Hz.Mehdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hz.Mehdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Türkiye Üzerinden Oynanan Dolar Oyunları

Türkiye Üzerinden Oynanan Dolar Oyunları

Doların lira karşısında yeni rekorlara koşması ‘döviz kurları nereye gidiyor’ sorusunu gündeme getirdi. İsterseniz doların seyri ile ilgili bir spekülasyonda bulunmayıp, döviz hareketlerini etkileyen etmenleri hatırlatalım...

Tüm Dünya’nın ortak dili nasıl İngilizce ise, ekonomik dili de Amerikan Dolarıdır. Küresel dünyada dönen ekonomik faaliyetlerin parasal kur türünün yüzde 70’ini oluşturur. Hal böyle olunca Doların herhangi bir ülkenin para birimine karşı olan değer artışı o ülke ekonomisi adına büyük önem taşır.

Ülkemiz ciddi manada cari açık veren bir ülkedir. Cari açığı açmak gerekirse; ithalatın, ihracattan fazla olma durumudur. Bu da demek oluyor ki Dolar kuru ekonomimiz için hayati derecede anlamlı. Peki neden hayati derecede anlamlı:



Ülkeler arası ticaret para birimi Amerikan Dolarıdır. Ülkeler birbirlerine satış yaparken dolar kuru üzerinden yapar. “Ee, sonuçta alırken de satarken de Dolar kuru kullanılıyorsa nasıl zarar ediliyor?” diye sorulabilir. Bunun sebebi Türkiye’nin ihraç ve ithal ettiği ürünlerin çeşitliliğinden kaynaklıdır. Türkiye dışarıdan genellikle teknolojik değeri yüksek elektronik ürünler(akıllı telefon, bilgisayar, televizyon, ultrason cihazı, tarım ve sanayi makinaları vs) ithal eden bir ülkedir. Bu ürünlerin birim fiyatları oldukça pahalı olduğundan, kur dalgalanmaları burada devreye girer.

Aynı zamanda Türkiye dışarıya genelde tarım ve tekstil sektörü ürünleri satar. Tarım ve tekstil sektörü ürünleri iç piyasa ürünleri olarak da kabul edilir. Yani üreticisi TL kuru bazında iş yapar.

Örneğin: Domates üreten bir çiftçi tohumu, gübreyi, yakıtı TL ile satın alır. Ancak iç piyasadan TL ile satın almış olduğu tohum ve gübre dışarıdan Dolar ile alındığından çiftçi uzun vadede zarar eder veya malın tarladan çıkış fiyatında artış olur, bu da iç piyasa dengelerini olumsuz yönde etkiler. Yazımıza dolar neden yükselir sorusunun cevabına dolar kuru ile devam edelim.

Dolar kuru neden yükselir?

Dolar kurunun yükselmesinde birden fazla faktör ön plana çıkar. Bunları madde madde sıralayacak olursak:

Bir ülkede meydana gelen olaylar: Terör olayları, doğal afetler gibi faktörler ekonomiye doğrudan etkilidir. Sürekli terör olayları yaşanan ülkelerde yabancı yatırım oranı bir hayli düşük olur. Ayrıca ülkeye giriş yapan turist sayısı da bundan direkt olarak etkilenecektir. Bu iki durum Türk Lirasının; özellikle Amerikan Doları ve Euro karşısında değerini oldukça düşürecektir.

Hatalı siyasi hamleler: Dolar kuru dalgalanmasındaki en önemli etmenlerden biri de siyasettir. Dünya’da savaşların, anlaşmazlıkların olduğu her ülkede lokal para değer kaybeder.

Hatalı ekonomik hamleler: İç piyasanın eritemeyeceği düzeyde para basmak, merkez bankasının yeteri düzeyde altın ve döviz rezervinin bulunmaması, yatırım için ayrılan bütçelerin ölü sektörlere ayrılması, talep olduğu halde ileri teknoloji üreten sanayiye yatırım yapılmaması, varlıkların etkili stratejiyle kullanılmaması hatalı ekonomik hamlelerden bazılarıdır. Bu tarz hamleler ekonomide doğrudan etkilidir ve aşırı kur dalgalarının ana sebeplerindendir.

Ekonomi nasıl pamuk ipliğine bağlı ise kur piyasaları da öyledir. Hiçbir ülke “benim ekonomime ne olursa olsun bir şey olmaz” diyemez. Ekonomisi en güçlü ülkeler dahi gerekli tüm önlemleri almak için çaba sarfederler. Siyasi yönde bir hatalı tercih, diğer hatalı tercihleri de uzun vadede beraberinde getirecektir. Önemli bir örnek vermek gerekirse: Elektrik, bazı sektörlere indirimli birim fiyattan verilmiyorsa başta tarım ve sanayii olmak üzere çoğu sektör bundan olumsuz etkilenecektir.
Türk Dizilerinin Amacı Nedir

Türk Dizilerinin Amacı Nedir

Eskiden Şabanin " eşek oğlu eşek " deyişine bile sansür koyulurken günümüzdeki dizilerde ahlaksizca acık saçik görüntüler sunuluyor .. Buda kimsenin acayibine bile gitmiyor .. Tüm dizilerde yemekte içki icmek , acık sacım giyinmek , evlenmeden çoluk cocuk sahibi olmalar, o onla beraber olmus yok olmadı öbüruyle, inanılmaz lüks arabalarda gezmeler . Sanki tüm Türkiye böyle yaşıyor . Fakir Hic yok , her sofrada içki icerler .. Ne bu ? Amaçları ne ? Milletin eyine böyle sokup bakın en guzel hayat bu sizde böyle yapın mı demek istiyorlar ?



NE KÜLTÜRE NE DE AHLÂKA...

Batılı hayat tarzının esas alındığı diziler, Müslüman Anadolu insanının ne kültürüne ne örfüne ne adetine ne de dini inanışlarına hiçbir uygunluk taşımıyor. Evlere ayakkabılarla girilen, hemen hepsi sırça köşklerde geçen, zenginlik ve para kazanma hırsı ekseninde devam eden, başörtülü karakterlere sadece ‘temizlikçi’ rolü verilen, ibadet sahnelerinin olmadığı, müstehcen kıyafetlerin giyim tarzı olarak öne çıktığı diziler ile toplum adeta kültürel olarak dönüştürülmek isteniyor. Ahlaksızlığın kol gezdiği dizilerde konu olarak; aynı kadına aşık olan kardeşlerin çekişmeleri, eşinin arkadaşıyla ilişkiye giren kadın figürleri, aynı arkadaş grubu içerisinde değişen ‘sevgililik’ yakınlaşmaları, ablasının kocasına aşık olarak ablasını linç ettiren kardeş tiplemeleri ve eşini sürekli başka kadınlarla aldatan erkek karakterleri işleniyor.

İĞRENÇ İLİŞKİLER ‘DİZİ’ BOYU

Yazmaya dahi hicap duyduğumuz ahlaksız ilişkilerin topluma empoze edildiği dizilerde işlenen ve safi zihinleri iğfal eden konular şöyle:

“Ufak Tefek Cinayetler” dizisinde Serhan karakterinin eşini aldatarak Oya ile yaşadığı ilişki konu ediniliyor. Oya aynı zamanda Serhan’ın eşi olan Merve’nin okul arkadaşı.

“Ömre Bedel” dizisinde, evlendikten hemen sonra tehditle başkasıyla beraber olmak zorunda kalan kadının, hamile kalıp kocasından gizlemesi konusu işleniyor. Daha sonra ise kadının görümcesiyle tecavüzcüsü evlenip aynı eve geliyor!

“Kadın” dizisinde, ablasının kocasına aşık olup onu iftirayla linç ettiren bir kardeş var. İki kardeş aynı adama aşık. Aynı zamanda dizideki Hatice ve Yeliz karakterleri, eşlerinden boşanmış olan, Jale karakteri de eşiyle mutsuz olduğu için boşanmak isteyen kadın rolünde.

 “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”ın Hızır’ı, karısı Meryem’i defalarca aldatıyor. Eşiyle herhangi bir problem yaşamadan gündelik hayatına da devam ediyor.

“Kızlarım İçin”de annesini ‘sevgilisiyle’ yakalayınca beynini dağıtıp, sonra babasının hapse girmesine izin veren bir genç kız karakteri var. Sonrasında ise parayı kolay yoldan bulma derdine giriyor.

“O Hayat Benim” dizisinde her iki kardeşle de beraber olan bir adam karakteri başrolde iken dizide sayısız aldatma sahnesi yer alıyor.

İnternet dizisi “Fi”de Duru karakteri, sevgilisi Deniz’i, Can’la; sonra da kocası Can’ı eski sevgilisi Deniz’le aldatıyor.



TACİZ, TECAVÜZ, ZİNA, ŞİDDET

“Siyah İnci” dizisinde Hazal ve Kenan nişanlıyken, Hazal tecavüze uğruyor. Tecavüzcüsüyle de evlenince, Kenan intikam almak için evlendiği adamın kız kardeşiyle evlenip aynı eve geliyor ve aynı evde mücadele ediyorlar.

“Ezel”de ana karakter Ezel, Eyşan’a aşık fakat o Cengiz’le evli. Ezel, Eyşan’la cinsel ilişki yaşıyor. Ardından Eyşan’ın kız kardeşi Bahar’la da ilişkiye giriyor.

“Aşk ve Mavi”de konağın büyük oğlu Cemal, konağın hizmetçisi Fatma’nın çocuğunun asıl babası. Cemal, Fatma’nın eşini de öldürüyor. Bunu sadece Fatma’nın kayınvalidesi Hasibe biliyor ama o da konağa yerleşebilmek için bu durumu görmezden geliyor. Cemal’in annesi Refika da oğlunun ahlaksızlıklarını örtmek için birçok entrika çeviriyor.

"Kaderimin Yazıldığı Gün" dizisinde ana karakter, karısını 'taşıyıcı anne' ile aldatıyor.

“Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisinde Ali Kaptan, karısı Cemile’yi Caroline ile aldatıyor. Soner karakteri ise kardeşinin karısı Aylin’e aşk besleyen ve kardeşi ölünce onunla evlenen birisi.

EN BÜYÜK SAPIK ‘BEHLÜL’!

“Kavak Yelleri” dizisinde aynı arkadaş grubu içinde “sevgili” çiftler sürekli değişiyor.

“Kuzey Güney” dizisinde Kuzey ve Güney kardeşler, Cemre adlı kadına aşıklar. Dizide Cemre için birbirine düşen iki kardeşin mücadelesi işlendi.

“Yaprak Dökümü” dizisinde Necla ve Leyla’yı birbirine düşüren Oğuz karakteri var. Dizi bir çarpık ilişki ağacı.

“Çocuklar Duymasın”da, Haluk, kendisinden hoşlanan genç kadının ilgisine karşılık veren bir tip.

“Eve Düşen Yıldırım” ana karakter, yanına yerleştiği akrabalarını-kuzenlerini kendine aşık etmesini konu alıyor.

“Aşk-ı Memnu”da ise tam bir sapıklık. Amcasının karısı ve aynı zamanda eski sevgilisinin kardeşine aşık bir Behlül var. Daha sonra amcasının kızıyla evlendi. Onu da defalarca Bihter’le aldattı.

NEREYE KADAR?

İşlenen konularla topluma sapkın fikirlerin aşılandığı dizilerin iğrenç senaryolarındaki çarpık ilişkiler, zina ve aldatma gibi eylemleri normalleştirme amacı güden dizilere karşı yetkililerin önlem alıcı adımlar atması bekleniyor. Söz konusu dizilerin farklı ülkelerde de gösterime girmesiyle övünen bazı kesimler ise Türkiye’deki aile yaşantısı algısının dizilerdeki gibi olduğu yönündeki algılara hizmet ediyor.

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Raş Şamra Tabletleri ve Tarihi

Raş Şamra Tabletleri ve Tarihi

Kutsal Kitabı okurken insanların anlamakta en fazla güçlük çektiği şeylerden biri Kenan’da ki katliamlar. İnsan kendisine hemen sorar: Tanrı iyise nasıl masum insanların katledilmesini onaylayabilir? Üstelik, “Kadın erkek, genç yaşlı, küçük ve büyük baş hayvanlardan eşeklere dek, kentte ne kadar canlı varsa, hepsini kılıçtan geçirin” veya “nefes alan bir şey bırakmayın” gibi ifadeler! Devam etmeden önce şunu belirtmek lazım ki bu ifadeler antik çağda kullanılan genel deyimlerdir. Örneğin Türkçe’de spor müsbakalarında kullanılan “sizi silip süpüreceğiz” ifadesi gibi. Kastedilen şey karşı tarafı “katletmek” veya “paspas ile süpürmek” değildir elbette. Kastedilen karşı tarafı yenmek. Aynı şekilde bu Eski Ahit deyimlerinde kastedilen şey kentleri (kaleleri/suriçlerini) yerle bir etmek ve İsrailli askerlere direnen veya karşı çıkanları öldürmek (yoksa soykırım işleyip her canlıyı öldürmek değil).



