklaştırır. Sonra onu çağırır, o genç güler halde yüzü parlayarak gelir. Deccal bu şekilde iken Allah Azze ve Celle Meryem oğlu Mesih’i gönderir. İsa aleyhisselam, Dimeşk’in doğusunda “Beyaz Minare” denilen mevkide herd ile boyanmış iki parça elbise içinde ellerini iki meleğin kanatlarına koymuş bir halde iner. Başını öne eğse su damlatır, yukarı kaldırsa inci tanesi gibi su bulunur. İsa’nın nefesinin rüzgârını hisseden hiçbir kâfir yaşayamaz. Onun nefesinin rüzgârı göz alabildiğincedir. İsa, Deccal’i arar, nihayet ona Lüdd kapısında yetişir ve onu öldürür.

Sonra Meryem oğlu İsa aleyhisselam’a Allah’ın Deccal’den koruduğu bir kavim gelir. İsa, onların yüzünü sıvazlar ve cennetteki derecelerini onlara söyler. Onlar bu durumda iken Allah, İsa’ya:

−‘Bana ait bir takım kullar çıkardım ki onlarla savaşmaya kimsenin kudreti yoktur. Sen kullarımı Tur dağında muhafaza et’ diye vahyeder. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, Ye’cuc ve Me’cuc kavmini gönderir. Onlar her tepeden süratle inerler. Onların ilkleri Taberiye gölüne uğrar ve içmeye başlarlar. Onların sonları göle uğradıklarında:

−Andolsun bir zamanlar burada su vardı, derler. Allah’ın Nebisi İsa ve ashabı, Tur dağında mahsur kalırlar. O zaman onlardan birinin yiyecek olarak bir sığır başı olması, sizden birinin şu anda yüz dinarı olmasından iyidir. Sonra Allah’ın Nebisi İsa ve ashabı, Allah’a dua ederler. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Ye’cuc ve Me’cuc kavminin boyunlarına negaf denilen kurtlardan gönderir. Hepsi de tek bir kişinin ölmesi gibi ölü olarak sabahlarlar.

Sonra İsa ve ashabı yeryüzüne inerler. Yeryüzünde onların cesetlerinden ve pis kokularından dolmamış bir karış dahi yer bulamazlar. Sonra İsa ve ashabı yine Allah’a dua ederler. Allah Azze ve Celle develerin boyunlarına benzeyen kuşlar gönderir. Kuşlar onların cesetlerini Allah’ın dilediği bir yere taşırlar. Sonra Allah bir yağmur gönderir, balçıktan yapılan ve de kıldan yapılan hiçbir ev kalmaz, hepsi dümdüz olur. O yağmur yeryüzünü yıkar, hatta ayna gibi yapar.

Sonra yeryüzüne:

−‘Meyvelerini, nebatatını bitir bereketlerini getir’ denilir. O vakit, bir topluluk, cemaat tek bir nar meyvesinden yerler ve onun kabuğunda gölgelenirler. Sütler de bereketlenir. Sağmal bir devenin sütünden büyük bir kalabalık içerler, sağmal bir ineğin sütünden bir kabile içer, sağmal bir koyunun sütünden bir oymak içer. Onlar bu şekilde iken Allah-u Teâlâ tatlı bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr onların koltuk altlarından girer, her mü’min ve Müslümanın ruhunu kabzeder ve insanların en şerlileri kalır. Onlar eşeklerin ilişkiye girmesi gibi insanların gözü önünde ilişkiye girerler’ buyurdu.”

Müslim 2937/110, Tirmizi 2341

Bu kıymetli hadiste kıyametin üç büyük alametinden bahsedilmiştir: Deccal, Meryem oğlu İsa (Aleyhisselam), Ye’cuc ve Me’cuc… Aynı zamanda hadis, diğer hadislerde detaylı anlatılan birçok olayı içermektedir. İnşallah bunları anlatacağız.

