Hz.Mehdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hz.Mehdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2022 Cumartesi

Celcelutiye Duası Arapça Türkçe Okunuşu

 Hz. Peygamber (asm)'e gelen vahiy, biri sarih/açık vahiy, diğeri zımnî/gizli vahiy olmak üzere iki çeşittir.

Sarîh Vahiy: Bu çeşit vahiy, doğrudan doğruya Allah'tan geldiği için, Hz. Peygamber (asm)'in onda hiçbir müdahalesi yoktur. O, bu hususta sadece bir tebliğ edici veya bir tercümandır. Bu sarîh vahiy iki şekilde ortaya çıkmıştır:

a. Kur'an-ı Kerim: Resul-i Ekrem Efendimiz (asm)'in buradaki vazifesi, sırf tebliğden ibarettir.

b. Kudsî hadisler: Mânası Allah tarafından ilkâ edilen bu çeşit vahiyler konusunda da Hz. Peygamber (asm)'in vazifesi, sadece tercümanlıktır.

Zımnî Vahiy: Zımnî vahiylerde söz konusu olan herhangi bir husus, hulasa halinde gelir ve ana hatlarıyla vahiy ve ilhama dayanır. Konunun tasviri, şekillendirilmesi, izah edilmesi ise, Resullulah Efendimiz (asm.) tarafından yapılır. Hz. Peygamber (asm), vahy-i zımnî ile gelen hususları bazen ilhamla, bazen vahiyle, bazen de kendi kudsî feraset ve içtihadıyla izah eder.

Celcelutiye kasidesinin kendisi değil, onun aslını ifade eden muhtevası itibariyle bir kudsî hadîs gibi veya zımnî bir vahiy olarak telakki edilebilir. Bu nevi vahiylerin Kur’an’da yeri yoktur.

Aslî muhtevası itibariyle zımnî bir vahiy olarak telakki edilen Celcelutiye'yi, Hz. Ali (ra) şerh edip açıklayarak manzum bir kaside halinde tanzim etmiştir. Kasidenin kendisi Arapça’dır ve Arapça kaside olarak tanzim edilmiş, ancak Allah’ın bazı isimleri ve diğer bir takım kelimeler Süryanîce'dir. Bunun birçok hikmeti olabilir:

Evvelâ, âlimlerin bildirdiğine göre, Celcelutiye, engin bir muhtevaya sahiptir. Derin sırları ihtiva eden ve ism-i âzam sırrını taşıyan bir kasidedir. Daha önce İbranîce ve Süryanîce konuşan birçok peygamber bu kasidenin aslî muhtevasıyla münacatta bulunmuş ve o sayede birçok sıkıntılardan kurtulmuşlardır.(bk. Gümüşhanevî, Mecmuatu’l-Ahzab, Şazelî bölümü, s. 508-525). Hz. Ali (ra) de bu muhtevayı tanzim ederken eski peygamberlerin hatırasını yâd etmek maksadıyla Süryanîce kelimeler kullanmış olabilir.

İkincisi; İsm-i âzam sırrını taşıyan bu mühim kasideyle ehil olanların dikkatini çekmiş ve bazı sırları onlarla paylaşmış olabilir.

İmam-ı Gazzalî, hocası İmam Nureddin el-Isfahanî, İmam Ahmed el-Bunî ve Şeyh Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî’ye göre, Celcelutiye kasidesinin aslı vahiydir. Zahir ve batın ilimlerinin meşhur üstadları olan bu âlimlerin kanaatlerine iştirak etmek ve onların malumat ve beyanlarına itimad etmekte -ilmen ve dinen- bir mahzur görmemekteyiz. Ancak bu kasidenin aslının vahiy olduğuna inanmamak da, inanmak da, kişiyi dinen mes’ul etmez.

Celcelûtiye, Resul-i Ekrem Efendimiz (asm)’ın derslerine istinaden, Hazret-i Ali (ra) tarafından te'lif edilen Süryanice bir kasidedir. Esas mânası bedi' demektir. Mecmuat-ül Ahzab'ın birinci cildinde yer almaktadır. Bediüzzaman, İmam-ı Gazzalî gibi birçok imamların Celcelûtiye'yi şerh ettiklerini söylemiştir. Konu ile alâkalı birçok eser te’lif edilmiştir.

İmam-ı Gazzalî’nin Celcelutiye şerhi, Ziyaaddin Gümüşhanevî Hazretlerinin tanzim ettiği Mecmuatu’l-Ahzab adlı eserinin “Şazelî” adlı cildin 508. sayfasından itibaren başlar. Ancak bu şerhler, kelimelerin mânasından ziyade kasidede yer alan beyitlerin hassâlarını açıklayan bir mahiyettedir. Süryanî kelimelerden az bir kısmının mânası verilmiştir.

Celcelutiye'nin kendisi ise, aynı cildin, 499-531 sayfaları arasında yer almaktadır. Kasidedeki bütün beyitlerin altında onların ebced karşılıkları da yazılmaktadır.

Hazret-i Ali (ra) tarafından Celcelutiye adıyla ve cifir ilmine göre birçok tarih de düşürülerek Süryanî diliyle nazmedilmiş ve kaside haline getirilmiştir. Yüksek ve tesirli bir duadır. Bir isimler hazinesidir. Allah’ın rahmetini celb etmesi hasebiyle bir rahmet hazinesi veya bir cennet hazinesi demek de mümkündür. Allah`ın en büyük ismi olan ism-i a'zam bu duanın içerisinde gizlenmiş olduğundan, bu duayı okuyarak Allah’a sığınan kimsenin, dünya ve ahiret işlerinde çok kolaylıklar ve bereketler göreceği müjdelenmiştir.

İmam-ı Gazzalî Hazretleri nakleder ki:

Cebrail Aleyhisselam Peygamber Efendimiz`e (asm) dedi ki:

"Ya Muhammed! Rabb`in sana selam ediyor ve selamın en mükerremini sana tahsis buyuruyor. Sana bu hediyeyi ihsan buyurdu."

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (asm): "Ey kardeşim Cebrail! Bu hediye nedir?" dedi.

Cebrail Aleyhisselam: "Bu hediye, içinde İsm-i Azam ile en geniş kasem bulunan büyük duadır." diye cevap verdi.

Peygamber Efendimiz (asm): "Ey kardeşim Cebrail! Bu duanın adı nedir? Keyfiyeti nasıldır?" diye sordu.

Cebrail Aleyhisselam dedi ki: "Ya Muhammed! Bu duanın adı Bedi`dir (Celcelutiye). İçinde en yüksek kasem ve İsm-i Azam vardır. O İsm-i Azam ki:

1. Arş-ı A’la’nın kenarına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, Allah’ın arşını taşıyan melekler bu arşı kaldıramazlardı!

2. Güneşin kalbine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, güneşin ışığı ve nuru olmazdı!

3. Ay’ın kalbine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, ay ışık veremezdi.

4. Cebrail Aleyhisselam`ın kanadına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, Hazret-i Cebrail yeryüzüne inemez, semaya çıkamazdı!

5. Mikail Aleyhisselam`ın başına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı yağmurlar ve damlalar ona itaat etmezlerdi.

6. İsrafil Aleyhisselam`ın alnına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı sur’a üfleyemezdi.

7. Azrail Aleyhisselam`ın elinin üzerine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, mahlûkatın canlarını alamazdı.

8. Yedi kat göklere yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı gökler yükselemezdi.

9. Yedi kat yerlere yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, yedi kat yerler, şimdi olduğu gibi sabit olmazdı! Bu ismi Adem Aleyhisselam okumuştur! (İmam-ı Gazzalî, Celcelutiye, s.561)"

Celcelutiye Duası


"Bede'tü bibismillahi ruhi bihi nehtedet

Ila keşfi esrarin bibatinihi intavet"


"Ve salleytü fişşani ala hayrı halkihi

Muahmmedin men zahaddalalete velğalet"


"Ilahi lekad aksemtü biismike daiyen

Biacin ehvecin celcelutin helhelet"


"Efizli min’el envari ya rabbi feyzuhü

Bissirri ve ahya meyyiti kalbi bisalsalat"


"Linuhyi hayătel kalbi min densin feyzuhü

Bikayyumin kămessirru fîhi feeşrekat"


"Ve subbe ală kalbi şeăbiybe rahmetin

Bihikmeti mevlănel aziymi binăalet"


"Fesübhăneke Allahümme yă hayre hălikin

Veya hayre hallăkin ve ekreme ben beat"


"Tübelliğuni kasdi ve küllü măribi

Binuri senail ismi verruhi kad alet"


"Ifdi li minel envâri feyzate menzilin

Aleyye ve ahyâ meyyiti kalbi bağlemehet"


"Elâ ve elbisni heybeten ve celâleten

Ve feffe yedel a’dâi anni bitaytağat"


"Ela vahcubnî min adüvvin ve hâsidin

Bi hakkı şemâhın eşbehin selemet semet"


"Elâ vakdi yâ rabbâhü binnuri hâcetî

Ve yessir ümurî ba’de usrin kad inkadat"


"Ve hallısni min külli hevlin ve şiddetin

Bineassin hakîmin katiussirri esbelet"


"Ve selleme bibahrin va’tini hayre berrihâ

Vesbel aleyyessetre ve esfi minel ğalet."


"Ve asmim ve ebkim sümme a’mâ adüvünâ

Vâharesi yâ zelcelâli bihavsemet"


"Ve fî havsem mea devsem ve berasem

Tehasnet bil’ismi aziymi minel ğalet"


"Ve ellif kulûbel âlemiyne biesrihâ

Aleyye ve elbisnîl kabûle bişelhemet"


"Ve âhrisni ya zelcelâli bikâfi kemen

Ve besrin ümûri bihurmeti taytağat"


"Ve ahzilhüm yâ zelcelâli bifazli men

Ileyhi sehat daben elfelâti ve şettet"


"Ve bârik lenâ Allahümme fî külli kesbenâ

Ve halle ukûdel usri ya yûhirtecet"


"Feyâhü ve yâyûhü ve yâ hayre bâriin

Ve yâ men lenel erzâke min cûdihi nümet."


"Nerüddü bikel a’dâe ve seyyidî

Ve bil’ismi nermiyhim minel büdi bişşetet"


"Feente ricaî ya ilâhi ve seyyidî

Fekul limîmil ceysi in rame bî ğalet"


"Feyâ hayre mes’ûlün ve ekrim men atâ

Veya hayre me’mûlin ilû ümmetin halet"


Celcelutiye Kasidesi Tercümesi

Bismillahirrahmanirrahim

1. "Bismillah ile başladım; ruhum, O'nun sayesinde o besmele içinde saklı olan çok sırları keşfetti."

2. "İkincisinde O'nun yarattıklarının en hayırlısı olan Hz. Muhammed'e salavat getirdim. O Muhammed ki (dünyadan) bütün dalalet ve yanlışlıkları gidermiştir."

3. "Ey İlâhım! Senin ismine dayanarak dua ettim. Hep açık olan ve gittikçe parlayan Ehad ve Bedi' isimlerinle sana yalvarıyorum."

4. "Kadîr ve şanı yüce olan isminle senden istedim. Ey güçlü (kadîr) Allah’ım, sen işlerimi kolaylaştır."

5. "Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah’ım! Daima, umut ederek sana yalvarıyorum. Ehad ve Bedi' isimlerini şefaatçi yaparak yüksek sesle bağırıp sana yalvarıyorum."

6. "Denizin ortasına vurulan kılıç gibi olan isimlerinle ey yaratanların en hayırlısı olan Allah’ım! Hâdiseleri yönlendiren, savaş ve barışı sağlayan isimlerinle sana yalvarıyorum ki, bu fitne ateşi söndürülsün!"

7. "Ey İlâhım! Her derde, her işe ânında müdahale eden ve sür’atli bir şekilde icabet eden Allah, Ehad ve Bedi' isimlerinle sana yalvarıyorum."

8. "Ki kalbin hayatını canlandırasın, yani ondaki kirleri gideresin. Kayyûmiyetinle onu ayakta tutasın, o kayyûmiyet sırrı onda hep var olsun ve daima parlasın."

9. "Bu Hayy ve Kayyûm nûrunun çok şimşeklerinden bir ziya üzerime parladı, yüzüme (kalbime) bir parıltı geldi ve şimşek çaktı."

10. "Ve kalbimin üzerine rahmet sağanakları döküldü. Kerîm olan, Mevlâ’mız Allah’ın hikmetiyle... Ve bu şekilde, bu rahmet, hikmet, kerem hakikatleri konuştular."

11. "Bundan sonra her yönden nurlar beni kuşattı. Ve büyük olan sahibimiz Allah’ın haşmeti, bizi yüceltti."

12. "Allah’ım seni tenzih ederim, sen yaratanların en hayırlısısın. Ve çok mükemmel bir şekilde çok çok yaratansın ve biat (antlaşma) yapanların en iyisisin!"

13. "Allah’ım! Beni maksadıma ulaştır, bütün ihtiyaçlarımı gider. Hece harfleri şeklinde toplanan Hurûf-u Mukattaa hakkı için..."

14. "Muskama emanet olarak bırakılan harflerin sırrı hürmetine; isimlerinin nûrunun parlaklığı hürmetine; yüce olan ruhların hürmetine;"

15. "Bana nurlardan parlak bir feyiz akıt; üzerime gelsin, Nûr isminle kalbimin ölülüğünü dirilt!"

16. "Ey Allah’ım! Bana bir heybet ve celâl giydir. Düşmanların ellerini ilim sayesinde benden uzaklaştır."

17. "Allah’ım! Benimle her nevi düşman ve hased arasına perde koy, yüce olan ve barışı temin eden Kadîr ve Azîz isimlerinin hürmetine!"

18. "Tecelli etmekte olan Celâl ve azametinin nûruyla; merhamet ve şefkatinle; çok çok bereketli olan Kuddüs isminle, sen bu karanlıkları aydınlığa çevir."

19. "Ey bu milletin Rabbi olan Allah’ım! Sen Nûr ile ihtiyacımı yerine getir. Öyle bir Nûr ki, tecellisi seri olur. Ve hemen iş biter."

20. "Her bir peygamberini bir ism-i a'zama mazhar edip onları mucizelerle muvaffak ettiğin gibi, sen Kâfi isminle işlerimi kolaylaştır." (Mucize değil de sen bana yetersin!)

21. "Ey azamet ve kibriya sahibi, sen sadece bana (ilmî) bir keramet ver; ilim esrarı bana açılsın çünkü sen bütün akılların ve zekâların sahibisin. Onlar ancak seninle açılıyorlar." (Burada " Halîm " kelimesi şefkatli mânasından ziyade aklı, zekâyı hikmet dairesinde kullanan ve taşkınlıklara yol vermeyen zât demektir. Ki Araplar böyle kişilere akıllı / hikmetli mânasında "Halîm" derler. Bu hakikat Sabûr isminin bir nevî tecellisidir.)