Deyimler bir yana, asıl soruya dönelim: Tanrı nasıl savaşı veya katletmeyi buyurabilir? Öncelikle şunu belirtmek lazım ki Israil vaat edilen toprağa girdiğinde bu halklarla zaten savaş içindeydi. Henüz halk çöldeyken bir çok Kenan krallığı onlara karşı zaten savaş ilan etmişti (bkz. Çıkış 17:8, Çöl. Say. 21:21-32; Yas Tek. 2:26, 3:1). Ayrıca Tanrı bu katletme buyruklarını bir cihat olarak (yani dini yaydırmak için) veya tüm Kenanlıları öldürmek (soykırım) için vermiyor. Nasıl tufan gibi doğal afetler insanlık kötülüklerinin son bulması için kullanıldıysa, diyarda ki kotülüklerin son bulması için bu kez Israil oğullarını bir adalet aracı olarak kullanmayı seçiyor. Özellikle İsrail toplumunu kullanıyor ki bu olaylar kendilerine ibret olsun ve Kenanlıların işlediği günahlara düşmesinler.

Kenan’da ki kötülük merkezleri şehirlerdi, daha spesifik olmak gerekirse iç kaleler veya suriçleri. Sur dışında ki yerleşimler hedef tahtasında değildi. Kale içi veya sur içi dediğimiz yerler kralların oturduğu, ilahlara kurbanlar sunulduğu, tapınakların her tür cinsel ahlaksızlığa açık olduğu merkezlerdi. Ama ne tür kurbanlar veya ahlaksızlıklardan bahsediyoruz?

İşte Raş Şamra tabletlerinin önemi burada ortaya çıkıyor. 2.Dünya savaşından sonra Ugarit (Suriye’de) keşfedilen bu M.Ö. 14.-13. yy tabletleri Kenan dini ve vahşetlerini ortaya koymaktadır. Mesela:

(1) Molek adındaki ilaha bebekleri yakmalık kurban sunusu olarak diri diri yakmaları (Levililer 18:21, Yas. Tek. 12:31, 2 Krallar 21:2-6);

(2) İlahlara sunulan bazı kurbanlarda “çocuğu 7 kez süt’ün içinde” haşlamaları (bkz. Çıkış 23:19);

(3) Baal tanrısı’nın yağmurlarını tetiklemek için rahiplerin ineklerle ve kendi öz kızkardeşleriyle cinsel ilişkiye girmeleri (Bunu yaparken Baal ve Anat hikayesini canlandırıyorlardı: Baal inek şeklini alan kızkardeşi Anat ile cinsel ilişkiye girer ve böylece “toprağa bereket” getirecek çocukları ortaya çıkar);

(4) Bu toplumlarda havyanlarla cinsel ilişkiler son derece normal bir şey olarak karşılanması (Örneğin, Hititlerin cinsellik ile ilgili yasaları içeren Boğazköy tabletleri domuz, kopek, ve benzeri hayvanlarla ilişkiye girmeyi yasaklıyor fakat atlarla ve katırlarla serbest kılıyor).

Yani bu toplumların insanları masum değillerdi çünkü işlenen vahşetler günümüz standartlarıyla adeta insanlığa karşı işlenen suçlar kategorisine girmekteydi. Bu durumda hangisi daha büyük kötülük olurdu? Tanrı’nın müdahele etmesi mi? Seyirci kalması mı? Tanrı İbrahim'in döneminden itibaren Kenanlıların tövbe etmeleri için 600 senelik bir zaman tanıyor (bkz. Yaratılış 15:15). Kenanlılarda bir değişim olmayınca Tanrı müdahale etmeyi seçiyor. Böylece Kenanlılar üzerinde yargı yağdırıyor ve İsrail halkı Kenan topraklarını fethediyor.

2 Ağustos 2018 Perşembe

Melhame-i Kübra Büyük Savaş Yaklaşıyor

Melhame-i Kübra Büyük Savaş Yaklaşıyor

PEYGAMBER EFENDİMİZ S.A.V. MELHAME-İ KÜBRA

Amik ovasında bir savaş olacak.Sarı ırk (yani RUS) la büyük bir savaş olacak.Savaşa katılanların
3 te 1 kaçacak yani MÜRTED
3 te 1 i şehit olacak
3 te 1 i ise ALLAH ın yardımıyla zafer kazanacak
ancak ince bir nokta var.Bu savaşta RUM (NATO) yardım edecek.Bir kadının hamilelik süresi kadar anlaşmaya bağlı kalacak(9 ay) ama sonra anlaşmayı bozacak ve MELHAME İ KÜBRA yani büyük savaş çıkacak.Çok insan şehit olacak.Kıyamete kadar bir daha böyle bir savaş olmayacak.Tamamen müslümanlarla,kafirler arasında olacak.Zafer İSLAMIN olacak ancak çok insan kaybı olacak.

Hazır ol TÜRKİYE.SON SANCAK VE SON KALE TÜRKİYE..
ZAFER İSLAMIN OLACAK İNŞALLAH.

Türkiye Halkı Olarak Melhame-İ Kübra Armegeddon Dünyanın En büyük Savaşına Hazır Olun. !!!
Yazı uzun diye küsmeyin. merakla ve sabırla okuyun inşallah…
bu kadar kaynağı hiç bir yerde bir arada bulamazsınız.

MELHAME' BÜYÜK SAVAŞ YAKLAŞTI…

Onun bir ismi de (Muhbiri Sadık) haber verenlerin en hayırlısı, en doğru sözlüsü
O, hevadan (Nefsine göre, Yani, kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir. NECM-3/4

Son peygamber hz Muhammed (sav) buyurdu ki
Şam beldesine 960 bin küffar askeri girdiğinde "el-melhametu'l-kubra" savaşları başlayacaktır.(Avf İbn Malik hadisinden ; Buharî:3005)

'Büyük savaş günü (Melhame), Müslümanların şehri, Ğuta denen yerdedir. Şehrin yanında orada Dimeşk adında bir şehir vardır ki, o gün orası müslümanların en hayırlı yeridir.' " Hadis sahihtir Ebu Davud,2/210.Hakim, 4/486. Ahmed, 5/197

(Şam Beldesi Filistin, Suriye, Lübnan, Yemen ve Ürdün'ü içine alır ve merkezi Filistin, Kudüs'tür.)
Guta Şam'ın doğusundaki Guta bölgesinde bir yerdir. 21 Ağustos 2013 tarihinde Esed ordusu
Muhaliflerin olduğu bu yere sarin gazı kimyasal silahlarla saldırmıştır. Yaklaşık 2000 mücahit şehit olmuştur.

Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Bu katliamı yapanlar tarihte lanetle anılacaktır’’ dedi.
Abdullah b. Amr ra. şöyle dedi: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, Şam'a gitmeyen hiçbir mü'min kalmayacak." KİTABU'L CİHAD s.123
Evet Hak ve batıl mücadelesinin son perdesi açılıyor, hem haçlılar hemde Müslümanlar için bu savaş neden kutsal sayılıyor

gerek sahih İslam kaynakları gerekse Hıristiyan roma papalığı
İsa a.s bu savaştan sonra yeryüzüne tekrar geleceğine inanıyor. Peki doğrumu ?
Ve : ‘’ Biz , Allah’ın Resülü Meryem oğlu Mesih İsa ‘yı gerçekten öldürdük ‘’ demeleri nedeniyle de ( onlara ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara
(Onun ) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler ( Yahudiler ve hrıstiyanlar) kesin bir şüphe içindedirler.onların zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri, delilleri yoktur. hayır onu İsa yı kesinlikle öldürmediler. NİSA süresi, 157

Ey isa seni kendime yükselteceğim Ali İmran süre 55

Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır... [Buhari, Kitabü'l-Büyu': 102, Mezalim: 31, Enbiya 49; Müslim, İman: 242 (155); Ebu Davud, Melahim: 14 (4324); Tirmizi, Fiten: 54 (2234)]

Demek ki doğruymuş…
Rus Ortodoks Kilisesi, Rus parlamentosunun Vladimir Putin'e Suriye'de ... Rusyalı papazlar, askerlerini ve füzelerini ”Kutsal Savaş”diyerek Suriye'ye gönderiyorlar yine Ortodoks , Katolik Kileseler rahipler, ve papazlarla ortak ayin yaparak Kırım'da bulunan Rus uçaklarını kutsuyorlar. ( konu ile ilgili haber ve fotoğrafları internette tarayıp bulabilirsiniz ! )
Ahirzaman Mehdisi,Suyuti,2.15 ve Ramuz El-Ehadis,299/8)

Fitnelerle beraber Suriye kontrolden çıkar. Türkiye ve Nato müdahale etmek zorunda kalır.Araplar Suriye'yi yalnız bırakır.Suriye saldırısı sonrasında İran karşılık verir. Misilleme olarak Amerika,Körfez ülkeleri (Araplar) ile beraber İran'a saldırır.

Köşeye sıkışan Ruslar sıcak denizlere inme hayali tehlikeye girer. Umulmayan bir zamanda Türkiye, Ruslar tarafından işgal edilir.Ruslar Akdeniz'e kadar inerler. “Sovyet Rusya gün gelir dağılıp yıkılır. Amerika tek başına güç olarak kalır. Gelir Ortadoğu'ya yerleşir. Savaşlar olur.
Müslüman devletler dahi birbiriyle savaşır. Çok kanlar akar, savaşlar, saldırılar olur. Sonra hepsinin arkasına bir barış dönemine girilir. Batı ile doğu, Araplarla İsrail barış sağlarlar. Herkes, bundan sonra artık savaş olmaz dediği bir zamanda Türkiye'nin komşusu Rusya Türkiye’ye saldırır, Amuk (Antakya Amik) ovasında, Amerikan ve müttefikleri güçlerine de saldırır, savaş çıkarır. Rusya'ya karşı birleşirler ve mukavemet gösterirler...

Melheme-i Kübra (Büyük Savaş, Armageddon) budur. Ardından korkunç bir dünya savaşına dönüşür. Savaş dünyanın tamamına yayılır. İnsanlardan çoğu ölür. Büyük bir felaket olacaktır.
Bu durumdan üsleri tehlikeye girdiğine şahit olan Amerika, Türkiye ile beraber Rusya'yı güneyde mağlup eder.Rusya aynı anda Avrupaya da cephe açtığı için gücü zayıflamış ve yenilmesi kolay olmuştur. Yakında siz Rumlar'la (Batılılar) emin bir sulh yapacaksınız. Sonra siz gaza edeceksiniz (savaşacaksınız). Onlar da gerinizde sizin gaza ettiğinize (Rusya'ya) düşman olacaklar. O harpten muzaffer çıkacak ve ganimet alacaksınız. (Ramuz El-Ehadis, 298/1)

Bu zaman dilimi içinde Süfyan ortaya çıkar, kimi batılı ülkelerin ve İsrail'in desteği ile Suriye'de kontrolü alır. Güneyde Karkısa bölgesinde Rusya ile savaşmaktan yorgun düşen Türkiye ve Nato ile çarpışıp savaşı kazanır ve güç bulup Irak'a doğru hareket eder. Artat bin El-Munzir dedi ki:Süfyan Karkısada Türkleri ve Rumları öldürür hatta o topraklarda vahşi hayvanlar onların etleriyle açlıklarını giderirler.(Naim bin Hammad, el-Fiten ve'l-melâhim kitabı).