Nevvas bin Sem’an (Radiyallahu Anh) hadisinde birinci kısım: Deccal’i, yapacağı işleri, ona karşı çıkan gençle arasında geçen kıssayı içermektedir.

İkinci kısım: İsa (Aleyhisselam)’ın inişini, Deccal’i öldürmesini, Ye’cuc ve Me’cuc’un zikrini içermektedir. Bu olayların tamamını tafsilatla anlatacağız inşallah.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’in tek gözü kördür. Onun yanında cennet ve ateş benzetmesi vardır. Onun cennet dediği ateşin ta kendisidir…’ buyurdu.”

Müslim 2934/104

Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

‘Deccal çıktığında kendisiyle beraber cennet ve ateş vardır. İnsanların ateş olarak gördükleri soğuk bir sudur. İnsanların su olarak gördükleri ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim ona yetişirse ateş olarak gördüğüne gitsin, çünkü o soğuk, tatlı bir sudur.’

Buhari 3264

Huzeyfe ve Ebu Mesud (Radiyallahu Anhuma) şöyle naklettiler:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Ben Deccal ile beraber olanı ondan daha iyi bilirim. Onun yanında akar iki nehir vardır. Onlardan biri dış görünüş itibarıyla beyaz bir sudur, diğeri alevlenmiş bir ateştir. Sizden biri ona yetişirse ateş olarak gördüğü nehre gelsin. Sonra başını daldırıp ondan içsin, çünkü o, soğuk bir sudur. Deccal’in sol gözü yoktur, üzerinde kalın bir perde vardır. İki gözü arasında kâfir yazılıdır. Okuması olan olmayan her Müslüman o yazıyı okur’ buyurdu.”

Müslim 2934/105

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal’in fitnesinin çok şiddetli olmasından dolayı ona yaklaşmaktan bile sakındırmış ve:

‘Kim Deccal’i duyarsa ondan uzak dursun. Allah’a yemin olsun ki, bir adam ona mü’min olduğunu sanarak gider, onun attığı şüphelerden ona tabi olur’ buyurmuştur.

Ebu Davud 4319

Deccal ve Genç Mü’min

Deccal’in askerleri Uhud dağının arkasına konaklamışken Medine’den çıkan, insanların önünde onun rab olmasını yalanlayarak ona meydan okuyan mü’min gencin zikri geçmişti.

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Deccal hakkında uzunca bahsederek:

‘Deccal kendisine haram olduğu halde Medine geçitlerine gelir. Medine yakınlarındaki bir takım çorak toprağa konaklar. O gün insanların en hayırlısı olan yahut hayırlılarından biri olan bir kimse ona çıkar.

Ona:

−Şahitlik ederim ki sen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bize bahsettiği Deccal’sin, der.

Deccal:

−Bunu öldürsem sonra da diriltsem, rabliğimden şüphe eder misiniz? der.

İnsanlar:

−Hayır, derler. Onu öldürür, sonra diriltir.

O genç:

−Allah’a yemin olsun ki, bugün senin hakkında daha fazla kanaat sahibiyim, der. Bunun üzerine Deccal onu öldürmek ister ama güç yetiremez!’ buyurdu.”

Buhari 6981

Yine Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal zuhur eder. Mü’minlerden bir adam ona doğru yönelir.

Deccal’in askerleri:

–Nereye gitmek istiyorsun? diye sorarlar.

O genç:

−Şu çıkana gidiyorum, der.

Onlar:

−Yoksa sen rabbimize iman etmiyor musun? derler.

O genç:

−Rabbimizde gizlilik yoktur, der.

Bunun üzerine:

−Onu öldürün, derler. Sonra onlardan bir kısmı diğerlerine:

−Rabbiniz kendisinin haberi olmadan birini öldürmenizi yasaklamadı mı? derler. Onu Deccal’e götürürler.

Mü’min onu gördüğü vakit:

−Ey insanlar! Bu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği Deccal’dir, der. Deccal emreder, o mü’min karnı üzere yere yatırılır. Döve döve sırtı ve karnı genişletilir.