22. "Beni her türlü korku ve şiddetten kurtar; ince mânası, kesin olan, hikmetli ve kuşatıcı bir söz ile..."

23. "Ey Celâl Sahibi Allah’ım! Beni "kün" kef' i ile koru! Ey heybetten ve muvaffakiyetsizlikten dolayı kırılan kırık kalpleri tamir eden ve onları canlandıran Allah’ım!"

24. "Bana (ilimden) bir deniz ver ve o denizin karasının en hayırlı kısmını bana nasib et; çünkü sen benim melceimsin ve bütün sıkıntılar, ancak seninle gider..."

25. "Ve üzerime rızkı rahmet seli gibi yağdır. Çünkü insanlar azmış olsa da sen onların umudusun."

26. "Sen düşmanlarımızı sağır, dilsiz ve kör et; (bizim ne yaptığımızı bilmesinler...) Ey güçlü Allah’ım! Sen Celâl ve büyüklüğünle onları kekeme eyle!" (Millete yanlışı anlatmasınlar!)

27. "Alîm ve Ganî isimlerinle beraber Kudretinin dairesinde, İsm-i A'zam'ınla yanlış yapmaktan korundum."

28. "Bütün insanların kalplerini üzerime cevir. Ve Selâm isminin hürmetine bana onlardan bir kabul duygusu nasib et!"

29. "Ya İlâhî işlerimi kolaylaştır ve bize izzet ve yücelik ver. Alî ve A'lâ isimlerinin hürmetine!..."

30. "Ve üstümüze örtünü sarkıtıver; kalplerimize şifa ver; Sen, korkulardan dolayı hastalanan kalplere şifanın ta kendisisin!"

31. "Ey Allah’ım! Bütün çalışmalarımızı bize bereketli kıl ve her şeyi kolaylaştıran "Hû" isminle bütün zorluk düğümlerini çöz!"

32. "Ey İlâhî! Allah, Hû, Hàyra'l-Hàlikîn isimlerinle ve bütün rızıkların, güzelliklerin onun cömertlik hazinesinden gelişip gelen Cevad isminle sana yalvarıyorum."

33. "Senin kudretinle, her cihetten gelen bütün düşmanları reddediyoruz, geri gönderiyoruz! Ve sen ism-i A'zam'ınla, uzaktan onlara vurup, onları dağıtıyorsun!"

34. "Ya Rabbi, ya Ze'l-Celâl Allah’ım! Çöl kelerinin gelip kendisine şikâyette bulunduğu, Hz. Muhammed hürmetine sen o düşmanlarımızı rahmetinden mahrum et!" (Onları başarısız kıl!

35. "Ya İlâhî! Umudum sensin, efendim sensin; eğer bana tam isabet edecek bir ok atmak istemişlerse, sen onların okunu yamult!" (onlara dönsün!)

36. "Ya Rabbi! Kesin olan iraden ile bütün zarar verenlerin tuzaklarını ve içlerinde sakladıkları kinlerini benden çevir."

37. "Ey kendilerinden dilekte bulunulanların en hayırlısı ve ihsan edenlerin en hayırlısı; ey umut edilenlerin en hayırlısı, Sen gelmiş geçmiş bu ümmete rahmet eyle!" (Onları muvaffak eyle!)

38. "İsmi Nûr ve güzellik olan yıldızımı parlat; günler ve asırlar boyunca, ey sürekli parlayan Nûr olan Allah’ım!"

39. "Senin Allah, Ehad, Celâl, Celîl, Bedi', ..., isimlerin hep parlamaktadırlar."

40. "Bütün dualara kesin cevap veren isimlerini sayarak..." "O isimlerinin ortaya çıkıp parlamasıyla çevrenin bereketiyle....."

41. "Nûr lambası, tutuşturuluyor, gizlice açıklanıyor. Lambaların lambası tutuşturuluyor, gizlice aydınlanıyor."

42. "Celâl ve Hàlık isimlerinin nûruyla; ve kibriyanla; çok bereketli olan Kuddüs ismiyle; bu fitne ateşi söndürüldü."

43. "Allah, Hû, Samed, Cebbar, Kahhar isimleriyle ve savaş deniziyle yükselen düşmanlık ateşi söndürülecektir."

44. "Allah, Hak, ..., Cemîl, Vedûd ve Mucîb, ... isimlerinin hürmetine..."

45. "Mürîd, Cemîl, Zâhir isminle taksim edilen; yüce ve yüceltilen ayetlerin (ve tefsirlerinin) şanı hürmetine..."

46. "..." ; 47. "..."; 48. "..." (1)

49. "Selâm isminle duamı kabul et ve benimle beraber ol; düşmanlara karşı bana sen kâfi gel; çünkü onlar çok azdılar."

50. "Ey yüceler yücesi, sen gerçekten yücesin; sen gerçek Haksın, diğer işler sadece araya giren bir rüzgâr esintisi gibidir."

51. "Senin dergâhına gelen ve iltica eden bütün havl (kasdî güç) ve şiddetli saldırı, ancak seninledir ve senin bu kuvvetinle ancak zulmet dağılır."

52. "Tâhâ, Yâsîn ve Tâsîn ile bizim için ol, saadetimiz için Tâ Sîn Mîm ile bize dön!"

53. "Kâf, Hâ, Yâ, Ayn ve Sadlarıyla; bizi kuşatan her kötü gözden korunuruz!"

54. "Hâ, Mîm, Ayn sonra Sîn ve Kaflarıyla; Selâm isminle her nevi kötülükten korunuruz!"

55. "Kaf ve Nûn ve onlardan sonraki Hâ Mîm ile yine korunuruz. Ve Duhan suresinde sağlam bir sır vardır."

56. "Elif Lam ile ve Nîsâ sûresiyle ve Mâide ukùduyla; En'âm ve Nûr surelerinde bir nur parlamıştır."

57. "Elif Lâm sonra peşlerindeki "Ra" sırrıyla; Nûr isminle bütün (süflî) ruhanîlerin üstüne çıktım."

58. "Elif Lam sonra Mîm ve Ra'sı ile ruhların mecmaına yükseldim. Fakat hakiki Ruh çok yücedir."

59. "Kitabın (Kur'an'ın) bütün Hâ Mîm'lerinin sırrıyla üzerime Nûr isminin fazlı aksın, ey bölümlere ayrılmış Nûr!"

60. "Amme, Abese, Nâziat ve Târik sûrelerinle Ve's-Semâ-i Zâti'l-Burûc ve Zilzal sûrelerinde..."

61. "Tebâreke, sonra Nûn, sonra Seele Sâil sûreleri hürmetine. Hümeze, Ve'ş-Şemsi Küvvirat surelerinde..."

62. "Ve'z-Zâriyât-i Zerven, Ve'n-Necmi İzâ Hevâ ve İkterabet sûreleriyle bana işler yakınlaştırıldı."

63. "Bütün Kur'an sûrelerinin içinde hizip ve ayet olarak, okuyanın okuduğu ve manen nâzil olduğu kadar sırlar vardır."

64. "İşte ey Allah’ım! Senin fazlınla bu şekilde yazdırdığın üstün kitaplar hürmetine sana yalvarıyorum."

65. (Mealen) "Rahman ve Rahim isminin tecellisiyle yeni ve harika olarak esmâ-i hüsnâna dayanılarak yazılmışlar ve Hakîm ismiyle taksim edilmişler."

66. "... Senin esmâ-i hüsnân sırrıyla fetih ve nasrı (ilâhî yardımı) sür’atli netice verirler."

67. "Kibriya ve hâkimiyetinin nuruyla ey efendim! Âyetü'l-Kübra ile beni âni felaketlerden emin kil!"

68. "Ey İlâhım, zuhûr ve kemalâtının hakkı için ve bu şekilde odaklanan esmâ-i hüsnân ile beni dağınıklıktan kurtar..."

70. "Bunlar Nûr harfleridir. Yüce ve yüksektirler. Asâ-yı Mûsa ismiyle de karanlık dağıldı."

71. "Ya Rabbi onun sırrıyla sana yalvarıyorum. Gayet zillet içindeki birinin yalvarışıyla… Ki; onunla insanlar hidayet buluyor…"

72. "Bu mânadaki bütün kelimelerin şan ve şerefi, üstünlüğü vardır. Günler ve çağlar devam ettikçe; Ya Rabbi sen şefkat et!"

73. "Ya Rabbi, gerçekten ben Seni çağırdım; bütün ayetlerle ve ayetlerin içindekileriyle Sana yalvardım!"

74. "İşte bütün bunlar nur kelimeleridir, onların hususiyetlerini topla. Ve mânalarını tahkik et; bütün hayır onlarla tamamlanır…"

75. "İşte Ya Rabbi, bana muahhar bir yardımcıyı daima hazır et: Allah’ın ifriti; onunla bütün sıkıntılarımı gider…"

76. "O ifrit içinde bana itaat eden bir hizmetkârı musahhar kıl; Fatiha ve peşinde gelen Kur'an hurufâtı hürmetine…"

77. "İşte Ya Rabbi! Senin o İsm-i A'zam'ınla Sana yalvarıyorum ki; onunla dua edildiği zaman bütün işler kolaylaşır."

78. "Ya İlâhî! Sen zayıflığıma acı, zellelerimi bağışla; o dua sayesinde ki, bütün peygamberler onlarla dua etmiş ve yalvarmıştır…"

79. "Ey Hàlikım! Ey Efendim! İhtiyacımı kaza et. Ya Rabbi bütün işlerim sana teslimdir…"

80. "Ya Rabbi! Hz. Muhammed'in sana olan yakınlığıyla (velayetiyle) sana yalvarıyorum ve onda birleşen Esmâ-i Hüsnâ'n ile Sana yalvarıyorum."

81. "Sen cömertliğinle, af ve safhınla tövbelerimizi kabul etmekle miskin olan kuluna muamele et; beni kötü bakışlardan koru!"

82. "Beni hayra, doğruluğa ve takvaya muvaffak eyle ve yüksek cemaat ile Firdevs Cennetine yerleştir."

83. "Hayatımda ve öldükten sonra ve kabrin karanlıklarını üstümden atıp, nuru görünce bana şefkatle muamele et."

84. "Ve haşirde ya İlâhî amel defterimi beyaz kıl; eğer tartılarım hafif gelirse, Sen onları ağırlaştır."

85. "Beni hızla Sırat sınırından geçir. Beni ateşin (cehennemin) ve içindekilerin sıcaklığından koru!"

86. "Ve işlediğim bütün günahlarda bana müsamaha göster. Çok çok kabarık olsa da benim bütün günahlarımı affet…"

87. "İste ey şanı yüce İsm-i A'zam'ı taşıyan! Sen tehlikeli bütün durumlardan kurtulacaksın, sonunda selamete ereceksin."

88. "Dövüş, çekinme; savaş, korkma; vahşilerle mamur olmuş bütün her yere bas!"

89. "Karşıla, kaçma; dilediğin her düşmanla mücadele et; her yeri kuşatmış olsalar da kralların şiddetinden korkma!"

90. "Korkacağın bir yılan olmayacak; göreceğin bir akrep olmayacak ve sallanarak sana gelen bir arslan olmayacak!"

91. "Kılıçtan korkma, hançerin darbesinden korkma, mızraklardan korkma ve okların şerrinden de korkma!"

92. "İşte bunu okuyanın mükâfâtı Zât-i Ahmediye'nin şefaatidir. Ve cennetlerde saf olmuş hurilerle beraber haşrolacaktır."

93. "Ve bil ki, Hz. Muhammed Mustafa peygamberlerin en hayırlısıdır. Ve Allah’ın dağınık (çeşit çeşit) yaratıklarının en üstünüdür."

94. "Her ihtiyacın anında O'nun (asm) makamını kendine şefaatçi yap; Ondan iste ki zulümden ve azgınlardan kurtulasın…"

95. "Ya Rabbi! Her gün ve her saat, her eşya hareket ettikçe, Sen, mücteba olan Hz. Muhammed Mustafa'ya salât ve rahmet indir."

96. "Sen o Resul-i müctebaya ve bütün ailesine salât indir; yer bitkileri ve rüzgârın esintileri kadar."

97. "Yeri ve göğü dolduran bir salât ile Ona salavât indir. Parlayan gök gürlemeleriyle beraber, yağan bulutların yağmuru kadar…"

98. "Ey Muhammed (asm), bizzat Allah ve meleklerinin sana salât ve selam etmesi sana yeter."

99. "Sen de daima, yalvararak O'na selam ve barış elini uzat. Güneş doğup günler ve çağlar geçtikse…"

100. "Haşim ailesinden temiz olanlara da selam et. Hacıların hac edip verdikleri selam sayısınca…"

101. "Ya İlâhî! Ömer ile beraber Ebu Bekir'den razı ol; sâbit-kadem olan Haydar ile beraber Osman'dan da razı ol:"

102. "Ve böylece bütün Âl ve Ashabtan da razı ol, evliya, salihler ve içlerinde barınanlardan da razı ol…"

103. "Bu Hz. Muhammed'in amcasının oğlu olan Ali'nin makalesidir. Mahlûkatla alâkalı bütün bilgi sırları ve gizli bilgiler onda toplanmıştır."



25 Mart 2021 Perşembe

Yecüc ve Mecüc (Gog ve Magog) Kavmi



 Mîrhând Târihi’nde; Yafes b. Nûh Aleyhisselâm’ın Oğlu Minşecin, Ye’cûc ve Me’cûc Adlı İki Oğlu Olup, Yafes’in Evlâdı Âleme Dağıldıkta, Bunlar da Doğu Memleketlerinin Tâ Nihâyetine Varıp, Yerleştiler. Evlâdları Gâyet Çoğalıp, Sayılamayacak Kadar Çok Oldular. Mervîdir ki; Bunlar Üç Kısımdır: Bâzılarının Boyları ve de Enleri Yüz Yirmişer Ziradır (60X60 Metre). Bâzılarının Boyları O Kadar, Enleri Yani Kalınlıkları Azdır. Bâzılarının Bir Karıştan Yirmi Metreye Kadar Boyları Olup, Bu Üçüncü Kısmın Kulakları Gâyet Büyük Olduğundan, Fil Kulaklı, Kilim Kulaklı da Denirler. Fil, Gergedan ve Yırtıcı Hayvanları Tutup Yerler, Kendi Ölülerini Dahi Gömmeyip Yemek Âdetleridir. Ekseri Yiyecekleri O Taraflarda Çok Yetişen Keçiboynuzu Yemişidir. Hiçbirinin Din ve Şeriatları Yoktur. Hiçbir Şeye Tapmazlar. Hakk Teâlâ’yı Tanımayıp, Hayvanlar Gibi Gezerler Deniyor.

