Dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2016 Perşembe

Namaz Duaları Türkçe - Arapca Okunuşu

Subhaneke

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ ﴿﴾ وَتَبَارَكَ اسْمُكَ ﴿﴾ وَتَعَالَى جَدُّكَ ﴿﴾ وَلاَ إِلَهَ غَيْرُكَ

Okunuşu:
Subhânekellâhumme ve bi hamdik ve tebârakesmuk ve teâlâ cedduk (ve celle senâuk*) ve lâ ilâhe ğayruk
Ve celle senâük yalnızca cenaze namazlarında kullanılır.

Anlamı:
Allah'ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka ilah yoktur.

Ettehiyyâtu

التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ ﴿﴾السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ ﴿﴾ السَّلامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ ﴿﴾ أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ ﴿﴾ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

Okunuşu:
Ettehiyyâtu lillâhi vessalevâtu vettayibât. Esselâmu aleyke eyyuhen-Nebiyyu ve rahmetullahi ve berakâtuhu. Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedu en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve Rasuluh.

Anlamı:
Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah'a dır. Ey Peygamber! Allah'ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın bütün iyi kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O'nun kulu ve Peygamberidir.

Allâhumme Salli

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

Okunuşu:
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd.

Anlamı:
Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.

Allâhumme Barik

اللَّهُمَّ بَارِكَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

Okunuşu:
Allâhumme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd

Anlamı:
Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.

Rabbenâ âtina

رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Okunuşu:
Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten ve fil'âhirati haseneten ve kınâ azâbennâr.

Anlamı:
Allah'ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru.

Rabbenâğfirlî

رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

Okunuşu:
Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mu'minine yevme yekûmu'l hisâb.

Anlamı:
Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla

Kunut Duaları

اَللَّهُمَّ إِنَّا نَسْتَعِينُكَ وَ نَسْتَغْفِرُكَ وَ نَسْتَهْدِيكَ ﴿﴾ وَ نُؤْمِنُ بِكَ وَ نَتُوبُ اِلَيْكَ ﴿﴾ وَ نَتَوَكَّلُ عَلَيْكَ وَنُثْنِى عَلَيْك اْلخَيْرَ كُلَّهُ نَشْكُرُكَ وَ لاَ نَكْفُرُكَ ﴿﴾ وَ نَخْلَعُ وَ نَتْرُكُ مَنْ يَفْجُرُكَ

Okunuşu:
Allâhumme innâ nesteînuke ve nestağfiruke ve nestehdik. Ve nu'minu bike ve netûbu ileyk. Ve netevekkelu aleyke ve nusni aleykel-hayra kullehu neşkuruke ve lâ nekfuruke ve nahleu ve netruku men yefcuruk

Anlamı:
Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile överiz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkar etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkar eden ve sana karşı geleni bırakırız.

اَللَّهُمَّ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ لَكَ نُصَلِّى وَ نَسْجُدُ ﴿﴾ وَ اِلَيْكَ نَسعْىَ وَ نَحْفِدُ ﴿﴾ نَرْجُو رَحْمَتَكَ وَ نَخْشَى عَذَابَك ﴿﴾ اِنَّ عَذَابَكَ بِاْلكُفَّارِ مُلْحِقٌ

Okunuşu:
Allâhumme iyyâke na'budu ve leke nusalli ve nescudu ve ileyke nes'a ve nahfidu nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilkuffâri mulhık

Anlamı:
Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kafirlere ve inançsızlara ulaşır.



Namaz Sureleri Türkçe - Arapca Okunuşu

Ayet-el Kursi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاو ;َاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ﴿٢٥٥

Okunuşu:
Allâhu lâ ilâhe illâ huve-lhayyu-l kayyûm(u) lâ te/ḣużuhu sinetun velâ nevm(un) lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fi-l-ard(i) men że-lleżî yeşfe’u ‘indehu illâ bi-iżnih(i) ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum velâ yuhîtûne bişey-in min ‘ilmihi illâ bimâ şâ(e) vesi’a kursiyyuhu-ssemâvâti vel-ard(a) velâ yeûduhu hifzuhumâ vehuve-l’aliyyu-l’azîm(u)


Anlamı:
O'ndan başka ilah olmayan Allah, hay ve kayyumdur (ezel ve ebedidir). O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerlerde olan şeyler O'nundur. İzni olmaksızın O'nun yanında şefaat eden yoktur. Halkın önünde ve arkasında olanı (istikbal ve maziyi) bilir. İnsanlar O'nun ilminden, O'nun isteğinden başkasını ihata edemezler. Kürsisi semaları ve yeri içine alır. Onların hıfzı O'nu (Cenab-ı Ecelli Ala'yı) yormaz. O, pek yüksek ve büyüktür.