Deccal:

−Bana iman etmiyor musun? diye sorar.

O mü’min:

−Sen çok yalancı Mesih Deccal’sin, der. Deccal emreder, o mü’min başının ortasından iki ayağının arası ayrılana kadar testere ile kesilerek ayrılır. Sonra Deccal bu iki parça arasında yürür.

Sonra:

−Kalk, der. O mü’min dikilerek eski halini alır.

Sonra Deccal:

−Bana iman etmiyor musun? diye sorar.

O mü’min:

−Senin hakkında kanaatimi artırmaktan başka bir şey yapmadım, der.

Sonra:

−Ey insanlar! Deccal bunu benden başka hiç kimseye yapamayacaktır, der. Onu kesmek için Deccal tutar, boynu ile köprücük kemiği arası bakır bir levha haline gelir. Onu elleri ve ayaklarından tutar ve onu atar. İnsanlar onu ateşe attığını sanırlar, ancak cennete atılmıştır.’

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Bu mü’min âlemlerin Rabbi katında şahadeti en yüce olandır’ buyurdu.”

Müslim 2938/113

Bu zikrettiğim hadisle Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği kısa hadis tefsir edilir ki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

‘Mesih, hedefi Medine olduğu halde doğu tarafından gelir. Nihayet Uhud dağının arkasına konaklar. Sonra melekler onun yüzünü Şam tarafına çevirirler ve orada helak olur.’

Yani İsa (Aleyhisselam), Deccal’i öldürür.

Müslim 1380/486

Deccal’in Çıktığını Gösteren İşaretler

Burada kişinin aklına şöyle bir soru gelebilir: Deccal’in çıkmasından önce yakın olduğuna işaret eden alametler var mıdır?

Cevap: Evet, vardır. Ebu Ümame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’in çıkmasından önce üç şiddetli yıl olur. İnsanlar o yıllarda şiddetli kıtlığa maruz kalırlar. Sonra ilk yıl Allah semaya emreder, sema yağmurun üçte birini hapseder tutar. Yere emreder, yer nebatının üçte birini hapseder tutar. Sonra ikinci yıl Allah semaya emreder, yağmurunun üçte ikisini tutar. Yere emreder, nebatının üçte ikisini tutar. Sonra üçüncü yıl Allah semaya emreder, yağmurunun tamamını tutar, bir damla yağmur düşmez. Yere emreder, nebatının tamamını tutar, hiç yeşillik bitmez. Allah’ın dilediği hariç, çift tırnaklı (geviş getiren) helak olmayan hiç hayvan kalmaz’ buyurdu.

Denildi ki:

−O zaman insanlar ne ile yaşarlar? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Tehlil, tekbir, tahmid onlar için yiyecek yerine geçer’ buyurdu.”

İbni Mace 4077

Tehlil; ‘La ilahe illallah’ demektir.

Tekbir; ‘Allah-u Ekber’ demektir.

Tahmid; ‘Elhamdulillah’ demektir.

Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Ahlas fitnesi, insanların birbirinden kaçması, malının ve ehlinin yağma edilmesidir. Sonra bolluk fitnesi olacak. Bu fitnenin dumanı benim Ehl-i Beyt’imden, benden olduğunu iddia eden bir adamın ayaklarının altına kadar varacak, hâlbuki o benden değildir. Gerçekte benim dostlarım muttakilerdir. Sonra insanlar, eğreti düzgün olmayan, nizamsız bir adamın başına toplanacaklar.

Sonra düheyma fitnesi olacak ki bu ümmetten dokunmadığı kimse kalmayacak. Fitne bitti denildiğinde devam edip yaygınlaşacak. O fitne içerisinde, kişi mü’min olarak sabahlayacak, akşama kâfir olarak çıkacaktır. Hatta insanlar iki ayrı gruba ayrılacaklardır. Biri nifaksız iman grubu diğeri imansız nifak grubudur. Böyle olduğu zaman, o gün yahut ertesi gün Deccal’i bekleyin’ buyurdu.”