Sonra Irak'ta katliamlar yapar. İran'ın sınırında Farslarla savaşır. Mekke'de Hz.Mehdi zuhur eder ve Süfyan'la çarpışmaya gider. Süfyan'ı kısa sürede (9 ayda) yener ve Suriye ile Irak'ın kontrolünü alır. (Ek bilgi: Süfyanı destekleyen ve ölümü ile perişan olan İsrail halen ayaktadır. İsrail devleti 2022-2023 yılında son bulacaktır.En doğrusunu Allah bilir)

Rusya'nın yenilmesinden sonra bölgeye konan ve çıkmak istemeyen Amerikan komutan savaşın kendileri kazandığı iddia eder ve sahiplenir. Tabi ki durumu kaldıramayan Türk askeri onu öldürür. Sonra yeşil bir ovaya konacaksınız. Orada bir Rum neferi salibini kaldıracak ve diyecek ki: "Haç galip geldi." Ona müslümanlardan biri karşı koyup, kendisini öldürecek. Bunun üzerine Rumlar muahedeyi bozacak ve gadredecek. Büyük muharebeler olacak. Sizin için toplanacaklar ve seksen sancak halinde üstünüze gecekler. Her bir sancak altında onbin (on iki bin) kişi olarak.(Ramuz El-Ehadis, 298/1)

Bu durumu bahane eden Batılılar Amik ovasına yığın yaparken fırsatı bulan İsrail, desteklediği Süfyan'ın yenilgisinden sonra Türkiye'yi Hatay'dan vurur.Yunanistan destek verir. "İsrail(Süfyan ile beraber), Suriye’yi almadıkça Mehdi çıkmayacak. Daha sonra İsrail Hatay’dan vuracak.
Orada bulunan Amik Ovası kan gölüne dönecek.Türkler önce Yahudi’den tarafa olacaklar sonra Yahudiler tarafından Müslümanlar tarafına geçecekler. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden insanlar; 'Biz de Yahudi’yi ülkemizden çıkaralım' deyip orada toplanacaklar. Tam bu esnada Yunan Türkiye’yi vuracak. Hatta Boğaz köprülerini ve Marmara'daki büyük sanayi tesislerini hep vuracaklar.
Amik Ovasında savaşmaya gelen Türklerden bazıları; Aman İstanbul’u vurmuşlar. İstanbul elden gidiyor. Eyvah! Malımız mülkümüz elden gidiyor deyip savaşı terk edecek. Bir kısım ise kalıp Yahudileri yok etmek için savaşacaklar.Afganistan’dan siyah bayraklılar gelip Mehdi As'a yardım edecekler.

Hz.Mehdi, Süfyan ölümü sonrası kurduğu ilk orduyu Amik'te Batılılarla çarpışmak için Suriye'deki Guta karargahında toplatır.Melhame-i Kübra gününde (3.Dünya savaşı esnasında Amik cephesinde) merkezi Şam şehrinde Guta denilen yerdedir. O gün müslümanların menzillerinin en hayırlısı orasıdır.(Ramuz El-Ehadis, 322/10)

Mehdi ilk kurduğu orduyu da Türk (tarafından düşmanlara)’e gönderir.(Ahirzaman Mehdisi,Suyuti,4.67)

Böylece savaş başlar. Rumlar, Benim soyumdan ve ismi ismime uygun bir Vali (Mehdi)’ye gadr ettikten sonra Amak (Amik) denilen yerde sizinle savaşacaklardır. Burada Müslümanların üçte bir kadarı öldürülür, sonra bir gün yine o kadar insan öldürülür. 3. gün (seferde) ise savaş Rumlar aleyhine döner(yenilir). Müslümanlar böylece savaşa devam eder (kazanır). (Ahirzaman Mehdisi,Suyuti,8.6) Allahüalem en doğrusunu Allah bilir.

HZ PEYGAMBER SURİYE VE 3. DÜNYA SAVAŞINI 1400 YIL ÖNCE SÖYLEDİ ,HABER VERDİ, UYARDI !!! İŞTE HZ PEYGAMBER EFENDİMİZİN MUCİZESİ S.A.V.
ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞINA DOĞRU YAZI (1 ) MELHAME-İ KÜBRA

Düşünün, tam 1400 yıl önce Resulullah yer, tarih, akış, tüm detayları vererek bir olay anlatıyor ve olay söylediği tarih geldiğinde aynen gerçekleşiyor. Ama her nedense tüm dünyayı sarsacak bu bilgiyi birçok insan bilmiyor. Peki ama neden dünyapeygamberimizin gerçekleşen mucizelerinden habersiz? Çünkü bazı İslam âlimleri peygamberimizin bu hadislerini ve söylediklerinin gerçekleştiğini gizliyorlar. Ben bildiğiniz gibi bir yazı dizisiyle peygamberimizin gerçekleşen mucizelerini tek tek anlatıyorum. Bugün de peygamberimizin hadislerle Suriye’de yaşanan iç savaşı bir hadiste nasıl detaylı tarif ettiğine şahit olacaksınız.

Müminlerin Emiri dedi ki: “İKİ ORDU ŞAM’DA İHTİLAFA DÜŞTÜĞÜNDE, Allah’tan bir işaret dışında bir sona ulaşmayacaktır.” Sonra ona soruldu: “Bu işaret nedir Müminlerin Emiri?”

Dedi ki: “YÜZ BİN KİŞİDEN FAZLA KİŞİNİN YOK OLDUĞU Şam’da bir deprem. Allah bunu inananlara rahmet, inançsızlara azap olarak yaratır. Bu meydana geldiğinde ŞAM’DA DURANA KADAR İLERLEYECEK SARI SANCAKLI BOZ ATLI BİNİCİLERin geldiğini görürsünüz. Büyük bir dehşet ve kızıl ölüm olacaktır. Sonra HARESTA DENEN BİR ŞAM KÖYÜNÜN BATTIĞINI GÖRÜRSÜNÜZ. Sonra CİĞER-YİYİCİNİN OĞLU ŞAM MİNBERİNDE OTURMAK İÇİN Yebis vadisinden gelir. Bundan sonra Mehdi’nin (as) çıkışını bekleyin.” (Gaybet-i Numani)
Şimdi bu hadisi detaylı bir şekilde incelersek;

1- "İKİ ORDU ŞAM'DA İHTİLAFA DÜŞTÜĞÜNDE" : İfade açıkça olayın Şam merkezli yani Suriye'de meydana geleceğini belirtiyor. İhtilafın da iki cephesi var; yani Esad yönetimindeki "Suriye Rejimi" ve bu rejimi devirmek isteyen "Muhalif Güçler". Bir kaynakta Suriye iç savaşının bu iki cephesi şöyle tanımlanıyor:

"Suriye iç savaşı, Suriye isyanı ya da Suriye krizi; Suriye Baas Partisi'ne sadık askerler ve bu partiyi iktidardan indirmek isteyen Muhalifler arasında süregiden silahlı mücadeledir."

2- "YÜZ BİN KİŞİDEN FAZLA KİŞİNİN YOK OLDUĞU" : Peygamberimiz bu savaşta hayatını kaybedecek insanların sayısını çok net bir biçimde bildiriyor. Hadiste doğrundan "100 BİN" sayısı vurgulanmıştır ve ölenlerin sayısının "100 BİNDEN FAZLA" olacağı belirtilmiştir. Gerçekten de Suriye iç savaşında başlangıcından bugüne kadar hayatını kaybedenlerin sayısı istatistiklerde birebir bu miktarla ifade ediliyor :

Hadisin devamında bu katliamlar sonucunda hayatını kaybeden masum Müslümanların şehit olup Allah'ın rahmetine gireceklerine, zalim saldırganların ise Allah'ın azabına uğrayacaklarına işaret vardır.

3- "ŞAM’DA DURANA KADAR İLERLEYECEK SARI SANCAKLI BOZ ATLI BİNİCİLER" :Bilindiği gibi, komünist PKK'nın Suriye uzantısı olan PYD örgütünün bayrağının rengi SARI'dır. Son olarak PYD, ortasında kızıl yıldız olan bu sarı bayrağı Suriye'nin Türkiye sınırında çekmiştir.
Hadiste ayrıca sarı bayraklı bu topluluğun renginin BOZ rengi olduğuna da dikkat çekilmektedir: Sarı bayraklı PYD miltanlarının gerek kıyafet, üniforma ve yelekleri, gerekse tank, cip, kamyon gibi taşıtları, klasik ortadoğu ve çöl bölgelerine özgü kamuflaj rengi olan BOZ, yani beje çalan açık toprak rengindedir. aYRICA Lüblan Hizbullah'ının bayrağı da sarı ve Natonun Kuvvetlerinin Afkanistan daki ortak bayrağı da sarı...

Hadisin devamında "DEHŞET VE KIZIL" bir ölümden bahsedilmektedir. Kızıl renk, herkesin bildiği gibi komünizmin sembolüdür.Komünistlere dünyaca takılan lakap kızıllardır. Kızıl Çin, vs. gibi... Suriye devletinin resmi siyasi partisi de, Esad yönetimindeki "komünist" Baas Partisi'dir. Hadiste açıkça komünistlerin yaptığı, sivillerin bombalanması, sivil halka kimyasal silah kullanılması gibi dehşet verici katliamlara dikkat çekilmektedir.

4- "HARESTA DENEN BİR ŞAM KÖYÜNÜN BATTIĞINI GÖRÜRSÜNÜZ" : Hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz hayret verici bir biçimde adeta görür gibi, doğrudan isim ve yer bildirerek, Şam'ın "HARESTA" ilçesinin batacağını yani bombardımanlarla yerle bir edileceğini 1400 yıl öncesinden haber vermiştir. Esad'a bağlı Suriye ordusunun roket, havan topu ve savaş uçaklarıyla yaptığı saldırılar sonucu Şam'ın Haresta köyü enkaz haline gelerek adeta haritadan silinmiştir. Çeşitli kaynaklarda konu hakkında yer alan haberlerden bazıları şöyledir:
"Suriye'nin başkenti Şam'ın doğusunda yer alan HARESTA ilçesi, rejimin yoğun bombardımanı sebebiyle adeta HARABEYE DÖNMÜŞ durumda."

5- "CİĞER-YİYİCİNİN OĞLU ŞAM MİNBERİNDE OTURMAK İÇİN": Hadisin ifadesinde, katliamların başında herkesçe iyi tanınan "ciğer yiyici" sadist bir katilin oğlunun bulunacağı büyük bir mucize olarak haber verilmektedir. Bilindiği gibi, şu anki Suriye ordusunun lideri Beşer Esad'ın babası Hafız Esad gerek kimyasal silah saldırılarıyla, gerek bombardımanlarla Müslümanların ciğerlerini yerinden söken, parçalayan katliamlara imza atmış İslam düşmanı bir psikopattı. Görüldüğü gibi hadiste, sadist babadan sonra oğlunun da başa geçip, "Şam Minberi"ne çıkacağına yani kendine Müslüman görünümü vererek, insanları kandırıp kendine bağlayacağına dikkat çekiliyor. Beşer Esad, işlediği sayısız cinayete, katliama rağmen sürekli kendini camilerde gösteren, namaz kılıp halka vaazlar veren imajıyla hadisteki tarife birebir uymaktadır. Bu hadiste çok net bir şekilde Hafız Esad’dan ve oğlu Beşer Esad’tan bahsedilmektedir.

Hadisin sonunda tüm bu alametlerin Hz. Mehdi’nin çıkış alameti olduğunu peygamberimiz müjdelemektedir.
“Şam diyarının merkezinde Haresta diye isimlendirilen köy helak edilinceye kadar Hz. Mehdi zuhur etmez”
Geçtiğimiz gün tüm dünyanın kilitlendiği o küçük, dünya sevimlisi çocuğun Aylan Kürdi’nin karaya vuran küçük bedenini hatırlıyorsunuz değil mi? Unutmak ne mümkün. Yıllarca insanların hafızasında kalacak bir görüntüydü o. Ahir zamanda olduğumuz bu dönemde binlerce insan küçücük botlara binip zulümden kaçmaya ve canını kurtarmaya çalışıyor. Bakın yaşanan bu zulmün Hz. Mehdi’nin çıkış alameti olduğunu peygamberimiz hadisinde MUCİZE olarak nasıl bildiriyor:
“Abdullah ibni Ömer’den rivayet edildi: Dedi ki:

Hz. Mehdi devrinde insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi o gün ailesiyle birlikte bir gemiye dolup kaçmak isteyecek fakat denizin dalgaları içinde düştükleri bela yeryüzündekinden daha şiddetli olur.” (Nuaym bin Hammadın, Kitabul Fiten, 1924. Hadis) (EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR)


20 Nisan 2018 Cuma

İslam Alemi’nin Başına Gelen Musibetlerin Sebebi

İslam Alemi’nin Başına Gelen Musibetlerin Sebebi

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)

Özellikle son dönemde, İslam coğrafyasından yeni bir katliam haberi gelmeyen bir gün neredeyse yok. İslam aleminde halkı sorunsuz yaşayan ülke sayısı pek az. Deccaliyetin yaktığı ateş, sürekli yayılıyor. Zulüm, acılar, kan ve gözyaşı durmuyor; artarak devam ediyor.
Bu büyük sorunun üstesinden Müslümanların nasıl geleceği konusunda konferanslar, paneller, tv programları, radyo programları ve gösteriler yapılıyor. Sorun ortaya konuyor, analiz ediliyor ama bir çözüm maalesef üretil-e-miyor.

Çözüm ise tek; Müslümanların birlik olması. Boşuna etrafımızda sorumlu aramayalım çünkü sorumlusu da biz Müslümanlarız. Allah’ın her emri hak ve farz olduğu halde, ümmete karşı olan sorumluluklarını göz ardı eden bizler.