Fatiha Sûresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
١﴾ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢﴾ اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٣﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥﴾ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ ﴿٧

Okunuşu:
Elhamdu lillâhi rabbil'alemin. Errahmânir'rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na'budu ve iyyâke neste'în, İhdinessırâtel mustakîm. Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.

Anlamı:
Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur. (Allahım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.

Fil Sûresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ ﴿١﴾ اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ ف۪ي تَضْل۪يلٍۙ ﴿٢﴾ وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْراً اَبَاب۪يلَۙ ﴿٣﴾ تَرْم۪يهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجّ۪يلٍۖۙ ﴿٤﴾ فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ ﴿٥

Okunuşu:
Elem tera keyfe fe'ale rabbuke biashâbilfîl. Elem yec'al keydehum fî tadlîl. Ve ersele aleyhim tayran ebâbîl. Termîhim bihicâratin min siccîl. Fece'alehum ke'asfin me'kûl.

Anlamı:
(Ey Muhammed! Kâbe'yi yıkmaya gelen) Fil sahiblerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi. Sonunda onları, yenilmiş ekin gibi yaptı.

Kurayş Sûresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ ﴿١﴾ ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ ﴿٢﴾ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ ﴿٣﴾ اَلَّذ۪ٓي اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿٤

Okunuşu:
Li'î lâfi Kurayş'in. Îlâfihim rihleteşşitâi vessayf. Felya'budû rabbe hâzelbeyt. Ellezî et'amehum min cû'in ve âmenehum min havf.

Anlamı:
Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Kâbe'nin Rabbine kulluk etsinler.

Mâun Sûresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يُكَذِّبُ بِالدّ۪ينِۜ ﴿١﴾ فَذٰلِكَ الَّذ۪ي يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ ﴿٢﴾ وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ ﴿٣﴾ فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ ﴿٥﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ يُرَٓاؤُ۫نَۙ ﴿٦﴾ وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ ﴿٧

Okunuşu:
Era'eytellezî yukezzibu biddîn. Fezâlikellezî, yedu'ulyetîm. Ve lâ yehuddu alâ ta'âmilmiskîn. Feveylun lilmusallîn. Ellezîne hum an salâtihim sâhûn. Ellezîne hum yurâûne. Ve yemne'ûnelmâ'ûn.

Anlamı:
(Ey Muhammed!) Dini yalan sayanı gördün mü? Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur. Vay o namaz kılanların haline ki: Onlar kıldıkları namazdan gâfildirler. Onlar gösteriş yaparlar. Onlar basit şeyleri (ödünç) dahi vermezler.

Kevser Sûresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْـكَوْثَرَۜ ﴿١﴾ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْۜ ﴿٢﴾ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ ﴿٣

Okunuşu:
İnnâ a'taynâkelkevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke huvel'ebter.

Anlamı:
(Ey Muhammed!) Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı, sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.

Kâfirûn Sûresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ ﴿١﴾ لَٓا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَۙ ﴿٢﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۚ ﴿٣﴾ وَلَٓا اَنَا۬ عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْۙ ﴿٤﴾ وَلَٓا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَٓا اَعْبُدُۜ ﴿٥﴾ لَـكُمْ د۪ينُكُمْ وَلِيَ د۪ينِ ﴿٦

Okunuşu:
Kul yâ eyyuhel kâfirûn. Lâ a'budu mâ ta'budûn. Ve lâ entum âbidûne mâ a'bud. Ve lâ ene âbidun mâ abedtum. Ve lâ entum âbidûne mâ a'bud. Lekum dînukum veliye dîn.

Anlamı:
(Ey Muhammed!) De ki: Ey inkârcılar! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim. Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.

Nasr Sûresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُۙ ﴿١﴾ وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اَفْوَاجاًۙ ﴿٢﴾ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُۜ اِنَّهُ كَانَ تَوَّاباً ﴿٣

Okunuşu:
İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh. İnnehû kâne tevvâbâ.

Anlamı:
(Ey Muhammed!) Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.

Tebbet Sûresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
تَبَّتْ يَدَٓا اَب۪ي لَهَبٍ وَتَبَّۜ ﴿١﴾ مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ ﴿٢﴾ سَيَصْلٰى نَاراً ذَاتَ لَهَبٍۚ ﴿٣﴾ وَامْرَاَتُهُۜ حَمَّالَةَ الْحَطَبِۚ ﴿٤﴾ ف۪ي ج۪يدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ ﴿٥

Okunuşu:
Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb. Mâ eğnâ anhu mâluhû ve mâ keseb. Seyeslâ nâren zâte leheb. Vemraetuhû hammâletelhatab. Fî cî dihâ hablun min mesed.

Anlamı:
Ebû Leheb'in elleri kurusun; kurudu da! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaslanacaktır. Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.

İhlas Sûresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ﴿١﴾ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ﴿٢﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ﴿٣﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ ﴿٤

Okunuşu:
Kul hüvellâhü ehad. Allâhussamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.

