Deccal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deccal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2016 Pazar

Deccal'in Kırk Günü

Deccal'in Kırk Günü


Deccalin birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür."

Öyle anlaşılıyor ki, Bediüzzaman’ın bu sahih hadise verdiği manaya itiraz edenler Harici zihniyetin temsilcisi olan zahir-perestlerdir.  Çünkü, bunların itirazları; ilgili hadiste günler sayılırken, “Deccalin birinci günü bir yıl, ikinci günü bir ay” yerine “Bir günü bir yıl, bir günü bir ay...” şeklinde ifade edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Hâlbuki, meal olarak hadiste yer alan “Bir günü bir yıl, bir günü bir ay...” şeklindeki ifadenin anlaşılması için, bu günlerin belirlenmesi gerekir. Yoksa, ümmetine ders verdiği ve onları bilgilendirmek istediği çok önemli bir konuda günlerin ne anlama geldiğini kestirmek mümkün olmayacak ve bir fayda sağlamış olmayacaktır.

O hâlde bu günlerin ne anlama geldiğini bilmek çok önemlidir. Bunun yorumu ise, büyük alimlerin görevidir.  Hadiste üç gün belirtildikten sonra, yer alan “…diğer günleri, normal günler gibidir.” mealindeki ifadeden, sayılan günlerin belli bir sırlamayı ifade ettiğini anlamak gerekir.

İmam Nevevî’ye göre de bu hadiste geçen günlerin manasının zahirine göre olduğu, yani biri bir sene, diğeri bir ay… şeklindedir. “…diğer günleri, normal günler gibidir” mealindeki ifadeden bunu böyle anlamak gerekir.(bk. Nevevî, ilgili hadisin şerhi)

Nevevî de söz konusu günleri “...ikinci gün bir ay, üçüncü gün bir Cuma / hafta kadardır.” (a.g.e) demek suretiyle Bediüzzaman’ın yorumuna uygun ifadeler kullanmıştır.

Ebudavud ve Tirmizî’nin şerhlerinde de  aynı ifadelere yer verilmiştir. (bk. Avnu’l-Mabud, Tuhfetu’l-ahvezî, ilgili hadisin şerhi)

İlginçtir ki, Bediüzzaman Hazretlerinin yorumuna yazılı olarak itiraz eden aynı şahıs, aşağıda gösterdiği dipnotta, kendisini mahcup eden ve Bediüzzaman gibi yorumda bulunan alimlerin görüşlerine yer vermiştir:

“(4. DİPNOT: İbnu’l-Hümâm, Fethu'l-Kadîr, 1/156) İbnu’l-Hümâm, sonra görüşünü Deccal hadisi ile desteklemiştir. Bu hadise göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) Deccal’ın çıkmasında yeryüzünde kırk gün kalacağını, ilk gününün bir sene, ikinci gününün bir ay, üçüncü gününün bir hafta süreceğini, diğer günlerin ise normal günler gibi olacağını söylemiştir. Bunun üzerine ashaptan birisi: 'Bir sene kadar uzun olacak günde sadece beş vakit namaz kılmak yetecek midir?' diye sormuş, Hz. Peygamber de cevabında: 'Hayır, (vakit) takdirinde bulununuz.' buyurmuştur. Böylece Hz. Peygamber (s.a.v.)’in henüz gölge boyu bir veya iki misline ulaşmadan ikindi namazının farziyetini (diğer namazlar da buna kıyas edilecektir) ortaya koyduğuna işaret eden İbnu'l-Hümâm devamla şöyle der: Bundan da anlıyoruz ki, haddi zatında farz, genel olarak herkese eşittir. Şu kadar var ki, vakitlerin oluştuğu yerlerde bu beş namaz vakitlere dağıtılır. Oluşmadığı yerlerde ise farziyet düşmez. (Aynı yer) Bu izahında İbnu'l-Hümâm’ın asıl maksatla, maksada ulaştıracak vesileleri aynı kefeye koymadığını görüyoruz. (Mehmet Erdoğan, İslâm Hukukunda Ahkâmın Değişmesi, MÜİFV Yayınları, İstanbul 1990, 110-112.)”

Bir ay uzunluğu olan ikinci güne ve bir hafta uzunluğu olan üçüncü güne gelince; onlar da birinci gün gibi zikredilen tarz üzere, yine birinci günün kıyası yapılacaktır. Allah, en iyi bilendir. (Nak. Sofuoğlu, Sahîh-i Muslim ve Tercemesi, 8/479; Hatipoğlu, Sünen-i İbn-i Mâce Tercemesi ve Şerhi, 10/325-326.)

Bu hadis, ahir zaman fitnesiyle ilgili diğer hadisler gibi müteşabih olduğunda şüphe yoktur. Yorumlanması, tevil edilmesi şarttır. Geçmiş alimlerin yorumlarından ziyade bu asrın müceddidi olan Bediüzzaman’ın yorumları, elbette daha kuvvetli ve daha isabetli olacaktır. Çünkü, hadiste işaret edildiği üzere, “İşitmek görmek gibi değildir.” Diğer alimlerin işittiği ahir zaman fitnesini, Bediüzzaman bizzat müşahede etmiştir. Bu hikmet içindir ki, Allah, onu Birinci Dünya Savaşı sırasında esir olarak Rusya’ya / kosturma’ya göndermiştir.

Bediüzzaman, bir yandan bu hadisi doğrulayan komünizm  inkılabının yapıldığı yönetimi yakından görmüş, icraatlarından Deccaliyeti müşahede etmiş; diğer yandan da Deccalle ilgili söz konusu hadisin manasını gösteren Kuzey Kutup eksenindeki güneşin farklı yerlerde, farklı günlere sahip olduğunu yakından temaşa etmiştir.

Hem komünizmin felsefe ve icraatından, hem de hadiste belirtilen günlerin evsafını gördüğü için, bunu bu şekilde tevil etmiştir.

İnsafla bakan kimse, bu tevilin son derece makul, hatta gözle görülen bir hakikatin ifadesi olduğunda şüphe etmez.

Hadisle ilgili Bediüzzaman’ın ikinci tevili de birinci tevil gibi son derece makul ve hadisin manasına çok uygundur. Denilebilir ki, hadis-i şerifte “birinci gün...” denmesinin önemli bir hikmeti, Bediüzzaman’ın yorumladığı bu iki manayı da ifade etmek içindir. Eğer “birinci, ikinci gün” şeklinde olsaydı, bu devrelere olan işareti biraz daha kapalı olurdu.

Deccal’in Şam’da çıkacağına dair bilgiye dayanarak Bediüzzaman’ın Rusya örneğine itiraz edenlerin bilmediği husus şudur: Deccal sadece bir tane değildir. Hadislerde otuz Deccal’den bahsedilir. Özellikle büyük iki Deccal’den biri bütün dinlere karşı olan genel deccaldir, biri de İslam düşmanı olan bir deccaldir ki, ona Süfyan / İslam deccali denir. Farklı hadis rivayetlerinde Deccal’in çıkacağı yer, zaman ve bazı vasıflarının farklı olması, ayrı Deccallere işaret etmektedir. Hatta aynı Deccal’in bazı alametleri olsun diye farklı zamanlarda bulundukları, farklı zaman ve mekanlarına işaret edilmiştir.




Deccal Nedir - Deccal Kimdir - Deccalin Özellikleri Nelerdir

Deccal Nedir - Deccal Kimdir - Deccalin Özellikleri Nelerdir


Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa (a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal

Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.

"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(1)
buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(2) Sadece Resûl-i Ekremin (a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin (asm) bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.(4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü (asm) çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, "yalancı, dalâlete sürükleyici"(6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, "Mesih" kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, "Mesihü'd-Dalâle," "Sapıklık Mesihi" diye söz edilir.(7)

Süfyan

Bir hadis-i şerifte,

"Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek"(8)
buyurulmaktadır. Mahiyeti ise, "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."(9)

Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.(11)

Deccal hakkında tevatür var

İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.(12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?

Şüphesiz vardır. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur." şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:

"'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."(15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(16)

Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna -ki Hz. Ali(17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(18) ve Hz. Ali (ra) hep bu Deccalden bahsetmiştir.(19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim (as)'siz, Firavunu Hz. Musa' (as)sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,

"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır."(20)

Kaynaklar:

(1) Müslim, Fiten: 126.
(2) Ramûzü'l-Ehadis, s. 518.
(3) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101.
(4) Müslim, Fiten: 125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb: 70.
(5) Buharî, Kitabü'l-Meğazî: 64.
(6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (Kahire: 1313), 5:372.
(7) el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid-I-VIII (Beyrut: 1403/1982), 7:348.
(8) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (Beyrut: Dâru'l-Marife, ts.), 4:520; Kenzü'l-Ummal, 14:272.
(9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal (Beyrut: 1989), 11:125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri'l-Kur'ân, I-X (İstanbul: 1330), 8:197.
(10) Müslim, Fiten: 125.
(11) Nursî, Sözler, s. 158.
(12) el-Münavî, Feyzü'l-Kadîr (Beyrut: 972), 3:537; Said Havva. el-Essas fi's-Sünne-İslâm Akàidi. çev. M. Ahmed Varol, Orhan Aktepe v.d. (İstanbul: Aksa Yayın-Pazarlama, 1992), 9:335.
(13) Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Essas fi's-Sünne, 9:335-336.
(14) Sarıtoprak, A.g.e., s. 67.
(15) Şuâlar, s. 360.
(16) Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1.
(17) Gazalî, A.g.e., 1:59
(18) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.
(19) Şuâlar, s. 501.
(20) Mektûbât, s. 425

Deccal Kimdir?

Deccal, دجَلَ “de-ce-le” kökünden türemedir. Yalan söylemek, bir şeyi bir şeye karıştırmak, gizlemek ve örtmek manalarına gelir. Kıyamet saatinin büyük alametlerinden biri de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Deccal ismini verdiği bir şahsın ortaya çıkışıdır. Deccal’e bu isim, hakkı örttüğü ve çok yalan söylediği için verilmiştir.

Deccal’in bir diğer ismide Mesih’dir. Mesih kelimesinin 50 tane manası vardır. Bunların içinde ‘doğru söyleyen’ ile ‘saptıran yalancı’ gibi birbirinin zıddı manalar da vardır! Allah-u Teâlâ iki tane mesih yaratmıştır ki, biri diğerinin zıddıdır. Mesih İsa (Aleyhisselam) doğru söyleyen ve insanlara doğru yolu gösterendir.

Mesih Deccal ise, insanlık için yaratılmış en büyük fitnelerden birisi olup çok yalan söyleyen ve insanları saptırandır. Ona Mesih denme sebebi, iki gözünden birinin silik olması veya yeryüzünün tamamını kırk günde dolaşarak ayak basmadık bir yer bırakmayacak olması da olabilir.

Deccal ise, mübalağalı ism-i fail olup anlamı, görülmemiş ve duyulmamış yalanlar söyleyerek hakkı batıla karıştıran, gerçeği ters çeviren demektir.

Deccal hakkında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadislerine baktığımız zaman:

Deccal, Yahudilerden bir adamdır. Bu ümmetin sonunda ortaya çıkar ve hakkı batılla karıştırıp hakkı gizlemeye çalışır. Deccal, taraftarlarıyla yeryüzünü karıştırır ve küfrünü insanlardan gizli tutar.

Deccal, Rab olduğunu iddia eder. İşte bundan dolayı yalancılığı ile isim almıştır. Deccal, insanlara olayları karışık göstermesinden ve batılı örtüp onu süslü göstermesinden dolayı bu şekilde isimlendirilmiştir.