Bizler mezhep ayrılıklarına bir türlü son vermedik, Kuran’a sımsıkı sarılıp birleşme emrini göz ardı ettik;

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın… ” (Ali İmran Suresi, 103)

Dinimizi parça parça kıldık, gruplaştık;

“Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah’adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir. ” (En’am Suresi, 159)



Birlik olmadığımız için güçten düştük, zayıf kaldık;

Allah’a ve Resulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider… (Enfal Suresi, 46)

Yeryüzünü kana bulayan materyalist ideolojileri fikren yok edecek çalışmalar yapmadık, hakkın hakim olması için mücadele etmedik;

“Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. ” (Enbiya Suresi, 18)

Kur’an yerine, din adına uydurulmuş hurafelerle hükmettik;

“Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır. ” (Maide Suresi, 44)

Adaleti ayakta tutmadık;

“Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın… ” (Maide Suresi, 8)

Baskıcı davrandık, sevgiyi yaşamadık ve yaymadık;

“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur… ” (Bakara Suresi, 256)

Allah’a ve Resulüne itaat etmedik. Allah’ın kelamına uymadık. Bu sebeple sorun ortada ve tespitlerimiz de doğru olduğu halde, çözüme ulaşamadık. Allah bunu bize nasip etmedi, etmiyor. Gerçek anlamda kardeşliği yaşamadıkça da nasip etmeyecektir.

 Birlik olmadığımız sürece ne zulüm, ne fitne ve bozgunculuk bitecek, ne akan kan ne de gözyaşları dinecektir;

“İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. ” (Enfal Suresi, 73)

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri İslam aleminin başına gelen musibetlerden, dinde ihmalkar davranan ve ihtilafa düşen Müslümanları sorumlu tutuyor. İslam aleminde yaşanan zulüm ve sefaletin, hatanın karşılığında verilen bir ceza olduğuna dikkat çekiyor. Ancak Bediüzzaman’a göre “bizi kurtaracak olan yine İslamiyetin merhametidir.”

Hep suçladığımız şer güçlerin başında, aramızı açmayı görev edinen şeytan vardır. Yarın Allah’ın huzuruna çıktığımızda, şeytanın bizi yoldan çıkardığı mazeretine sığınmamız, bağışlanmamıza yetmeyecektir.
Mars Gezegeni (Merih Yıldızı) Çin Taifesi

Mars Gezegeni (Merih Yıldızı) Çin Taifesi

Mars Gezegenindeki Cin Sultanlığı

A.B.D.’nin çok büyük masraflarla Ay’a gitmeye hazırlandığı sıralarda keşif sahibi bir veli (Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) İstanbul’da Topçular Camiinde kürsüye çıkıp insanlığa sesleniyordu:

" –A.B.D. Ay’a gitmeye hazırlanıyor. Fakat bu masraflara yazık… Bu gayret Mars için olsa çok isabetli olurdu… Çünkü Ay’da hayat yok. Ay kupkuru. Fakat Mars’ta hayat var!… Orada insanlar var…Su var…Orada Hz.Kur’an aynen var!?… Hz.Muhammed (a.s.) oradakilerin de peygamberi… Yani; orada Ümmet-i Muhammed var… Hatta orada varisi Resullerin evlatları var… Ve yine orada İslamiyet’e sarılma bizden çok fazla. Orada Kur’an ahkamı hakim… Ve nihayet o insanlar Hz. Kur’an’a sarıldıklarından dolayı teknolojik olarak bizden çok öndeler!…

Size bir haber daha vereyim; Bu iki insanlık buluşmadan Kıyamet kopmayacak… Fakat; Dünya insanları Marslılarla buluştuklarında Hz. Kur’an’ın orada da aynen var olduğunu görünce İslam’ı inkar mümkün olmayacak… Fakat bu iman (İman-ı yeis) ve (Suri İman) olacak… Yani; vakit çok geç olmuş olacak."

Süleyman Hilmi Tunahan (K.S)

Birinci Kat Semâ Keşfedilecek Herkes İman Edecek Ama...

Kafirler birinci kat... semayı keşfettikleri zaman orada Vahy'in indiği yeri ve ayet-i kerimelerde haber verilen bazı emareleri görürler. Dünyaya gelip gördükleri o hakikatleri bütün insanlara haber verdiklerinde herkes "La ilahe illallah" diyerek imana gelir. Lakin hiç birinin imanı kabul olmaz. Çünkü imanın şartı gayba iman etmektir.



(gayb gözle görülemeyen akılla anlaşılamayan duyu organları ile hissedilemeyen şeylerdir.)

Bu dünyaya en uzak yıldız ne kadar mesafede ise oradan birinci kat semaya da o kadar mesafe vardır. Fenciler henüz birinci kat semayı keşfedemediler. Ne zaman bu Türkiye'nin büyüklüğü kadar ayna yaparlarsa belki o zaman birinci kat semayı öğrenebilirler. Batıl bir görüş olan "sonsuz uzay boşluğu" iddialarının ne kadar yanlış olduğunu gözleri ile görürler.



Süleyman Hilmi Tunahan (k.s)

Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) hazretlerini dinleyen abilerin naklettiğine göre kendisi Mars halkının 4/3'ünün Müslüman olduğunu ifade etmiş.Bir gün Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) hazretleri dışardan eve geldiğinde hanımı ve kızları bakmışlar ki üzeri ıslak."Bey dışarda yağmur yok, sel yok, neden ıslandın?". Cevaben Merihten (Mars) geliyorum.Şuan oraya yağmur yağıyor ondan ıslandım , orada da sizin gibi insanlar var, orada da kardeşlerimiz bu yolun mensubu cematımız var. Gün gelecek sizi ziyaret edecekler.
Hz.Mehdi Son Alameti Nefsi Zekiye’nin Öldürülmesi

Hz.Mehdi Son Alameti Nefsi Zekiye’nin Öldürülmesi

İmam Sadık (as.) Hazretleri İmam-ı Zaman (as.)ın zuhurunun alametleri konusunda şöyle buyurmakta:

“Kaim’in kıyamından önce beş alamet belirecek:

1.    Yemani’nin ortaya çıkması

2.    Süfyani’nin ortaya çıkması

3.    Semavi feryat

4.    Biyda bölgesinde vuku bulacak Hasif ( doğal afetler) olayı

5.    Nefsi Zekiye’nin öldürülmesi.”[532]



İmam Ali (a.s.) ahir zaman alametleri hakkında konuşurken şöyle dedi: “…ve sonra Araplar ayaklanacaktır… VE BASRA’DAN SIYAH BAYRAKLARLA bir adam AYAKLANACAKTIR ve kendi genç taraftarlarıyla Şam’a doğru hareket edecektir” (Alamet Ahir el Zaman, s. 274, Seyid Ali Aşur)

Sevban nakletmiştir, Resulullah (saa) şöyle buyurdu: “Siyah Bayraklar DOĞUdan GELİR, onların kalpleri demir gibidir. Onları duyarsan, buz üstünde sürünerek bile olsa onların yanına git ve onlara biat et.” – Biharul Envar c.51 s.84, Gayetul Meram c.7 s.104

İmam Bakır (as) şöyle buyurmuştur: “Doğudan HURUÇ EDEN bir kavmi görür gibiyim. Onlar hakkı isteyecekler fakat onlara verilmeyecek, sonra onlar yine hakkı isteyecekler fakat onlara verilmeyecek. Böylece onların kılıçlarını sırtlarına koyduklarını gördüklerinde, onlara istedikleri şey verilecek fakat onlar kıyam edene kadar onu kabul etmeyecekler. Onlar onu yalnızca SAHİBİNİZE VERECEKTİR, onların öldürülenleri şehittir. Muhakkak ki bunun ashabını görseydim, kendimi bu emrin sahibi için korurdum.” – Gaybet-i Numani s.281

Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Eğer Siyah Bayrakların HORASAN’dan ortaya çıktığını gördüyseniz, buz üstünde sürünerek bile olsa onlara gidin. Zira onların arasında Allah’ın Halifesi Mehdi vardır.” (başka bir rivayette de “Mehdi’nin Halifesi” diye geçer) – Seyid İbni Tavus Hasani, El-Fiten ve’l Melahim sayfa 52

Selman-ı Farisi nakleder, bir ara Emirel Müminin (aleyhisselam)’ın yanına geldim ve Ona (aleyhisselam) şöyle dedim: “Ey Emirel Müminin, senin oğullarından olan Kaim’in vakti ne zamandır?” O (aleyhisselam) derin bir nefes çekip şöyle buyurdu: “Kaim, çocukların meseleleri olmadıkça ve Rahman’ın hakları zarar görmedikçe zuhur etmeyecek. Kuran şarkı söylemek için kullanılacak. Beni Abbas’ın kralları öldürülse, körlük ve şaşkınlıkta en öndekiler müfsitlerin yüzlerinin önünü hedef alan insanlar olacak. BASRA YIKILACAK VE ORADA HÜSEYIN (ALEYHISSELAM)’IN OĞULLARINDAN OLAN KAIM KIYAM EDECEK.” Ali bin Yusuf Hilli, el-Aded’ul-Kaviyye fi Def’il-Mahavif’il-Yevmiyye s.75-76

Müminlerin Emiri a.s: “Yeryüzünün doğusundan, ÜZERİNDE İŞARET OLMAYAN bayraklar yanaşacak! Bu bayrak ne pamuktan, ne ketenden ne de ipektendir. Mızrağın başında, Büyük Seyid (Hz Muhammed saas) mühürlüdür. Ali Muhammed a.s’dan olan bir adam bu bayrağı kaldıracak.

Emirel Müminin (aleyhisselam) buyurdu: “Mehdi, Ekbel’dir (çukur gözlü), saçları dağınıktır, yanağında bir ben vardır, ONUN BAŞLANGICI DOĞU’DAN OLACAKTIR. Bu olduğunda, Süfyani huruç edecektir ve bir kadının hamileliği kadar hüküm sürecektir.”
Kaynak: Gaybet-i Numani s.316

NEFSİ  ZEKİYE’NİN  KIYAMI

Nefsi Zekiye, Hz. Muhammed (s.a.v.s.)in Ehl-i Beyt’ine mensup Haşimi oğullarından bir gencin lakabıdır. Hasan oğlu Muhammed adını taşıyan bu zat Hz. Hüseyin bin Ali (as.)nin evlatlarındandır.

Nefsi Zekiye, Süfyani hareketinin başlangıcında İmam-ı Zaman (as.)ın emri üzerine hücceti tamamlamak üzere Mekke'ye hareket eder ve oradan da Medine’ye geçer. İmam-ı Zaman Hazretlerine karşı savaşmak amacıyla Süfyani’nin ikinci ordusu Medine’ye doğru hareket ettiğinde ise Nefsi Zekiye Mekke'ye doğru yönelir ve orada insanları hakka davet eder. Nefsi Zekiye oradan insanlara şöyle seslenir: Ey Mekke halkı ben, Veliyi Asr (as.) dan sizlere  gönderilmiş bulunuyorum ve O Hazret size şu mesajı getirmemi istedi:

“Biz Nübüvvet Ehl-i Beyti ve Risalet ve hilafet madeniyiz. Peygamber’in itreti ve peygamberlerin sülalesindeniz. Biz mazlum olduk, zulme uğratıldık. Resulullah Efendimizin irtihal ettiği günden itibaren hakkımızı gasbettiler ve bu hakkımız o zamandan bugüne kadar gaasıpların elindedir. Sizin yardımınızı bekliyoruz, bizim yardımımıza koşunuz.” [533]

Nefsi Zekiye, İmam Hazretlerinin bu mesajını ilettikten sonra düşmanlar tarafından tutuklanarak Rükn-u Yemani ve İbrahim (as.)ın makamı arasında başı kesilecek.