Anlamı:
(Ey Muhammed!) De ki: O Allah bir tektir. Allah her şeyden müstağni ve her şey O'na muhtaçtır. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O'na denk değildir.

Felak Sûresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ ﴿١﴾ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ ﴿٢﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ ﴿٣﴾ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ ﴿٤﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ ﴿٥

Okunuşu:
Kul e'ûzu birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil'ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.

Anlamı:
(Ey Muhammed!) De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.

Nâs Sûresi

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ﴿١﴾ مَلِكِ النَّاسِۙ ﴿٢﴾ اِلٰهِ النَّاسِۙ ﴿٣﴾ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِۙ ﴿٥﴾ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ ﴿٦

Okunuşu:
Kul e'ûzu birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yuvesvisu fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs.

Anlamı:
(Ey Muhammed!) De ki: İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların ilahı, insanların hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım.



2 Kasım 2016 Çarşamba

Nazar Duası - Nazar Ayeti

Nazar Ayeti

Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm

Ve-in yekâdü’llezîne keferû le-yüzlikûneke bi-ebsârihim lemmâ semiu’zzikra veyekûlûne innehû le-mecnûne vemâhüve illâ zikrun li’l-‘âlemîn.



Türkçe Anlamı:

Hakîkat o küfredenler zikri işittikleri zaman az kaldı gözleriyle seni yıkacaklardı. Hâlâ da (kin ve hasedlerinden) “O mutlaka mecnundur” diyorlar. Halbuki O (Kur’ân bütün) âlemler için (mahza) şereften başka (bir şey) değildir. (Kalem s. 51-52)

Nazar Duası



Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm

Allâhümma’hrusnâ bi-‘aynike’lletî lâ-tenâmu, ve’hfaznâ bi-ra’fetike’lletî lâ-terâmu, ve’rhamnâ bi-kudretike ‘aleynâ felâ tühlik ve ente sikatünâ ve recâunâ, yâ erhame’r râhimîne ve yâ ekreme’l-ekremîne. “Allâhümme, yâ mukallibe’l-kulûb, sebbit kulûbenâ ‘alâ dînike ve tâ‘atike.” “Allâhümme’c‘al fî kalbî nûran ve fî basarî nûran ve fî sem‘î nûran ve ‘an yemînî nûran ve ‘an yesârî nûran ve fevkî nûran ve tahtî nûran ve emâmî nûran ve halfî nûran ve’c‘al lî nûran.” (Buhârî)
El-hamdü li’llâhi’llezî tevâda‘a küllü şey’in li-‘azametihî ve’l-hamdü li’llâhi’llezî zelle küllü şey’in li-‘izzetihî, ve’l-hamdü li’llâhi’llezî hada‘a küllü şey’in li-mülkihî, ve’l-hamdü li’llâhi’llezî istesleme küllü şey’in li-kudretihî

Türkçe Anlamı:

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla.
Allâh’ım! Bizi uyumayan zâtınla koru. Dâimî şefkatinle bizi muhâfaza et.
Bize kudretinle merhamet et. Bizi helâk etme! Ey merhametlilerin merhametlisi. Ey ikrâm edenlerin en keremlisi. Sen bizim güvencemiz ve umûdumuzsun. Ey kalbleri çeviren Allâh’ım! Benim kalbimi Senin dînin üzerine ve Sana itaat üzerine sâbit kıl. Allâh’ım! Kalbimde, bakışımda, dinleyişimde, sağımda, solumda, altımda, üstümde, önümde ve arkamda nûr kıl, aydınlık yap.
Bütün hamdler; her şeyin, azameti önünde eğildiği Allâh’a âittir.
Bütün hamdler; her şeyin, izzeti önünde zelîl olduğu Allâh’a âittir.
Bütün hamdler; her şeyin, saltanâtı önünde eğildiği Allâh’a âittir.
Bütün hamdler; her şeyin, kudreti önünde teslîm olduğu Allâh’a âittir.

Şifa İçin Okunacak Salevat-ı Şerife

ŞİFÂ İÇİN OKUNACAK SALEVÂT-I ŞERÎFE

Bu salevât, şifâ için faydasına inanılarak bol bol okunması tavsiye edilir. ِ



Allâhümme salli ‘alâ seyyidinâ, Muhammedin tıbbül kulûbi ve devâihâ ve âfiyetül ebdâni ve şifâihâ ve nûru’l ebsâri ve ziyâihâ ve ‘alâ âlihî ve sahbihî ve bârik ve sellim.

Türkçe Anlamı:

Ey Allâh’ım! Kalblerin tabîbi ve ilâcı, bedenlerin âfiyeti ve şifâsı, gözlerin nûru ve ışığı olan Hazret-i Muhammed (s.a.v.) Efendimizin, âlinin ve ashâbının üzerine salât olsun. Onları mübârek eyle ve selâmet üzere kıl

Hizb-i Emir Buhari Duası

Bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm

Allâhümme salli ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve sellim
Ya uddeti inde şiddeti
Veya ğavsi inde kurbeti
veya hârisî inde külli müsibetî
Veya hâfizî inde külli beliyyetî
Ve sallallâhü ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve sellem.”