Harîdetü’l-Acâib’de de; Ye’cûc ve Me’cûc, Yafes b. Nûh Aleyhisselâm Neslinden İki Kardeş idiler. Zürriyetleri Çoğalıp, Büyük Dedelerinin İsmi ile Tanındılar. Yüzleri Yuvarlak, Boyları Birer yahût Üçer Karış Olup, Kulaklarının Birini Döşeyip, Birini Örtünürlerdi. Parmakları Kuş Pençeli Olup, Ağızlarında Büyük Azıdişleri Vardır. Bedenleri Tamamen Kıllarla Kaplı Olduğu İçin Soğuk ve Sıcaktan Etkilenmezlerdi. Hepsi Fesâd Ehli Olup, İnsan Öldürmek, İnsan Yemek, Memleketleri Yağmalamak Âdetleri idi. Hazreti Zülkarneyn Bunların Vilâyetlerinin Çıkışında İki Büyük Dağ Arasında Demir ile Bakırdan Sağlam Bir Set Yapıp, Halkı Bunların Şerrinden Kurtardı. Birbirleri ile Cidal ve Kıtal Edip, Memleketleri Büyük Okyanus’a Varır.

Tefsîrlerde; Ye’cûc ve Me’cûc Birer Tâife ve Her Biri Dört Yüz yahût Dört Bin Tâifedir. Gâyet Uzun Yaşayıp, İçlerinden Her Biri Silâh Taşıyan Bin Sulbî Oğlunu Görmeyince Vefât Etmez. Bâzıları Ye’cûc Türk’ten, Me’cûc Cîl’den yahût Deylem’dendir Dediler. Bâzıları İkisi de Türklerdendir Dediler. Bâzıları Türk Bunların Cinsindendir, Zirâ Bunlar Yirmi İki Fırka Olup, Bir Fırkası Setten Dışarıda Kaldığından Türk Diye Adlandırıldılar Diyor. 

Teysîr Tefsîri’nde; Abdullah İbn-i Ömer Hazretleri Ye’cûc ve Me’cûc, Kardeşini Katleden Âdem Aleyhisselâm’ın Oğlu Kâbil’in Neslidir Diyor. Mukâtil Hazretleri de, Bütün İnsanların Sayısı Ne Kadar ise Ye’cûc ve Me’cûc Dokuz O Kadar ve Mağrible Meşrikte Olan Cablika ve Cablisa Şehirlerinin Halkı –ki Birisi Hûd Aleyhisselâm’ın Diğeri Sâlih Aleyhisselâm Kavminin Bakiyeleri [Geriye Kalanları]dır– Ye’cûc ve Me’cûc’ün Dokuz Katı Kadardır. Onların Ötesinde Bulunan ve Yafes b. Nûh Aleyhisselâm Neslinden Olan Târis ve Mesnek Adındaki İki Tâife de Dokuz Cablisa ve Cablika Kadardır Deniyor. Hakkında Geniş Bilgi, Sâlih Aleyhisselâm Bahsinde Geçmiştir.

Meâricü’n-Nübüvve’de; Rasül-i Ekrem Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Mi’râc Gecesinde Ye’cûc ve Me’cûc’a Uğrayıp Îmâna Dâvet Ettikte, O Mel’ûnlar Kabûl Etmedi. Cablika ve Cablisa Halkını da Dâvet Ettikte, Bunlar Kabûl Ettiler. Mesnek, Tavil ve Târis Halkını da Dâvet Ettikte, Kabûl Etmediler Diye Bir Hadîs-i Şerif Mervîdir. Birçok Kitaplarda; Ye’cûc ve Me’cûc İki Millet Olup, Her Biri Dört Bin Bölüktür. Hepsi Üç Çeşittir. 

Biri Deve Gibi Büyük Olup Boyları Çam Ağacı Gibi Yüksektir. Birinin Boyu ve Eni Altmışar Metredir. Bu Çeşitte, Dağ ve Demir Dayanmaz. Biri de Bir Kulaklarını Serip Diğerini Örtünen Fil, Domuz ve Yaban Canavarlarını, Hattâ Kendi Ölülerini Dahi Yerler Diye Bir Hadîs-i Şerif Mervîdir. Bir Rivâyette; Bedenleri Hayvanlar Gibi Kıllı, Yırtıcı Hayvanlar Gibi Keskin Tırnaklı, Azıdişli, Kurt Sesli, İnsan Şekilli Olup, Yiyecekleri Böcekler, Canavarlar, Timsahlar ve Ejderhâlardır.

Fâide: Âhir Zamanda Ye’cûc ve Me’cûc’ün Çıkışı: Kitaplarda, Bunlar Zülkarneyn Seddini Her Gün Kazıp Güneş Işığı Görününce, Bir Rivâyette Duvarı Dille Yalayıp Yumurta Kabuğu Kadar İnceldikte, Reîsleri, “Dönüp Gidelim. Yarın Gelip Kazalım. Dışarıya Çıkalım.” Deyip Gittiklerinde Allahû Teâlâ Hazretleri Seddi Evvelki Gibi Edip, Deccal Çıkıp Helâk Olduktan Sonra Yine Reîsleri, “Yarın İnşaAllah Kazarsınız.” Deyip, İnşaAllah Dedikleri İçin Set Duvarı Olduğu Hâlde Durup, Ertesi Gün Tamamen Yıkıp Dışarıya Çıkarlar. 

Mekke, Medîne, Kudüs, Mısır’daki Tûr Dağından Başka Her Yeri Gezip Buldukları İnsanları Kırıp, Yürüyüş Kolunun Başı Şam’da, Sonu Horasan’da Olur. Taberîye Denizini [Hazar Denizini] İçerler. Arkadan Gelip Uğrayanlar, “Vaktiyle Bunda Su Var imiş.” Derler. Bu Esnâda Hakk Teâlâ Hazretleri, Îsâ Aleyhisselâm’ı Gönderip, “Kullarımı Tûr Dağına İletip, Orada Muhafaza Eyle. Zirâ Kullarımdan Öyle Bir Tâife Çıkardım ki, Hiç Kimse Onlara Karşı Duramaz!” Diye Buyurur. O da Yeryüzündeki Bütün Müslümanlarla Tûr Dağına Gider. Ye’cûc ve Me’cûc, Kudüs Dağına Gelip, Yeryüzünde Olanları Kırdık. Gökte Olanları da Öldürelim Diye, Oklarını [Silâhlarını] Göğe Atıp, Hikmet-i Hakla Uçları Kanlı Döndükte, Sevinirler. Daha Sonra Tûr Dağında Müslümanları Muhasara Ederler. Kıtlığın Şiddetinden Bir Sığır Başı Yüz Altından Kıymetli Olur.

 Hazreti Îsâ Aleyhisselâm, Belânın Giderilmesi İçin Duâ Edince, O Gece Bunların Boyunlarında Bir Hastalık Çıkıp, Hepsi Ondan Helâk Olur. Müslümanlar Dışarıya Çıkınca, Ye’cûc ve Me’cûc’ün Leşleri ve Pis Kokuları ile Karşılaşıp Îsâ Aleyhisselâm ile Müslümanlar Duâ Ederler. Hakk Teâlâ Hazretlerinin Emriyle Deve Gibi Büyük Kuşlar Gelip, Her Biri Bir Leşi Götürür. Sonra Bir Yağmur Yağar. Dünyâyı Temizler. Müslümanlar Bunların Silâhlarını Yedi Yıl Odun Yerine Yakarlar. Çok Zaman Sonra Bütün Müslümanlar Vefât Edip, Yüz Yıl Sonra Kâfirler Üzerine Kıyâmet Kopar. Sonra Kıyâmette Âdem Aleyhisselâm’a, “Ey Âdem! Zürriyetinden Ba’s-i Nâr [Cehennemlik Olanları] Çıkar!” Diye Hakk Teâlâ Hazretlerinden Emir Gelir. Âdem Aleyhisselâm, “Yâ Rabbi... Ba’s-ı Nâr Nedir?” Deyince, Hakk Teâlâ Hazretleri, “Evlâdının Bin Kişisinden Dokuz Yüz Doksan Dokuzunu Cehennem İçin Ayır!” Buyurur. Her Binden Dokuz Yüz Doksan Dokuzu Ye’cûc ve Me’cûc Olup, Onlar Cehenneme Gönderilir. Kalan Binde Biri Diğer İnsanlar Olsa Gerektir Diye Birkaç Mufassal Hadîs-i Şerif Mezkûrdur.

28 Mart 2020 Cumartesi

Corona virüsü belirtileri nelerdir ve nasıl anlaşılır? (COVID-19)

Corona (Korona) Virüsü Nedir? Coronavirüs Belirtileri Nelerdir?

Çin'den başlayarak kısa bir süre içerisinde tüm dünyada birçok insanı etkileyen Corona Virüs (COVID-19) bulaşma yolu olarak en hızlı ve kontrolü en zor olan, solunum yolu ile bulaşan bir virüs ile yeniden karşı karşıya olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hekimleri, “Bilgi kirliliği ve manipülatif hareketlere dikkat edilmeli, doğru yerden doğru bilgi alınmalı, panik yapılmamalı.” şeklinde konuştu. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan Corona Virüsü açıklamasına göre: Sağlık Bakanlığı İletişim Hattı’nın (SABİM) “ALO 184 Korona Danışma Hattı” olarak hizmet vermeye başladığı ve alınan sıkı tedbirlerle bu sorunun aşılacağı vurgulandı.

Corona (Korona) Virüs Nedir?

Solunum yolu ile yani, çok kısa zamanda geniş kitlelere ulaşabilip hastalandırabilecek bir bulaşma yolu ile bulaşan, Çin’de ortaya çıkmış bir virüstür. Çin, çok çeşitli besinlerin (hayvan, böcek vb.) yoğun tüketildiği, çok kalabalık bir ülke olduğu için, aslında hayvanların taşıdığı bazı mikroplar insana adapte olma imkânını sıklıkla orada buluyorlar. Bu mikroplar yepyeni ortaya çıktıkları için onlara karşı “bağışık” olma durumumuz “sıfır” oluyor; yani virüs, hastalanma potansiyeli olan herkesi hastalandırıyor. Burada, herhangi bir mikrobun herkesi hastalandırmadığını, sadece belli kişilerin hastalandığını ve sadece, yine belli kişilerin (kronik hastalığı olanlar, zayıf/düşkün/çok yaşlı kişiler) ağır hastalandığını da bilmek lazım.

Corona (COVID-19) Virüs Nasıl Bulaşır?

Virüs solunum yolu ile bulaşır. Burada, tüm araştırmalar kesinleşmemiştir; bu yüzden, “Her türlü solunum yolu” demek gereklidir. Yani mikrop, öksürmek veya tıksırmakla havada belli sürede asılı kalabilir. Virüs, tabii ki öpüşmek ve en yaygın olarak eller ile de bulaşır.

Normalde hastalığı alan bir kişi, hasta olduğunun farkına varmadan ve belirtiler ortaya çıkmadan virüsü yaymaya başlayabilir. Burada, “inkübasyon dönemi” dediğimiz bir “kuluçka” dönemi vardır. Ancak yeni Corona virüs için bu, tam olarak ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. Şimdilik kuluçka süresinin 2-14 gün olduğu düşünülüyor.

Coronavirüs (Korona) Belirtileri Nelerdir?

Ateş, öksürük ve nefes darlığı, başlıca sözü edilen belirtiler. Ancak her türlü solunum yolu hastalığı belirtilerini dikkate almakta yarar var. Burun akıntısı, halsizlik, vücut ağrısı da belirtiler arasında yer alıyor. Virüsle karşılaştıktan sonra genellikle 2 gün içinde belirtiler ortaya çıkıyor ancak bu süre 14 güne kadar uzayabiliyor.


Yeni bir salgın daha (Lassa ateşi Nedir)

Lassa ateşi nedir?

Lassa ateşi; Batı Afrika coğrafyasında görülen, akut olarak gelişip öldürücü olabilen viral bir hastalıktır. 1969 yılında Nijerya’da görevli iki hemşirenin ölümü ile Batı dünyası tarafından fark edilmiştir. Bu iki hemşirenin Nijerya’da yaşadığı şehrin ismi Lassa’dır. Hastalık bu şehirde görüldüğü için ‘Lassa virüsü’ olarak anılır.

Lassa virüsü şimdiye kadar hangi ülkelerde görüldü?
- Sierra Leone
- Liberya
- Gine
- Nijerya

Bu ülkeler Lassa virüsünün yaygın olarak görüldüğü ülkelerdir. Mali ve Gana’da da 2011 yılında vaka görülmüştür. Yakın zamanda ise Fildişi Sahili Burkina Faso‘da izole vakalar bildirilmiştir. Batı Afrika’da yılda 100 bin ila 300 bin arasında kişi bu virüsten etkilenirken, virüs ortalama 5 bin kişinin ölümüne sebep olmuştur.

Lassa virüsü nasıl bulaşır?

İnsanlara bulaşması enfekte gıdaların solunumu yoluyla veya yutma sebebiyle olur. Nadir olarak da kemirgenle direkt temas şeklinde gerçekleşir.

Lassa virüsü bulaşmış bir bireyin kanında, salgılarında, idrarında veya dışkısında virüs izole edilmiştir. Bu yüzden insandan insana geçiş de medyana gelebilir. Lassa virüsünün gündelik temaslar ile bulaşması söz konusu değildir. Ancak kullanılmış tıbbi malzemeler ile bulaştığı görülmüştür.

Lassa ateşinin belirtileri nelerdir?

- Kuluçka süresi 5-21 gündür.
- Enfeksiyonların yaklaşık %80’i semptomsuz veya hafif seyirlidir. Hafif seyirlilerde hafif ateş, genel halsizlik ve baş ağrısı olur.
- %20’sinde kanama (dış etlerinde, gözlerde, burunda) görülebilir.
- Solunum sıkıntısı, şiddetli kusma, yüzde şişkinlik, işitme kaybı olabilir.
- Baş ağrısı, boğaz ağrısı, kas ağrısı ve karın ağrısı söz konusu olabilir.
-Ölüm, çoklu organ yetmezliği sebebi ile şikayetler başladıktan sonra 2 hafta içerisinde gerçekleşebilir.

Dünya koronavirüs salgını ile mücadele ederken Batı Afrika ülkelerinden Nijerya 'da da Lassa salgını etkisini sürdürüyor. Hayvandan insana geçen ve ölümcül olabilen Lassa ateşi salgınında hayatını kaybedenlerin sayısı 176'ya yükseldi.