Ebu Davud 4242

Yine Deccal’in çıkış alametlerinden biri de: Muaz (Radiyallahu Anh)’ın naklettiği şu hadiste belirtilmiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Beytü’l-Makdis’in imar edilmesi Yesrib’in harap olmasına, Yesrib’in harap olması Rumlarla Müslümanlar arasında harp çıkmasına, harbin çıkması İstanbul’un fethine, İstanbul’un fethi Deccal’in çıkmasına işarettir’ buyurdu.”

Ebu Davud 4294

Yesrib; Medine’nin eski adıdır.

Beytü’l-Makdis’in imarı, Allah’ın izniyle Yahudi işgalinden kurtulmasından sonra Müslümanların eliyle olacaktır. Mukaddes topraklar, o zaman hilafet yurdu olacaktır.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu şöyle bildiriyor:

‘Ey Havale’nin oğlu! Mukaddes topraklara hilafetin indiğini görürsen; insanlara zelzeleler, düşünce ve kederler, büyük hâdiseler benim şu ellerimin senin başına olan yakınlığından daha yakındır.’

Ebu Davud 2535

Medine Ahalisinin Boşalması

Müslümanlar, Allah düşmanı Yahudi ve Hristiyanlarla savaşmak için Şam topraklarına hicret ederler. Medine ahalisi de başka bir şehri sevdiklerinden değil, sırf Allah yolunda cihad etmek için Medine’den çıkarlar. Medine’de yırtıcı hayvanlar ve kuşlardan başka kimse kalmaz. Kıyamet kopuncaya kadar böyle kalır.

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Medine’yi üzerinde bulunduğu en hayırlı hali ile terk edeceksiniz! Orada yırtıcı hayvanlar ve kuşlar rızık arayacaklar’ buyurdu.”

Hâkim 2/426, 8311

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

‘Medine’yi üzerinde bulunduğu en hayırlı hali ile terk edecekler. Medine’de rızkını arayan yırtıcı hayvanlar ve kuşlardan başka kimse kalmayacak. Sonra Müzeyne kabilesinden iki çoban Medine’ye gitmek isteyip koyunlarına sayha ederek yola çıkacaklar. Bunlar da Medine’yi bomboş ve ıssız bir şekilde bulacaklar. Veda tepelerine vardıklarında yüzüstü yere düşecekler.’

Müslim 1389/499

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki o zamanda Şam (daki savaş)a katılmayan hiçbir mü’min kalmaz!’ buyurdu.”

Hâkim 4/457, 8413

Mesih Deccal’in Öldürülmesi

Deccal’in öldürülmesi, Nevvas (Radiyallahu Anh) hadisinde geldiği gibi Allah’ın Nebisi İsa (Aleyhisselam)’ın eliyle gerçekleşecektir. Medine geçitlerine geldiği vakit melekler onun yüzünü Şam’a çevirdiklerinde orada helak olur. Allah’ın, Müslümanlara iade ettiği Filistin topraklarının doğusunda Lüdd kapısı yanında helak olacaktır.

Kitap Ehli Yanında Deccal

İsrail oğulları, İsa (Aleyhisselam)’ı yalanlayıp Nebiliğini inkâr ettiklerinden beri Mesihleri olan Deccal’i beklemektedirler. Onların iddiasına göre, Deccal onlara kuvvetlerini ve kutsal topraklara hükümranlıklarını iade edecektir. Böyle olunca da tüm milletler İsrail oğullarına boyun eğecektir.

Onların bu şahıs hakkında anlattıkları çok değişik ve zıt ifadelerdir. Bu da zaten Yahudi ve Hristiyanların dinlerinin tabiatıdır. Bazıları Deccal’i, hahamların hikâyelerinde, efsane ve kahramanlık kitaplarında geçen efsanevî bir kişilik olarak algılar.