Türkçe Anlamı:

“Allâh’ım! Muhammed (s.a.v.) Efendi-miz’in âline ve ashâbına salât ve selâm eyle.
Ey sıkıntı anlarımda destekçim, Ey kederli anlarımda yardımcım, Ey her musîbette gözetip kollayanım, Ey her belâ anında koruyucum; Muhammed (s.a.v.) Efendimiz’in âline ve ashâbına salât ve selâm eyle.”

Seyyidü'l İstiğfar Duası

Şeddâd bin Evs (r.a.)’den Nebî (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Seyyidü’l istiğfar Allâhü Te‘âlâdan şu yolda mağfiret dilemektir:



Allâhümme ente Rabbî lâilâhe illâ ente halaktenî ve ene abduke ve ene alâ ahdike ve va‘dike mesteta‘tü e‘ûzü bike min şerri mâ sana‘tü ebûu leke bi-ni‘metike aleyye ve ebûu bizenbî fağfirlî feinnehû lâ yağfiru’z-zunûbe illâ ente.

Türkçe Anlamı:

“Allâh’ım! Sen Rabbimsin, İbâdete layık hiçbir ilâh yoktur, yalnız Sen varsın; beni Sen yarattın, şüphesiz ben Senin kulunum ve gücüm yettiği kadar ezelde Sana verdiğim ahd-ü va‘d üzere sâbitim. Allâh’ım! İşlediğim kusurların şerrinden Sana sığınırım. Bana ihsan buyurduğun ni‘metini Zât-ı ulûhiyyetine i‘tiraf ederim. Günâhımı da i‘tiraf ederim. Günâhımı bağışla! Çünkü günâh bağışlamak kimsenin haddi değildir. Ancak Sen bağışlarsın.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz buyurur ki: Bu seyyidü’l istiğfar duâsını her kim kalbiyle sevab ve fazîletine inanarak gündüz okursa ve akşam olmadan ölürse o kimse ehli cennet câmiasındandır. Her kim de sevab ve fazîletine inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse o kimse ehli cennet zümresindendir. (Tecrîd-i Sarîh, 12.c., 333.s.)

Tevbe ve istiğfâra devam eden kimseye Allâhü Te‘âlâ her sıkıntıdan bir kurtuluş ve her darlıktan bir genişlik verir ve ummadığı yerden kendini rızıklandırır.

“(Habîbim) Sen onların içinde olduğun halde Allâh onlara azâb edecek değildir. Ve onlar istiğfâra devam ederken (bağışlanmalarını isteyenler bulunurken) de Allâh onlara azâb edecek değildir.” (Enfâl, 33)

Şifa Ayetleri

Îkâz: Şifâ âyetleri, her seferinde altı âyetin tamâmını okumak şartı ile sabah ve akşam yedişer def‘a okunacaktır.ِ



Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm
Ve yeşfi sudûre kavmin mü’minîn. (Tevbe, 14)
Ve şifâun li-mâ fî’s-sudûr. (Yûnus, 57)
Yahrucu min butûnihâ şarâbun muhtelifun elvênuhu fîhi şifâun li’n-nâs. (Nahl, 69)
Ve nünezzilü mine’l-kur’âni mâ hüve şifâun ve rahmetün li’l-mü’minîn. (İsrâ, 82.)
Ve izâ maridtü fe-hüve yeşfîn. (Şuarâ, 80)
Kul hüve li’llezîne âmenû hüden ve şifâ’. (Fussilet, 44)

Türkçe Anlamları:

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla.
Mü’min toplumun kalplerini ferahlatsın. (Tevbe, 14)
Gönüllerde olan dertlere, bir şifâdır. (Yûnus, 57)
Onların (arıların) karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar. Onda insanlar için bir şifâ vardır. (Nahl, 69)
Biz Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki O, müminler için şifâ ve rahmettir. (İsrâ, 82)
Hastalandığım zaman O, bana şifâ verendir. (Şu‘arâ, 80)
Deki; O inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuz ve şifâdır. (Fussilet, 44)

Sıkıntı ve Darlıkta Okunacak Dua

Hz. Sa‘d (r.a.) anlatıyor: Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki; “Balığın karnında iken, Zü’n-Nûn’un (Yûnus aleyhisselâmın) yaptığı duâ şu idi


Lâilâhe illa ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn.