Deccal kendisinin ilahlığını ilan edip, Allah’ın izni ve imtihan gereği olağanüstü şeyler göstererek insanları dinlerinde fitneye düşürecektir! Bazı insanlar onun fitnesine kanıp yolunu saptırırken, Allah, iman edenleri iman üzere sabit kılacaktır. Bu sebeple de mü’minler onun yalan ve fitnesine aldanmayacaklardır.

Daha sonra Allah-u Teâlâ, İsa (Aleyhisselam)’ı indirerek onu ve fitnesini ortadan kaldıracaktır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den Deccal’le ilgili rivayet edilen hadislerden bir kaçını burada zikredersek onu tanımamıza yardımcı olur.

Deccal Yahudi Milletindendir!

(1) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Deccal, Yahudi’dir, onun çocuğu olmaz! Allah, ona Mekke ve Medine’yi haram kılmıştır!”

Müslim 2927/90

(2) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Deccal, kâfirdir! O kısırdır, çocuğu olmaz! O Medine ve Mekke’ye giremez!”

Müslim 2927/91

(3) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Deccal’e İsbehan Yahudilerinden yetmiş bin kişi tabi olacaktır. Onların başlarında ve omuzlarında miğfer vardır.”

Müslim 2944/124

Deccal’in Çıkma Sebebi ve Çıkış Yeri

(4) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Deccal, doğuda Horasan denilen bir bölgeden çıkar. Yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavim ona tabi olurlar.”

İbni Mace 4072

Yüzlerinin deri üzerine deri kaplı kalkan gibi olması, Tatarların ve Türklerin vasfıdır. Deccal’in çıkma sebebine gelince, mü’minlerin annesi Hafsa (Radiyallahu Anha) şöyle nakletmektedir.

(5) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Deccal ancak kendisini kızdıran bir şey sebebiyle çıkar. Deccal’i insanlar üzerine gönderecek ilk sebep, onu gazaba getirecek bir kızgınlıktır.”

Müslim 2932/98, 99

Deccal’i kızdıracak şeyin ne olduğunu bilmiyoruz. Mescidu’l-Aksa’nın Yahudi işgalinden kurtulması mı? Yoksa dünyada Yahudilerin yönettiği Hristiyanlara karşı, Müslümanların zafer kazanmasıyla haçlı gücünün yok olması mı? Allah (Azze ve Celle) en iyi bilendir.

Ancak Deccal’i kızdıracak sebebin İslam ümmetinin iyiliğine olan bir iş olduğunu söyleyebiliriz. Allah-u Teâlâ’dan yakın zaferi müyesser kılmasını dileriz. Deccal’in ortaya çıktığı zaman hedefi Medine-i Münevvere olacaktır. Allah-u Teâlâ kendisinin bildiği bir sebepten dolayı orayı korumaktadır.

Muhtemelen Medine o zamanlar İslam ve Müslümanlar için bir kale ve sığınak olacaktır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şu hadisinde bunu bize bildirmektedir.

(6) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İslam, garip (kimsesiz) başladı ve başladığı gibi kimsesiz hale dönecektir. İslam, yılanın deliğinde kıvrılıp toplandığı gibi iki mescid arasında toplanır.”

Müslim 232/146

(7) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Deccal’in hedefi Medine olduğu halde doğu tarafından gelir. Uhud dağının arkasına iner. Sonra melekler onun yüzünü Şam tarafına çevirirler ve orada helak olur.”

Müslim 1380/486

(8) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Mekke ve Medine hariç Deccal’in uğramayacağı hiç bir belde yoktur. Oraların her geçidinde koruyucu melekler vardır. Deccal (Medine civarında) çorak bir yere konaklar. Sonra Medine ahalisi ile birlikte üç kere sarsılır. Akabinde her kâfir ve münafık Deccal’e (beraber) çıkar. ( Ve ona katılır.)”

Buhari 1758

(9) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Medine’ye Deccal’in korkusu giremez! O gün Medine’nin yedi kapısı vardır ve her kapıda iki melek bulunur.”

Buhari 1757

Deccal’in Sıfatı

(10) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Allah, Âdem zürriyetini yarattığından beri yeryüzünde Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır! Allah’ın gönderdiği her Nebi, ümmetini Deccal’den sakındırmıştır! Ben Nebilerin sonuncusuyum, siz de son ümmetsiniz. Şüphe yok ki o (Deccal) sizin içinizde çıkacaktır.”

İbni Mace 4077

Deccal’i ayırt eden en belirgin özellik; onun sağ gözünün şaşı, sol gözünün sönük ve iki gözünün arasında kâfir yazılı olmasıdır.

(11) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Ben size Deccal’i anlattım hatta onu anlamayacağınızdan korktum. Deccal; ayakları dengesiz ve çarpık, saçı oldukça kıvırcık, bir gözü kör olup ne yüksekçe ne de çukurca olan biridir. Eğer onun durumu size karışık gelirse biliniz ki sizin Rabbiniz kör değildir! Siz ölünceye kadar Rabbinizi göremeyeceksiniz!”

Ebu Davud 4320

(12) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanlar içerisinde ayağa kalktı, Allah’ı layık olduğu sıfatlarla övdü. Sonra Deccal’ı zikredip şöyle buyurdu:

“Ben sizi onun şerrinden sakındırıyorum. Nebilerin hepsi kavmini Deccal’in şerrinden korkutup sakındırmıştır. Yemin olsun Nuh da kendi kavmini Deccal’den sakındırmıştır. Ancak ben size hiçbir Nebinin söylemediği bir şey söyleyeceğim. İyi bilin ki Deccal şaşıdır; Allah ise şaşı değildir!”

Başka bir hadiste ise, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“...Muhakkak ki onun iki gözünün arasında Kâfir yazılıdır. Onun amelini kerih görüp sevmeyen herkes, o yazıyı okur. Yahut her mü’min o yazıyı okur. Bundan sonra şunu kesin olarak bilin ki, sizden hiç kimse ölünceye kadar aziz ve celil olan Rabb’ini göremeyecektir!”

Buhari 2850, Müslim 2931/169

(13) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Allah’ın gönderdiği hiçbir Nebi yoktur ki, ümmetini Deccal hakkında uyarmış olmasın! Nuh da ondan sonraki Nebiler de kavimlerini uyarmıştır. O sizin aranızda çıkacaktır. Onun işinden hiçbir şey size gizli kalmamıştır. Rabbinizin kör olmadığı size gizli kalmamıştır. Deccal ise sağ gözü şaşıdır.(Diğer gözü ise) sanki içi çıkarılmış üzüm tanesi gibidir.”

Buhari 7277

(14) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Deccal; ‘ben sizin Rabbinizim’ der. Siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz! O, tek gözü kör biridir. Sizin Rabbiniz kör değildir! Onun iki gözünün arasında kâfir yazılıdır. Okuması olan yahut olmayan her mü’min o yazıyı okur.”

(15) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal’i rüyasında görmüş ve bize şöyle vasfetmiştir:

“Sonra bana bir adam gösterildi. Saçları kıvırcık, sağ gözü şaşı, diğeri içi çıkarılmış üzüm tanesi gibiydi. Ben ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘O, Deccal’dir’ denildi.”

Müslim 169/273

(16) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Deccal’in sol gözü yoktur, üzerinde sadece zar vardır. İki gözü arasında kâfir yazılıdır.”

Müslim 2933/103

(17) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Deccal’in gözü cam gibi yeşildir.”

Ahmed 5/123, 124

(18) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“…Daha sonra sağ gözü şaşı ve çok kıvırcık saçlı, gördüğüm insanlardan en çok Katan’ın oğluna benzettiğim bir adam gördüm. Ellerini bir adamın omzuna koymuş, Kâbe’yi tavaf ediyordu. ‘Bu kimdir?’ diye sordum. ‘Deccal’dir’ dediler.”

Müslim 169/274

Deccal, Müslümanların İstanbul’u ikinci defa fethetmesinden sonra ortaya çıkacaktır. İlk fetih, Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmed Han komutasındaki Müslümanlar tarafından gerçekleştirilmiştir.

(19) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Rumlar A’mak yahut Dabık’a ininceye kadar kıyamet kopmaz! O gün onların karşısına yeryüzü ahalisinin hayırlılarından bir ordu çıkar. Saf saf dizildikleri vakit, Rumlar:

−Bizimle bizden esir alanların arasını boşaltın da onlarla savaşalım, derler.

Müslümanlar:

−Hayır, Allah’a yemin olsun ki sizinle kardeşlerimizin arasını asla boşaltmayız, derler. Bunun üzerine onlarla savaşırlar. Müslümanların üçte biri hezimete uğrar ki, Allah onların tevbesini kabul etmez, üçte biri öldürülür ki onlar Allah katında şehitlerin en faziletlisidir. Kalan üçte biri de fethe devam eder. Onlar asla fitneye düşmezler. İstanbul’u fethederler. Onlar ganimetleri taksim ederken kılıçlarını zeytin ağacına asmışlardır. Bu arada onların içinde şeytan:

−Deccal sizin ailelerinizin arasında çıktı, diye sayha atar. Bu haber yalan olduğu halde çıkarlar. Onlar Şam’a geldikleri vakit Deccal çıkar.

Diğer bir rivayette ise Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−Onlar ganimetleri taksim ederken, bir ses ‘Deccal çıktı’ diye nida eder. Onlar da her şeyi bırakıp dönerler.”

A’mak ve Dabık; Suriye’nin Halep şehri yakınlarında iki mevki ismidir.

Müslim 2897/34

(20) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“…Sizden kim Deccal’e yetişirse, ona Kehf suresinin ilk ayetlerini okusun. Deccal, Şam ile Irak arasında bir mevkide çıkar. Sağa gider ifsat eder, sola gider ifsat eder. Ey Allah’ın kulları! Sebat edin!”

Biz:

−Ey Allah’ın Rasulü! Deccal yeryüzünde ne kadar kalır? diye sorduk.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Kırk gün kalır. Birinci günü bir sene gibi, ikinci günü bir ay gibi, üçüncü günü Cuma’dan diğer Cuma’ya kadar, diğer günleri sizin günleriniz gibidir.” (Yani 439 gün)

Biz:

−Ya Rasulallah! O bir senelik günde bir günün namazı kâfi gelir mi? diye sorduk.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Hayır, siz o bir senelik gün için namaz vakitlerini ölçerek tayin ediniz!”

Biz:

−Ya Rasulallah! Deccal’in yeryüzündeki hızı ne kadardır? diye sorduk.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Rüzgârın yönlendirdiği yağmur gibidir. Deccal bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar da davetine icabet edip ona iman ederler. Bunun üzerine Deccal semaya emreder onlara yağmur yağdırır, yere emreder onlara nebatat bitirir. O kavmin otlağa çıkmış hayvanları akşam olunca zirveleri en yüksek, böğürleri daha geniş ve memeleri sütten dopdolu olarak dönerler.

Sonra Deccal başka bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar Deccal’i reddedip iman etmezler. Deccal onları bırakıp gider. O kavim kuraklığa ve kıtlığa uğramış olarak sabahlar, malları ellerinden gider. Deccal bir harabeye uğrar ve ‘hazinelerini çıkar’ der. Bunun üzerine o harabenin hazineleri, arıların arıbeyinin arkasından takip etmesi gibi onu takip ederler.