Ehl-i kitabın dininin devamlı bir değişim ve başkalaşım içinde olmasından dolayı bazıları doğruluk çizgisinden saparak şöyle demişlerdir: ‘Deccal bir rumuzdur. Hristiyanlığa düşmanlık eden herkes deccaldir.’ Bazıları iyice karıştırmış, daha da ileri giderek örneğin Humeyni’yi Deccal diye sıfatlamıştır.

Onların Deccaller listesi bazı Arap liderleri ve Hristiyan şahsiyetleri içermektedir. Bazıları papalardan birinin Deccal olduğunu iddia etmektedir. Bu sapıkların hevasına uymayan herkes, kendi kitaplarınca Deccal diye adlandırılmıştır.

Nebiler, Deccal’i kavimlerine anlatmışlardır. Biz kesin olarak biliyoruz ki, Musa (Aleyhisselam) da, İsrail oğullarına gönderilen diğer Nebiler de kavimlerine Deccal’i ve fitnesini anlatmışlardır.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

‘Kavmini Deccal’den sakındırmayan hiçbir Nebi yoktur. Nuh da ondan sonraki Nebiler de kavimlerini sakındırmışlardır.’

Bazı Yahudi kitapları, Deccal’in kendilerinden olduğunu, anne ve babasının Yahudi olduğunu söylemişlerdir. Wilhem Bousset kitabında şöyle demiştir:

“Muhtemeldir ki, Mesih Deccal İran topraklarında doğu bölgelerinde çıkabilir, çünkü orada İbrani ırkına yakın bir kabile bulunmaktadır.”

Wilhem Bousset The Antichrist Legend 1982

İsa (Aleyhisselam)’ın nüzulü konusunda söze başlamadan önce Abdullah oğlu Muhammed Mehdî hakkında konuşmamız uygundur.

Çünkü Mehdî (Aleyhisselam)’ın gelmesi, İsa (Aleyhisselam)’ın nüzulünden öncedir. İslam ümmetine adalet ve ihsanla komutanlık yapacaktır. Allah’ın dinini ikame edecektir. Yeryüzü zulmet ve zulümle dolduktan sonra raşid halifeliği geri getirecektir. İsa (Aleyhisselam) onun arkasında namaz kılacaktır. Mehdî (Aleyhisselam), insanlara, malı hesap etmeden dağıtacaktır.


Mehdi Hadisleri (Hz. Peygamberin geleceğe yönelik hadisleri) Deccal Mehdi Hadisleri


Hz. Peygamberin geleceğe yönelik hadislerinden bir kısmı deccal ve mehdi ile ilgilidir. Deccal, İslama zarar verecek dehşeti bir kişi, mehdi ise deccala karşı mücadele edecek büyük bir âlimdir.

Resulullah'ın deccalla ilgili haberlerinden bir kısmı şöyle:

-"Sizi ondan sakındırırım. Hiçbir peygamber yoktur ki, kavmini ondan sakındırmış olmasın. Ben size, hiçbir peygamberin onun hakkında demediği bir şeyi söylüyorum: Onun bir gözü kördür.” (Müslim, Fiten, 95)

Yani, maddiyatı görür, maneviyatı görmez. Sistemi de sırf dünyaya yöneliktir.

-"Alnının ortasında K-F-R "kâfir" yazılıdır. Her ehl-i iman onu okur." (Müslim, Fiten, 103) İbn-i Mace'de geçen şekliyle "okuması olan ve olmayan herkes o yazıyı okur." (İbnu Mace, Fiten, Hadis No: 4077) Yani onun küfrü, iman nuruyla bilinir. Alnındaki "kâfir" yazısı bildiğimiz harflerle olmayıp, küfür alameti şeyleri taşımasından kinayedir.