176 kişi öldü! Vaka sayısı 932
Nijerya Hastalık Kontrol Merkezinden (NCDC) yapılan açıklamada, ülkeyi etkisi altına alan salgında Edo, Ebonyi, Ondo ve Bauchi başta olmak üzere 29 eyalette 932 vaka tespit edildiği aktarıldı. Açıklamada, salgın nedeniyle sene başından bu yana yaşamını yitirenlerin sayısının 176'ya çıktığı belirtildi. Her yıl kurak dönemin yaşandığı kasım-mayıs aylarında yükselişe geçen Lassa ateşi salgınında 2019'da 129 kişi ölmüştü.

İlk kez 1969 yılında keşfedildi
Mali, Togo, Gana, Liberya ve Sierra Leone gibi birçok Afrika ülkesinde görülen Lassa ateşine Nijerya'da ilk 1969'da ülkenin kuzeydoğusundaki Borno eyaletinde rastlanmıştı. Nijerya hükümeti, 2019'da Lassa ateşi nedeniyle ülkede "acil durum" ilan etmişti.

Fare dışkısıyla temas sonucu bulaşan hastalık insandan insana geçebiliyor ve ölümcül kanamalı ateşe yol açıyor. Yetkililer, halka hijyen konusunda dikkatli olmaları, fare ve diğer kemirgenlerle temas etmemeleri uyarısında bulunuyor.


2 Şubat 2020 Pazar

Koronavirüs Nedir (corona virüs) Hakkında Neler Biliniyor?



Çin'de ortaya çıkan virüsün özellikleri neler?

Hastalardan alınan örneklerin laboratuvarlarda test edilmesi sonucu Çinli yetkililer ve Dünya Sağlık Örgütü, enfeksiyonun koronavirüs (corona virus) olduğu sonucuna vardı.

Koronavirüsler, büyük bir virüs ailesinin bir alt türü. Ancak yeni virüs dahil sadece yedisi insanlara bulaşabiliyor.

Bir koronavirüsün yol açtığı şiddetli akut solunum yolu sendromu (SARS), Çin'de 2002 yılında salgından etkilenen 8 bin 98 kişiden 774'ünün ölümüne yol açtı.

Doktor Josie Golding, "SARS'ın hatıraları hâlâ taze, korkunun çok büyük olmasının nedenlerinden biri bu, ancak bu tür hastalıklarla mücadele etmek için artık çok daha hazırlıklıyız" diyor.

Yeni virüsün de SARS gibi insandan insana bulaşabildiği teyit edilmiş durumda



Virüse yakalananlarda hangi belirtilere rastlanıyor?

Virüse yakalananlarda önce yüksek ateş başlıyor. Ardından kuru öksürük şikayetleri gözleniyor. Bir haftanın sonunda ise nefes darlığı sorunları ortaya çıkıyor.

Çin'de bazı hastaların hastanede uzun süreli tedavi altına alınması gerekmişti.

Ancak şu an eldeki bilgiler sadece hastaneye kaldırılan ağır hastaların yaşadıklarıyla sınırlı. Virüse yakalanıp daha hafif bir şekide atlatan olup olmadığı konusunda detaylı bir bilgi henüz yok.

Koronavirüsler orta derece soğuk algınlığından ölüme varacak semptomlara yol açabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Perşembe günü yeni koronavirüs hakkında "uluslararası kamu sağlığı acil durumu" ilan etti.

İsviçre'nin Cenevre kentinde yapılan basın toplantısında DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, küresel ölçekte acil durum ilan edilmesinin nedeninin "Çin'de değil, diğer ülkelerde yaşananlar" olduğunu söyledi ve asıl endişenin virüsün sağlık sistemleri zayıf ülkelere yayılması olduğunu belirtti.

Ne kadar ölümcül?

Aralık ayında ortaya çıktığı sanılan virüs, şu ana kadar 170 kişinin ölümüne neden oldu. Yani virüse yakalandığı tespit edilenlerin yüzde 2,2'si hayatını kaybetti.

SARS salgınında hastalığa yakalananların yüzde 9'u hayatlarını kaybetmişti.

Ancak virüsün bulaşmasıyla başlayan hastalık sürecinin görece uzun olduğu ve ölü sayısının ilerleyen günlerde artabileceği uyarıları yapılıyor.

Henüz salgının boyutları da tam olarak bilinmediği için bu yeni virüsün yol açabileceği ölümlere dair bir tahmin yürütmek zorlaşıyor.

Virüsün kaynağı ne?

Hastalığın, Çin'in 11 milyon nüfuslu kenti Vuhan'daki Huanan deniz ürünleri pazarından kaynaklandığı tahmin ediliyor.

Çinli yetkililer Hubei bölgesinde toplam 50 milyon kişinin yaşadığı kentlere seyahat kısıtlaması uyguluyor. Vuhan şehri karantinaya alınmış durumda.

Çin genelinde yüz maskesi kullanmak zorunlu hale getirildi, Çin'e bağlı yarı özerk Hong Kong yönetimi de bir dizi önlem açıkladı ve iki ülke arasındaki geçişleri sınırladı.

Uluslararası pek çok havayolu da Çin'e uçuşlarını askıya aldı.



İnsandan insana nasıl bulaşıyor?

Başta virüsün sadece hayvandan insana bulaşabildiği açıklanmıştı. Ancak daha sonra virüsün, insandan insana da bulaştığı anlaşıldı.

SARS, insandan insana çok kolay bulaşabiliyordu. Virüse yakalanmış bir kişinin kalabalık bir ortamda öksürmesi dahi SARS'ın yayılması için yeterli olabiliyordu.

MERS ise insandan insana daha zor bulaşan bir koronavirüstü.

Yeni virüs solunum yollarını etkiliyor. O nedenle öksürük ve temas yoluyla bulaşıyor olması yüksek bir ihtimal olarak görülüyor.

Çin, virüse yakalananların belirti göstermeye başlamadan hastalığı bulaştırabildiğini açıklamıştı.


12 Ekim 2019 Cumartesi

Fırat'ın Doğusu Hadisleri

Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: 'Herhalde savaşı ben kazanacağım.' der." [Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29, (2894); Ebu Davud, Melahim 13, (4313, 4314); Tirmizî, Cennet 26, (2572, 2573)]

AÇIKLAMA:

1. Hadisin Buhârî'de gelen bir veçhinde: "...Kim o hadiseye hazır olursa, ondan hiçbir şey almasın." ibaresi ziyadedir. İbnu Hacer, "Ondan hiçbir şey almasın" ifadesinden hareketle, ortaya çıkacak bu altının dinar (şeklinde madrub para) altın kalıpları veya altın tozu şeklinde olabileceğini, hepsinin caiz olduğunu söyler.

2. Bir rivayette altından dağ, bir başka rivayette "altundan hazine (kenz)" ifadesi kullanılmıştır. Dağla çokluk kinaye edildiği belirtilmiştir.

3. İbnu't-Tin bu hazineden almanın yasaklanmasını, "o hazinenin bütün Müslümanlara ait olmasındandır. Öyleyse kişi ondan sadece kendi hakkını alabilir." diye açıklar ve devamla: "Kim ondan alır, malını çoğaltırsa, faydasız olduğu için pişman olur, altundan bir dağ ortaya çıksa, altın değerini kaybedeceği için, bu istenmez" der.

İbnu Hacer, bu yorumu muvafık bulmaz: "Onun söylediği, hadiste açık değil, açık olan husus şudur: Ondan alınması, fitne çıkacağı üzerine savaşılacağı için yasaklanmıştır." der. Şu ihtimale de yer verir: "Ondan almanın nehyedilişindeki hikmet, ona ihtiyacın kalmadığı veya pek az olduğu bir vakitte ortaya çıkmış olmasıdır." İbnu Hacer, önceki ihtimalin galib olduğunu söyler ve buna, hadisin Müslim'de geçen ve Teysir'de esas alınmış olan (kaydettiğimiz) veçhini delil gösterir. Ayrıca Müslim'de geçen şu mealdeki rivayetle de bu görüşünü te'yid eder:

"...Fırat nehrinin, altından bir dağ üzerinden açılacağı zaman yakındır. İnsanlar bunu işitince oraya yürürler. Nehrin yanındakiler: "Biz insanları bırakacak olursak, ondan alıp tamamını götürecekler" derler."

Resulullah devamla buyurdu ki:

"Bunun üzerine onun için savaşa girişirler. Her yüz kişiden doksan dokuz tanesi öldürülür."

İbnu Hacer: "Bu da gösteriyor ki, İbnu Tîn'in tahayyül ettiği sebep batıldır. Yasağın sebebi, ondan almanın getireceği neticedir: Savaş..." Bu hadisenin toplanma (mahşer) için ateşin çıkması sırasında vukuuna da bir mani yoktur. Lakin bu, ondan almayı nehyetmek için bir sebep olamaz. İbnu Mace, Sevban'dan şu hadisi merfu olarak tahric etmiştir: "Hazinenizin yanında üç (grup) savaşır. Her biri de bir halife oğludur..." İbnu Mace hadisi Mehdi ile ilgili bir babta kaydetmiştir. Eğer burada geçen hazineden murad, sadedinde olduğumuz hadiste geçen hazine ise, bu durum, yani nehrin altında olması hadisesi, Mehdi'nin zuhuru zamanında meydana gelecektir. Bu ise, kesinlikle, Hz. İsa (as)'ın inmesinden önce ve de ateşin çıkmasından öncedir.

Bugüne dek Fırat'ın başında dünya kadar katliamlar meydana geldi. Yakın tarihten başlayacak olursak, Fırat'a yakın yerde Irak ve İran katliamı oldu. 1958'de yine Fırat'a yakın bir yerde çok ciddî kıyım yapılarak Allah Resûlü'nün torunları katledildi.. Ancak, yukarıdaki hadisten, bu iki hadiseyi çıkarmak uygun olmasa gerek. Belki, daha sonra olması muhtemel bazı hadiselere işaret aramak daha uygun olur. Mesela:



Fırat'ın suyu, altın değerinde olacak bir devreye, mecaz yoluyla bir işaret olabileceği gibi yapılacak barajlardan elde edilecek gelirlere de "altın" sözüyle işaret olabilir. Ayrıca, Fırat'ın suyu tamamen çekilerek, altında çok büyük altın ve petrol yataklarının çıkacağı da bildirilmiş olabilir. Ayrıca toprak çökmeleri neticesinde böyle bir maddenin de bulunması mümkündür. Fakat ne olursa olsun o bölgenin, İslam âleminin bünyesinde, bir dinamit gibi, potansiyel bir tehlike olduğunun anlatılmasında şüphe yoktur. Bunlar bugün zuhûr etmiş şeyler değil; ileride zuhur edecek hadiselerdir.. ve o günleri gören insanlar, Allah Resûlü'ne bir kere daha bütün kalpleriyle "sadakte: doğru söyledin" diyecek ve imanlarını yenileyeceklerdir.

23 Ekim 2018 Salı

Deccal ve Süfyani Kimdir



Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Deccal tüm kainata gelecek olan fitnedir. Yalnızca Müslümanlığa gelecek olana ise "Süfyan" denilmektedir. Hz. Ali; Süfyan için, Müslümanların içinden çıkacak ve aldatmakla iş görecektir demiştir. Müslümanlığı darb edecek şekilde ziyan etmiş biri gelip gelmediği alimler tarafından çeşitli rivayetlere dayandırılarak gelmiştir yada gelmemiştir diye iddialındırılmışsada gerçeği yalnızca Allah bilir.

Peygamber Efendimiz, Büyük Deccal kuzeyden çıkacaktır. Bunu "Deccalın birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, diğer günleri de normal günler gibidir"(1) hadis-i şerifinden öğreniyoruz. Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır. Hadisi biraz açarsak; Kuzey kutup bölgesinde bütün sene, bir gece bir gündüzdür. Yazın, trenle birgün güneye doğru gelinse bir ay güneşin batmadığı görülür. Sonra otomobille birgün daha gelinse bir hafta boyunca güneş batmaz. İşte bu durum büyük Deccalın kuzeyden çıkıp güneye doğru tecavüz edeceğini mu’cizâne haber verir.(2)

Resûl-i Ekrem (a.s.m.), Süfyanın da ümmeti içerisinden çıkacağını bildirirken, çıkış yerinin Doğu olacağına da dikkat çekmiştir. Buna Resûlullah, öylesine önem vermiştir ki üç defa tekrarlama ihtiyacı hissetmiştir.

Bir rivayette Horasan denilen Doğu tarafında bir yerden çıkacağı bildirilmektedir.(3) Başka bir rivayette daha detaya inilerek, "Isbahan (Isfahan) Yahudiyesinden çıkacağı" bildirilmektedir.(4) Isfahan bölgesinde yer alan Şehristan ve Yahudiya’nın, Yahudîlerin en çok bulundukları iki şehir olduğunu biliyoruz.

"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur.

Bir hadis-i şerifte şöyle dikkat çekilir:

“Deccal dinin güçsüzleştiği, ilmin yetersiz hale geldiği bir anda ortaya çıkar."(1)

(Deccal) Çıktığı zaman herkes ONU SAHİCİ BİR MÜRŞİT SANIP peşine takılacak, sonra Küfe’ye gelince aynı şekilde çalışmalarını sürdürecek, DERKEN PEYGAMBERLİK İDDİA EDECEK… Bunu gören akıl sahibi kişiler ondan ayrılacaklar… Daha sonra ULUHİYET (ilahlık) DAVASINDA bulunacak… Haşa “Ben Allah’ım” diyecek…. (Taberani bunu Sahabi olan b. Mu’temer’den böyle rivayet etmiştir.)

Bir başka hadiste ise, Deccal’in bu sapkınlığı şöyle haber verilir:

O (Deccal) önce: “BEN BİR PEYGAMBERİM”, diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiada bulunarak: “BEN RABBİNİZİM”, diyecektir. Halbuki siz ölünceye kadar Rabbiniz’i göremezsiniz…

Bir başka hadiste şöyle buyrulmuştur:

Deccal çıktığı vakit, beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ATEŞ OLARAK GÖRDÜĞÜ TATLI SUDUR; halkın SU OLARAK GÖRDÜĞÜ İSE YAKICI ATEŞTİR. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düşmeyi kabul etsin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur

Kaynaklar:
(1) Müslim, Fiten: 126.
(2) Ramûzü'l-Ehadis, s. 518.
(3) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101.
(4) Müslim, Fiten: 125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb: 70.
(5) Buharî, Kitabü'l-Meğazî: 64.
(6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (Kahire: 1313), 5:372.
(7) el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid-I-VIII (Beyrut: 1403/1982), 7:348.
(8) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (Beyrut: Dâru'l-Marife, ts.), 4:520; Kenzü'l-Ummal, 14:272.
(9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal (Beyrut: 1989), 11:125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri'l-Kur'ân, I-X (İstanbul: 1330), 8:197.
(10) Müslim, Fiten: 125.