Sonra Deccal, gençlik dolu bir adamı çağırır, ona kılıçla vurup iki parçaya ayırır. Her bir parçayı ok atımı mesafesinde uzaklaştırır. Sonra onu çağırır, o genç güler halde yüzü parlayarak gelir. Deccal bu şekilde iken Allah azze ve celle Meryem oğlu İsa’yı gönderir. İsa aleyhisselam, Dimeşk’in doğusunda “Beyaz Minare” denilen mevkide herd ile boyanmış iki parça elbise içinde ellerini iki meleğin kanatlarına koymuş bir halde iner. Başını öne eğse su damlatır, yukarı kaldırsa inci tanesi gibi su bulunur. İsa’nın nefesinin rüzgârını hisseden hiçbir kâfir yaşayamaz! Onun nefesinin rüzgârı göz alabildiğincedir. İsa aleyhisselam, Deccal’i arar, nihayet ona Lüdd kapısında yetişir ve onu öldürür.

Sonra Meryem oğlu İsa aleyhisselam’a Allah’ın Deccal’den koruduğu bir kavim gelir. İsa aleyhisselam, onların yüzünü sıvazlar ve cennetteki derecelerini onlara söyler. Onlar bu durumda iken Allah azze ve celle, İsa aleyhisselam’a:

−‘Bana ait bir takım kullar çıkardım ki onlarla savaşmaya kimsenin kudreti yoktur! Sen kullarımı Tur dağında muhafaza et’ diye vahyeder. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, Ye’cuc ve Me’cuc kavmini gönderir. Onlar her tepeden süratle inerler. Onların ilkleri Taberiye gölüne uğrar ve içmeye başlarlar. Onların sonları göle uğradıklarında:

−Andolsun ki bir zamanlar burada su vardı, derler. Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Tur dağında mahsur kalırlar. O zaman onlardan birinin yiyecek olarak bir sığır başı olması, sizden birinin şu anda yüz dinarı olmasından iyidir. Sonra Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Allah’a dua ederler. Bunun üzerine Allah azze ve celle Ye’cuc ve Me’cuc kavminin boyunlarına negaf denilen kurtlardan gönderir. Hepsi de tek bir kişinin ölmesi gibi ölü olarak sabahlarlar.

Sonra İsa aleyhisselam ve ashabı yeryüzüne inerler. Yeryüzünde onların cesetlerinden ve pis kokularından dolmamış bir karış dahi yer bulamazlar. Sonra İsa aleyhisselam ve ashabı yine Allah’a dua ederler. Allah azze ve celle develerin boyunlarına benzeyen kuşlar gönderir. Kuşlar onların cesetlerini Allah’ın dilediği bir yere taşırlar. Sonra Allah azze ve celle bir yağmur gönderir, balçıktan ve kıldan yapılan hiçbir ev kalmaz, hepsi dümdüz olur. O yağmur yeryüzünü yıkar, hatta ayna gibi yapar.

Sonra yeryüzüne:

−‘Meyvelerini, nebatatını bitir bereketlerini getir’ denilir. O vakit, bir topluluk, cemaat tek bir nar meyvesinden yerler ve onun kabuğunda gölgelenirler. Sütler de bereketlenir. Sağmal bir devenin sütünden büyük bir kalabalık içerler, sağmal bir ineğin sütünden bir kabile içer, sağmal bir koyunun sütünden bir oymak içer. Onlar bu şekilde iken Allah-u Teâlâ tatlı bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr onların koltuk altlarından girer, her mü’min ve Müslümanın ruhunu kabzeder ve insanların en şerlileri kalır. Onlar eşeklerin ilişkiye girmesi gibi insanların gözü önünde ilişkiye girerler.”

Müslim 2937/110, Tirmizi 2341

(21) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Deccal’in tek gözü kördür. Onun yanında cennet ve ateş benzetmesi vardır. Onun cennet dediği ateşin ta kendisidir…”

Müslim 2934/104

(22) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Deccal çıktığında kendisiyle beraber cennet ve ateş vardır. İnsanların ateş olarak gördükleri soğuk bir sudur. İnsanların su olarak gördükleri ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim ona yetişirse ateş olarak gördüğüne gitsin, çünkü o soğuk ve tatlı bir sudur.”

Buhari 3264

(23) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Ben, Deccal ile beraber olanı ondan daha iyi bilirim. Onun yanında akar iki nehir vardır. Onlardan biri dış görünüş itibarıyla beyaz bir sudur, diğeri alevlenmiş bir ateştir. Sizden biri ona yetişirse ateş olarak gördüğü nehre gelsin. Sonra başını daldırıp ondan içsin, çünkü o, soğuk bir sudur. Deccal’in sol gözü yoktur, üzerinde kalın bir perde vardır. İki gözü arasında kâfir yazılıdır. Okuması olan olmayan her Müslüman o yazıyı okur.”

Müslim 2934/105

(24) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Kim, Deccal’i duyarsa ondan uzak dursun! Allah’a yemin olsun ki, bir adam ona kendisinin mü’min olduğunu sanarak gider, onun attığı şüphelerden ona tabi olur!”

Ebu Davud 4319

(25) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Deccal kendisine haram olduğu halde Medine geçitlerine gelir. Medine yakınlarındaki bir takım çorak toprağa konaklar. O gün insanların en hayırlısı olan yahut hayırlılarından biri olan bir kimse ona şöyle der:

−Şahitlik ederim ki sen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bize bahsettiği Deccal’sin!

Deccal insanlara:

−Bunu öldürsem sonra da diriltsem, rabliğimden şüphe eder misiniz? der.

İnsanlar:

−Hayır, derler. Onu öldürür, sonra diriltir.

O genç:

−Allah’a yemin olsun ki, bugün senin hakkında daha fazla kanaat sahibiyim, der. Bunun üzerine Deccal onu öldürmek ister ama buna güç yetiremez!”

Buhari 6981

(26) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Deccal zuhur eder. Mü’minlerden bir adam ona doğru yönelir.

Deccal’in askerleri:

–Nereye gitmek istiyorsun? diye sorarlar.

O genç:

−Şu çıkana gidiyorum, der.

Onlar:

−Yoksa sen bizim rabbimize iman etmiyor musun? derler.

O genç:

−Rabbimizde gizlilik yoktur, der.

Bunun üzerine:

−Onu öldürün, derler. Sonra onlardan bir kısmı diğerlerine:

−Rabbiniz kendisinin haberi olmadan birini öldürmenizi yasaklamadı mı? derler. Onu Deccal’e götürürler.

Mü’min onu gördüğü vakit:

−Ey insanlar! Bu, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bize haber verdiği Deccal’dir, der. Deccal emreder, o mü’min karnı üzere yere yatırılır. Döve döve sırtı ve karnı genişletilir.

Deccal:

−Bana iman etmiyor musun? diye sorar.

O mü’min:

−Sen çok yalancı Mesih Deccal’sin, der. Deccal emreder, o mü’min başının ortasından iki ayağının arası ayrılana kadar testere ile kesilerek ayrılır. Sonra Deccal bu iki parça arasında yürür.

Sonra:

−Kalk, der. O mü’min dikilerek eski halini alır.

Sonra Deccal:

−Bana iman etmiyor musun? diye sorar.

O mü’min:

−Senin hakkında kanaatimi artırmaktan başka bir şey yapmadım, der.

Sonra:

−Ey insanlar! Deccal bunu benden başka hiç kimseye yapamayacaktır, der. Onu kesmek için Deccal tutar, boynu ile köprücük kemiği arası bakır bir levha haline gelir. Onu elleri ve ayaklarından tutar ve onu atar. İnsanlar onu ateşe attığını sanırlar, ancak cennete atılmıştır.”

(27) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bu mü’min, âlemlerin Rabbi katında şahadeti en yüce olandır.”

Müslim 2938/113

Deccal’in Çıkacağını Gösteren İşaretler

(28) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Deccal’in çıkmasından önce üç şiddetli yıl olur. İnsanlar o yıllarda şiddetli kıtlığa maruz kalırlar. Sonra ilk yıl Allah semaya emreder, sema yağmurun üçte birini hapseder tutar. Yere emreder, yer nebatının üçte birini hapseder tutar. Sonra ikinci yıl Allah semaya emreder, yağmurunun üçte ikisini tutar. Yere emreder, nebatının üçte ikisini tutar. Sonra üçüncü yıl Allah semaya emreder, yağmurunun tamamını tutar, bir damla yağmur düşmez. Yere emreder, nebatının tamamını tutar, hiç yeşillik bitmez! Allah’ın dilediği hariç, çift tırnaklı (geviş getiren) helak olmayan hiç hayvan kalmaz!”

Denildi ki:

−O zaman insanlar ne ile yaşarlar?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Tehlil, tekbir, tahmid onlar için yiyecek yerine geçer.”

Tehlil; ‘La ilahe illallah’ demektir.

Tekbir; ‘Allah-u Ekber’ demektir.

Tahmid; ‘Elhamdulillah’ demektir.

İbni Mace 4077

(29) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ahlas fitnesi, insanların birbirinden kaçması, malının ve ehlinin yağma edilmesidir. Sonra bolluk fitnesi olacak. Bu fitnenin dumanı benim Ehl-i Beyt’imden, benden olduğunu iddia eden bir adamın ayaklarının altına kadar varacak, hâlbuki o benden değildir! Gerçekte benim dostlarım muttakilerdir. Sonra insanlar, eğreti düzgün olmayan, nizamsız bir adamın başına toplanacaklar.

Sonra düheyma fitnesi olacak ki bu ümmetten dokunmadığı kimse kalmayacak! Fitne bitti denildiğinde devam edip yaygınlaşacak. O fitne içerisinde, kişi mü’min olarak sabahlayacak, akşama kâfir olarak çıkacaktır. Hatta insanlar iki ayrı gruba ayrılacaklardır. Biri nifaksız iman grubu diğeri imansız nifak grubudur. Böyle olduğu zaman, o gün yahut ertesi gün Deccal’i bekleyin.”

Ebu Davud 4242

(30) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Beytü’l-Makdis’in imar edilmesi Yesrib’in harap olmasına, Yesrib’in harap olması Rumlarla Müslümanlar arasında harp çıkmasına, harbin çıkması İstanbul’un fethine, İstanbul’un fethi Deccal’in çıkmasına işarettir.”

Yesrib; Medine’nin eski adıdır.

Ebu Davud 4294

Beytü’l-Makdis’in imarı, Allah’ın izniyle Yahudi işgalinden kurtulmasından sonra Müslümanların eliyle olacaktır. Mukaddes topraklar, o zaman hilafet yurdu olacaktır.

(31) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu şöyle bildiriyor:

“Ey Havale’nin oğlu! Mukaddes topraklara hilafetin indiğini görürsen; insanlara zelzeleler düşünce ve kederler, büyük hâdiseler benim şu ellerimin senin başına olan yakınlığından daha yakındır.”

Ebu Davud 2535

Deccal’in Biyografisi ve Yapacağı Şeyler

1) Deccal, Yahudi’dir!

2) Deccal, Kâfirdir!

3) Deccal, Kısırdır!

4) Deccal, İnsanı Öldürüp Diriltir!

5) Deccal, Çok Kuvvetlidir!

6) Deccal, Cüsse Bakımından İnsanların En Büyüğüdür!

7) Deccal, Çok Hızlıdır!

8) Deccal, Kalın Boyunludur!

9) Deccal’in Alnı Açıktır!

10) Deccal, Kırmızı Yüzlüdür!

11) Deccal, İri Yarı Biridir!

12) Deccal, Kısa Boyludur!

13) Deccal’in Bacakarının Arası Açıktır!

14) Deccal, Sevimsizdir!

15) Deccal, Gençtirv

16) Deccal, Çukur ve Tümsek Olmayan Bir Halde Silme Düzdür!

17) Deccal’in Saçı Oldukça Kıvırcıktır!