Allâh’ım! Senden başka ilâh yoktur, Seni her çeşit kusurdan tenzîh ederim. Ben nefsime zulüm edenlerdenim.” Bununla duâ edip de icâbet görmeyen yoktur.
Hz. İbn-i Abbas (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v.) üzüntü sırasında şu duâyı okurdu



Lâilâhe illâllâhü’l-azîmü’l-halîmü, Lâilâhe illallâhu rabbü’l arşi’l-azîm. Lâilâhe illâllâhü rabbü’s-semâvâti verabbü’l-‘ardı verabbü’l-‘arşi’l-kerîm.

Türkçe Anlamı:

Halîm ve Azîm olan Allâh’tan başka ilâh yoktur. Büyük Arş’ın Rabbi olan Allâh’tan başka ilâh yoktur. Kıymetli Arş’ın Rabbi, Arz’ın Rabbi, Semâvâtın Rabbi olan Allâh’tan başka ilâh yoktur. (Buhârî: Daavât 27, Müslim: Zikir 83)

Âyeti kerîmede Yûnus (a.s.)’ın duâsının kabul edilmesi, Rabbine yaptığı tesbihâtla îzâh edilmiştir. “Eğer çok tesbîh edenlerden olmasa idi, insanların tekrar dirilecekleri güne kadar balığın karnında kalacaktı.” (Saffat, 143-144)

(Ey mü’minler!) Yoksa sizden önce gelip geçmiş kavimlerin başlarına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokundu ve öylesine sarsıldılar ki Peygamber ve O’nunla beraber îman edenler nihâyet “Allâh’ın yardımı ne zaman gelecek?” dediler. İşte o zaman (onlara), şüphesiz Allâh’ın yardımı yakın (denildi). (Bakara, 214)

27 Ekim 2016 Perşembe

Kuran-ı Kerim'de Helal Lokma ve Dua Hakkında


DUALARIMIZ NEDEN KABUL OLMUYOR DİYE DÜŞÜNÜYORSANIZ YEDİKLERİNİZE VE HALİNİZE ÇEKİ DÜZEN VERİN......

Ve yine Allah şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler, size rızık olarak verilenlerin temiz olanlarından yiyiniz." (Tâhâ, 20/81)

Bu ayetleri okuduktan sonra Allah Resulü s.a.v., uzun bir yolculuğa çıkan, saçı başı karışmış, toza batmış, ellerini göğe kaldırmış, 'Ey Rabbim, ey Rabbim.' diye dua eden bir adamdan bahsetti ve şöyle dedi: "Bu kimsenin yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, haramla beslenmiş, duası nasıl kabul olsun?



Allah insanlara rızıkların güzel ve temiz olanlarından yemeyi ve buna karşılık da şükretmeyi emretmiştir. Helâl yemek duanın ve ibadetin kabulüne sebeptir.

Haram yemek ise bunların geri çevrilmesine, kabul edilmemesine sebep olur. Allah Resulü bu çok hassas ve önemli olan noktaya şu şekilde dikkatleri çekmiştir: "Ey insanlar, şüphesiz Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder.

Şüphesiz Allah, müminlere, peygamberlere emrettiği şeyleri emretmiştir. Allah şöyle buyurmuştur: Ey peygamberler, güzel rızıklardan yiyin, sâlih amel işleyin, ben sizin yaptıklarınızı bilirim." (Mü'minûn, 23/51).

ZÂRURET HÂLİ

Yukarıda zikrettiğimiz bütün bu haramlar, normal durumlar içindir. Zaruret hâlinin ise, kendisine mahsus hükümleri vardır. Zaruret hâlinden maksat, açlık ve susuzluğu giderecek, hastalığı tedavi edebilecek helâl bir nesnenin bulunmaması (gibi çok özel bir durumdur) hâlidir.

Açlık ve susuzluk:

Ölmeyecek kadar yiyip içmek her insan için farzdır. İnsan bu sayede oruç tutmaya, namaz kılmaya muvaffak olur. İnsan yiyecek ve içecek helâl bir şey bulamazsa, haram olan şeyden de ölmeyecek kadar yiyip içebilir. Bu yiyişin ve içişin ölçüsü ise, ölmeyecek, hayatını devam ettirecek miktardır. Daha fazlasını yiyip içmek helâl olmaz. Çünkü zaruretler kendi miktarlarıyla takdir olunurlar. Helâl yiyecek ve içeceklerden ise, kuvvetini artırmak için doyuncaya kadar yiyip içmek mubahtır. Şu kadar var ki, Hadis-i Şerif’te de bildirildiği üzere helâl dahi olsa, bir Müslüman’ın tıka basa yemesi doğru bulunmamış, midenin üçte birinin yiyecek, üçte birinin içecek ve üçte birinin de nefes için ayrılması tavsiye edilmiştir. .