14 Ekim 2018 Pazar

Süfyani Kimdir ve Zuhur Zamanı

SÜFYANİ KİMDİR?

Süfyani’nin ayaklanması, Hz Mehdi(a.s)’ın zuhurunun en önemli alametlerindendir. Bu konu ile ilgili sünni ve Şii kaynaklarında 100’den fazla sahih hadis mevcuttur ve bu hadislerin bazıları, her ne kadar da ispatlamak mümkün değilse de, Sufyani ile ilgilidir ve bununla ilgili en ufak bir tereddüttümüz dahi yoktur.

Bu olay, Hz Mehdi’nin (as) zuhurundan önce gelişecektir. Hz Mehdi (a.s) gelmeden önce, Süfyani’nin ayaklanması hatmi ve kesindir; yani zuhurdan önce, gerçekleşmemesi mümkün değildir.

İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: Kaim (Hz Mehdi(a.s) , Allah tarafından hatmi ve kesindir. Ve Süfyani de kesindir. [1]

PEKİ KİMDİR SÜFYANİ ?

Süfyani’nin kimliği ile ilgili İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur; O Ebu Süfyan’ın neslindendir.

SÜFYANİ MÜSLÜMAN MIDIR?

Süfyani’nin dini konusunda farklı hadisler mevcuttur. Bazı hadisler onu Müslüman, bazı hadisler Hristiyan olarak nitelendirmişlerdir. Ama her iki hadise de, Hz İmam Sadık’ın hadisi ile yön verebiliriz. İmam a.s şöyle buyurmuştur; O, Horasan’daki hükümeti yıkmak için Rumlar’a (Yahudiler ve Avrupalılar) gidecek ve Hristiyan olarak dönecek.[3] Yani o, önce Müslüman’dır ve sonra da Hristiyan olacaktır.

SÜFYANİ’NİN AYAKLANMASI NE ZAMAN OLACAKTIR?

Süfyani, Recep Ayı’nda,görünür ve 6 ay içinde suriyeyi işkal eder ve tahta oturur, ancak tahta 9 aydan fazla oturamayacak zira tahta oturur oturmaz yamani (a.s) Ayaklanır ve onu 9 ay sonra tamamen yok eder. Bunu da İmam Sadık (a.s)’dan öğreniyoruz: Süfyani’nin ve Hz yamaninin ayaklanması, bir senede olacak.[4] Ve tekrar başka bir hadisinde de, Süfyani Recep Ayı’nda çıkacak diye buyurur.[5] Çıkışları bir sene olacak ancak zuhurları farklı dır, Süfyani’nin çıkışının ardından, en fazla 9 ay sonrasında, Hz Mehdi zuhur edecek demektir. Ve ayriyeten, başka hadislerde de,Süfyani ayaklandıktan 6 ay sonra Yamani (a.s) çıkacak diye söylenmiştir.

Süfyani saldırısını şamdan başlayacak(Suriye) ve bu konuda bir çok hadiste geçmiştir Hz ali (a.s) bu konu ile ilgili şöyle buyurmuştur Şamdan üç bayrak çıkacak birincisi Ashab, ikincisi abkağ ve üçüncüsü Sufyani dır[6]

İmam Bakır a.s bir rivayetinde şöyle buyurdu: Ey Caber, Şam’da (Suriye) bir fitne çıkacak ki, bu fitneden kurtulma yolları aranacak. Ancak Kaim(Hz Mehdi a.s) gelene kadar asla bulamayacaklar. Gaybet-i Numani s 327

İmam Ali a.s buyurur: Batı ülkeleri Şam’a saldırdığında, büyük ve korkutucu bir savaş çıkararak, Şam’ı işgal edecekler. O zaman kuru bölgede Süfyani’nin çıkışını bekleyin. Gaybet-i Şeyh Tusi Sayfa 461



SUFYANİ KİMLERLE SAVAŞACAK?

hadislerde Sufyaninin ayaklanmasının iki sebebi vardır, birincisi Şiilerin katliamı onun esas amacı ve hedefidir ve bu yüzden ırakta Şiilerin en yoğun olduğu yere yani ,küfeye saldıracak ve bir çok Şii öldürecektirİmam Muhammed bakır efendimiz (as) bu konuda şöyle buyurmuştur ;onun gazabı sadece bizim Şiilerin üstünde olacak ve sadece onların kanına susamış olacak ,[7] ikinci sebeb ise Hz mehdinin başlatacağı hidayet yolunu kesmek ve bölgeyi saldırılarıyla istikrarsız yapıp Hz mehdinin amaçlayacağı kalkınmayı zayıflatmak ve onun hedeflerini yok etmektir Hz imam Muhammed bakır şöyle buyurmuştur süfyani Medine ye bir ordu gönderecek ve Hz mehdi uzaklaşacak Mekke ye gider ve süfyaninin komutanına haber yetişecek ki mehdi (a.s) Mekke ye gitmiştir [8]

Süfyani bir çok ülkeye saldırır ve en son ülke İran olacak ki Allah onun sonunu getirecek ve yer Yüzü açılacak ve onu içine alacak ve ondan sonra hz mehdi (a.s) zuhur edecek

[1] ..Abdüllah ibn cafer homeyri garbol senad s374 hadis 1329
[2] . Şeyh Tusi gaybet,S 443
[3] ..Hatun abadi ,arbein,S153
[4] ..Numani gaybet,S 376
[5] . Şeyh seduk C 2 S 558
[6] .. Ali kurani moğcemol ahadis emam mehdi C3 s81
[7] ..Numani gaybet S 417
[8] ..Haman S 329

“Süfyanî 360 süvariyle çıkıp, tâ Dımeşk’e geldiğinde, daha üzerinden bir ay geçmeden Kelb’den 30.000 kişi ona tabi olur O da ordusunu Irak’a gönderir ve Zevra denilen bölgede 100.000 kişiyi katl eder. Ve Kûfe’ye çıkarlar ve orayı talan edip harab ederler. Bu sırada doğudan bir sancak çıkar ki, ona kendisine Şuayb bin Salih denilen Temim’den bir zat kumandanlık eder. Onların ellerindeki Kûfe ahalisinden olan esirleri kurtarır ve o Süfyanîleri öldürür**”.
( Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-38)

Zevra, Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusunu içine alan bir bölgenin adıdır. Kelb kabilesi ise meşhur bir kabile olmakla beraber aşağıda gelen bir hadîste İngilizler hakkında da bu ifade kullanıldığı için Süfyanîye tabi olan bu kabilenin kim olduğunu zaman gösterecektir.

Bu hadîsten şöyle anlaşılıyor ki; Süfyanîler, Irak ve Suriye’nin tahribi hususunda mühim bir fitne çevirecektir. Her ne kadar Irak harbinde Süfyanîlerin bu icraatının bazı numuneleri görüldü ise de, ileride nasıl bir tahribat yapacağını hâdiseler zuhur etmeden tam olarak anlamamız mümkün değildir. Amma anlaşılan şudur ki; her halükarda Yamani (a.s)’ın komutanı olarak Şuayb bin Salih denilen zatın orduları Irak ahalisini esaretten kurtaracaktır inşaallah

Süfyani Kıyamı Nasıl Gerçekleşecek

SÜFYANİ’NİN ZUHURUNUN KESİNLİKLE GERÇEKLEŞECEĞİ VE ONUN KAİM ALEYHİSSELAM’DAN ÖNCE ORTAYA ÇIKACAĞINA DAİR RİVAYETLER

1- İsa bin A’yan şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Süfyani kesindir, Recep ayında çıkacak, onun ilk  çıkışı ile ölümünün arası onbeş aydır. Ve altı ay savaşacaktır. Beş bölgede dokuz ay hükümet sürecek ama onun hükümeti beş ayı birgün dahi geçmeyecektir.”

2- Mualla bin Huneys şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Bu olayda kesin olan ve kesin olmayan şeyler vardır. Kesin olan, Süfyani’nin Recep ayında çıkacak olmasıdır.”

3- Muhammed bin Müslim şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Allah’tan korkun ve Allah’a itaat yolunda takvalı olup çalışarak inancınızı korumaya çalışın. Sizlere karşı kıskançlık ve gıpta sizlerin inancınızdan dolayıdır. Bunun şartı ise ahirete yönelip dünyadan uzaklaşmanızladır. Eğer bu hadde ulaşırsanız, Allah’ın nimetlerinin, kerametinin ve cennet müjdesinin size yöneldiğini anlarsınız ve zamanla korkularınız güvene dönüşecek ve sadece sizin inancınızın hakk olduğunu göreceksiniz. Sizin dininize karşı çıkanlar batıldır, onlar helak olacaklar. Sizleri istediğiniz şey hakkında müjdeliyorum. Sizlerin düşmanlarınızın Allah’a karşı isyan ederek birbirlerini nasıl öldürdüklerini görmüyor musunuz. Onlar dünyaları uğruna birbirlerini öldürürken sizler evlerinizde güven içinde oturuyorsunuz. Süfyani’nin sizlerin lehine düşmanlarınızı öldürmesi size yeter. O sizlerin lehine bir alamettir. O fasık zuhur ettikten sonra bir iki ay rahat içinde olacaksınız ve o sizin düşmanlarınızı öldürecek.”



Bazı ashabı ona şöyle dediler: Eğer böyle olursa ailelerimizi ne yapalım? Şöyle buyurdu: Sizin erkekleriniz onun gözünden kaçıp gizlenecekler. Çünkü o şiilerimiz aleyhindedir. İnşaallah kadınlara da bir zarar gelmez. Dediler ki: Peki erkekler nereye kaçıp gizlenebilirler? Şöyle buyurdu: “Onlardan biri kaçmak isterse Mekke’ye Medine’ye veya başka şehirlere kaçacaktır. Sonra şöyle buyurdu: Medine’de ne yapabilirsiniz ki? O fasık’ın ordusu oraya da gelecek. Ama siz Mekke’ye gidin. Çünkü sizin toplanacağınız yer Mekke’dir. Süfyani fitnesi kadının hamilelik süresi olan dokuz ay kadardır. İnşaallah dokuz ayı aşmayacaktır.”

4- Abdurrahman bin A’yan, şöyle der: Ben İmam Muhammed Bakır aleyhisselam’ın yanında iken Kaim aleyhisselam hakkında şöyle arzettim: Kaim aleyhisselam’ın çabuk zuhur etmesini ve Süfyani’nin olmamasını arzuluyorum. Şöyle buyurdu: “Hayır, vallahi gerçekleşmesi gereken kaçınılmaz bir durumdur.”

5- Hamran bin A’yan şöyle der: “Sonra bir süre tayin etti ve kesin süre Allah’ın yanındadır”[1] ayeti hakkında İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Süre ikiye ayrılır. Birisi kesindir, diğeri ise mevküftur. Kesin olan süre ve zaman nedir, diye arzedince şöyle buyurdu: “Allah’ın iradesinin kesin olarak gerçekleşeceği zamandır.” Hamran şöyle dedi: İnşaallah Süfyani olayı kesin değildir. Şöyle buyurdu: Hayır! Vallahi Süfyani olayı kesindir.”

6- Fuzeyl bin Yesar şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Bazı olaylar kesindir, bazıları ise kesin değildir: Süfyani olayı ise kaçınılmaz ve kesindir.”

7- Halladi Sai (Saffar) şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Süfyani kaçınılmazdır, ve o sadece Recep ayında zuhur edecektir.” Birisi şöyle arzetti: Ey Ebu Abdullah! O çıkıp hareket edince bizim halimiz nice olur? Şöyle buyurdu: Böyle olursa bize doğru gelin.”[2]

8- Cabiri Cufi şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam’a Süfyani’yi sorduğumda şöyle buyurdu: “Süfyani’nin çıkışından önce karşınıza Şeysabanı çıkacak, Tıpkı yerden su çıkar gibi Küfe’den çıkacak, o sizlerin kervanınızı öldürecek. Ondan sora Süfyanin’in çıkışını ve Kaim aleyhisselam’ın zuhurunu bekleyin.”

9- Ali bin Ebu Hamza şöyle der: Mekke ile Medine arasında İmam Musai Kazım aleyhisselam’ın yol arkadaşı idim Birgün bana şöyle buyurdu: “Ey Ali! Eğer bütün gök ve yer ehli Abbasoğulları’na karşı ayağa kalksa yeryüzü onların kanına doyar, sonra da Süfyani zuhur ederdi.” Şöyle arzettim: Ey efendim, onun çıkışı kesin midir? Buyurdu ki: Evet, sonra biraz düşündükten sonra başını kaldırarak şöyle buyurdu: “Abbasoğullarının hükümeti hile ve desisedir. Onların hükümeti yıkılınca, artık kökleri kurudu diyecekler. Ama tekrar başa geçtiklerinde halk diyecek ki: Henüz yıkılmalarından uzun zaman geçmedi.”

10- Ebu Haşim Davud bin Kasımı Caferi şöyle der: İmam Muhammed Taki aleyhisselam’ın yanında iken Süfyani’nin durumu ve rivayetlerde onun kesinlikle geleceğinde, bahsolundu. Ben, İmam Muhammed Taki aleyhisselam’a şöyle sordum. Allah, Süfyani konusunda beda eder mi?[3] Evet, diye buyurdu. Kaim hakkında da beda eder diye korkuyoruz, diye arzettiğimde şöyle buyurdu: Kaim olayı vaaddir ve Allah vaadinden dönmez.”

11- Hasan bin Cehm şöyle der: İmam Rıza aleyhisselam’a şöyle arzettim. Allah durumu sizin için ıslah etsin. Halk, Süfyani’nin gelişinde Abbasoğulları’nın saltanatının yıkılmış olacağını iddia ediyor. Şöyle buyurdu: “Yalan söylüyorlar. Süfyani ortya çıktığında Abbasoğulları hükümeti ayakta olacak.”[4]

12- Abdullah bin Ebu Ya’fur şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam bana şöyle buyurdu: “Abbasoğulları ile Mervani Kırkısia’da çarpışaçak ve körpe gençler dahi orada dehşetten ihtiyarlayacak ve Allah da onlardan yardımı kesecek. Gökteki kuşlarla yerdeki yırtıcılara şöyle ilham olunacak: “Zorbaların etine doyun”. Sonra da Süfyani ortaya çıkacak.”

13- Hişam bin Salim şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Süfyani beş memlekete hakim olunca dokuz ay sayın. -Hişam bin Salim beş memleketi şöyle tahmin eder: Dimişk, Filistin, Ürdün, Humus, Halep.