18) Deccal’in İki Gözü Arasında Kâfir Yazılıdır!

19) Deccal’in Gözü Cam Gibi Yeşildir!

20) Deccal’in Sağ Gözü Kör veya Şaşıdır!

21) Deccal’in Sol Gözü Sönük veya İçi Çıkartılmış Üzüm Tanesi Gibidir!

22) Deccal’in Ayakları Dengesiz ve Çarpıktır!

23) Deccal’in Yanında Akar İki Nehir Vardır!

24) Deccal, Gökyüzüne Emrettiğinde Yağmur Yağar!

25) Deccal, Toprağa Emrettiğinde Sebze ve Meyve Çıkar!

26) Deccal, Toprağa Emrettiğinde Hazinelerini Çıkartır!

27) Deccal, Hayvanların Memelerindeki Sütünü Artırır!

28) Deccal, Sebzelerin ve Meyvelerin Bereketini Artırır!

29) Deccal’in Yanında Ekmekten ve Etten Dağlar Vardır!

27 Eylül 2016 Salı

Deccal'lin Zuhuru (Çıkışı) Sebebleri

Deccal'lin Zuhuru (Çıkışı) Sebebleri

Deccal'lin Zuhuru (Çıkışı)

Deccal’ın zuhuru da Hz. Mehdi’nin zuhurunun alametlerinden biridir. Deccal’ı şöyle tavsif etmektedirler: Kafir birisidir. Bir gözü kördür. Bir gözü de alnındadır ve yıldız gibi parlamaktadır. Alnında şöyle yazılıdır: "Bu Kafirdir". Bunu okuma-yazması olan veya olmayan herkes okumaktadır. Beyaz bir merkebe binmektedir ki her adımı bir mil kadardır. Gökler onun emriyle yağmur yağdıracak ve yeryüzü bitki bitirecektir. Yeryüzünün hazineleri onun elindedir. Ölüyü diriltecek ve herkesin duyacağı gür bir sesle şöyle diyecektir: "Ben sizin yüce tanrınızım ki sizleri yaratmış ve rızık vermekteyim. Bana doğru koşunuz."

Denildiğine göre bu şahıs Peygamber (s.a.a) zamanında hayatta olup adı da Abdullah veya Said b. Sayd idi. Peygamber ve ashabı tanrılık iddia eden bu şahsın evine gittiler. Ömer onu öldürmek istedi. Ama Peygamber engel oldu. Şimdiye kadar da güya sağ kalmış ve ahir zamanda İsfahan’ın yahudi köylerinin birinden zuhur edecektir. [1]

Önceleri Hıristiyan olup H. 9. yılda Müslüman olan Temim-ud Dari’nin "Ben Deccalı bir adada gördüm ki zincirlere vurulmuştu." dediği nakledilmiştir. [2]

Deccal’a ingilizce Antichrist denilmektedir ki "Mesih’in düşmanı (Anti-İsa)" manasını ifade etmektedir. Deccal kelimesi belli bir insanın adı değildir. Arapça’da yalancı ve hilekar herkese "deccal" diyorlar. İncil’de de "deccal" kelimesi bir çok yerde göze çarpmaktadır.

Yuhanna’nın ilk mektubunda şöyle yazar: Yalancı kimdir? İsa’nın Mesih olduğunu inkar edenden başkası mıdır? Baba ve oğulu inkar eden deccaldır." [3]

Yine aynı mektupta şöyle yazmaktadır: Deccal’ın geleceğini duymuşsunuzdur. Şu anda da deccallar oldukça çoktur. [4]

Diğer bir yerinde: Mücessem olmuş (cisimleşmiş) İsa’yı inkar eden bir ruh, Allah’tan değildir, geleceğini duyduğunuz deccalın ruhudur ve şu anda dünyadadır. [5]   yazmaktadır.

Bir diğer babda ise şöyle geçmektedir: Dünyada bir çok sapıklar ortaya çıkmış cisimleşen İsa Mesihi inkar ediyorlar, işte onlar sapık ve deccal olanlardır. [6]

Bu İncil ayetlerinden de anlaşıldığı gibi deccal yalancı ve sapıtıcı manasınadır. Deccalın çıkışı ve hayatta olması o zamanlar da hırıstiyanlar arasında yaygın idi ve de onun çıkışını bekliyorlardı.

Hz. İsa, Deccal’ın çıkışını haber vermiş ve halkı onun fitnesinden sakındırmıştır. Bu yüzden hırıstiyanlar onu bekliyorlardı. Muhtemelen Hz. İsa’nın (a.s) haber verdiği Deccal da beş asır sonra zuhur ederek yalan yere peygamberlik iddiasında bulunan yalancı Mesih idi. Darağacına asılan da bu yalancı Mesih idi; Peygamber olan Hz. İsa Mesih değil. [7]

İslam'da da Deccal’ın varlığı hakkında birtakım hadisler vardır. İslam Peygamber’i halkı Deccal’dan sakındırıyor ve çıkaracağı fitneleri haber veriyordu. Nitekim bir hadisinde şöyle buyuruyor: "Nuh’tan sonra gönderilen tüm peygamberler kavmini Deccal fitnesinden sakındırmışlardır." [8]

"Kendini peygamber sanan otuz deccal zuhur etmedikçe kıyamet kopmaz." [9]

Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Otuz yalancı Deccal zuhur edip de Allah ve Resulüne yalan şeyler isnad etmedikçe kıyamet kopmayacaktır." [10]

Keza Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Deccal zuhur etmeden önce yetmiş Deccal zuhur edecektir." [11]

Mezkur hadislerden de anlaşıldığı gibi Deccal belirli bir şahıs adı değildir.Tüm yalancı ve saptırıcı kimseler için kullanılmaktadır. Deccal kıssasının kökenini İncil’de ve hıristiyanlarda aramak gerekir. Daha sonra bu hususta bir çok hadis özellikle Ehl-i Sünnet kitaplarında ve onların tarikiyle nakledilmiştir. Velhasıl Deccal olayının aslı doğru olabilir, ama hakkındaki tavsif ve tariflerin güvenilir bir senedi yoktur.

Dolayısıyla Deccal olayının aslı doğru da olsa bir takım hurafe ve asılsız şeylerle karışmış ve gerçek mahiyetini kaybetmiştir. Bu nedenle şunu söyleyebiliriz: Ahir zamanda ve Hz. Mehdi’nin zuhuruna yakın bir zamanda yalancılık ve hokkabazlıkta önde gelen birisi zuhur edecek ve bu şahıs yalancılıkta diğer Deccallerden daha önde olacaktır. Yalanlarıyla bir çoklarını saptıracaktır. İnsanlara hayat, su ve ekmeklerinin kendisinin elinde olduğunu söyleyerek onları kendine uyduracaktır. İnsanların bazısı da her şeyin onun elinde olduğunu sanacaktır. Yalancılıkta öyle bir hadde gelecektir ki iyi işleri kötü, kötü işleri de iyi göstermeye çalışacak. Cehennemi cennet ve cenneti de cehennem olarak gösterecektir. Ama küfür içinde bulunduğu herkese malum olacaktır.

Ama Said b. Sayd’ın vaat edilmiş Deccal olduğu ve Hz. Resulullah’ın (s.a.a) zamanından şimdiye kadar da yaşadığı hususunda muteber bir delile sahib değiliz. Hem hadisin senedi zayıf hem de Peygamber (s.a.a) Deccal hakkında şöyle buyurmaktadır: "Mekke ve Medine’ye girmeyecektir." Halbuki Said b. Sayd Medine’de vefat etmiş ve halktan bir kısmı da onun öldüğünü görmüştür. [12]

Faraza Hz. Peygamber (s.a.a) Said’i Deccal olarak tanıtmışsa da, yalancı manasındaki deccaldır, zuhurun alametlerinden biri olan vaat edilmiş Deccal değildir. Başka bir tabirle İslam Peygamberi Said’i görmüş ve onu ashabına bir deccal örneği olarak tanıtmıştır. Evet Peygamber (s.a.a) ahir zamanda zuhur edecek olan Deccal’den sözettiği için bu ikisi karıştırılmış ve insanlar bu hususta yanılgıya düşmüş olabilirler yani Peygamber’in deccal olarak adlandırdığı Said’in ahir zamanda zuhur edecek olan Deccal olduğunu sanarak onun sağ olduğunu ve uzun süre yaşadığını söylemişlerdir.

[1] - Bihar-ul Envar, c.52, s.193-197, Sahih-i Müslim, c.18, s.46-87, Sünen-i Ebi Davud, c.2, s.212.

[2] - Sahih-i Müslim, c.18, s.79, Sünen-i Ebi Davud, c.3, s.214.

[3] - Yuhanna Risalesi, 2.Bab, 22.ayet.

[4] - Yuhanna Risalesi, 1.Bab, 18. ayet.

[5] - Yuhanna Risalesi, 4.Bab, 3.ayet.

[6] - Yuhanna 2. Risale, 7. ayet.

[7] - El- Mizan, c.3 ve "Iran'da Tarih ve Takvim" kitabına müracaat ediniz.

[8] - Bihar-ul Envar, c.52, s.197.

[9] - Sünen-i Ebi Davud, c.2.

[10] - Sünen-i Ebi Davud, c.2.

[11] - Mecme-uz Zevaid, c.7, s.333.

[12] - Bihar-ul Envar, c.52, s.199.


21 Ağustos 2016 Pazar

Deccali Tanımak

Deccali Tanımak




Deccal farklı bir insandır, dikkat çekici icraatlara sahiptir. Onu iyi tanıyabilmek için icraatını bilmek gerekir.

Bunların en önemlilerini belirtelim.

a. Tanrılık davasında bulunması

Bilindiği gibi tarihte Nemrut, Firavun gibi ellerindeki güç ve kuvvete dayanıp ilahlık davasında bulunan bir kısım kimselere rastlanmıştır. Deccal da aynı kafiledendir. Fatiha'da zikredilen dallin, yani yolunu sapıtmışlar gürûhundan.

İşte hadis-i şeriflerde Deccalın bu özelliğine dikkat çekilerek tanrılık davasında bulunacağı bildirilmiştir.(1)

Bu gerçek diğer bir hadis-i şerifte de şöyle anlatılır:

"Deccal ne zaman çıkarsa muhakkak kendisinin ilah olduğunu iddia eder. Her kim ona iman eder, onu tasdik eder ve ona iltihak ederse, onun geçmişteki amelleri artık kendisine fayda vermez. Her kim Deccalı inkar eder, onu yalancı kabul ederse o da geçmişteki kötü amellerinden dolayı ceza görecek değildir."(2)


Deccalı kafir-i mutlak oluşu bu yola iter. Gasbla, hile ile elde ettiği saltanatı ve iktidarına dayanarak tanrılık davasında bulunmakta tereddüt etmez.

Bediüzzaman, "ahirzamanda Deccal gibi bir kısım şahıslar, ulûhiyet dava edecekler ve kendilerine secde ettirecekler"(3) şeklindeki rivayeti izah ederken şunları söylemektedir:

"Nasıl ki padişahı inkar eden bir bedevi kumandan, kendinde ve başka kumandanlarda, hakimiyetleri nisbetinde birer küçük padişahlık tasavvur eder. Aynen öyle de: tabiuyyun ve maddiyyun (tabiatçılar ve maddeciler) mezhebinin başına geçen o eşhas, kuvvetleri nisbetinde kendilerinde bir nevi rubûbiyet tahayyül ederler ve raiyetini, kendi kuvveti için kendilerine ve heykellerin serfürû ettirirler, başlarını rükûa getirirler"4 demektir.