-"Onun çocuğu olmayacak, Mekke ve Medine'ye giremeyecek." (Müslim, Fiten, 91)

-"Onun bir suyu ve ateşi olacak. İnsanların su olarak gördükleri yakıcı bir ateştir. Ateş olarak gördükleri ise, soğuk tatlı bir sudur. Sizden her kim ona yetişirse, ateş olarak gördüğüne talib olsun. Çünkü o, temiz- tatlı bir sudur." (Müslim, Fiten, 107)

Şu hadis-i şerif ise, deccal fitnesinin büyüklüğünü göstermektedir:

"Hz. Âdem’in yaratılışından kıyamet kopuncaya kadar deccaldan daha büyük bir fitne yoktur." (Müslim, Fiten, 126)

-"Rasulullah, deccaldan bahseder. Sorarlar: Ya Rasulallah, yeryüzünde ne kadar kalacak? Der: Kırk gün. Bir günü bir sene gibidir. Bir günü bir ay gibidir. Bir günü bir hafta gibidir. Diğer günleri sizin günleriniz gibidir.
Derler: "Ya Rasulallah. bir sene gibi olan günde bir günlük namaz yeterli midir? Rasulullah cevap verir: Hayır, takdir edersiniz." (Tirmizi, Fiten,59)

Bediüzzaman, bu rivayetin iki te'vilini yapar:

1- Büyük deccal, kuzey kutbu tarafında çıkacaktır. Çünkü burada bütün sene bir gece, bir gündüzdür. Daha sonra bir ay, güneşin batmadığı, derken bir hafta batmadığı yerlere gelinir. Demek büyük deccal, kuzeyden çıkıp diğer yerlere yayılacağına bir işarettir.

2- Hem büyük deccalın, hem İslam deccalının üç istibdad dönemleri olacak. Bir dönemlerinde öyle büyük icraat yapacaklar ki, üçyüz senede yapılmaz. İkinci devrede bir senede, otuz yılda yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü devresi, bir senede yaptığı değişiklikler on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi ise, normal hale gelir, bir şey yapamaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır. (Şualar, s. 586-587)

Şu hadis ise, deccalın münafıkane iş göreceğini bildirir:

"Kim deccalı duysa ondan yüz çevirsin. Vallahi, kişi onu mü'min zannederek ona tabi olur. Sevk ettiği şüpheli şeylerin ardına düşer." (Ebu Davud, Melahim, Hadis No: 4319)

Deccala karşı Mehdi mücadele edecektir. Mehdi Al-i Beyt'ten olacak, Allah onu bir gecede ıslah edecektir. (İbnu Mace, Fiten, Hadis No:4085) Zamanında ümmet bolluk içinde yaşayacaktır. (İbnu Mace, Fiten, Hadis No:4083)

Hz. Peygamberinin bu konuda talimatı şudur: “Onu gördüğünüzde, buz üzerinde sürünerek de olsa, gidip ona biat edin. Çünkü o, Allah'ın halifesi olan Mehdidir.” (İbnu Mace, Fiten, Hadis No:4084)

Mehdiyle ilgili olarak Bediüzzaman'ın şöyle bir hatırası nakledilir:
Sürgünde iken saf gönüllü bir zat "Hocam, der. Merak etmeyin, mehdi gelecek, herşeyi düzeltecek." Bediüzzamanın cevabı anlamlıdır: "Mehdi geldiğinde seni vazife başında bulsun."

Yani, mehdiyet meselesi müslümanları tembelliğe itmemelidir. Mehdi geldiğinde elinde sihirli değnekle bir anda ortalığı süt liman yapacak değildir. En büyük insan ve en büyük peygamber olan Hz. Muhammed'e (asm) verilmeyen bir imtiyaz, O'nun ümmetinden olan bir zata verilecek değildir. Fakat nasıl ki, Hz. Peygamber gelmiştir, ashabını yetiştirmiş, onlar vasıtasıyla İslamı dört bir tarafa yaymıştır. Öyle de, mehdi dahi geldiğinde, yetiştirdiği cemaatle büyük İslami hizmetlere vesile olacaktır.

Hadislerde, deccal ve deccallardan bahsedilmesi, böyle münafık tiplerden ehl-i imanın sakınması için; mehdiden bahsedilmesi ise, ehl-i imanı ümitsizlikten kurtarmak içindir.