Tedavi zarureti:

Tedavi için temiz olan ilâçları yiyip içmek, kullanmak câizdir. Peygamber Efendimiz s.a.v.: "Ey Allah'ın kulları, tedavide bulununuz. Çünkü Allah Teâlâ, hiçbir hastalık yaratmamıştır ki, onun için bir deva ve ilâç da yaratmamış olsun. Yalnız bir hastalık müstesnadır. O da ihtiyarlıktır." buyurmuştur. Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre helâl ve temiz olmayan şeylerle tedavide bulunmak caiz değildir. Meselâ şarap ve benzeri haram şeylerle tedavide bulunmak haram kılınmıştır. Peygamber Efendimiz s.a.v. Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmuştur: "Haram ile tedavi olmayınız, şüphesiz ki Allah sizin şifanızı size haram kıldığı şeylerde yaratmamıştır."

Peygamber Efendimiz s.a.v.'e, ilaç için şarap yapmanın hükmü sorulduğunda, "Şüphe yok ki o deva değil, bir derttir." buyurmuştur. Şu kadarı var ki, bazı âlimlere göre başka bir ilaç bulunmadığı zaman, Müslüman ve uzman bir doktorun göstereceği lüzum üzerine câiz olabilir. Ameliyat olacak hastaların bayıltılmasında zaruret olduğundan narkoz gibi uyuşturucu maddelerin kullanılmasında mahzur yoktur. Nitekim, Peygamberimiz s.a.v. erkeklere ipek giymeyi haram kıldığı halde, cild hastalığı sebebiyle Abdurrahman bin Avf ve Zübeyr bin Avvâm gibi bâzı sahabîlerin giymesine müsaade etmiştir. Haram olan bir şey'i ilâç olarak kullanmanın bazı şartları vardır:

1. Bu ilâç kullanılmadığı takdirde, insan hayatının ve sıhhatinin hakikî bir tehlike içinde olması...
2. Onun yerini tutacak helâl bir ilacın bulunmaması...
3. Bu ilâcı, dindarlığına ve ihtisasına güvenilir bir Müslüman doktorun tavsiye etmesi...

Bu üç şartın bulunması hâlinde, haram maddelerle de tedavi câiz olur. Görülen lüzum üzerine bir uzvuna ameliyat yapılacak bir kimseye aklını giderip bayıltacak bir ilâç verilmesinde de (narkoz) bir sakınca yoktur.

İÇECEKLER

İnsanı öldüren veya aklını gideren, vücudu zehirleyen veya herhangi bir şekilde sağlığa zararlı olan şeyleri yemek, içmek haramdır. Bu itibarla İslâmiyet, sarhoşluk veren her çeşit içkiyi haram kılmış, içilmesini yasaklamıştır. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "Ey iman edenler! Şarap, kumar, putlara kurban kesilen sunaklar, fal okları, şeytana ait murdar işlerden başka bir şey değildir. Bunlardan geri durun ki felah bulasınız. Şarap ve kumarla şeytanın yapmak istediği tek şey, sizin aranıza düşmanlık ve kin salmak, sizi Allah'ı zikretmekten ve namazdan alıkoymaktır. Artık bu habis şeylerden vazgeçtiniz değil mi?" (el-Mâide, 90-91).

Bu konuda peygamber Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur;"Her sarhoşluk veren şey haramdır. Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır"

İslâm dininin emir ve yasakları temelde beş esası korumaya yöneliktir. "Zaruriyat" da denilen bu esaslar şunlardır: Din, can, nesil, akıl ve mal. Aslında dünyadaki bütün hukuk sistemlerinde bu değerler birer esas olarak korunmaya alınmıştır. Dolayısıyla bunlar herkesin korumakla mükellef, yani yükümlü olduğu temel esaslardır.

İçki içmek İslâm'da yasak olduğu gibi, önceki semavî dinlerde de bu konuda bazı yasaklar getirilmiştir.

Sarhoşluk veren maddeler, neslin, nefsin, aklın, malın, dinin zararınadır. Bu itibarla, haram kılınan bu maddelerden uzak durmak insanın birçok açıdan yararınadır.

İçkinin akıl, beden ve ruh sağlığına zararlı olduğu, aile ve toplumda derin yaralar açtığı hususunda tıp doktorları, psikologlar ve sosyologlar dâhil herkes görüş birliğindedir. Alkolün, insanın ruhî ve bedenî çöküşüne, giderek toplumdan uzaklaşıp içine kapalı, hastalıklı ve problemli bir kişi oluşuna, ileri yaşlarda bunaklığa ve düşkünlüğe yol açtığı; başta ailenin dağılması, cinayetler, trafik kazaları olmak üzere birçok toplumsal problemin önemli sebepleri arasında olduğu herkes tarafından bilinmektedir.

Yukarıda mealen verdiğimiz âyetlerde, içki ve kumar yasağının hikmetleri apaçık belirtilmiştir. İçkinin insan sağlığına zararları üzerinde, başta tıp olmak üzere değişik ilim dalları ittifak hâlindedir. Yapılan istatistikler ortaya çok vahim sonuçlar koymaktadır. Bazı ülkeler bu yüzden içki ile devletçe mücadele etme yoluna bile gitmektedirler.