Nefsi Zekiye’nin Zilhicce ayının 25’ inde hiçbir suçu yokken Beytullah’ul Haram’da Rükn ile makam arasında  mazlumane bir şekilde  başını kesecekleri rivayet edilmiştir. Bu korkunç cinayetin ardından mu’minlerden bazıları Hz. Mehdi (as.)ı aramaya koyulur ve İmam Hazretlerine bîatte bulunurlar. Rivayetlerde, Nefsi Zekiye’nin şehid edilişi ile İmam-ı Zaman (as.)ın muhteşem, cihanşümul kıyamı arasında 15 gün fasılanın bulunduğu ve İmam Hazretlerinin kıyamının Muharrem ayının 10 unda vuku bulacağı ve bunun üzerine Hz. Cebrail’in sesi bir kez daha  çınlamaya başlayacağı ve insanları  İmam-ı Zaman’la ahitleşmeye davet edeceği belirtilmiştir.[534]

Yüce İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.s.) bu konuda şöyle buyurmaktalar:

“Nefsi Zekiye öldürülmedikçe Mehdi zuhur etmeyecek. Nefsi Zekiye öldürüldüğünde ise gök ve yer halkı onlara karşı gazaba gelecekler ve bunun ardından Mehdi zuhur edecek ve halk O’nun çevresinde bir araya gelecektir. Aynen insanların düğün gecesi gelinin çevresinde toplandıkları gibi.” [535]

İmam-ı Zaman (as.) Hazretleri Şeyh Müfit’e gönderdikleri mukaddes bir mektupta bu konuda şöyle buyurmaktalar:

“Bu fitne ve kargaşa olayında bizim hareket ve kıyamımızdan bir belirti ve alamet bulunmakta. Bu alamet Allah’ın emin hareminde münafık biri tarafından meydana getirilecek olaydır. Haram kanı akıtacak, Mu’minlere karşı hilede bulunacaktır ama asıl amacına ulaşamayacaktır. Zira onlar bizim dualarımızla desteklenmekte  ve asla Allah katından yüz çevirmeyecekler. Dostlarımızın kalpleri O’nunla huzur bulmaktadır. Gerçi çok çetin ve üzücü olaylar vuku bulacak ama işin sonu Allah Teala c.c.nın yardımıyla hayır ve iyilikle sonuçlanacak ve bu durum, Mu’minler büsbütün günahlardan arınıncaya kadar devam edecektir.” [536]

“Muhammed (s.a.v.s.) hanedanından bir genç kaçınılmaz olarak Yemani ile Rükn arasında öldürülmelidir.” [537]

İmam sadık (as.) Hazretleri de bir hadiste şöyle buyuruyorlar:

“Bizimle Arap arasında baş kesilmek kadar bir mesafe kalmıştır.” [538]

“Nefsi Zekiyenin öldürülmesi kesin alametlerdendir.” [539]

“Kaim’le nefsi Zekiye’nin öldürülmesi arasında 15 günlük bir mesafe bulunmakta.” [540]

Nefsi Zekiye’nin şehadetinden sonra Allah Teala c.c. nın emri üzerine insanlığın kurtarıcısı Hz. Mehdi (as.)ın mübarek ve kutlu zuhurları tahakkuk bulacak ve O kurtarıcının çağrısı Cebrail’in de yardımıyla tüm insanlara duyurulacaktır. İnşallah

 SEMAVİ NİDA (ÇAĞRI)

Hz. Cebrail (as.)ın ulvi mukaddes feryadı zuhurun alametlerinden biri olarak bilinmekte olup küçük kıyamet eşiğinde tahakkuk bulacaktır. O zaman Cebrail Allah Teala c.c. nın emri üzerine yerle gök arasında tüm dünyaya seslenerek bütün dünya halkının işiteceği şekilde şöyle buyuracaktır:

“Ey insanlar biliniz ki sizin emir ve hükümranınız Muhammed (s.a.v.s.) ın Ehl-i Beyt’inden olan Mehdi’dir ve hak Ali ve O’nun Şiileriyledir.”

Bu hususta bir rivayette de şöyle buyrulmakta:

“O gün Cebrail Beytul Mukaddes’de bir taşın üzerine çıkarak dünya halkına hitaben şöyle seslenecek: “De ki; Hakk geldi ve batıl zail oldu. Doğrusu batıl yok olucu, aradan gidicidir.”[541]

“Mehdi’nin kıyamı esnasında semavi nidacı şöyle feryat edecek: Ey insanlar! Allah Teala c.c. artık zalimlere, münafıklara ve onların izindekilere tanıdığı fırsatı kesti ve Muhammed (s.a.v.s.)in en iyi ümmetini sizin için rehberliğe seçti. Kendinizi Mekke’de O’na ulaştırınız ki O Mehdi’dir.” [542]

Yüce İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.s.) de bir hadisi şerifte şöyle buyuruyorlar:

“Ramazan ayında bir ses işitilecek, Şevval ayında savaş ateşi alevlenecek, kavimler Zilhicce ayında savaşa gireceklerdir. Bunun belirtisi ise o yıl hacıların talan edilmesi ve Mina’da büyük bir facianın vuku bulması, sayısız insanların ölmesi ve kanlarının akarak cemerata dökülmesidir.” [543]

Emir’ul Mu’minin Ali (as.) bu konuda şöyle buyurmakta:

“Duymadınız mı Allah Teala c.c. şöyle buyurmuştur: Dilersek sizin için gökten bir alamet, belirti göndeririz ve bu alamet, perde arkasında gizlenen kızı dahi dehşete düşürerek gizlendiği perdenin arkasından dışarı çıkmasına, uykudakinin uyanmasına ve uyanığın dehşete kapılmasına sebep olacaktır.”[544]

Hz. Ali (as.) bir rivayette de İmam-ı Zaman Hazretlerinin zuhurunun alametlerini sayarak şöyle buyurmakta:

“Üç alameti gördüğünüzde Mehdi’nin zuhurunu bekleyiniz:

1.    Şamlılar arasındaki ihtilaf

2.    Horasan’dan yola çıkacak olan siyah bayraklar

3.    Ramazan ayında gökten yükselecek olan çağrı, feryat

İmam Zeynel Abidin (as.) bu konuda şöyle buyuruyorlar:

 “Allah’a andolsun ki bu konu Allah’ın kitabında açık bir şekilde beyan edilmiştir.  Buyuruluyor ki:  “Çağırıcının yakın bir yerden çağrıda bulunacağı güne kulak ver. O gün, O çığlığı bir gerçek ( hak) olarak işitirler. İşte bu, çıkış, zuhur günüdür.[545] İşte O gün yeryüzünde tüm insanlar bu semavi nida ve çağrı karşısında teslim olacaktır. İman edenleri Allah Teala c.c. imanları üzerinde daha muhkem ve sağlam kılacak, akide ve inançlarını sarsılmazlaştıracaktır.  Bu ilk semavi çağrı olacak. Yüreklerinde hastalık ve dert olan kimseler ikinci çağrıda kuşku ve şüpheye kapılacaklardır.”[546]

“Semavi nida Allah’ın ayı olan Ramazan ayında vuku bulacak. O ses, insanları Hakka doğru davet eden Cebrail’in sesidir.” [547]

“Ramazan ayında sabah saatlerinde doğu tarafından yükselecek olan ses şöyle diyecek: Ey hidayete ermişler bir araya toplanın. Güneşin batışından sonra başka bir ses yükselecek ve ey batıl ahalisi toplanın diye hitap edecek.” [548]

Bu iki hadisle ilgili olarak şunu belirtmeliyiz ki bir günde insanlar iki ayrı ve farklı çağrıyla karşı karşıya kalacaklar bunlardan biri günün ışığında tüm insanlara iletilecek olup haktır ve bütün insanlar O’na lebbeyk diyerek O’na doğru koşmalı ve kendilerini doğru yola kavuşturduğu için sürekli Allah’a karşı secde ve ibadette bulunmalıdırlar. İkinci çağrı ise akşam karanlığında gerçekleştiği gibi insanları karanlık ve zulumata davet edecek olan Şeytanın çağrısıdır ve insanlar kendilerini Şeytanın tuzağına düşmekten korumalı bu hususta Allah’a sığınmalıdırlar ama ne yazık ki insanlardan bir çoğu bunun farkına varmayacak ve bu cehennemlik çağrıya olumlu cevap vererek Şeytan’ın izinden gideceklerdir.

İmam Muhammed Bakır (as.) şöyle buyuruyorlar:

“Sabahın ilk saatlerinde gökten gelecek bir çağrıda şöyle denilecek: Ey insanlar! Biliniz ki Hak Ali ve evlatlarıyladır. Ve aynı günün akşam saatlerinde Şeytan insanlara çağrıda bulunarak hakkın filancayla[549] olduğunu bildirecek. İşte batıl ehli burada kuşku ve şüpheye duçar olacaklardır.”[550]

“Nidacı hakkın Muhammed (s.a.v.s.) Ehl-i Beyt’ine ait olduğu sesini göklerde yükselttiği zaman Mehdi adı tüm dillere düşecek ve muhabbet ve sevgisi tüm yüreklerde yer edinecektir. Artık sadece O’nun ad ve yadı zikredilecek.” [551]

İmam Muhammed Bakır (as.) semavi çağrı hakkında şöyle buyurmakta:

“Semavi çağrı Ramazan ayının   23 ünde Cuma  gecesi vuku bulacak. O çağrı hakkında kesinlikle kuşkuya kapılmayın, işitiniz ve itaatte bulununuz ve aynı günün sonunda lanetli İblisin sesi yükselecek ve filancanın mazlumca öldürüldüğünü iddia edecek. Bunun üzerine bazılarının yüreklerine kuşku düşürecek ve büyük bir kitleyi bu kuşkularla ateşe sürükleyecektir. Cebrail’in çağrısının başlıca alameti Kaim ve babası (as.)ın adlarıyla seslenmesidir. Perde arkasında saklı olan kızlar dahi o sesi işitmekle sevinecek, baba ve kardeşlerini kıyam etmeye teşvik edeceklerdir.” [552]

“Semavi nidanın işitileceği yıl ondan önce Recep ayında bir alamet belirecek. O alametin ne olduğu sorulduğunda İmam Hazretleri şöyle buyurdular: Ayın yuvarlağında bir çehre görülecek ve gökte bir el ve avuç belirerek O’na doğru işarette bulunacak ve ardından gökte bir ses, çağrı yükselecek ve tüm dünya halkı oldukları yerde kendi dillerinde o çağrıyı duyacaklardır.” [553]

“Şiddetli bir anlaşmazlık ve ihtilaf baş gösterecek ve bu durum gökte bir elin belirmesine ve insanların efendisinin filan olduğunu söylemesine kadar devam edecek.” [554]

Rivayette belirtildiği üzere böyle bir ortamda inkârcılar dehşete kapılacak ve hiyanet ve cinayette bulunmalarına artık son verilecektir. Öyle ki hiçbir tepki gösterme takatini kendilerinde bulamayacaklar. Nitekim bu konuda şöyle buyrulmakta:

“Semavi çağrıyı işittiklerinde kafasına konan kuş gibi kuruyacaklar. Bu semavi haykırış karşısında bütün düşmanların boynu eğik olacak, bir konu hakkında kuşkulu ve şüphe içinde olsalar bile bu semavi çağrı hakkında kesinlikle kuşkuya kapılmayacaklar. Bu çağrıda O mutahhar, pâk insanlar kendi adları, babaları ve cedlerinin adlarıyla çağrılacaklar.” [555]

Rivayetlerde belirtildiği üzere bu çağrı mübarek Ramazan ayının 23 ünde Cuma günü vuku bulacak ve bu konuda Müslümanlara, o sesi duydukları zaman müteakibindeki zarar ve ziyanları önlemek için kulaklarını tıkamaları ve sesi işittikten sonra Allah Teala’ya  şükretmeleri tavsiye olunmuştur.

“Söz konusu Cuma günü sabah namazını kıldığınız zaman kendi evlerinize giderek kapı ve pencereleri kapayın, üzerinize bir şey örtünüz ve kulaklarınızı tıkayınız ve semavi çağrıyı duyduğunuz zaman ise secdeye kapılarak şöyle deyiniz: Suphane Rabbuna el-Kuddusu Bu belirtilenleri yapanlar kurtulurlar ve ona karşı koyanlar helak olurlar.”[556]

“Bütün canlılar O semavi çağrıyı işitecekler ve bütün uykuda olanlar uyanacaklar, tüm ayaktakiler oturacaklar ve bu sesi işittiklerinde dehşete kapılacaklar. O ses Cebraili eminin sesidir. Bu sesi işitip de olumlu cevap verene ve Lebbeyk diyene Allah rahmet etsin.” [557]

“Bu iki haykırış kaçınılmaz olarak Kaim (as.)ın kıyamından önce tahakkuk bulacak. Bunlardan biri gökten gelecek ve o Cebrail-i emin’in sesidir ve öteki ise yerden yükselecek ve lanetli Şeytanın sesidir.” [558]

İmam Sadık (as.) Hazretleri de şöyle buyurmakta:

“Güneşin batmasına az bir süre kala, güneşin battığı istikametten bir ses yükselecek ve şöyle diyecek: Ey insanlar! Sizin sahibiniz Filistin bölgesinde susuz ve kurak bir bölgede zuhur etmiştir ve o, Osman bin Anbese[559]’dir. O’na bîatte bulununuz ve hidayete eriniz. O’na karşı muhalefet etmeyiniz.”[560]

İmam Sadık (as.) dan, bu nida ve çağrı karşısında kimlerin iman getirip, kimlerin iman getirmeyeceklerini ve o duyacakları semavi çağrının hak olup olmadığını nasıl anlayacaklarını sorduklarında İmam Hazretleri şöyle buyurdular:

“Daha önce O’na iman edenler halen bu imanları üzerinde sadık kalacaklar. Semavi çağrıyı duydukları zaman ise o çağrının hak olduğunu idrak ederek  onu  doğrulayacaklardır.”[561]

İmam Hazretleri daha sonra şu ayeti tilavet buyurdular:

“De ki sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mıdır? De ki: Hakka ulaştıracak Allah’tır. Öyleyse Hakka ulaştıran mı uyulmaya daha layıktır yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşmayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?” [562]

İmam Sadık (as.) bu konuda da şöyle buyurmaktalar:

“Cebrail’in nidası gökten, Şeytanın çağrısı ise yerden duyulacak. Siz ilk işitilecek olan sese itaatte bulununuz. Kesinlikle ikinci sese doğru yönelmeyesiniz. Gökten yükselecek olan ses haktır.  Andolsun Allah’a ki her bir kavim kendi dilinde o sesi işitecekler.”