Doğup büyüyen, yiyip içen, çocuk sahibi olan, hastalanan ve sonuçta ölen aciz yaratıkların nasıl tanrılığa kalkıştıklarını anladık. Peki, bunlar nasıl tanrı edinilebilirler? İnsan bu derece nasıl düşebilir?

Bu sorunun cevabını Kur'an'da bulabiliriz. Kur'an, bize, bu tip tanrılık davasında bulunanların şablonunu vermekte, geçmiş devirlerde firavunların, nemrutların olduğu gibi her devirde böyle ilahlık iddiasında bulunabilecek kimselere işaret etmektedir. Bakara Sûresinin 165. ayetinde şöyle buyurulmaktadır:

"İnsanlardan kimi Allah'tan başka şeyleri Ona eş tutuyorlar da onları Allah'ı sever gibi seviyorlar."


Merhum Elmalılı ayete şu tefsiri getiriyor:

"...Onları, Allah'ı sever gibi severler. Onların emirlerine, yasaklarına, arzularına itaat ederler de Allah'a isyan içinde bulunurlar. Şüphe yok ki böyle yapmak, gerek Allah'ı inkar ederek olsun ve gerekse ilahlık manasında onları Allah'a ortak yapmaktır."

Elmalılı bunların bir kısmının nemrutlara, firavunlara yapıldığı gibi şirki açıktan yaptıklarını, bazılarının da açığa vurmadan yaptıklarını belirtir ve bu ikinci kısmı şöyle açıklar:

"Onları Allah'ı sever gibi severler, onları nimet sahibi olarak tanırlar. Onların sevgisini hareketlerinin başı kabul ederler. Allah'a yapılacak şeyleri onlara yaparlar. Allah rızasını düşünmeden onların rızasını elde etmeye çalışırlar. Allah'a isyan olan şeylerde bile onlara itaat ederler.

Bu ayet bize gösteriyor ki, ilahlık davasında son derece sevgi, bir esastır. Ve mabûd, en yüksek seviyede sevilen şeydir. Böyle son derecede sevilen şeyler ne olursa olsun mabûd edinilmiş olur. Sevginin hükmü ise itaattir. Bunun için mabûda son derece itaat edilir. Her insanın tuttuğu yolda hareket başlangıcı onun mabûdudur. İnsanlar böyle sevgiyle mabûd mertebesi verilerek Allah'a denk tutulan şeyler o kadar çeşitlidir ki, bir taştan, bir maden parçasından, bir ottan, bir ağaçtan tutun da gök cisimlerine, ruhlara, meleklere kadar çıkar.

... Değerli tefsirciler, benzer manasına gelen "endad"ı 'Allah'a isyanda itaat ettikleri liderleri, başkanları ve büyükleri" diye açıklamışlardır. Bu zamirin, tağlip yoluyla diğer putları da kapsamına alması takdirinde bile bu mana açıktır.

Gerçekten servet, büyüklük, kuvvet, makam, itibar, güzellik gibi herhangi bir ümide sebep sayılan dilberler, kahramanlar, hükümdarlar gibi insanları, Allah gibi seven ve onlar uğrunda herşeyi göze alan nice kimseler vardır ki bu şirk konusunun putperestlik esasını, insanlığı en büyük yarasını teşkil eder."(5)

b. Peygamberliğe kalkışması

Deccal, Allah'ı inkar eder ve kendini Onun yerine kor. Peygamberi inkar eder, kendini onun yerine kor. Kendinden daha kutsal birşey yoktur onun dünyasında. "Ben size benden önce hiçbir peygamberin anlatmadığı bir özelliğini anlatacağım" buyuran Allah Resûlü, Deccalın bu özelliğini de dikkatlerimize sunmuştur: "İlk olarak o, "Ben peygamberim" der. Fakat benden sonra peygamber gelmeyecektir. İkinci olarak da "Ben Rabbinizim" der. Halbuki Rabbinizi ölünceye kadar görmeyeceksiniz."(6)

c. Hile ve aldatmayla iş görmesi

Mevlana, Mesnevi'sinde Hıristiyanları öldüren bir Yahudi kralın hilekar ve inançsız vezirinden bahseder. Vezir birgün krala kulağını, burnunu kesmesini ve yanından uzaklaştırmasını ister. Ta ki Hıristiyanlar arasına fitne soksun. Onlara şöyle diyeceğini söyler: "Ben gizliden mü'mindim. Kral benim bu halimi öğrendiği için bana bu işkenceyi reva gördü."

Kral münafık vezirine, istediklerini aynen yapar. Onun bu halini gören binlerce Hıristiyan etrafında halkalanır. Halbuki adam görünüşte vaiz, içten tuzaktır. Halk kalben ona yönelir, onu bağırlarına basar ve onu İsa'nın (a.s.) vekili zannederler. Mevlana "Oysa" der, "Bu kör ve mel'ûn deccaldır."(7)

Bu hikaye, Deccalın münafıkane icraatını çok güzel temsil eder. Bir hadis-i şerifte, "Deccalın meçhûl (gaib) bir şer"(8) olduğundan bahsedilir ki, bu İslam Deccalının apaçık herkesin anlayabileceği tarzda hareket etmeyeceğini, münafıkane davranacağını gösterir.

Bir gece rüyasında Resûlullah, Deccalı tavaf ederken görmüştü. Bu onun başlangıçta dindar bir görünüm sergileyeceğini göstermektedir.(9)

İbni Hacer onun hilekarlığından söz ederken, "Deccal önce iman ve iyilik iddiasıyla çıkar, sonra peygamberlik, daha sonra da tanrılık davasında bulunur"(10) der.

Süfyanın, başlangıçta İslamı, Peygamberimizi öven sözler söyler. Onun en çok beğendiği ve takdir ettiği, çok defa kendisinden övgüyle bahsettiği bir kimse de Hz. ömer'dir.(11)

Deccal inançsızlığı esas aldığı, inançsızlık da her türlü kötülüğün menbaı olduğu için ondan iyi şeyler beklemek hayal olur. Ancak Süfyan münafıkane iş gördüğü için herkes onun asıl niyetini bilemez, hilekarlıkla birkısım iyilikleri kendine mal ettiği için gerçek niyetini gizlemeyi iyi başarır, birçokları da onu kahraman zanneder.

d. Tahripkarlığı

Deccalın özelliklerinden biri de tahripçi olmasıdır. O sadece inançları tahrip etmekle kalmaz, ibadethaneleri de yıkar. Bu noktada şöyle bir rivayet vardır:

"'Ciğerlerini yiyenlerin oğlu' olan Süfyani kuru bir vadiden çıkar. Kelb Kabilesinden abus çehreli, sert kalbli adamlardan kurulu bir ordu düzenler ve bunlar her tarafa zulmederler. O; medrese ve mescidleri yıkar, rükû ve secdeye giden herkesi cezalandırır. Zulüm, fesad ve fısk çıkarır. alim ve zahidleri katleder, pek çok şehri de işgal eder. Kan akıtmayı helal kılarak al-i Muhammed'e düşman kesilir. Kendi zulüm ve keyfine karşı geleni öldürtür."(12)


Büyük bir maneviyat kutbu olan Muhyiddin Arabi (öl. 1240), Deccalın tahripleri arasında, kelamcıların değişmez gördüğü ve peygamberliğin tanınması için koyduğu prensipleri bozmasını da sayar.(13)

Rivayetlerde Deccalın evlere kadar girip çocukları esir aldığından da söz edilir. "Deccal, evlerinize girmiş, çocuklarınızı esir almıştır" diye bir ses duyulacağı,(14) belirtilir. Dün için bu hadis-i Şerifi anlamak güçtü. Ama teknolojik gelişmelerin arttığı günümüzde bunu daha rahat anlayabiliyoruz. Televizyonlarda gösterilen dine, ahlaka, kültürel değerlere hücum etmekte olan programları seyreden, gerekli dini duygu ve manevi eğitimi almayan gençlerin, çoluk çocuğun televizyonlara esir düştüğü, bunların etkisi altında kaldığı bir hakikat değil mi? Yani Deccal radyo, televizyon gibi teknolojik cihazların geliştiği bir zamanda gelip bunları maksadına alet edecek, yeni yetişen nesilleri manen esareti altına alacaktır.

e. Fitne ve fesadı körüklemesi

Her iki Deccal da meşrû düzeni bozarak fitne ve fesadı körüklerler. Şualar'da belirtildiğine göre, Şeytanı dinleyen büyük Deccal, Hıristiyanlığın hükümlerini kaldırıp, sosyal düzeni sağlayan bağları bozup anarşistliğe, Ye'cüc ve Me'cüce zemin hazırlar.

İslam Deccalı Süfyan da, "Şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) ebedi bir kısım ahkamını nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmağa çalışarak, hayat-ı beşeriyenin maddi ve manevi rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer, hevasat-ı müteaffine (kokuşmuş hevesler) bataklığında birbirine saldırmak için cebri bir serbestiyet ve ayn-ı istibdat bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zabt altına alınamaz."(15)

çünkü, "Kalb-i insaniden hürmet ve merhamet çıksa; akıl ve zekavet o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir, daha siyasetle idare edilmez. Ve anarşistlik fikrinin tam yeri ise, hem mazlum kalabalıklı, hem medeniyette ve hakimiyette geri kalan çapulcu kabileler olacak."(16)

Her iki Deccala da Mesih denilmesinin bir sebebi de, yukarıda da görüldüğü gibi biri Hıristiyanlığın, diğeri de İslamiyetin hükümlerini değiştirmeleri, kaldırmalarıdır. Bir hadis-i şerifte onların bu özelliğine dikkat çekilerek şöyle buyurulmuştur: "Onlar sizde olmayan adetleri getirirler. Dininizi ve adetlerinizi o yabancı adetlerle değiştirirler. Bunları gördüğünüzde onlardan sakının ve onlara düşman olun." (17)

f. İhtilaflardan yararlanması

Rivayetlerden, fitne ve nifakla iş görmek ve bu yolda her desiseye başvurmak, vazgeçilmez özellikleri arasında yer alan Deccalın ihtilaflardan yararlanacağını da öğreniyoruz. Ehl-i imanın ihtilafı onun arayıp da bulamayacağı büyük bir fırsattır. Evet, ehl-i imanın mücadele ve bölünmeleri az bir kuvvetle mağlûp edilmelerini sağlar.

Hadis-i şerifin bildirdiği gibi, o günlerde araları bozuk olan(18) mü'minler Deccalın hedefi olmaktan kurtulamazlar.

Bundan ilk payı, hiç şüphesiz bu birliği sağlamakla görevli olan ulema alacaktır. Bir hadis-i şerifte, "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onda, ulema, köpekler öldürülür gibi öldürülür. Keşke o zaman ulema birlik olsaydı"(19) buyurularak bu acı tablo gözler önüne serilir.

Bu da gösteriyor ki, Deccal, halka öncülük mevkiinde olan ulemanın vazifelerini gerektiği gibi yapmayıp ihtilafa düşmeleri, birbirleriyle boğuşmalarından istifade etmektedir. Oysa dinin emirlerini tebliğle görevli ulemaya yakışan birlik ve beraberlik içinde olmalarıydı.