Sarhoşluk veren her şey içkidir ve haramdır. Azı veya çoğu sarhoşluk veren her çeşit içki, hangi maddeden yapılmış olursa olsun, âyette geçen hamr mefhumuna dâhildir ve haramdır. (Buna göre bira ve benzeri şeyler de haramdır). Bal, darı, arpa ve benzeri maddelerin mayalandırılmasından elde edilen içkiler de haramdır. Hadiste geçtiği üzere, çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.

Sarhoşluk veren içkilerin, zamanla alışkanlık ve bağışıklık sağladığı, az içenin giderek bağımlı hale geldiği, zamanla vücudun daha fazlasını istediği bilimsel bir gerçektir. Bu sebeple içkiyi önlemenin en kesin yolu, azını çoğunu, hepsini yasaklamaktır. İşte bu ve daha birçok zararlarından dolayı İslâm, çoğu sarhoşluk veren nesnelerin azını içmeyi de haram kılmıştır.



UYUŞTURUCU MADDELER

Esrar, afyon, eroin, kokain, morfin, L.S.D. gibi bütün uyuşturucu maddeler haramdır. Kur'ân-ı Kerim'deki içki yasağı (Maide, 5/90) sarhoşluk veren, insanın aklî ve ruhî dengesini bozan bütün katı ve sıvı maddeleri kapsar. Hadislerde de her sarhoşluk veren şeyin haram olduğu bildirilmiştir. Şu halde haram hükmünün illeti olan sarhoş etme, uyuşturma özelliğini taşıyan maddeler için de geçerlidir ve onları kullanmak da haramdır.

Modern tıp, psikoloji ve toplum bilimleri, esrar, afyon, eroin, kokain gibi uyuşturucu maddelerin insan sağlığı ve toplum düzeni için içkiden daha zararlı ve tehlikeli olduğunda birleşmektedirler.

Bu bakımdan uyuşturucu kullanmak tıpkı içki kullanmak gibidir. İslâm âlimleri, uyuşturucu maddelerin haram olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.

Zina

Allah, yeryüzünde canlı varlıkların nesillerinin devamını üreme faaliyetine, bunu da, erkek ve dişi olmak üzere iki farklı cinsin beraberliğine bağlamıştır. İnsanları da kadın ve erkek olmak üzere iki ayrı cinste birbirini tamamlayan bir çift olarak yaratmıştır. Erkek ve kadının beraberliği ile Allah, insan neslini üretmektedir. "O gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendi nefislerinizden eşler yarattığı gibi davarlara da eşler yarattı. O, bu düzen içinde sizi üretiyor. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, her şeyi hakkıyla işitir ve bilir." (Şura, 42/11)

Neslin üremesinden maksat, Allah ve Resulü'nün hoşnutluğunu kazanacak, hayırlı insanların yetişmesidir. Bu gayenin gerçekleşmesi için cismanî zevkler bir prim ve avans olarak insanın mahiyetine konulmuştur. İslâm Dini, fıtrî olan cinsi arzuların tatminini, fert ve toplumun huzurunu, sağlam ve sağlıklı gelişimini hedef alan düzenlemeler getirmiştir. Aksi takdirde başıboş ve sorumsuz cinsel hayat nesillerin bozulmasına, insanlar arasındaki gerçek sevgi ve rahmet duygularının yok olmasına, düşmanlık ve kavgaların çoğalmasına, ruhî ve bedenî birçok hastalığın yayılmasına yol açmaktadır.

Zina büyük günahlardandır. İslâm'da (Nur, 24/2) ve önceki bütün semâvî dinlerde haram ve çok çirkin bir fiil olarak kabul edilmiş ve çok ağır cezalar öngörülmüştür. (Kitab-ı Mukaddes, Tesniye, 22;22, Levililer, 20;10 İncil, Matta, 5;27-30)

İslâm, Müslümanların iffet ve namuslarını korumalarını emretmiş, (Nur, 24/32, 33) kadın ve erkeğin nikâh akdine dayalı beraberliği dışında, serbest ilişki ve birleşmelere izin vermemiştir. Kadın erkek beraberliğinde esas olan, iffet ve namusun korunmasıdır ve bunun en uygun yolu da evlenmedir.