İmam Rıza (as.) da bu konuda şöyle buyurmuşlardır:

“Gökten gelecek çağrı ve nidayı bütün yeryüzündekiler işitecek. Bu ses insanları Kaim (as.) a doğru davet ederek şöyle diyecek: Uyanık olunuz ki Allah’ın yeryüzündeki Hücceti Beytullah-ıl Haram’ın yanında zuhur etmiştir. O’na itaatte bulununuz. Zira hak O’nunladır ve O’na münhasırdır.” [563]

O gün Hz. Mehdi (as.)ın insanlara ilk hitabının şu ayeti kerime olacağı rivayet edilmiştir:

“Eğer Mu’minlerseniz, Allah’ın bıraktığı, Bakiyyetullah sizin için daha hayırlıdır.” [564]

Alıntı: http://kitab.nur-az.com/tr/lib/view/520/15/62514/Hz-%C4%B0SA-AS-IN-R%C4%B0C-ATI/#_ftn542
Habib-i Neccar

Habib-i Neccar

Allahın Bir Kulu İçin Yaktıgı Şehir Hatay

“Şehrin en uzak semtinden bir adam koşarak geldi.” (Yâsin: 20)

Hatay'a (nam-ı diğer Antakya'ya) geldiğimde ziyaret ettiğim ilk yerlerdendi Habib-i Neccar Camii. Müthiş bir hikâyesi vardı, bu hikâyeyle büyülendiğim doğruydu; bir zaman sonra huzurumun adresi olacağını nereden bilebilirdim ki?

Habib-i Neccar, Anadolu'da kurulmuş olan ilk cami olarak bilinir. Caminin sınırları içinde ziyaretgâhı bulunan ve camiye ismini veren zâta Yasin Suresi'nde yer verildiğine inanılıyor; bu sebeple Müslüman camianın gözünde bu camii diğer camilerden farklı bir yerde.

Hz. İsa'nın peygamberliği döneminde halkı putperest olan Antakya'nın tevhid dinini tebliğ için vazifelendirilen elçileri Yahya, Yunus ve Şem-un Sefa’nın (ki yabancı metinlerde bu isimler Yuhanna, Pavlus ve Petrus (Batrus) olarak geçer) kabirleri bulunduğu için de Hristiyanlar tarafından önemseniyor bu cami. Farklı dinlerin, dillerin, ırkların, mezheplerin kardeş olduğu bu şehirde Habib-i Neccar Camii hoşgörünün, kardeşliğin merkezi, şehrin gözbebeği gibi…

Tebliğin ilk muhatabı Habib-i Neccar

Hatay Habib-i Neccar Camii

7'den 70'e, eksiğiyle fazlasıyla hemen herkesin dilindedir hikâyesi. Antakyalıların genel olarak bildiği şekliyle aktaracak olursak hikâye şöyle:

Habib-i Neccar geçimini marangozlukla sağlayan bir Antakyalıdır. (Neccar, Arapça'da marangoz demek.) Cüzzamlı bir oğlu olduğu için yaşamını dağdaki bir mağarada sürdürmektedir. Hz. İsa, iki havarisini (Yahya ve Yunus) Antakya'ya gönderir,  dağları aşıp şehre giren elçiler ilkin Habib-i Neccar'a rastlarlar.

Habib-i Neccar şehre yabancı olan bu iki elçiyi görür ve kim olduklarını sorar. Onlar da Hz. İsa'nın elçileri olduklarını söylerler. Habib-i Neccar iki elçiden kendilerini peygamberin yolladığına dair bir delil ister. Onlar da derler ki: “Allah'ın izniyle biz hastalıklara şifa veririz.” Cüzzamlı oğlu, onların elinden şifa bulunca Habib-i Neccar şeksiz şüphesiz imân eder elçilerin dinine. Sonra elçiler şehre inip halkı dine davet ederler; fakat çabaları sonuçsuz kalır. Hastalıklara şifâ verdikleri duyulup halkın onların etrafında toplandığını haber alan şehrin hükümdarı bu elçileri sorgusuz sualsiz zindana attırır.

Onları bir peygamber gönderdiyse ellerinde delil olmalıydı

Uzun süre kendilerinden haber gelmeyince üçüncü elçi (Şem-un Sefa) Antakya'ya gönderilir. (Yasîn Suresi'nin 14. ayetinde geçen olayın bu olduğuna inanılıyor.) Kimliğini açığa vermeden kralın sarayına girer Şem-un Sefa; amacı, kendisinden önce gönderilen iki elçiyi kurtarmaktır. Aradan zaman geçer ve kralın güvenini kazanır Şem-un Sefa. Krala kendisinden önce şehre gelerek hastalara şifâ verdiklerini söyleyen elçileri imtihana tâbi tutmayı teklif eder. Kral, kabul eder ve elçileri çağırtır. Arkadaş oldukları hâlde birbirlerini tanımamazlıktan gelir elçiler. Oyunun bir parçasıdır bu. Şem-un Sefa arkadaşlarına: “Nereden gelip nereye gidersiniz, sizi kim gönderdi?” diye sorar. Elçiler kendilerini İsa peygamberin gönderdiğini, hak olan tevhîd dinini davete geldiklerini söylerler.

Bunun üzerine Şem-un Sefa “madem sizi bir peygamber gönderdi, elinizde bir delil olmalı” der. Hastalıklara şifa veren elçiler ölüleri de diriltebildiklerini söylerler. Sarayda henüz yeni vefat eden birini elçilerin huzuruna getirirler ve diriltmelerini isterler; onlar da Allah'ın izniyle diriltirler. Dirilen kişi, “Ey Antakya halkı, siz de öldükten sonra benim gördüğüm azabı görmek istemiyorsanız beni kurtaran bu üç kişiye uyun” der ve bu esnada Şem-un Sefa'nın da kim olduğu ortaya çıkar. Kral şaşkındır, sorar: “Şem-un Sefa, sen de mi onlardansın?” Bozuntuya vermez Şem-un Sefa, krala dönüp, “Kralım, bu elçiler olağanüstü bir hâl gösterdi. Putlarına söyle, onlar da marifetlerini göstersinler” der. Tabi kral bilir putlarının böyle hünerlerinin olmadığını... Yemeyen, içmeyen, konuşmayan putlar ne yapabilir ki?

Bir adam gelir şehre koşarak!

Kralın bu olaydan sonra iman ettiği bilinir, rivayetler bu yöndedir. Fakat halkı, davete icabet etmez, aksine inkâr yoluna giderler. Büyü yapmakla suçlarlar elçileri. Atalarının dininden vazgeçmeyen halk elçileri taşa tutar. Bunu duyan Habib-i Neccar gelir şehre koşarak ve der: “Ey kavmim, sizden hiçbir karşılık beklemeyen bu kimselere uyun. Onlar doğru yola ermiş olanlardandır.” (Bu olayın Yasîn Suresi 20-22. ayetlerde geçen olay olduğuna inanılır.) Halk, elçilerin getirdiği dine inandığı, atalarının dinine ihanet ettiği gerekçesiyle Habib-i Neccar'ı da taşlayarak şehit eder.

Pek çok rivayet var!

Hatay Habib-i Neccar Camii

Başka bir rivayette Habib-i Neccar'ın şehit edilmesi dağda gerçekleşir. Öfkeli halk, Habib-i Neccar'ın başını gövdesinden ayırır ve şehrin doğusundaki dağdan yuvarlanan başı bugün caminin bulunduğu yere kadar gelir. Hatta camide yer alan Habib-i Neccar Ziyaretgâhı'nda sadece başının bulunduğu, gövdesinin de dağda olduğu söylenir.

Camiyi ziyaret ettiğinizde size rehberlik yapmak isteyen yaşlı bir amcayı görürseniz size anlatacağı hikâye böyledir. Şehrin doğusundaki, caminin hemen yanı başındaki Habib-i Neccar Dağı'na tırmandığınızda dağda kalmış bedenine hürmeten yapılan bir ziyaretgâh ile daha karşılaşırsınız. Bedeninin cami içindeki ziyaretgâhta olduğunu söyleyenler varsa da çoğu kişi bedeninin dağda, kafasının ziyaretgâhta olduğuna inanıyor. Rivayetler envâi çeşit...

Hikâye doğru olabilir mi sorusu kafa kurcalasa da, ehl-i ilmin hikâyenin hakîkâti noktasında müspet bir noktada birleşmediklerini öğreniyoruz. Anlatılanların hikâye olmaktan çok efsanevî yönü ağır basıyor zira.

Antakya'nın fatihi: Ebu Ubeyde Bin Cerrah

636 yılında Hz. Ömer'in hilâfeti döneminde, Antakya Ebu Ubeyde Bin Cerrâh komutasındaki İslam ordusu tarafından fethedilmiş ve fethin sembolü olarak da cami inşa edilmiş. Cami, Bizans'ın işgaliyle kiliseye çevrilmiş, Müslümanların şehri geri almasıyla tekrar cami olarak ibadete açılmışsa da bu durum bir kaç böyle kez devam etmiş; şehir bir Müslümanların eline geçmiş, bir gayrimüslimlerin; Habib-i Neccar ise bir cami olmuş, bir kilise...  Bu hâl 1268 yılına kadar devam etmiş. 1268'de Memlük Sultanı Baybars döneminden bu yana cami olarak faaliyette. 1853 yılında Antakya'nın gördüğü büyük deprem sonrasında yerle bir olan camii, 1857 yılında tekrar inşa edilmiş. Günümüzdeki yapı, 1857'den beri ayakta.



Habib-i Neccâr Kıssası:

İsa Aleyhisselâm’ı öldürmeye kalktıkları gibi, havarilerden üçü Antakya halkını İslâm’a dâvet için gittikleri zaman oranın halkı Habib-i Neccar’ı öldürdüler. Yani küfürlerinde bu kadar azgın idiler, imana yanaşmadılar.

Bu hususta Yâsin sûre-i şerif’inde bilgi verilmektedir.

Antakya halkı dâvetçileri reddettikleri gibi, öldürmek için söz birliği ettiler. Bunun üzerine şehrin öte başından Habib-i Neccar adında inanmış bir kimse alelacele imanını açığa vurdu. Hak ve hakikatı ortaya çıkarmak için çaba sarfetti.

“Şehrin en uzak semtinden bir adam koşarak geldi.” (Yâsin: 20)

İman edenlere numune olmak üzere bütün gayretiyle sahaya atıldı. Halkı bu gelen elçilere uymaya teşvik etti, onlara öğütlerde bulundu.

“Dedi ki: Ey kavmim! Gönderilmiş bulunan bu elçilere uyunuz.” (Yâsin: 20)

Tebliğleri muvacehesinde Allah’ın birliğini tasdik ederek, O’na ibadet ve taatta bulunun. Putlara tapmaktan vazgeçin.

“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyunuz. Onlar doğru yoldadırlar.” (Yâsin: 21)

Böyle bir dâveti yapan kişiler elbette ki doğrudurlar, sözlerinde samimidirler. Din ve dünya hayrına ermişlerdir, onlara uyan hidayete erer.

Habib-i Neccar daha sonra iman edişinin sebeplerinden bahsetmeye başladı:

“Ben, beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O’na döndürüleceksiniz.” (Yâsin: 22)

“Ben, O’ndan başka ilâhlar edinir miyim hiç.” (Yâsin: 23)

“Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek dilerse, o putların şefaatı bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.” (Yâsin: 23)

“O takdirde ben de gerçekten apaçık bir sapıklık içinde olurum.” (Yâsin: 24)

Yaratan’a ortak koşmak, hiç şüphe yok ki en büyük sapıklıktır.