14- Harisi Hamdani şöyle der: Emirülmüminin aleyhisselam şöyle buyurdu: “Mehdi’nin gözleri yere bakar, saçları karışıktır, yanağında ben vardır, onun çıkışı doğu tarafındadır. Böyle olunca Süfyani zuhur edecektir. Onun hükümeti bir kadının hamileliği olan dokuz ay sürecektir. Hakka itaat eden taifeler dışında bütün Şam halkı ona itaat edecektir. Allah onları onunla birlikte ortaya çıkmaktan koruyacaktır. Saldırgan bir ordu ile Medine’ye gelecek ve Medine çöllerine ulaştığında Allah onu toprağa gömecektir, işte bu, Allah azze ve celle’nin Kur’an’daki şu buyruğudur: “Ve dehşetli bir korkuya kapıldıkları ve hiçbirinin kurtulamayıp en yakın bir yerde azaba uğratıldıkları gün bir görsen onları.”[5]

15- Hişam bin Salim şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Yemani ve Süfyani, süratle koşan hızlı iki at gibidir.”

16- Muğayre bin Said şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Emirülmüminin (aleyhisselam) şöyle buyurdu: İki mızrak karşılaşıp çarpışınca Allah’ın alametlerinden biri ortaya çıkıncaya dek birbirinden ayrılmayacaktır. Dediler ki: O alamet nedir ey Emirülmüminin? Şöyle buyurdu: Şam’daki bir depremde yüzbin kişi ölecek Allah bu depremi müminlere rahmet, kafirlere ise azap olarak gönderecektir. Böyle olunca siyah-beyaz ve kulağı (veya kuyruğu) kesik atlara binen süvarilere ve sarı bayraklara bakın. Onlar batıdan gelerek Şam’a ulaşacaklar. O sırada en büyük dehşet ve kızıl ölüm gerçekleşecek. Sonra Şam yakınlarındaki Heresta[6] köyü toprağın altına girecek. Tam o sırada ciğerler yiyen kadının oğlu kurak çöllerden ortaya çıkacak ve Şam minberine hakim olacak. Böyle olunca Mehdi’nin zuhurunu bekleyin.”

17- Yunus bin Ebu Ya’fur şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Süfyani ortaya çıktığında bize karşı ve size karşı savaşsın diye bir ordu gönderecek. Böyle olunca her türlü zorluk ve zillete katlanıp bize katılın.”

18- Muhammed bin Müslim şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Süfyani kızıl suratlı, kızıl beyaz ve mordur. Allah’a asla ibadet etmemiş, ne Mekke’yi ne de Medine’yi hiç görmemiştir. O şöyle diyecek: Ey rabbim Halkın kanını cehenneme gitmek pahasına da olsa dökeceğim. Halkın kanını cehenneme gitmek pahasına da olsa dökeceğim.

[1]- Mübarek “En’am” suresi 2 ayeti şerife.

[2]- Yani Hz. Mehdi’nin zuhur edeceği şehir olan Mekke’ye gelin. Çünkü kurtuluş, sadece biz Ehl-i Beyt sayesindedir.

[3]- Yani halkın zihninde yerleşmiş bulunan ve ortayı çıkması beklenen Süfyani olayını, Allah Teala değiştirir ve ortaya çıkarmayabilir mi?

[4] Abbasoğulları hükümetinin tekrar kurulma ihtimali diğer hadisi şeriflerden de anlaşılmaktadır. (Ç.)

[5]- Mübarek “Sebe” suresi 51. ayeti şerife.

[6]- Bu köy aynı adla bugün Şam ile Humus arasında Şam’a beş buçuk km. kadar uzaklıktadır. (Ç.)

13 Ekim 2018 Cumartesi

Ahirzamanda Çıkacak Olan Abbasoğulları Fitnesi

Ahirzamanda ortaya çıkacak olan abbas oğulları’nın çıkaracağı fitne ile ilgili 4 hadis yazılıdır( Daha çokları da var ama daha ortaya çıkmadılar). Allah onların şerrinden ümmet-i Muhammedi korusun.

Nedir bu Benimle Beni Abbas arasındaki? Ümmetimi taraflara böldüler. Onların kanlarını döktüler. Onlara siyah(hüzün) elbiseleri giydirdiler. Allah da kendilerine ateş elbisesi giydirsin.(Ramuz elEhadis-Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi)

Abbas oğulları için şarktan bayraklılar çıkar. Bunların evveli de sonu da helake mahkumdur. Siz onlara yardım etmeyin. Allah onlara yardım etmiyecek. Kim onların bayrağı altına giderse Allah onu Cehenneme sokar. Gözünüzü açın ki, onlar Allah’ın mahlukatının şerlileridir. Zannederler ki Ben onlardanım. Agah olun! Ben onlardan uzağım onlar da Benden uzaktır. Onların alametleri saçlarını uzatmaları ve siyah gömlek giymeleridir. Kendileri ile oturmayın, pazarlarda alış veriş yapmayın, onlara yol göstermeyin, su dahi vermeyin. Bunlara yapılan hürmetle ehli semaya eziyet verilmiş olur.
(Ramuz elEhadis-Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi)



Siyah bayrakları gördüğünüzde yerinizden kıpırdamayın. Ellerinizi ve ayaklarınızı hareket ettirmeyin (harekete geçmeyin). Sonra kendilerine ehemmiyet verilmeyen zayıf bir topluluk zuhur eder. Kalpleri demir parçaları gibidir. Onlar devlet sahipleridir (hum ashabu’d devle). Ne söz ne de ahit tanırlar. Hakka çağırırlar ama kendileri hak ehli değildir. İsimleri künyedir. Nisbetleri ise köy ve şehirlerdir. Saçları kadın saçı gibi uzatılmış ve salınmıştır. Aralarında ihtilaf çıkıncaya kadar bakidirler. Sonra Allah hakkı dilediğine verir…(El Fiten, Hafız Nuaym Bin Hammad, Daru’l Beyan el Arabi, Ezher civarı Kahire, hadis numarası 558, s: 136)

Benden sonra size dört fitne gelecektir. Birincisinde, kanlar (dökülmesi) helal kılınacaktır. İkincisinde hem kanlar hem de mallar helal kılınacaktır. Üçüncüsünde ise hem canlar hem mallar hem de uçkurlar helal kılınacaktır. Dördüncüsü ise örten, kapatan, bürüyen kör ve sağır bir fitnedir; denizdeki dalgalar gibi kabarır, hareket eder. Hiç kimse ona karşı bir sığınak bulamaz. Şam’da tayf ve karaltı gibi dolaşır; Irak’a çöreklenir. Eliyle ve ayaklarıyla el Cezire’yi (Kürt bölgesi) vurur (Cübbeli Ahmet Hoca’nın bu hadisteki el Cezire’yi Suudi Arabistan olarak yansıtması isabetli olmasa gerek). Ümmet, derinin tabakhanede çekiştirilmesi gibi çekiştirilir, belaya maruz kalır. Kimse ‘yeter, yeter’ diyemez ve bir yerden kalksa diğer yerde patlak verir ve çöreklenir (hadis no: 87, s: 31)….”

Süfyani Nasıl Tanınır (İslam Deccalı Süfyani)

1- Emîrü’l-Müminîn Ali (kr.v)’den rivayetle Süfyani (denilen kişinin) sıfatları şöyledir: “(Süfyani), Halid b. Yezid b. Ebû Süfyan’ın evlatlarından/soyundandır…” (Bunu Nuaym b. Hammâd rivayet etmiştir…) Bu Yezid, Muaviye b. Ebû Süfyan’ın kardeşi olup sahabedendir, (Mekke’nin) fethedildiği gün Babasıyla ve kardeşiyle birlikte Müslüman olmuştur. Ebû Bekir (r.a)’ın halifeliği zamanında vefat etmiştir. Süfyani de işte bu (Yezid (r.a)’ın) soyundandır…

2- Süfyani’nin kafası büyüktür/iridir… Süfyani’nin yüzünde çopurluk (yani yüzünde çiçek hastalığındaki yaralardan kalma izler) vardır…

3- Gözünde beyaz bir nokta vardır…

(el-İşâatü li-Eşrâti’s-Sâati, Müellif; Şerif, Seyyid Muhammed b. Rasûl el-Hüseynî el-Berzencî)


17 Eylül 2018 Pazartesi

İslam'ın İlk Öğretmeni Mus'ab bin Umeyr

İslâm’ın İlk Öğretmeni

O, Mekke’nin en güzel ve en pahalı elbiselerini giyen, en yakışıklı delikanlısıydı.[1] Savaşlarda Kureyş ordusunun sancağını taşıyan, Hicâbe ve Sidâne vazifelerini yerine getiren Abdüddâroğullarının[2] prensi, annesinin kuzusu, ailesinin gözbebeğiydi. Annesi onun için Yemen’den, Şam’dan en pahalı kumaşları getirtir ve en güzel kıyafetleri ona giydirirdi.[3] Ayakkabıları Hadramevt’ten sipariş edilir[4], uyandığında canı ister diye en leziz yiyecekler başucunda bekletilirdi.[5] O, parayla elde edilebilecek her şeye sahipti. Ama yüreğinde bir boşluk, ruhunda huzursuzluk vardı. Giydiği elbiseler, lezzetli yiyecekler, lüks evler, atlar ve develer, kısaca o gün için zenginlik ifade eden hiçbir şey onu mutlu etmiyordu.



Allah Celle, kullarına olan merhameti ve sevgisi sebebiyle Muhammed aleyhisselâm’ı peygamber olarak gönderdiğinde Mekke’nin ileri gelenleri Onu ve davetini nefretle karşılamışlardı. Efendimiz ağaçtan ya da taştan yapılan putların ilah olamayacağını söylüyor, insanları zengin-fakir, efendi-köle gibi sınıflara ayıran bir düşüncenin yeryüzüne huzur ve mutluluk getiremeyeceğini anlatıyordu.

Şehrin güzel ahlaklı, faziletli ve temiz gençleri birer birer Müslüman oluyorlardı.  Mus’ab’ın çevresinde,  gününü gün etmekten başka derdi olmayan, hayatı oyun ve eğlenceden ibaret sayan arkadaşları kalmıştı sadece. Ve onlar Mus’ab’ı hiç de mutlu etmiyorlardı. Müslüman olmayı düşündü. Allah’tan başka ilah yoktu, doğruydu. Ama kimsesiz fakir Müslümanlarla, kölelerle aynı ortamda olmak, düne kadar emrine amade olarak yaratıldıklarını düşündüğü köleleri kardeş edinmek kolay mıydı? Hem annesi ne der, kim bilir nasıl da öfkelenir ve ne cezalar verirdi. Bir yanda bütün çekiciliğiyle dünya nimetleri diğer yanda Allah ve Rasûlü vardı. Tercih yapmak, nefse söz geçirmek çok zordu.

Bir akşamüstü evinden çıktı. Safâ Tepesi’nin yakınlarındaki evin, Dâru’l-Erkam’ın, kapısını çaldı.[6] Kapıyı eski bir köle olan Süheyb-i Rûmi açtı. Efendi, köleye kardeşçe sarıldı. Muhammed aleyhisselâm’ın huzuruna çıktı. Onun sözleri, okuduğu ayetler ve gülümseyen siması yüreğini huzurla doldurdu. Paranın, servetin veremediği şey, mutluluk işte buydu. O gece Mus’ab’ın en güzel gecesi oldu. 

Mus’ab b. Umeyr Müslüman olduğunu annesi dâhil hiç kimseye söyleyemedi. Gizli gizli Rasûlullah’ın yanına gidiyor, Ondan Kur’ân-ı Kerim dinliyor, Onunla birlikte namaz kılıyordu. Fakat her köşe başında bir casusun dolaştığı Mekke’de Mus’ab’ın Müslümanlığı gizli kalamazdı. Akrabalarından Osman b. Talha onun Bilâl ve Ammâr gibi fakir Müslümanlarla namaz kıldığını gördü. Osman kuş olup uçmuş, haberi Mus’ab’ın annesine yetiştirmişti.[7]   

Hunâs binti Mâlik, oğlunun Müslüman olduğunu duyunca çılgına döndü. Dünyayı önüne serdiği; en güzel kokuları, ipekli elbiseleri layık gördüğü oğlu ona ihanet etmiş, ilahlarına isyan ederek aile şerefini ayaklar altına almıştı. Büyük bir titizlikle yetiştirdiği oğlunun Bilâl ve Habbâb gibi kölelerle aynı safta olduğunu düşünmek Hunâs’ı kahretmişti. Kardeşleri tarafından yakalanarak annesinin huzuruna getirilen Mus’ab, yapılan tüm tehditlere rağmen İslâm’ı terk etmeyi ve atalarının dinine dönmeyi kabul etmedi. Öfkesinden deliye dönen annesi, Mus’ab’ı evin bir köşesine hapsederek kapısını sıkı sıkıya kilitledi.  Mus’ab için zorlu bir hayat başlamıştı.

Hicret Yollarında

Allah ve Rasûlü uğruna ailesi tarafından nice zulme maruz kalan Mus’ab, bir fırsatını bularak hapisten kaçtı ve Habeşistan’a yapılan ilk hicrete katıldı. İman yolunda ailesinden vazgeçen Mus’ab, şimdi de Allah için yurdunu kurban etmiş, muhacir olmuştu.[8] O Habeşistan’ı ne bilir, ailesinden uzakta, gurbetin zor şartlarında nasıl yaşayabilirdi? Fakat iman insana neler yaptırıyor, nasıl bir güç veriyor, sahibini ne kadar da değiştiriyordu…

Habeşistan’da bulundukları sırada, müşriklerin önde gelenlerinin Müslüman olduğuna dair bir haber geldi. Velîd b. Muğîre’nin ve Ebû Uhayha’nın Müslüman oldukları söyleniyordu. Onlar Müslüman olmuşsa herkes Müslüman olmuş demekti. Çok sevindi. Hemen yola çıkıp, arkadaşlarıyla birlikte Mekke’ye döndü. Fakat ne müşrikler Müslüman olmuş ne de Müslümanlara yaptıkları işkenceyi azaltmışlardı. Doğduğu şehre ancak İslâm’ın azılı düşmanı ve yakın akrabası olan Nadr b. Hâris’in himayesinde girebildi.[9]

Kureyşlilerin Müslümanlara yaptıkları baskı dayanılmaz bir hâl alınca yeniden Habeşistan’a hicret etmek zorunda kaldı. O imanı, samimiyeti ve güzel ahlakı ile görenleri kendisine hayran bırakıyordu. Dostlarından Âmir b. Rebîa anlatıyor:

“Mus’ab b. Umeyr Müslüman olduğu günden Uhud’da şehit oluncaya kadar benim arkadaşımdı. Habeşistan’a yapılan her iki hicrette de beraberdik. Ben onun kadar güzel huylu, onun kadar uyumlu bir kimse görmedim.”[10]

Mekke’ye döndüğünde üzerinde yamalı, kaba elbiseler vardı. Ayağında Hadramevt’ten getirilen ayakkabılar yoktu artık.[11] Ama yüzünde İslâm’ın nuru, yüreğinde Allah’ın mümin kullarına bahşettiği huzur ve mutluluk vardı.