Aile, kutsal bir müessesedir. Kutsiyetin en belirgin çizgisi de nikâhtır. Belli prensipler çerçevesinde, meşrû bir akitle çiftlerin bir araya gelmesine nikâh denir ki; bu, hedefi, gayesi belli bir anlaşmadır. Allah, nikâh prensipleri için olmayan bir araya gelmelere " sifah" ve " zina" nazarıyla bakar. (Nisa, 4/24)

Kur'ân, evlenme imkânı bulamayanların Allah'ın lütfu ile onların ihtiyaçlarını giderinceye kadar iffetli kalmaya çalışmalarını emretmiştir. (Nur, 24/33) Peygamber Efendimiz s.a.v. gençleri evlenmeye teşvik etmiş, bunun insanı günahtan koruyacağını bildirmiş, evlenmek için imkân bulamayanlara da oruç tutmayı ve iffetlerini bu şekilde korumaya çalışmalarını tavsiye etmiştir. Kur'ân da, eşlerin her biri diğerinin iffetini koruma sebebi olduğu ifade edilmiştir: "..... Eşleriniz sizin elbiseleriniz, siz de eşlerinizin elbiselerisiniz..." (Bakara, 2/187)

Zina ve fuhşun her çeşidi İslâm dininde ahlâka ve insanî değerlere aykırı, kötü çirkinliği apaçık meydanda olan bir davranış, bir yol ve hayâsızlık olarak nitelendirilmiş ve yasaklanmıştır. (Enam, 6/151; Araf, 7/133) Hatta zinaya ve fuhşiyata götüren yollara yaklaşılmayıp uzak durulması emredilmiştir: "Sakın zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çirkinliği meydanda olan bir hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur." (İsrâ, 17/32) "Kötülüklerin, fuhşiyatın açığına da gizlisine de yaklaşmayın." (Enam, 6/151)

Ayette geçen " fuhşiyat" (fevahiş) çirkinliği meydanda olan her türlü kötü davranışı kapsar. Kur'ân-ı Kerim; zina, eşcinsellik, edep yerlerini açma, üvey anne ile evlenme gibi davranışları, fuhşiyattan saymıştır.

Kitab-ı Mukaddes'te de zina yasaklanmakla kalmamış, zinaya götüren yollardan uzak durulması şu şekilde ifade edilmiştir: "Zina etmeyeceksin, dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur. Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir azasının yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir. Eğer sağ elin günah işlemene neden olursa, onu kes at. Çünkü vücudunun bir bir azasının yok olması, bütün vücudunun cehenneme gitmesinden iyidir. (Matta, 5;27-30; Markos, Romalılar, 13;9)

Böyle bir günaha müptela bir insan, vazgeçerek çok iffetli bir insan olabilir. Bu hususla ilgili olarak Asr-ı Saadet’ten çok çarpıcı bir misal vermek istiyoruz; Allah Resulü'nün huzuruna bir genç gelir ve: "Ya Resülullah, zina için bana izin ver, çünkü tahammül etmem mümkün değil" der. Orada bulunanların reaksiyonu çeşitli olur. Kimisi ağzını kapamak ister ve "Resülullah'a karşı böyle terbiyesizce konuşma!" imasında bulunur, kimisi eteklerinden tutup çeker. Kimisi de suratına bir tokat vurmak niyetindedir. Ama, bütün bu olumsuz davranışlara sadece şanı yüce Nebi, şefkat Peygamberi ve merhamet âbidesi, susar; onu dinler, sonra da yanına çağırır, dizlerinin dibine alarak oturtur ve bu insana sorar:

“Böyle bir şeyin senin ananla yapılmasını ister miydin?”

Anam babam Sana feda olsun Ey Allah'ın Rasûlü, istemezdim.

“Hiçbir insan da, anasına böyle bir şey yapılmasını istemez! Senin bir kızın olsaydı, ona böyle bir şey yapılmasını ister miydin?”

Canım Sana feda olsun Ya Resülullah, istemezdim.

“Hiçbir insan da, kızı için böyle bir şey yapılmasını istemez! Halanla veya teyzenle böyle bir şey yapılmasını ister miydin?”

Hayır, Ya Resülullah, istemezdim!

“Kız kardeşinle ister miydin bir başkası onunla zina etsin?”

Hayır, hayır, istemezdim!

Ve son söz:

Hiç kimse de, halasıyla, teyzesiyle ve kız kardeşiyle zina edilmesini istemez.

Allah Resulü görüldüğü üzere gencin akıl ve mantığına hitap ederek bu günahın ne kadar çirkin olduğuna, ondan uzak durulması gerektiğine ikna etmiş ve sonunda elini bu gencin göğsüne koyarak şöyle dua etmişti: "Allah'ım bunun günahını bağışla, kalbini temizle ve namusunu muhafaza buyur."


Muaz (RA)’ın rivayetine göre Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor: “Kıyamet günü dört şeyden sual olunasıya kadar Âdemoğlunun iki ayağı bir yere ayrılamaz: Ömrünü nerede yok ettiğinden, gençliğini nerede çürüttüğünden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, ilmiyle ne amel yaptığından.”

     Allah, helalden yiyip-içmede yardımcımız olsun. Bizi bize, bizi nefsimizin eline bırakmasın. Bizleri sözün yalanından, malın haramından ve şeytanın teşvikine kapılmaktan muhafaza buyursun.