Habib-i Neccar gerek kavmine gerekse geleceğin insanları da dahil olmak üzere duyuru kabiliyeti olan herkese hitap ederek şöyle buyurdu:

“Şüphesiz ki ben sizin de Rabbiniz olan Allah’a inandım. O halde beni dinleyin.” (Yâsin: 25)

Nitekim onun dünyadaki sözleri insanlar için bir öğüt ve ibret olmak üzere anlatılmıştır.

O, bu sözleri söyleyince halk üzerine hücum etti. Onu taşa tuttular, ayaklarının altına alıp çiğnediler. O ise: “Allah’ım! Kavmimi hidayete erdir.” diye duâ ede ede can verdi.

Bunun üzerine taraf-ı ilâhi’den kendisine:

“‘Cennete gir!’ denildi.” (Yâsin: 26)

Allah-u Teâlâ şehâdetinin hemen ardından onu cennetle müjdeledi. Melekler onu karşılamak için dizildiler ve: “Firdevs cenneti seni beklemektedir.” diye haber verdiler.

O ise oradaki fevkalâde mükâfatı görünce, kavminin de bu hâli bilmesini temenni etti ve şöyle söyledi:

“Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” (Yâsin: 26-27)

Kendisinin erdiği bahtiyarlığı bilseler de küfürlerine tevbe edip iman ve ibadet yolunu tutsalar.

O gerçekten kavminin hidayet bulmasını şiddetle arzu etmekteydi.

Allah-u Teâlâ elçileri yalanlayan, dostunu öldüren o kavme gazap etti. Cebrâil Aleyhisselâm’ın bir sayhası helâk olmalarına yetti.

Bu zulümleri yapanlar onlar değil miydi? İsa Aleyhisselâm’ı çarmıha gerdiklerini iddiâ ederek iftihar edenler onlar değil mi? Şimdi de İsa Aleyhisselâm’a sahip çıkıyorlar!

1 Ocak 2018 Pazartesi

Mekke'nin fetih tarihi nedir? - Mekke ne zaman fethedildi?

Mekke'nin fetih tarihi nedir? - Mekke ne zaman fethedildi?

'Mekke'nin fetih tarihi' merak edilenler arasında yerini aldı. Müslümanlar tarafından merak edilen Mekke'nin fetih tarihi ne zaman? merak edilenler arasında. Ülkemizde son yıllarda Mekke’nin fetih tarihi 10 gün önceye çekilerek Miladi 31 Aralık/ 1 Ocak’ta kutlanmaya başlandı.  Mekke’nin fethi, tarihi kaynaklara göre; (İbn İshâk, İbn Hişâm, Belâzûrî, Vâkıdî, İbn Esir, İbn Kesir, Taberî gibi pek çok tarihçinin ittifakla verdiği tarih) Hicrî takvime göre 20 Ramazan 8’de (Hicretin 8. yılı) gerçekleşmiştir. Bu Hicri tarih Milâdî takvime uyarlanınca 11 Ocak 630 tarihi elde edilir. İşte detaylar...

MEKKE'NİN FETHİ

Müslümanlarla Mekkeli Kureyşliler arasında Hudeybiye Antlaşması yapılmıştı. Mekkeli Kureyşlilerin müttefiki olan Beni Bekir kabilesi bu antlaşmaya aykırı biçimde, Müslümanların himayesindeki Huzaa kabilesine saldırdı.

İslam peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) Mekke'ye haber göndererek, öldürülenlerin kan bedellerinin ödenmesini veya Beni Bekir kabilesiyle olan ittifakın sonlandırılmasını, aksi halde Hudeybiye Antlaşması'nın bozulmuş sayılacağını ve savaşa mecbur kalacaklarını bildirdi. Mekkeliler, teklifleri reddettiler ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler. Mekkeliler daha sonra fikir değiştirip Ebu Süfyan'ı Müslümanları bir barışa ikna etmesi için Medine'ye gönderdiler. Ancak görüşmelerden hiçbir netice alınamadı.

İslam peygamberi Hz. Muhammed, Hicret'in 8. yılı, Ramazan ayının 10. günü, 10 bin kişilik bir ordu ile Medine'den çıktı (1 Ocak 630).  20 Ramazan'da (11 Ocak 630) Hz. Muhammed ordusunu 4 kola ayırdı ve ordusuna şu emri verdi:

"Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz, hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz."

Hz. Muhammed hareket emri verdi ve Fetih Suresi'ni okuyarak Mekke'ye girdi. 3 kol herhangi bir direnişle karşılaşmazken Halid bin Velid'in komutasındaki 4. kol, İkrime bin Ebu Cehil önderliğindeki küçük bir saldırıyı geri püskürttü.

Hz. Muhammed, Mekke'ye girer girmez genel af ilan edildiğini bildirdi ve Ebu Süfyan'a bildirdiği şekilde, kimseye dokunulmayacağını ilan etti. Ardından içerisinde 360 put bulunan Kâbe'ye yöneldi. İsra Suresi'nin 81. ayetini okuyarak putları birer birer devirdi. Daha sonra da beraberindeki Müslümanlarla Kabe'yi tavaf etti.

Mekke'nin Fethi

İslamiyet'in İlk Savaşları

Tarih: 11 Ocak 630
Bölge: Mekke
Sonuç: Müslümanların kesin zaferi, Mekke'nin alınması.


9 Aralık 2017 Cumartesi

Donald Trump Kudüs'ü İsrail'in Başkenti Olarak Tanıdı

Donald Trump Kudüs'ü İsrail'in Başkenti Olarak Tanıdı

Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın bugün, ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyacağı ve Tel Aviv'deki Amerikan Büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması hazırlıkları için talimat vereceği belirtilmişti. Gözler Trump'ın yapacağı açıklamaya kilitlendi.

TRUMP: KUDÜS İSRAİL'İN BAŞKENTİDİR

"İsrail Filistin barışı için çalışmaya devam edeceğiz. Ortadoğu barışı için elimden geleni yapacağım. İsrail Filistin çatışmasına çözüm bulunacak. İsrail'in başkenti olartak tanıyacaktı. Bu yasa kongreden büyük çoğunlukla çıkmıştı. ABD'nin büyük elçiliğini Kudüs'e taşıma kararından bertaraf ettiler. Kudüs'ün bu şekilde tanınması gecikti. Bazıları cesaretleri yok dediler. Şimdi İsrail ile Filistin arasında barış anlaşması çalışmaları var. Atılan bu adımı ABD'nin çıkarına olarak görüyorum. İsrail bağımsız ve egemen bir devlettir. Bu şehir başbakan ve cumhurbaşkanının evinin olduğu yerdir. Kudüs İsrail'in başkentidir. bundan fazlası da değildir, azı da değildir. Bu bu kadardır.Bu Kudüs büyükelçilik yasası ile de uyumludur."

"BÜYÜKELÇİLİĞİMİZ KUDÜS'E TAŞINACAK"

"Kudüs sadece 3 büyük dinin merkezi değildir. Dünyanın en başarılı demokrasilerinden birinin de merkezidir. Kudüs Yahudilerin ibadet ettiği, Hristiyanların bulunduğu, Müslümanların da ibadet ettiği bir yerdir. bir noktayı da ifade edeyim. Bu kararın amacı kalıcı bir barış anlaşmasından ayrılma adımı değilir. Biz bu anlaşmayı istiyoruz. Biz taraf olmuyoruz. Tartışmalı sınırlara herhangi bir şekilde taraf olmuyoruz. Bir barış anlaşmasının kolaylaştırıcı olmasına çalışıyoruz."

TRUMP, KUDÜS'Ü BAŞKENT OLARAK TANIDIĞINI ONAYLAYAN İMZAYI ATTI

"Bütün taraflara çağrıda bulunuyoruz. Haram-üş Şerif denen bölgenin aynı şekilde kalmasını istiyoruz, barışı istiyoruz. Barışın geleceğine istikrara ve güvenliğe katkı yapacaktır bu adım. Barışa varacağız. Bu kutsal şehir insanlığa hizmet edecektir. Barış ona uzanmak isteyenlerin uzanabileceği uzaklıkta. Çocuklarımız sevgi ve dostluk miras almalılar. Ruhaniyet açısından çok önemli bir bölge. Bu bölgeyi harika bir gelecek beklemekte. Halklara şu çağrıda bulunuyorum: Tartışmalarınızı şiddetle yapmayın. Bugün kendimizi karşılıklı anlayış ve saygı yoluna sokmalıyız. Tüm olasılıkları tekrar değerlendirelim."

"TAŞINMA İŞLEMLERİNİN BAŞLAMASI İÇİN TALİMAT VERİYORUM"

"Dışişleri Bakanlığı'na talimat veriyorum. Hemen taşınma işlemlerine başlanacak. Bu karar, bizim ABD olarak bölgede kalıcı barış anlaşmasına taahhüdümüzü bozmuyor. Bizler İsrailliler ve Filistinliler için güzel bir anlaşma istiyoruz. Bizler, tartışmalı sınırlar konusunda nihai bir şey söylemiyoruz. Bütün bunlar iki taraf arasındaki anlaşmaya kalmış şeyler."

ABD'nin Tel Aviv Büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma sözü veren Trump'ın bugün açıklamasında bu yönde kararını açıklayabileceği ifade ediliyordu. Filistin ise, "Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma" anlamına gelecek bu adıma şiddetle karşı çıkarak tepki göstermişti.

RUSYA'DAN KUDÜS AÇIKLAMASI

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Bogdanov, ABD'nin skandal Kudüs kararını görüşerek Kudus'ün yanındayız mesajını verdi.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov ile ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararını görüştü.Bogdanov, Kudüs meselesinin uluslararası kararlara bağlı olduğuna işaret ederek, ABD'nin kararından endişe duyduklarını ve Filistin halkıyla dayanışma içerisinde olduklarını bildirdi.



TILLERSON: "BİZ BUNU TAKİBEN KALICI BARIŞIN SAĞLANACAĞINA İNANIYORUZ"

Tillerson, Trump'ın "Dışişleri Bakanlığına, Tel Aviv'deki büyükelçiliğimizin Kudüs'e taşınması için hazırlıklara başlaması talimatını verdim" sözlerinin ardından yazılı açıklama yaptı.

Tillerson, açıklamada, "Dışişleri Bakanlığı, Tel Aviv'deki Büyükelçiliğin Kudüs'e taşınması kararını bir an önce uygulamaya başlayacaktır" ifadelerini kullandı.

"Başkan Trump'ın, Kudüs'ü başkent olarak kabul etmesi, İsrail Meclisi, Yüksek Mahkemesi, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın ofislerinin Kudüs'te olması gerçeğiyle örtüşmektedir." değerlendirmesinde bulunan Tillerson, "Başkan karar vermeden önce çok sayıda dost, partner ve müttefiklerimizle istişare ettik. Biz bunu takiben kalıcı bir barışın sağlanacağına inanıyoruz" dedi.

TRUMP'IN KUDÜS'Ü BAŞKENT OLARAK TANIMASINA TEPKİLER BÜYÜYOR

Fransa Cumhurbaşkanı Macron: ABD'nin tek yanlı kararı üzücü, desteklemiyoruz.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres: İki devletli çözümden başka alternatif yok.

Mısır: ABD'nin Kudüs'ü tanımasını reddediyoruz.

İran: Trump'ın Kudüs'ü tanıma kararı BM kararlarının açık ihlalidir.

Filistin: Karar iki devletli çözümü yok ediyor.

"EN SON ÇÖZÜLMESİ GEREKEN KONUDUR"

BM Genel Sekreteri Guterres "Kudüs, BMGK ve BM Genel Kurul kararları temel alınarak, iki taraf arasında doğrudan görüşmeler yoluyla en son çözülmesi gereken bir konudur" dedi.

Kudüs'ün, insanların kalbindeki yerini anladığını dile getiren Guterres, "Yüzyıllardır böyle oldu ve böyle olacak. Şunu açıkça ifade etmek isterim ki iki devletli çözümün herhangi bir alternatifi yoktur. B planı yoktur." vurgusu yaptı.

HAMAS SÖZCÜSÜ BERHUM:

Hamas sözcüsü Fevzi Berhum, ABD'nin Kudüs'le ilgili kararının Arap ve Müslümanlara yönelik saldırı anlamına geldiğini belirtti.

Kudüs'e yönelik bu karar karşısında stratejik bir ulusal ittifak çağrısında bulunan Berhum, "Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararı, ABD'nin terörü korumaya alma ve Siyonist terörizmi meşrulaştırması demektir" ifadesini kullandı.