İslâm Davetçisi

Yüce Rabbimiz, Mekke’de zulme uğrayan müminleri, Habeşistan’da dua eden muhacirleri ve Taif’te taşlanan Rasûlünü Medineli Müslümanlarla sevindirdi. Akabe’de biat eden on iki kahraman, yurtlarına döndükten sonra Efendimiz aleyhisselâm’a bir mektup yazdılar. Muâz b. Afra ve Râfi b. Mâlik’in getirdiği mektupta Medineli Müslümanlar Peygamber Efendimizden kendilerine Kur’ân okuyacak, İslâm’ı öğretecek, namaz kıldıracak ve insanları İslâm’a davet edecek bir öğretmen, bir davetçi göndermesini istiyorlardı.

Allah Rasûlü, İslâm’ın ilk öğretmeni olma şerefini genç Mus’ab’a verdi.[12] O hitabeti güçlü, güler yüzlü, samimi bir kimseydi. Ayrıca o güne kadar nazil olan âyet-i kerimeleri ezbere biliyordu. Allah’a çağıran, salih amel işleyen özü ve sözü güzel davetçi Medine’ye hareket etti.

Mus’ab’ın geldiği günlerde Medine karmakarışık bir hâldeydi.  Evs ve Hazrec kabilesi mensupları, üç Yahudi kabilesi ile birlikte yaşıyorlardı. Aslında kardeş çocukları olan Evs ve Hazrec arasında yüzyıla dayanan bir kan davası vardı. Birkaç yıl evvel meydana gelen Buas Harbi’nde her iki kabileden pek çok kişi ölmüştü. Müslüman olanlar dahi birbirlerine soğuk davranıyor, diğer kabileye mensup bir kimsenin namazda imam olmasını hoş görmüyorlardı. Medine’nin, Mus’ab b. Umeyr’e ve onun hayat verici davetine çok ihtiyacı vardı.[13]

Medine Fatihi

Mus’ab Medine’ye vardığında büyük İslâm mücahidi Esad b. Zürâre’nin evine yerleşti.[14] Esad’la birlikte Medine’deki tüm kapıları çalıyor, hurma bahçelerinde toplantılar düzenliyor, bıkmadan yılmadan İslâm’ı anlatıyordu. Medine’nin her evinde İslâm ve İslâm’ın genç davetçisi Mus’ab’ın anlattıkları, onun sözlerinin tatlılığı ve samimiyeti konuşuluyordu. Fakat nasıl Mekke’de Rasûlullahtan ve mesajından rahatsız olanlar varsa Medine’de de Mus’ab’dan ve anlattıklarından memnun olmayanlar, onu insanlar arasına fitne sokmakla suçlayanlar ve öldürmek isteyenler vardı.

Mus’ab onlara gayet nazik bir şekilde davranıyor, onları kendisini dinlemeye ikna ediyor ve sözlerin en güzeli olan Allah kelamını okuyarak Müslüman olmalarına vesile oluyordu. Özellikle Üseyd b. Hudayr ve Sa’d b. Muâz’ın Müslüman olmaları Medine’de İslâm’ın hızla yayılmasını sağladı. Sa’d b. Muâz’ın Müslüman olduğu gün, lideri olduğu Abdüeşheloğullarının tamamı iman etmişti.[15] İleriki yıllarda İslâm’a büyük hizmetler edecek sahâbilerin pek çoğu, Mus’ab b. Umeyr’in davetiyle Müslüman olmuşlardı. Peygamber aleyhisselâm’ın yardımcıları Medineliler, yardımcıların yardımcısı ise Mus'ab b. Umeyr’di.

Medine evleri İslâm’la kucaklaşıyor, putlar kırılıyor, Amr b. Cemûh gibi en tutucu putperestler dahi Müslüman oluyordu. Şehirde yaşayan Arapların büyük kısmı hak dine teslim olmuştu. Mus’ab Medine’yi tatlı dili, samimiyeti ve bütün kalbiyle okuduğu Kur’ân-ı Kerim’le fethediyordu. Bu şehir kılıçların değil, Kur'ân’ın fethettiği şehirdi.[16] Medine halkı Mus’ab’a  Kur’ân okuyucusu anlamında “el-Mukrî” diyorlardı.[17] Mus’ab’ın Medine’den gönderdiği haberler Efendimizin yüzünde tebessüm, Bilâl’in, Ammâr’ın yüreğinde umut oluyordu. O yıl Müslümanların sevinç yılıydı.[18]

İlk Cuma Namazı

Rasûl-i Ekrem’e haber gönderen Mus’ab, Cuma günü Müslümanları toplamak ve namaz kıldırmak istediğini bildirdi. Efendimiz cevaben gönderdiği mektupta; Cuma günü Müslümanları toplamasını, iki rekât namaz kılarak Allah’a yaklaşmaya çalışmalarını ve onlara hitap etmesini emretti. Mus’ab, Sa’d b. Hayseme’nin evinde topladığı on iki kişiye ilk Cuma namazını kıldırdı. İslâm tarihinde kılınan ilk Cuma namazının imamı Mus’ab b. Umeyr olmuştu.[19] İslâm’ın genç davetçisi kısacık hayatına ne büyük hizmetler, ne güzellikler sığdırmıştı! Allah Celle fedakâr ve samimi kulunun gayretine bereketler yağdırıyordu.

Hac mevsimi geldiğinde Medineli Müslümanlarla birlikte Mekke’ye, Efendimizin yanına geldi. Bir yıl boyunca yaptıklarını ve Medine’deki son durumu anlattı. Onun sözleri Efendimiz aleyhisselâm’ı çok memnun etti.[20] İkinci Akabe Biatı’nın hazırlanmasında, Medine’nin İslâm ile kucaklaşmasında ve şehrin Efendimizin hicreti için uygun bir hâle gelişinde Mus’ab’ın büyük emeği vardı. Müslümanlar ona “Mus’abu’l-Hayr” diyorlardı.[21]

            Anneciğim, Ben Seni Seven Bir Nasihatçiyim

Mus’ab Mekke’ye geldiğinde ilk iş olarak Allah Rasûlünü ziyaret etmişti. Bu durum annesini kızdırmış, Mus’ab hakkında ileri geri konuşmasına sebep olmuştu. Müşrik anne oğlunun hayırsız ve nankör olduğunu söylüyordu. Mus’ab ise “Rasûlullahtan önce herhangi bir kimseyi ziyaret edemezdim.” demiş ve Efendimizle görüşmesinden sonra annesinin yanına gelmişti. O ve arkadaşları Allah’ın Rasûlünü her şeyden çok severlerdi.

Hunâs binti Mâlik, oğlunu yine eski dinine, putlara tapmaya davet edince Mus’ab “Ben Rasûlullahın dini olan İslâm üzereyim. Allah, kendisi ve Rasûlü için bu dinden razı olmuştur.” cevabını verdi. Annesi “Sen Habeşistan’a gittin ben ağladım, sen Medine’ye gittin ben gözyaşı döktüm, kıymetini bilmedin.” deyince Mus’ab “Siz ne kadar uğraşsanız da ben dinimden dönmeyeceğim.” dedi. Annesi onu hapsetmek istediyse de imanındaki kararlılığını görüp bundan vazgeçti. Annesi ağlamaya başlayınca Mus’ab da ağladı ve “Anneciğim, ben seni seven bir nasihatçiyim.” dedi ve onu İslâm’a çağırdı. Fakat Hunâs binti Mâlik’in yüreği kaskatı olmuştu. “Karanlıkları delen yıldızlara and olsun ki, senin dinine girip halkın üzerime gülmesine, aklımı zayıf görüp beni ayıplamalarına razı olamam.” diyerek oğlunun isteğini reddetti.[22]

              Medine’yi İslâm’la buluşturan Mus’ab çok sevdiği annesinin inatçı bir müşrik olarak kalmasına çaresizce boyun eğdi. Hz. İbrahim babası için, Muhammed aleyhisselâm amcası için nasıl üzüldüyse Mus’ab da annesine o denli yandı. Rabbim hidayeti dilediğine verirdi.

Mekke’de üç ay kalan Mus’ab daha sonra Medine’ye hicret etti. Muallim olarak geldiği şehre muhacir olmuştu. Berâ b. Âzib’in ifadesine göre Medine’ye ilk önce Mus’ab b. Umeyr gelmiş, onu Abdullah b. ibni Ümmü Mektûm takip etmişti.[23]

Sevgili Peygamberimiz hicretten sonra Sa’d b. Muâz’ın evine misafir olan Mus’ab’ı[24] ensardan Ebû Eyyûb el-Ensarî[25] ve muhacirlerden ise Sa’d b. Ebi Vakkas ile kardeş ilan etti.[26]

Bir zamanlar giyim kuşamı ve zenginliğiyle insanların imrendiği Mus’ab, artık sade ve mütevazı bir hayat yaşıyor, günlerini Rabbine ibadetle, namaz ve zikirle geçiriyordu.

           Bir gün Allah Rasûlü ve arkadaşları mescitte oturdukları sırada Mus’ab b. Umeyr çıkageldi. Üzerinde yırtılmış eski bir elbise vardı. Elbisesindeki yırtığı, bir postun parçasıyla yamamıştı. Efendimiz onun bu durumuna çok üzüldü. Sahabîlerden bazıları gözyaşlarını tutamadı. Peygamber Efendimiz arkadaşlarına şu suali sordu:

- Ne dersiniz, sabah akşam kıyafet değiştirdiğiniz, sofranızda bir tabağın kaldırılıp bir tabağın konulduğu, Kâbe’nin örtüsü gibi evlerinizi örttüğünüz günler geldiğinde sizin hâliniz nasıl olur?

- Ya Rasûlallah! Bizler bolluğu ve rahata kavuşmayı elbette arzularız.

- O günler gelecek. Ama sizin bu hâliniz o günkü hâlinizden daha hayırlıdır.[27]

 Lüks ve konforlu bir hayat, marka elbiseler ve lezzetli yiyecekler hayatın amacı olamaz. Tüm bunlara sahip olmak için hırslanmak, başkalarıyla kıyasıya mücadele etmek insanı mutlu edemez. Daha zengin olmak için girişilen hiçbir yarışın galibi olmamıştır. Mus’ab b. Umeyr bunları elinin tersiyle itmiş, mutluluğu Rabbine teslim olmakta, Onu zikredip Onun rızası için yaşamakta bulmuştur. Zaten kalplere huzur veren Allah’ı zikretmek değil midir?[28] Onu bulanın kaybettiği ya da muhtaç olduğu başka bir şey var mıdır?

İslâm’ın Sancaktarı

Bedir Savaşı’nda Efendimiz İslâm Ordusu’nun sancağını Mus’ab b. Umeyr’e verdi.[29] Savaş bitip Müslümanlar kesin bir zafer kazandığında müşriklerden yetmişi öldürülmüş, yetmişi de esir alınmıştı. Bu esirler arasında Mus’ab’ın kardeşi Ebû Aziz de vardı. Mus’ab kardeşini esir alan sahâbiye bu esiri sıkı bağlamasını, zira annesinin çok zengin olduğunu ve onu kurtarmak için Müslümanlara fidye verebileceğini söylemişti. Kulaklarına inanamayan kardeşi bu söylediklerinden dolayı kendisini kınadığında, Mus’ab asıl kardeşinin onu esir eden Müslüman olduğunu ve İslâm kardeşliğinin diğer bağları koparıp attığını söyledi.[30]

Savaş sonrasında öldürüleceğini anlayan müşrik lider Nadr b. Hâris de ondan akrabalık bağını gözetmesini ve kendisi için şefaatçi olmasını istediğinde, vaktiyle Efendimize ve Müslümanlara yaptığı işkenceleri hatırlatarak bu talebini reddetti.[31]  Hayatı İslâm olan Mus’ab İslâm’ın dışındaki hiçbir şeye yakınlık duymuyordu.

Allah’a Verdiği Sözü Tutan Bir Kahraman

Bedir’de ağır bir yenilgiye uğrayan müşrikler ertesi yıl Uhud’da Müslümanların karşısına çıktılar. İntikam ateşiyle yanan orduda Mus’ab’ın annesi Hunâs binti Mâlik de yer alıyordu.[32] O kimden neyin hıncını almaya gelmişti? Efendimiz Müslümanların beyaz sancağını[33] yine Mus’ab b. Umeyr’e verdi.[34] O gün Mus’ab İslâm’ın sancağını dalgalandırıyor, düşman safları arasına kahramanca dalıyordu. Düşman sancaktarlarından Ertâd’ı da Mus’ab öldürmüştü.[35] Şehadete susamış müminlerin karşısında müşrikler tutunamamış, savaş meydanından kaçıyorlardı. Fakat tam bu sırada Efendimizin Ayneyn Geçidi’ne yerleştirdiği okçular yerlerini terk etti.

Okçuların savaş meydanına indiğini gören Halid b. Velid onların boşalttığı tepeyi geçerek İslâm ordusunu arkadan çevirdi. Beklenmedik bir saldırıya uğrayan Müslümanlar ne yapacaklarını şaşırmışlardı. İslâm ordusundaki karışıklığı ve Halid’in hücumunu gören müşrikler geri dönmüş, Müslümanlar çok zor duruma düşmüşlerdi.

İslâm ordusu dağılıyor, Efendimiz Müslümanları toparlamaya çalışıyor, onlara sesleniyor ama Müslümanlar Onu duymuyorlardı. İşte bu sırada müşriklerden bazıları Efendimizi öldürmek üzere yemin ettiler. Bunlardan birisi olan Abdullah b. Kamîe, Efendimiz zannederek, İslâm sancaktarı Mus’ab b. Umeyr’e saldırdı ve kılıcıyla Mus’ab’ın sağ elini kopardı.[36] Canının nasıl da yandığını umursamayan Mus’ab, hemen sancağı sol eline aldı. İslâm’ın sancağı yere düşemezdi. İbn Kamîe yeniden saldırdı ve bu sefer Mus’ab’ın sol elini kopardı. Rasûlün sancağı yere düşer miydi hiç! Sancağı göğsüne bastırdı. Dilinden “Muhammed ancak bir rasûldür. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir.”[37] sözleri dökülüyordu. İbn Kamîe nihayet mızrağıyla Mus’ab’ı şehit etti.[38] Mus’ab şehit olurken Rabbine Rasûlünü koruması için dua ediyordu. 