Aslında ihtilaflar her devirde ve her seviyede ehl-i imanın başına büyük gaileler açmıştır. Bediüzzaman Hazretleri müşahedelerine dayanarak bu ihtilafların nelere mal olduğunu bir eserinde şöyle anlatır:

"Ben kendim mükerreren müşahede ettim ki: Yüzde on ehl-i fesat, yüzde doksan ehl-i salahı mağlup ediyordu. Hayretle merak ettim, tetkik ederek kat'iyyen anladım ki: O galebe kuvvetten, kudretten gelmiyor, belki fesattan ve alçaklıktan ve tahripten ve ehl-i hakkın ihtilafından istifade etmesinden ve içlerine ihtilaf atmaktan ve zaif damarları tutmaktan ve aşılamaktan ve hissiyat-ı nefsaniyeyi ve ağraz-ı şahsiyeyi tahrik etmekten ve insanın mahiyetinde muzır madenler hükmünde bulunan fena istidatları işlettirmekten ve şan ve şeref namıyla riyakarane nefsin firavuniyetini okşamaktan ve vicdansızca tahribatlarından herkes korkmasından geliyor. Ve o misillü şeytani desiseler vasıtasıyla muvakkaten ehl-i hakka galebe ederler."(20)

Aslında şu ayet-i kerime, ehl-i imanı, böylesi acı tecrübeleri yaşamamaları için ne güzel uyarmaktadır:

"İnkar edenler birbirinin dostudur. Eğer size emredileni yerine getirip mü'mini dost, kafiri düşman bilmezseniz, yeryüzünde fitne çıkar ve pek büyük bir fesat meydana gelir."(21)


Dostluğun gereği ittifakken, ihtilafa gidilirse olacağı budur.

En küçük fırsatı dahi ganimet bilen Deccal da elbet bundan yararlanacaktır. Mektûbat'ta anlatıldığı gibi, "ahirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zendeka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları (muzır ve müthiş şahısları), İslamın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev-i beşeri hercü merc eder ve koca alem-i İslamı esaret altına alır."(22)

Bu gerçeği dile getiren Bediüzzaman, ehl-i imana şu ikazı yapma ihtiyacını da hisseder:

"Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız. İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı, 'Ancak inananlar kardeştir'(23) kal'a-i kudsiyesi içerisine giriniz, tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malûmdur ki iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda, iki dağ birbirine karşı müvazenede bulunsa, bir küçük taş müvazenelerini bozup, onlarla oynayabilir. Birini yukarı, birini aşağı indirir.

“İşte ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husûmetkarane tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner. Az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimayenizle alakanız varsa, ‘Mü'min mü'min için sağlam bir binanın birbirine kuvvet veren taşları gibidir'(24) düstur-u aliyeyi, düstûr-u hayat yapınız. Sefalet-i dünyeviyeden ve şekàvet-i uhreviyeden kurtulunuz."(25)

g. Sıkıntı çektirmesi

Herşeyin ters yüz edildiği bir zamandır ahirzaman. Başlar üzerinde tutulması gereken mü'minin de böyle bir zamanda sıkıntılara maruz kalması kadar tabii bir şey olamaz.

Rivayetlerden öğrendiğimize göre, o günlerde inancının gereğini yaşamaya çalışan mü'min, dinini yaşamada elde kor tutar gibi(26) zorluklar çeker. İdarecilerin şiddetli belalarına maruz kalır. O kadar ki yer onlara dar gelir.(27) Zaman olur zindanları mekan eylerler.

Dört bir yanı ölüm, açlık, fitne ve bid'alar istila eder.(28)

Evet, onun zamanında açlık baş gösterir. Halkı açlık ve susuzluğu maruz bırakır Deccal. Sadece kendisinde yiyecek ve içecek bulundurur. İnsanlara bundan yedirir ve içirir. Ondan yiyip içenler artık kurtuluşa eremezler.(29)

Deccala Tabi Olmak, Destek Vermek

Deccalın tabileri çoktur. Kendisine birçok kimse iltihak eder.(30) Bunların çoğunluğunu münafıklar, Yahudiler ve birkısım kadınlar teşkil eder. Kadın erkek nice münafık ve birçok kadın ona tabi olur. Onun için bazı kişilerin kızını, kızkardeşini, yakın kadın akrabalarını ona tabi olur korkusuyla eve bağladıkları rivayet edilir.(31)

Yahudilerin desteği

Deccal en büyük desteği Yahudilerden alır. Ekseriyetle ona uyanlar Yahudilerdir.(32)

Bu Yahudilerin dedeleri, daha Asr-ı Saadetteyken, Resûlullaha (a.s.m.) gelip, "Deccal ahirzamanda bizden çıkacaktır"(33) diyerek övünmemişler miydi? Elbette o nesil, Deccal çıktığında da onu tanımakta gecikmeyecek, hemen destek vereceklerdir.

Bir hadis-i şeriften, Isfahan Yahudilerinden üzerlerinde [eşrafın giyindiği> yeşil şallar bulunan yetmiş bin Yahudinin Deccalın peşinden gideceği bildirilmektedir.(34)

Arapçadaki yedi, yetmiş gibi kelimelerin çokluğu ifade ettiğini, bundan kastın da birçok Yahudinin ona destek vereceğini anlamamız gerekir.

Büyük Deccalın sisteminin fikir babalığını yapan Marks, komünizmi belli hedeflere sevk eden Lenin, son darbeyi indiren Troçki ve onu uygulamaya koyan Stalin Yahudi kökenliydiler.

Muhammed Gazali, Yahudilerin yine Yahudi olan, haktan sapan ve Yahudilerin vicdanını temsil eden Deccalın etrafında toplanarak hakimiyet kurmak için mücadele vereceklerini söyler.

Geçmişten günümüze bir kısım meşhur Yahudileri Deccalın yardımcıları olarak gören Mısırlı yazar Said Eyyüb ise siyonizmi, Deccalın bir halkası olarak değerlendirir. Ona göre toplumda ekmek, şehvet ve korku gibi üç mücadele tipini başlatan Yahudiler Deccallık yapmaktadırlar.(35)

Bediüzzaman ise "Deccalın mühim bir kuvvetinin Yahudiler olduğu ve Yahudilerin severek ona tabi olacakları”(36) şeklindeki rivayetin bir tevilinin şöyle çıktığını anlatır:

"Allahü a'lem, diyebiliriz ki, bu rivayetin bir parça tevili Rusya'da çıkmış. çünkü, her hükümetin zulmünü gören Yahudiler, Almanya memleketinde kesretle toplanıp intikamlarını almak için, Komünist Komitesinin tesisinde mühim bir rol ile Yahudi milletinden olan Troçki namında dehşetli bir adamı, Rusya'nın başkumandanlığına ve terbiyegerdeleri olan meşhur Lenin'den sonra Rus hükümetinin başına geçirerek Rusya'nın başını patlatıp bin senelik mahsûlatını yaktırdılar. Büyük Deccalın komitesini ve bir kısım icraatlarını gösterdiler. Ve sair hükümetlerde dahi ehemmiyetli sarsıntılar verip karıştırdılar."(37)


Ayrıca her iki Deccal da, İslam ve Hıristiyanlığa şiddetli bir intikam besleyen gizli bir Yahudi komitesinin, İslam Deccalı da masonların komitelerini aldatıp desteklerini alırlar.(38)

Deccalın Kur'an'da da bahsedilen fesat grubu Ye'cüc ve Me'cücla da irtibatı vardır.(39) Deccalın en büyük yardımcılarından biri de hiç şüphesiz bu anarşist gruptur.

Şuursuz ehl-i imanın da, onun bir kısım iyiliklerini büyütüp, dağlar gibi kötülüklerini görmezden gelerek Deccala taraftar olacaklarını da burada belirtelim. Kastamonu Lahikası'nda belirtildiğine göre, bu tip ehl-i iman, fevkalade safderûnlukları sebebiyle dehşetli canileri alicenabane affedebilmektedirler. Binlerce kötülük işleyen ve binlerce maddi ve manevi hukuku mahveden bu adamdan birtek iyilik görseler, ona bir nevi taraftar çıkarlar. Bundan dolayı azın azı durumundaki ehl-i dalalet ve tuğyan; safdil taraftarlar ile ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatası neticesinde meydana gelen umumi musibetin devamına, hatta şiddetlenmesine kader-i İlahiyeye fetva verdirir; biz buna müstehakız derler. İnsan ancak kendine karşı işlenen bir cinayeti alicenabane affedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var. Yoksa başkalarının hukukunu çiğneyen canilere afüvkarane bakmaya hakkı yoktur, zulme ortak olmuş olur.(40)

Deccalın güç yetiremeyeceği topluluk

Müslim'de yer alan bir hadiste, Deccal'ın şerrinden korunduğu bir kavimden söz edilir. İsa Aleyhisselamın onlara teberrük ve ikramda bulunacağı belirtilir. Cenab-ı Hakkın, Hz. İsa'ya vahyettiğine göre, hiç kimse onlarla savaşmaya güç, kuvvet yetiremeyecektir.(41)

Bu hadis, son grubu, Mesih Deccalla savaşacak,(42) Kıyamete kadar hak için cihad etmeye devam edecek olan ve muhalefet edip düşmanlık edenlerin bir zarar veremeyeceği(43) rivayetleriyle uygunluk arz etmektedir.

1. Şarani, Muhtasaru Tezkireti'l-Kurtubi Tercümesi, s. 485.
2. A.g.e.
3. Müsned, 3:211; Kenzü'l-Ummal, 14:310; 14:312.
4. Nursi, Şualar, s. 503.
5. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili (İstanbul: Feza Yayıncılık A.Ş.), 1:472.
6. İbni Mace, Kitabü'l-fiten: 36; Ebû Davud, Kitabü'l-Melahim (4:117).
7. Mevlana, Celaleddin-i Rumi, Mesnevi (Beyrut: 1386/1966), I:104.
8. Bekir Sadak, Tac Tercümesi, (İstanbul: Eser Yayınları, 1968), 5:631.
9. Said Eyyub, el-Mesihü'd-Deccal (Kahire: 1410/1985), s. 124.
10. el-Askalani, Fethu'l-Bari, 13:79.
11. Nursi, Şualar, s. 514.
12. el-Bürhan, s. 37.
13. Muhyiddin Arabi. el-Fütûhatü'l-Mekkiyye, I-XII (Kahire: 1392/1972), 2:168.
14. el-Bürhan, s. 73.
15. Nursi, A.g.e., s. 512.
16. A.g.e., s. 508.
17. Ramûzü'l-Ehadis, 1:121.
18. Hakim, Müstedrek: 4:529-530.
19. Ramûzü'l-Ehadis, H. 503.
20. Nursi, Lem'alar, s. 78.
21. Enfal Sûresi, 73.
22. Mektûbat, s. 260.
23. Hucurat Sûresi: 10.
24. Buhari, Salat: 88; Müslim, Birr: 65; Tirmizi, Birr: 18; Nesei, Zekat:67.
25. Nursi, Mektûbat, s. 261.
26. Tirmizi, Fiten: 73.
27. el-Bürhan, s. 12.
28. el-Bürhan, s. 66.
29. Abdülkerim el-Cili, el-İnsanü'l-Kamil, I-II (Kahire: 1402/1981), 2:81, 82.
30. et-Tebrizi, Veliyüddin Muhammed bin Abdillahel-Hatibi'l-ömeri, Mişkatü'l-Mesabih, (Dımaşk: 1382/1962), 3: 38.2
31. Müsned, 2:67.
32. Müslim, 11:362.
33. Elmalılı, A.g.e., VI:4172-4173.
34. Müslim, Kitabü'l-Fiten: 124.
35. Sarıtoprak, A.g.e., s. 121.
36. Müslim, Fiten: 124; Müsned, 3:224, 292, 4:216-217; Kenzü'l-Ummal, 14:582, 618.
37. Nursi, Şualar, s. 507.
38. Nursi, A.g.e., s. 513.
39. Ebû Davud, Melahim: 14; Tirmizi, Fiten: 57-59.
40. Nursi, Kastamonu Lahikası, s. 25.
41. Müslim, s. 110.
42. Ebû Davud, Cihad: 4.
43. Buhari, İ'tisam: 10; İbni Mace, Mukaddime: 1

19 Ağustos 2016 Cuma

Deccal Yahudi Milletindendir

Deccal Yahudi Milletindendir


Deccal Yahudi Milletindendir!