Savaşın sonlarına doğru Efendimiz aleyhisselâm bir elinde sancağı diğerinde kılıcıyla düşmanla savaşan Mus’ab’ı görmüş ve “İlerle ey Mus’ab!” diye buyurmuştu. Buna karşılık, ben Mus’ab değilim ya Rasûlallah, cevabını alınca Mus’ab b. Umeyr’in şehit olduğunu ve bir meleğin onun kılığına bürünerek sancağı taşıdığını anlamıştı.[39] Mus’ablar yıkılıp yere düşebilir fakat dava yaşamaya, sancak dalgalanmaya devam ederdi.  Mus’ab’dan sonra İslâm sancağını Hz. Ali’nin taşıdığı da rivayet edilmektedir.[40]

Mus’ab şehit düşerken düşman saflarında bulunan annesinin yüreği yandı mı hiç bilinmez ama Sevgili Peygamberimiz onun şehadetine çok üzüldü. Onun yoksul hâlini ve mütevazı hırkasını görünce bir zamanlar en güzel giysileri giyen, en güzel yemekleri yiyen bu genç adamın Allah ve Rasûlünün sevgisini anne babasına ve her şeye tercih ettiğini söyledi.[41] Sonra Mus’ab’ın mübarek naaşının başında şöyle buyurdu: Ben seni Mekke’de gördüğümde senden daha zarif elbiseler giyen, senden daha güzel ve uzun saçlı kimse yoktu. Şimdi sen bir hırka içinde saçı başı dağınık bir hâldesin.[42]

Efendimiz aleyhisselâm çok üzgündü, ağlıyordu. Uhud şehitlerine hitaben: Allah’ın Rasûlü kıyamet günü sizin Allah katında şehitler olduğunuza şehadet edecektir.[43] “Ben şehadet ederim ki siz Allah katında dirisiniz.” buyurdu. Sonra ashabına yöneldi ve şu vasiyette bulundu:  “Ey insanlar! Onları ziyaret ediniz, onlara selam veriniz. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, kıyamete kadar her kim onlara selam verirse onlar selamını alır ve bu selamı iade ederler.”[44] Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi Uhud’un kahraman şehitlerinin ve tüm şehitlerimizin üzerine olsun.

Fahri Kâinat Efendimiz daha sonra Uhud şehitleri hakkında şu âyet-i kerîmeyi okudu: “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler vardır. Onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir. Kimi de şehitliği beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.”[45]

Bir Kefeni Bile Olmadı

Mus’ab radıyallahu anh şehid düşünce vücudunu saracak bir kefen bulunamadı. Hırkasıyla başını örttüklerinde ayakları, ayaklarını örttüklerinde ise başı açıkta kalıyordu. Efendimizin emriyle ayakları izhir otlarıyla örtüldü.[46]Mus’ab, kardeşi Ebû Rûm b. Umeyr ve Suveybit b. Amr tarafından defnedildi.[47]

Ebû Abdullah Mus’ab b. Umeyr radıyallahu anh vefat ettiğinde kırk yaşının biraz üzerindeydi.[48] Orta boylu, uzun saçlı ve çok yakışıklıydı.[49] Hanımı Hamne bint Cahş, Efendimizin hanımı Zeyneb’in kardeşiydi.[50] Allah Rasûlünün bacanağı olan Mus’ab’dan geriye Zeyneb isimli bir kızı[51] ve onu çok seven, onun gibi olmayı hayal eden koca bir ümmet kaldı.


[1] İbn Sa’d, et-Tabakât, III,116; İbn Hacer,  el-İsâbe, X, 184; Nevevî, Tehzîbu’l-esmâ ve’l-lugât, II,96.

[2] İbn Hacer,  el-İsâbe, X,183;  Hüseyin Algül, “Musab b. Umeyr”, DİA, XXXI, 226; Ahmet Lütfi Kazancı, “Abdüddâr”, DİA, I, 177.

[3] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 116; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 176; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV, 1474.

[4]İbn Sa’d, et-Tabakât, III,116; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV,1474; Muhammed Hasan Bureyğış, Mus’ab b. Umeyr, 42.

[5] Süheylî, Ravdü’l-Unûf, IV, 97.

[6] İbn Sa’d, et-Tabakât, III,116; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 175; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV, 1474.

[7] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 116; Belâzûri, Ensâbu’l-eşrâf, IX, 406; İbn Abdülber, -İstî’âb, IV, 1474.

[8]İbn Hişâm, es-Sîre, I, 344; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 116; İbn Hacer, el-İsâbe, X, 183; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 175.

[9] Mahmud Esad, Tarihi Dini İslâm, 468.

[10] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 117; Muhammed Hasan Bureyğış, Mus’ab b. Umeyr, 5.

[11] Bu konu ile ilgili olarak bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 176.

[12] İbn Hişâm, es-Sire, II, 76; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 118; İbn Hacer, el-İsâbe, X, 184; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 175; Efendimiz’in Musab’ın ardından Medine’ye Abdullah b. İbn Ümmü Mektûm’u da gönderdiği rivayet edilmektedir; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîrati’n-nebeviyye, I, 245; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 107.

[13]  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V,175.

[14] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 118;  Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 107; Nevevî, Tehzîbu’l-esmâ ve’l-lugât, II,96.

[15] İbn Hişâm, es-Sîre, II, 78-80; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîrati’n-nebeviyye, I, 245-246.

[16] Bkz. Bezzâr,  el-Müsned 1180

[17] Ebû Nuaym, Ma’rifetü’s-sahâbe, V, 2556; Nevevî, Tehzîbu’l-esmâ ve’l-lugât, II, 96.

[18]  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe,V,176; Mahmud Esad, Tarihi Dini İslam, 520.

[19] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 118; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV,1473;  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 176; İslam’da ilk Cuma namazını Es’ad b. Zürare’nin kıldırdığı da rivayet edilmektedir; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîrati’n-nebeviyye, I, 246-247; Nevevî, Tehzîbu’l-esmâ ve’l-lugât, II, 96.

[20] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 119; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîrati’n-nebeviyye, I, 248.

[21] İbn Sa’d,  et-Tabakât, III, 116; Adem Apak, Ashâb-ı Kirâm, 121.

[22] İbn Sa’d,  et-Tabakât, III,117; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîrati’n-nebeviyye, I, 248.

[23] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 117; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV, 1473-1474; Ebû Nuaym, Marifetu’s-sahâbe, V, 2556.

[24] ibn Hişâm, es-Sîre, II, 123; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 117.

[25] İbn Hişâm, es-Sîre, II, 152; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 120.

[26] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 120; Hüseyin Algül, “Musab b. Umeyr”, DİA, XXXI, 226.

[27] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 176-177; Zehebî, A’lamu’n-nübelâ, I, 147.

[28] Ra’d Sûresi 13/28.

[29] İbn Hişâm, es-Sîre, II, 264; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 120.

[30] İbn Hişâm, es-Sîre, II, 299-300.

[31] Vâkıdî, el- Meğâzî, I, 106-107;  M. Âsım Köksal, İslâm Tarihi, III, 372.

[32] İbn Hişâm, es-Sîre, III, 66.

[33] Kettânî, Hz. Peygamberin Yönetimi, I, 492.

[34] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 121;  İbn Hacer, el-İsâbe, X, 184;  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 177.

[35] Halife b. Hayyât, Tarih, 32.

[36] İbn Hişâm, es-Sîre, III, 77; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 120; Zehebî, A’lamu’n-nübelâ, I, 148.

[37] Âl-i İmrân Sûresi 3/144. Bu ayet henüz nazil olmadan Mus'ab’ın ağzından bu ifadenin çıkması ayrı bir değer taşımaktadır. Bkz. İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 120-121.

[38] İbn Hişâm, es-Sîre, III, 77; Halebî, İnsanu’l-Uyûn, II,544; Zehebî, A’lamu’n-nübela, I, 148.

[39] İbn Sa’d,  et-Tabakât, III, 121.

[40] İbn Hişâm, es-Sîre, III, 77; Zehebî, A’lâmu’n-nübela, I, 148.

[41] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 117; Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 108.

[42]İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 116; Hâkim, el-Müstedrek, III, 221; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV,1474.

[43]  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 177.

[44]  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 177; İbn Sa'd,  et-Tabakât, III, 121; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 108.

[45] Ahzâb Sûresi 33/23; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 121; Hâkim, el-Müstedrek, III,221;  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 176.

[46] Buhâri, “Cenâiz” 27;İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 121; İbn Hacer, el-İsâbe, X, 184; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV, 1474-1475.

[47] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 122; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîratü’n-nebeviyye, I, 443.

[48]  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V,176; İbn Abdilber, el-İstî’âb, IV, 1474; Nevevî, Tehzîbu’l-esmâ ve’l-lugât, II, 96.

[49] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 122.

[50]Hüseyin Algül, “Musab b. Umeyr”, DİA, XXXI, 226; Muhammed Hasan Bureyğış, Mus’ab b. Umeyr, 44.

[51] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 116; Muhammed Hasan Bureyğış, Mus’ab b. Umeyr, 45.

27 Ağustos 2018 Pazartesi

Kâbe'nin Örtüsünün Açılması Neyin Habercisi?

Kabe Örtüsünün Açılması Suudluların (Vehabilerin) Sonuna mı İşaret Ediyor

Geçtiğimiz Arefe gününde Mekke'de yaşanan fırtına sebebiyle Kâbe'nin örtüsü havalanmış ve Müslümanların kıblesi ilk kez örtüsüz olarak görüntülenmişti. Bazı İslam tarihçileri ve muhaddislerinin eserlerinde bu konu anlatılırken, Kâbe'nin örtüsünün bu biçimde açılmasının devletin yıkılışına ya da sultanın helak edilmesine yorumlandığı öğrenildi.



'ABBASİLERİN YIKILIŞININ HABERCİSİ'

Suriyeli muhaddis, müfessir ve tarihçi İbn Kesir'in 'el Bidaye ve'n-Nihaye'adlı 14 ciltlik eserinde, miladi 644 yılının anlatıldığı bölümde, Kâbe’nin örtüsünün şiddetli bir rüzgar ile açılmasının Abbasi Devleti'nin yıkılışının habercisi olarak görüldüğü kaydedilmiş.

İbn Kesir'in İslam tarihinin önemli tarihi kaynaklarından olan 'el Bidaye ve'n-Nihaye' adlı eserinde, Kabe’nin örtüsünün bu şekilde açılmasının ve çıplak olarak görünmesinin Abbasi Devleti'nin yıkılışının habercisi ve Tatar fitnesinin uyarıcısı olduğu rivayet edilirken, bir başka İslam tarihçisi İbnu’l Hüseyin elMes’udî'ninKünnâşetu’l İtibar adlı eserinde de bu durumun, sultanın helak edilmesine veyahut da hükmünün zevaline işaret edeceği görüşü bildirilmiş.

'MANSUR'UN ÖLÜMÜNE ALAMET'

Tarihçi İbnu’l Hüseyin elMes’udî'nin Künnâşetu’l İtibar adlı eserinde, "Bazı tarihçiler nakleder ki; Kabe’nin örtüsünün rüzgarla açılması sultanın helakine veya hükmünün zevaline işarettir. Mansur zamanında da böyle bir şey oldu. İnsanlar bunu Mansur’un ölümüne alamet tuttular ve öyle de oldu." ifadeleri yer alıyor.



 Hicri 644 yılında Kâbe’nin örtüsü şiddetli bir rüzgar vesilesiyle parçalandı ve Kâbe tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı ve bu ABBASİ DEVLETİNİN yıkılışının başlangıcı oldu ve kıssa zamanda yıkıldı (İbni Kesir, el-Bidaye ven Nihaye, c.17, s. 289)

İbnu’l Hüseyin Kenaşetu’l İtibar kitabında şöyle der: “Bazı tarihçiler nakleder ki; Kabe’nin örtüsünün rüzgar vesilesiyle parçalanıp açılması sultanın veya hükümetin sonunun geldiğinin habercisidir. Mansur zamanında da böyle birşey oldu ve çok geçmeden Mansur öldü"

Acaba vehhebiliğin önde gideni Suudi Kraliyet ailesi son zamanlarda Mekke ve Medine'de kutsallara ve mekke imamlarına yaptılları zulümlerle kendi sonunu mu hazırlıyor.

Bu rüzgar ve rüzgarla birlikte milyonlarca hacının gözü önünde açılan bişr çeşit çıplak kalan Kabe'nın durum bunların, Suudi ailesinin sonunun geldiğini mi gösteriyordu.

İşte şu an kapalı olan kapının hikayesi.

Kâbe’nin batı tarafında Rükn-i Şami ile Rükn-i Yemani arasında açılan kapı Abdullah bin Zübeyr (ra) tarafından yapılmıştı.

Geçmişten Abdullah Bin Zubeyr'e kadar gelirsek Kabe inşaası milyarlarca yıl öncesinden başlar.

Kâbe-i Muazzama,

1- Melekler,
2- Âdem aleyhisselam,
3- Şit aleyhisselam,
4- İbrahim ve İsmail aleyhimesselâm,
Hz. İbrahim ve İsmail (a.s.) binanın duvarlarını, harçsız olarak üst üste konulan taşlarla örmek suretiyle yaptılar. Birisi şimdiki kapının yerinde, diğeri onun tam karşısında olmak üzere yer hizâsında iki kapı koydular. Binanın üzerini açık bırakıp, ortasına da bir mahzen yaptılar.
5- Amalikalılar,
6- Cürhüm kabilesi,
7- Kusay bin Kilap, (Peygamber Efendimizin ceddi)
8- Kureyş (Rasülüllah Efendimizin gençliğinde nübüvvetten evvel)
Kureyşliler, 605 yılında malzeme yetmediği için Kâbe-i Muazzama’yı kısalttılar. Hatim kısmının duvarlarını ve tavanınını yapamadılar. Fakat bu kısmın etrâfına bir duvar çekilerek ileride burasının da Kâbe’ye ilâvesini düşündüler.

Peygamber Efendimiz, (s.a.v.) Amcası Hz. Abbas ile berâber bizzat bedenen çalışarak Kâbe-i Muazzama’nın yapılışına iştirak etmiştir. Haceri-l Esved’in yerine yerleştirilmesi esnasında kabileler arasında çıkması muhtemel bir çatışmayı da ferâsetiyle önlemiştir. ve  Abdullah İbni Zübeyr tarafından tekrar onarılmıştır.

Abdullah İbni Zübeyr, (r.a.) Milâdi 684 yılında yıkılıp, tahrip olan Kâbe-i Muazzama’yı İbrâhim Aleyhisselâm’ın temellerini esas alarak yeniden yaptırdı ve Kureyş tarafından dışarda bırakılan Hatim’i Kâbe’ye dâhil etti.