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

“Bir gün ibni Sâid’le baş başa kaldım. Ben onunla yalnız kalmaktan ürperti duymuştum. İbni Sâid şöyle dedi:

İnsanları, benim hakkımda söyledikleri sözlerden dolayı mazur görüyorum.

Bana ve size ne oluyor ey Muhammed’in ashabı! Allah’ın Nebisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Deccal Yahudi’dir’ demedi mi? Hâlbuki ben Müslüman oldum.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Onun çocuğu olmaz!’ demedi mi? Hâlbuki benim çocuğum olmuştur.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Allah ona Mekke ve Medine’yi haram kılmıştır!’ demedi mi? Bu ibni Sâid’e, küçükken şeytanlar gelirdi, kâhinlik yapardı. Suyun üzerinde bir taht gördüğünü, yani İblisin tahtını gördüğünü iddia ederdi. Sonra Müslüman olmuştur.”

Müslim 2927/90

Hadiste ismi geçen, ibni Sâid’e ibni Sayyad’da denilmiştir. Yani her iki isimle de anılmıştır Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında yaşamış ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadislerinde anlatılan Deccal’in kendisi olup olmadığı üzerinde tereddütlerin uyanmasına sebebiyet vermiş bir kişiliktir. Her ne kadar meşhur Deccal olmasa da onun Deccallerden bir Deccal olduğu kaydedilmektedir. Ömer (Radiyallahu Anh), onun Deccal olduğu üzerine yemin ederdi. Hatta onu öldürmek için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den izin bile istemiştir.

Müslim 2929/94

Fakat Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buna müsaade etmemiş, Deccal olduğu kabul edilse bile ölümünün Ömer (Radiyallahu Anh)’ın eliyle gerçekleşmeyeceğini bildirmiştir. İbni Sayyad, Medine Yahudilerindendi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Medine sokaklarında onunla yaptığı bir konuşma ilerideki hadislerde anlatılacaktır. O esnada ibni Sayyad henüz buluğ çağına girmemişti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in önünde Nebi olduğunu iddia etme cüretini göstermişti. Bu iddia üzerine neden Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun öldürülmesini emretmemiştir? Bu soruya iki yönden cevap verilmektedir:

1) Henüz buluğ çağına girmiş değildi. Kadı Iyad, bu cevabı tercih etmiştir.

2) Hâdise Yahudilerle sulh antlaşması imzalandığı sıralarda vuku bulmuştur. El-Hattabi, Meâlimu’s-Sünen isimli kitabında kesin olarak bu ikinci cevap üzerinde durmaktadır. El-Hattabi onun buluğa erdikten sonraki durumu hakkında selefin ihtilaf ettiklerini ileri sürerek şöyle diyor:

Bir rivayete göre, bu sözünde tevbe etmiş ve Medine’de ölmüştür.

Abdullah ibni Ömer ile Cabir (Radiyallahu Anhum), ibni Sayyad’ın deccal olduğu üzere çekinmeden yemin ederlerdi. Cabir (Radiyallahu Anh)’a ‘ibni Sayyad Müslüman olmuştur’ denildiğinde ‘Müslüman olsa bile’ şeklinde cevap vermiş, ‘Mekke’ye girdi, Medine’de bulundu’ dediklerinde Cabir (Radiyallahu Anh) ‘buralara girmiş olsa bile’ dedi. Anlaşılan Cabir (Radiyallahu Anh) Müslümanlardan da deccal çıkabileceği görüşündedir.

Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir gün Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Aralarında ibni Sayyad’ın da bulunduğu çocuklara uğradık. Çocuklar kaçtılar, ibni Sayyad oturdu. Sanki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ondan hoşlanmamıştı.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Elin topraklansın! Benim Allah’ın Rasulü olduğuma şahitlik eder misin?’ buyurdu.

İbni Sayyad:

−‘Hayır, aksine sen benim Allah’ın elçisi olduğuma şahitlik eder misin?’ dedi.

Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):

−Ya Rasulallah! Beni bırak şunu öldüreyim, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Gördüğün kişi o ise, ona asla güç yetiremezsin!’ buyurdu.

Diğer bir rivayette:

“İçerisinde Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın da bulunduğu on kişilik bir grupla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ibni Sayyad’a gittiler. Onu Beni Mugale kalesinin yanında çocuklarla oynarken buldular. İbni Sayyad, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eliyle sırtına vuruncaya kadar onları hissetmemişti.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ibni Sayyad’a:

−‘Benim Allah Rasulü olduğuma şahitlik eder misin?’ buyurdu.

İbni Sayyad ona baktı ve:

−Senin ümmilerin Nebisi olduğuna şahitlik ederim, dedi.

Sonra:

−Sen benim Allah Rasulü olduğuma şahitlik eder misin? dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu bıraktı ve:

−‘Allah’a ve Rasullerine iman ettim’ buyurdu.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Ne görüyorsun?’ diye sordu.

İbni Sayyad:

−Bana doğru sözlü ve yalancı geliyor, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘İş onun aleyhine karışık olmuştur’ buyurdu.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Senin için bir şey sakladım’ dedi.

O da:

−O, duh’tur, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Yıkıl git, haddini asla aşamayacaksın!’ buyurdu.

Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):

−Ya Rasulallah! Bırak beni şunun boynunu vurayım, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Eğer bu, Deccal ise ona asla güç yetiremeyeceksin! eğer değilse onu öldürmekte sana bir hayır yoktur!’ buyurdu.”

Müslim 2930/95

İbni Sayyad burada kendisine gelen cinleri kasdediyor. Allah en iyisini bilendir. (Mütercim)

Deccal’in Yahudi milletinden olmasına delalet eden şeylerden biri de şudur ki: Deccal, İsfahan’dan çıktığı vakit oranın Yahudilerinden yetmiş bin kişi ona tâbi olacaktır.

Oraya İsbehan da denmiştir.

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’e İsbehan Yahudilerinden yetmiş bin kişi tabi olacaktır. Onların başlarında ve omuzlarında miğfer vardır’ buyurdu.”

Müslim 2944/124

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh)’ın ibni Sayyad ile birçok kıssası ve olayı vardır. Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

“İbni Sayyad ile Mekke’ye kadar arkadaşlık ettim. Bana şöyle dedi:

−Bir takım insanlarla karşılaştım benim Deccal olduğumu iddia ediyorlar! Sen, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

−‘Onun çocuğu olmaz!’ dediğini işitmedin mi? dedi.

Ben de:

−Evet, işittim, dedim.

İbni Sayyad:

−Kuşkusuz benim çocuğum oldu, dedi.

Sonra:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

−‘O, Medine ve Mekke’ye giremez!’ dediğini işitmiş değil misin? dedi.

Ben de:

−Evet, işittim, dedim.

İbni Sayyad:

−Ben Medine’de doğdum ve işte Mekke’ye gidiyorum, dedi. Sözünün sonunda bana şunları söyledi:

−Ancak Allah’a yemin olsun ki, ben onun ne zaman nerede doğduğunu ve şu an nerede olduğunu elbette biliyorum, dedi.

Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) diyor ki:

−Bu sözü beni hayret ve kuşkuya düşürdü.”

Müslim 2927/89

Buradan da anlaşılıyor ki, Yahudiler, Deccal’in nerede olduğunu biliyorlar. Onun haberlerini kendilerinden sonrakilere aktarıyorlar. Yahut onların şeytanlarla işbirliği içinde olan bilginleri bunu biliyor. Çünkü ibni Sayyad da İslam’a girmeden önce kendisine şeytanların geldiği biri idi.

Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Biz hacı yahut umreciler olarak Medine’den çıktık. Yanımızda ibni Sayyad da vardı. Sonra bir yerde konakladık. İnsanlar çevreye dağıldılar. İbni Sayyad ve ben yalnız kaldık. Onun aleyhinde söylenenlerden dolayı ben büyük bir korkuya kapılmıştım. Sonra ibni Sayyad azığını getirip benimkinin yanına koydu.

Ben:

−Sıcak çok şiddetlidir, keşke ağacın altına koysaydın, dedim. O da öyle yaptı. Sonra bir koyun sürüsü göründü. İbni Sayyad büyükçe bir kadeh süt getirdi ve:

−Ebu Saîd iç, dedi.

Ben:

−Sıcak çok şiddetlidir, süt de sıcaktır, dedim. Onun elinden içmeyi kerih görmemden başka bahanem yoktu.

İbni Sayyad dedi ki:

−Ebu Saîd, istedim ki bir ip alayım, onu bir ağaca bağlayayım, sonra insanların benim için söylediklerinden dolayı kendimi boğayım.

Ebu Saîd, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisi kendisine gizli kalmış kimseler olabilir, ama siz Ensar topluluğuna gizli kalmamıştır. Sen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisini en iyi bilenlerden değil misin?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Deccal, kâfirdir!’ buyurmadı mı? Ben Müslüman oldum.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O kısırdır, çocuğu olmaz!’ demedi mi? Ben çocuğumu Medine’de bıraktım.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O Medine ve Mekke’ye giremez!’ buyurmadı mı? Ben Medine’den geldim, işte Mekke’ye gidiyorum.

Ebu Saîd dedi ki:

−Neredeyse onu mazur görüyordum ki: ‘Allah’a yemin olsun ki ben Deccal’in, şu an nerede olduğunu biliyorum’ dedi.

Bunun üzerine ona şöyle dedim:

−Bundan sonraki günlerde helak, hüsran sana olsun.”

Müslim 2927/91


12 Ağustos 2016 Cuma

Deccalin Dünyada Dolaşması Hakkında Hadisler

Deccalin Dünyada Dolaşması Hakkında Hadisler


DECCALIN DOLAŞMASI

Nevvas ibni Sem’an’dan (Radıyellahu anhu) şöyle dediği rivayet edildi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün kuşluk vaktinde Deccal’i anlattı, hakkında hem küçümseyici, hem de mühimsenecek şeyler söyledi. Hatta onu hurma taifesi arasında zannettik. Sonra kendisine gittiğimizde, bizdeki üzüntünün farkına vardı ve:
Neyiniz var? Diye sordu.

Ey Allahın Resulü, Deccal’dan söz ettin; hakkında hem küçümseyici, hem de mühimsene cek şeyler söyledin. O kadar ki onu hurmalıklar taifesi arasında zannettik, dedik.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):
Bana sizin için Deccaldan başkası daha korkuludur, dedi. Çünkü Deccal, ben aranızda iken çıkarsa, tek başıma onunla davalaşır ve iddiasını iptal ederim. Ben, aranızda yokken çıkarsa, herkesin bizzat kendisi davalaşmak zorundadır ve her müslüman için Allah, benim vekilliğimi yapar.

Deccal, genç ve çokça kıvırcık saçlıdır, bir gözü kördür. Onu, Katanoğlu Abdül Uzza’ya sanki benzetiyorum. Kim, sizden ona yetişirse, Kehf suresinin ilk on ayetini okusun. O, Şam ile Irak arasındaki bir yerden çıkacaktır. Sağı, solu fesada boğacak, ey allahın kulları (hak’ta) sabit olunuz! buyurdu.
Ey Allahın Resulu! Deccal yeryüzünde ne kadar kalacaktır? Diye sorduk.
Kırk gün, fakat onun bir günü, bir sene, bir günü bir ay, bir günü de Cuma gibi, öteki günleride, sizin bu günkü günleriniz gibidir, dedi.

Ey Allahın Resulu! Bir sene gibi olan o günde, bir günün namazı bize kafi gelecek mi? Diye sorduk.
Hayır, onu takdir ederek (her 24 saatte beş vakit namaz kılmak suretiyle) hesablayın.
Onun yer yüzündeki hızı ne olacak? Dedik.

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: hızlı rüzgarlı yağmur gibi. Bir kavme gelecek. Onları davet edecek. Onlar da kendisine iman edip davetine koşacaklar. Göğe emir edecek, gök yağmur yağdıracak, yere emir edecek, yer bol bol bereketlerini çıkaracak, insanla rın hayvanları, meraları, cüsseleri en güzel şekilde, memeleri sütle dolu olduğu halde döneceklerdir.

Sonra Deccal bir başka kavme gelecek. Onları davet edecek. Onlar ise onun davetini kabul etmeyecekler. Deccal da onlardan yüz çevirip gidecek. Ve onlar hemen büyük bir kıtlığa maruz kalıp ellerinde ne varsa bir şeyleri kalmayacak.
Deccal bir harabeye uğrayacak ve: “definele rini çıkar” diyecek. Defineler, arı oğulu gibi arkasından gelecekler. Sonra gençlikle dolup, taşan birini çağıracak. Onu, kılıç darbesi ile iki parçaya bölecek. Sonra bunu çağıracak ve bu dirilip, güler yüzle kendisine gelecektir.

Deccal bunları yaparken Allah, Meryemin oğlu İsa (Aleyhisselam) yı gönderecek.
İsa (Aleyhisselam) iki elbise içinde, ellerini iki melek kanatları üzerine koymuş olarak Dimaşk doğusunda, Minare-i Beyza (Beyaz Minare) denilen yere inecek. Başını eğdiği vakit su damlaya cak, kaldırdığı vakitte inci daneleri gibi su damlaları dökülecektir. Nefesinin kokusunu duyan her bir kafir, derhal ölecektir. Nefesi ise, gözünün gördüğü yere kadar yayılmaktadır.
İsa (Aleyhisselam) derhal Deccalı arayacak ve onu Lüddi denilen (Beyti Mukaddes yakınlarında) bir beldede kendisini yakalayıp öldürecektir.

Sonra İsa’ya (Aleyhisselam), Allahın kendilerini Deccal’den koruduğu bir kavim gelecek, İsa (Aleyhisselam) onların yüzlerini mesh edecek ve cennetteki derecelerini anlatacaktır.
İsa (Aleyhisselam) bu durumda iken Allah, kendisine “Ben kimsenin kendileri ile savaşmayıp öldüremeyeceği bir takım kullarımı ortaya çıkardım, sana tabi durumda olan kullarımı Tur dağına çıkar ve bunlardan koru” diye emredecek ve Allah, Ye’cüc ve Me’cüc’ü, her tepeden sürate iner oldukları halde gönderecek.

İlk önde gelenler, Taberiyye gölüne uğrayacak ve bütün suyunu içecekler. Arkalarındakiler gelince “burada bir defa su vardı” diyecekler.
İsa (Aleyhisselam) ile ona tabi olan mümin ler muhasarada kalmış olacaklar. O kadar ki, onlar için bir öküz başı, sizin için bu günki yüz dinardan daha değerli olacaktır. Allahın peygamberi İsa (Aleyhisselam) ve arkadaşları Allaha dua edecekler, Allah da onların (Ye’cüc ve Me’cüc) boyunlarına negaf denilen bir kurt gönderecek ve tek kişi gibi hepsi öleceklerdir.

Sonra İsa (Aleyhisselam) arkadaşları ile Tur’dan inecekler ve yeryüzünde onların kokmuş pisliklerinin doldurmadığı bir yer bulamayacaklar. İsa (Aleyhisselam) ve arkadaşları Allah’a dua edecekler. Allah da, Horasan develerinin boyunları gibi bir takım kuşlar gönderecek, bunların kokmuş cesedlerini taşıyıp Allahın dilediği tarafa atacaklar dır. Sonra Allah bir yağmur gönderecek ki, bu yağmurdan ne çadırlar, ne de binalar kendini koru yamayacaktır. Yağmur yerleri ayna gibi yapıncaya kadar yıkacaktır.

Sonra yere:
“Bitir meyvelerini, çıkart bereketlerini” denilecek. Ve o gün cemaat narlardan yiyecekler ve kabukları ile gölgenecekler. Hayvanlarına öyle bereket verilecek ki, devenin sütü bir cemaata yetecek, ineğin sütü bir kabileye, koyunun sütü de insanların bir mahallesine yetecektir.
İnsanlar bu halde iken; Allah, hoş bir rüzgar gönderecek, bu rüzgar insanları koltuk altla rından alıp, her mü’min ve müslimin ruhunu alacaktır. (Dünyada) yalnız yabani eşekler gibi, birbirine girmiş olduğu halde bulunan kötü insanlar kalacak tır. Ve, kıyamet de bunlar üzerine kopacaktır.
(Müslim)


Urve İbni Mes’ud es Sakafi derki, Abdullah ibni Amr’ı işittim, ona bir adam geldi ve ‘Şu sözler nedir ki kıyamet şöyle şöyle kaim olacak dersin’
Bunun üzerine (Urve) Subhanellah, lailahe illellah veya buna benzer bir kelime söyledi. Muhakkak ebediyyen hiç kimseye bir şey söyleme meyi kast ettim. Ancak ben dedimki muhakkak siz, az zaman sonra büyük işler göreceksiniz. Beyt yarılacak, şöyle şöyle olacak…

Sonra dediki ‘Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Deccal, ümmetim içinde çıkacak, kırk kalacak. Kırk aymı, günmü, senemi dediğini bilmiyorum. Allah, Meryemoğlu İsa’yı gönderecek. Sanki O, Urve ibni Mes’ud gibidir. (Ona benzer) Deccali arar ve onu helak eder.
Sonra insanlar, iki kişi arasında düşmanlık olmayan yedi sene beklerler. Sonra Allahu Teala Şam tarafından soğuk bir rüzgar gönderir, yeryü zünde kalbinde hayırdan veya imandan zerre ağırlığı bulunan hiçkimse kalmaz, ancak hepsinin ruhu alınır. Öyleki sizden biri dağın içine girse elbette onun üzerine gelir ve ruhunu alır.

(Urve) Derki, bunu Resulullah’tan (Sallalla hu aleyhi ve sellem) işittim. Şöyle buyurdu: “İnsan ların en şerlileri kalacak. Ma’rufu bilmezler, çirkini inkar etmezler. Şeytan onlara şekillenerek gelir ve derki ‘İcabet etmeyecekmisiniz?
Derlerki: Ne emrediyorsun? Onlara putlara ibadeti emreder. Onlar bu halde iken rızıkları bol, geçimleri güzeldir.

Sonra Sur’a üfürülür. Onu işiten ilk kişi, deve havuzunu sıvarken düşüp ölür. Bütün insanlar ölür.
Sonra Allahu Teala bir yağmur gönderir, sanki o çisedir veya gölgedir. Bütün insanların cesedleri bundan dolayı yerden biterler. Sonra Sur’a diğer bir üfürüşle üfürülür ve birde bütün insanlar ayakta bakıp dururlar.
Sonra denilir: ‘Ey insanlar! Rabbinize doğru gelin. ’Onları durdurun, zira onlar mes’uldürler.’
(Buhari)


8 Ağustos 2016 Pazartesi

Deccal Yer Yüzüne Nasıl İnecek

Deccal Yer Yüzüne Nasıl İnecek


Deccal kimdir, yeryüzüne gelişi nasıl olacaktır? Ondan korunmamız için ne yapmamız gerekir?

Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdi ve Hz. İsa... Birincisi din, iman, ahlak, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdi ve İsa (a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu manevi kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslam Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım ravi ve alimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal

Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kainatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.

"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(1)

buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(2) Sadece Resûl-i Ekremin (a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin (asm) bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.(4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü (asm) çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslamın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen manaya göre Deccal, "yalancı, hilekar; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile batılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, "yalancı, dalalete sürükleyici"(6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkarcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları imansız yaparak hem dünya, hem de ebedi hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlaksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kafirane ve münafıkane sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, "Mesih" kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok manalar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu manalardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, "Mesihü'd-Dalale," "Sapıklık Mesihi" diye söz edilir.(7)

Süfyan

Bir hadis-i şerifte,

"ahir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek"(8)

buyurulmaktadır. Mahiyeti ise, "Sahih hadislerde bildirildiğine göre ahir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeair-i İslamiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."(9)

çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslam Deccalı Süfyan, Allah katında yegane hak din olan İslama hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedi ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.(11)

Deccal hakkında tevatür var

İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkarının mümkün olmadığını söylerler.(12) Hatta bu konuda Allame Şevkani, "Beklenen Mehdi, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkani, bu eserinde Mehdi ve İsa Aleyhisselamın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(14) Onun geleceğini inkar etmek ise en azından dalalettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?

Şüphesiz vardır. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur." şeklindeki iddiasını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:

"'Süfyan'a dair hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddei, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'an'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buhari gibi müçtehidlerin, böyle külli ve umûmi bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddei, külli bir sûrette ve umûmi bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikab etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslamiyede bir hakikat-i içtimaiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vaki ve hak bir hadise-i istikbaliyedir."(15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(16)

Bunlar arasında ahir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslam Deccalıdır. Buna -ki Hz. Ali(17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(18) ve Hz. Ali (ra) hep bu Deccalden bahsetmiştir.(19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buhari ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.

öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdi'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim (as)'siz, Firavunu Hz. Musa' (as)sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdisiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdi de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddi ve manevi istediği her türlü tahribatı yapsın, batılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, adetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,

"Cenab-ı Hak kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u azam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmediyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor; ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da Ehl-i Beyt-i Nebeviden olacaktır."(20)

Kaynaklar:

(1) Müslim, Fiten: 126.
(2) Ramûzü'l-Ehadis, s. 518.
(3) Buhari, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101.
(4) Müslim, Fiten: 125; Tirmizi, Kitabü'l-Menakıb: 70.
(5) Buhari, Kitabü'l-Meğazi: 64.
(6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (Kahire: 1313), 5:372.
(7) el-Heytemi, Mecmaü'z-Zevaid-I-VIII (Beyrut: 1403/1982), 7:348.
(8) Hakim en-Nisaburi, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (Beyrut: Daru'l-Marife, ts.), 4:520; Kenzü'l-Ummal, 14:272.
(9) Alaeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindi, Kenzü'l-Ummal (Beyrut: 1989), 11:125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fi Tefsiri'l-Kur'an, I-X (İstanbul: 1330), 8:197.
(10) Müslim, Fiten: 125.
(11) Nursi, Sözler, s. 158.
(12) el-Münavi, Feyzü'l-Kadir (Beyrut: 972), 3:537; Said Havva. el-Essas fi's-Sünne-İslam Akàidi. çev. M. Ahmed Varol, Orhan Aktepe v.d. (İstanbul: Aksa Yayın-Pazarlama, 1992), 9:335.
(13) Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Essas fi's-Sünne, 9:335-336.
(14) Sarıtoprak, A.g.e., s. 67.
(15) Şualar, s. 360.
(16) Buhari, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1.
(17) Gazali, A.g.e., 1:59
(18) Berzenci, el-İşaa fi Eşrati's-Saa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubi, s. 133-134; Şualar, s. 501, 504.
(19) Şualar, s. 501.
(20) Mektûbat, s. 425