"CİDDİ ENDİŞE DUYUYORUZ"

AB Yüksek Temsilcisi Mogherini: "AB, bugün ABD Başkanı Donald Trump'un Kudüs'e ilişkin açıklamasından dolayı ciddi endişe duyuyor"

REED: ABD MENFAATLERİNE YÖNELİK KÖTÜ SONUÇLAR DOĞURABİLİR

ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komitesi Kıdemli Üyesi, Rhodes Island eyaleti Senatörü Demokrat Jack Reed Trump’ın Kudüs kararını yapılış biçimi ve zamanlaması açısından ABD menfaatlerine yönelik kötü sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Yaptığı yazılı açıklamada Reed şu ifadelere yer verdi:

"Müslüman karşıtı tweetlerden sonra bu da Trump’ın diğer bir pot kırması ve baskı olmaksızın yaptığı diplomatik hatalardan biri. Bu ilan zarar vericidir çünkü şu anda bölgede tansiyonun düşürülmesi ve iki devletli çözüm üzerinde çalışmak gerekir."

PELOSİ: KALICI BARIŞA ERİŞİMİ DAHA DA ZORA SOKACAKTIR

ABD Temsilciler Meclisi Demokrat azınlık lideri Nancy Pelosi ise söz konusu kararın kalıcı bir barışın sağlanmasını zora soktuğunu kaydetti.

Kudüs’ü “Yahudi anavatanının ebedi başkenti” olarak tanımlayan Pelosi, “İsrail ile Filistin arasında müzakere edilmiş bir anlaşma olmadan ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımak şimdi gereksiz bir şekilde kitle protestolarına yol açacak, tansiyonu arttıracak ve kalıcı bir barışa erişimi daha da zora sokacaktır.”

WASHİNGTON POST: SİYASETTEN RİSKLİ

Bununla birlikte Amerikan medyasının karara temkinli yaklaşması dikkatlerden kaçmadı.

Washington Post gazetesi kararı uzun süredir söz konusu olan ABD politikasına ters bir karar olduğunu belirtirken Trump’ın Ortadoğu ve ABD müttefiklerinin uyarılarını dikkate almamasını “siyaseten riskli” olarak niteledi.

Diğer taraftan New York Times gazetesi ise kararı ABD’yi yalnızlaştıracak bir adım olarak tanımlarken son derece hassas bir diplomatik konu olan Kudüs kararının dünyadan tepki çekeceğini yazdı.

NETANYAHU: DİĞER ÜLKELER DE BÜYÜKELÇİLİKLERİNİ KUDÜSE TAŞIMALI

ABD'nin Kudüs'ü başkent olarak tanımasının ardından yaptığı açıklamada memnuniyetini dile getirerek, " Tarihi bir adım. Diğer ülkeler de büyükelçiliklerini Kudüs'e taşımalı" dedi.

 Netanyahu, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bugün tarihi bir gün. Kudüs yaklaşık 70 yıldır İsrail'in başkenti ve bizim umudumuzun, rüyamızın ve duamızın yeni bin yıldaki odak noktası. (Kudüs) 3 bin yıldır Yahudilerin başkenti. Kutsal mekanların statüsünde bir değişiklik olmayacak. Bu İsrail'in ilk gününden beri bizim hedefimizdi. Yahudi devleti ve Yahudi halkı buna sonsuza dek minnettar kalacaktır. Trump'ın, İsrail'in, Filistinliler de dahil komşularıyla barışı ilerletme kararlılığını paylaşıyoruz. Trump'la ve ekibiyle bu barış rüyasını gerçekleştirmek için çalışmaya devam edeceğiz.

TRUMP'TAN AÇIKLAMA ÖNCESİ GELEN MESAJ: GECİKMİŞ BİR KARAR

ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs'ün başkent olması yönündeki kararı konusunda kabinesini bugün bilgilendirdi. Trump, Kudüs'le ilgili kararının çoktan alınması gereken bir karar olduğunu söyledi. Trump'ın bu sözleriyle kendinden önceki ABD başkanları olan Bill Clinton ve George W. Bush'un Kudüs'le ilgili sözlerini tutmadıkları imasında bulunduğu düşünülüyor.

Öte yandan Trump'ın bu hamlesine karşılık dünyada tepkiler çığ gibi yükseliyor. Dünyadan ve sıcak bölgedeki ülkelerden, Filistin-İsrail arasında bir savaşa neden olabilecek bu karar nedeniyle Trump yönetimine tepkiler yağıyor.


KUDÜS HAMLESİ DÜNYAYI AYAĞA KALDIRDI: 'TRUMP SAVAŞ İLAN EDİYOR'

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: KUDÜS, TÜM MÜSLÜMANLARIN GÖZ BEBEĞİDİR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün yaptığı açıklamada, "Kudüs'ün kutsiyetinin ve tarihi statüsünün korunması hususunda Ürdün'le aynı düşüncedeyiz. Kudüs'ün statüsü konusunda atılacak yanlış bir adım İslam aleminde infiale neden olacaktır. Kudüs, tüm Müslümanların göz bebeğidir. Kimden gelirse gelsin, bu tarihi konuyu gözardı eden tüm yaklaşımların sonu hüsrandır. Ortadoğu'da istikrar için yegane yol, 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletidir.

13 Aralık'ta İslam İşbirliği Teşkılatı'nın liderlerini İstanbul'da toplanacak. Bir sonuç bildirgesini oradan tüm dünyaya açıklayacağız. İslam dünyasının Kudüs konusunda beraber hareket etmesi çok önemlidir." demişti.


Yahudi İnancı ve Nil'den Fırat'a Büyük İsrail Projesi

Yahudi İnancı ve Nil'den Fırat'a Büyük İsrail Projesi

Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Devleti Safsatası

CEHALET KORKUNUN, KORKU DA NEFRETİN ANASIDIR

Ülkemizde, kapağında İsrail’in ve Yahudiliğin sembollerinden olan Hz. Davud’un altı köşeli yıdızı veya Yedi Kollu Şamdanı olan kitaplar, yazarları gerçek bilim insanı olsunlar veya olmasınlar, korkuyla karışık bir merak uyandırdıklarından kolaylıkla çok-satarlar listesine girip hem yazarlarını hem de bu kitapların ticaretini yapanları memnun etmekteler.

Milli düzlemden dînî düzleme

Arap devlet adamlarının İsrail ile olan savaşlarında halklarını teşvik edebilmek için din faktörüne sarıldıklarını, Cihatlar ilan ettiklerini ve Fedayinleri dinsel motifleri kullanarak cepheye sürdüklerini biliyoruz.  Bu liderler, Arap ve Yahudi milliyetçilikleri arasında İsrail/Filistin coğrafyası üzerindeki toprak kavgasını, bir Müslüman-Musevi çatışmasına dönüştürmek için ellerinden geleni yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar.                 

Konuya vakıf akademisyenler haricinde pek az kişinin bildiği önemli bir husus, 25 Eylül 1969 tarihinde kurulan İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ), 21 Ağustos 1969 günü Michael Dennis Rohan isimli Avustralyalı dengesiz bir Hıristiyanın El Aksa Camiinde yangın çıkarmasını Yahudilere mal ederek yaratılan infial temel alınarak kurulmuş olmasıdır. Böylece, Arap liderler, İslam Dünyasını, dinsel dayanışma duygularını istismar ederek İsrail ile olan kavgalarına taraf ettiler.

Arz-ı-Mev’ud

Türkiye’de İsrail ve Yahudi konusuna ilgi duyan aydınların yanılgıya düştükleri hususlardan bir tanesi de ‘Vaat edilmiş toprakların yani ‘Arz-ı mevûd’un hudutları ile ilgili olup bu hudutların Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bazı toprakları da kapsadığı konusudur.

Arz-ı mev’ud’un hudutları Tevrat’ta  Nil ile Fırat nehirleri arasındaki coğrafya olarak gösterilmiştir. Gerçekten de, İslam dinince ‘Hak Kitap’ olarak nitelendirilen Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’ın Yaradılış/Tekvin Bab 15’te “ O gün RAB Avram’la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: “Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları (...) senin soyuna vereceğim.” denilmektedir.

Aşağıda, Yaradılış Bab 15 temel alınarak Sözde Büyük İsrail’in sınırlarına atıfta bulunan bir haritayı görüyorsunuz.

Hz. İbrahim’in zürriyeti

Ancak, bu coğrafya Tanrı’nın  Hz. İbrahim’le yaptığı akit çerçevesinde tüm zürriyetine verdiği topraklardır. Bu toprakları münhasıran Yahudilere mal etmek için Hz. İbrahim’in zürriyetinin sadece Yahudilerden oluştuğunu varsaymak gerekir ki bu yanlıştır. Zira Tevrat’ta da yazılı olduğu gibi bu zürriyet sadece meşru oğlu Hz. İshak’ı değil, Hz. İbrahim’in Mısır’lı cariyesi Hacer’den olan Hz. İsmail dolayısıyla onu ataları olarak addeden ve günümüz Yahudilerinin ataları olan İbranilerle birlikte, Arapları da kapsamaktadır. Hz. İsmail’in baba tarafından yarım kardeşi Hz. İshak, Hz. Yakup’un (İsrail) babasıdır. Bugünkü Yahudiler isimlerini Hz. Yakup’un (İsrail) oğullarından Yehuda’nın payına düşen topraklarda yaşayan İbranilerden almışlardır. Yahudi = Yehuda’lı.

Hz. İbrahim’den 2000  sene sonra onun tek tanrılı dinini Hz. Muhammed sayesinde yeniden keşfeden  Arapların Yahudi amca oğullarından bu kadar nefret etmelerinin sebebini anlamak hakikaten güç olmakla beraber bunun Arapların meşhur bir atasözüyle açıklanabileceğini düşünüyoruz: “Aşiretimle birlikte komşu aşirete karşı, amca oğullarımla birlikte aşiretime karşı, kardeşlerimle birlikte amca oğullarıma karşı”...

Günümüz gerçeğinde, Nil ile Fırat arasındaki bu koca coğrafyada kardeşlerin birinin torunları (İsmailoğulları - Araplar), diğerine (İshakoğulları - Yahudiler) aynı toprakların bir kesri üzerinde yaşam hakkını çok görmekte ve onu yok etmeye çalışmaktadırlar.                                 

Arz-ı mev’ud konusunda kavram kargaşası

Arz-ı mev’ud konusunda kavram kargaşasını yaratan başlıca unsur Hz. İbrahim’in zürriyetine vaat ettiği coğrafya ile, Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkardığı ve İsrail topraklarına götürdüğü Yahudilere vaat edilen toprakların sınırları arasındaki farklılıktır.

Burada iki hususun açıklığa kavuşturulmasında fayda var:

Yahudilerin 400 sene esaret yaşayıp Hz. Musa önderliğinde terk ettikleri Mısır’a yani Nil Nehri’ne dönmek gibi bir merakları yok ve ‘El Toprağı’ olarak kabul ettikleri Babil Irmağı (Fırat’a) dönmek gibi bir merakları da yok. Babil kralı Nabukadnezzar tarafından günümüz Irak’ındaki Babil’e sürgüne gönderildikleri M.Ö. 586’dan Pers kralı Cyrus (Kuroş/Keyhüsrev) tarafından kurtarılmış oldukları ve M.Ö. 537’ye kadar süren Babil Esareti (Fırat Nehri) esnasında, “ Nasıl okuyabiliriz RAB’bin ezgisini el toprağında?”1  diye ağıt yakanlar gene İsrailoğulları yani Yahudi halkının kendisiydi.

 “Arz-ı Israil” olarak bilinen Kutsal Toprakların sınırı ise Güney’de Sina Çölü’dür. 10 Emir’in verildiği Sina Dağı, Sina Çölü’nde olmasına rağmen, Kutsal Topraklar’ın dışındadır. Zira, Tanrı Hz. Musa önderliğindeki İsrailoğullarını esareti tatmış nesillerin Kutsal Topraklara girmemeleri için Sina Çölü’nde 40 yıl dolaştırmıştır. Diğer bir deyişle, orası bir ara istasyon olarak telakki edilmektedir. Kutsal Toprakların doğu sınırı ise Ürdün Nehri’dir. Tanrı, hikmetini sorguladığı için, Hz. Musa’ya “İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a, ‘Senin soyuna vereceğim’ diye ant içtiğim ülke budur. Ülkeyi sana gösterdim, ama oraya gitmeyeceksin.”(giremeyeceksin) demişti. 2

Halkını Ürdün Nehri’nin doğu yakasına kadar getiren Hz. Musa, Hz. Yuşa*(İngilizce Joshua) Komutasındaki İsrailoğulları’nın Kutsal toprakları yabancılardan kurtarmasını göremeden, Ürdün Nehri’nin Doğu yakasında öldü ve orada Tanrı’nın kendisine verdiği ceza mucibince bilinmeyen bir yere gömüldü.  RAB, kulu Musa’nın ölümünden sonra onun yardımcısı Nun oğlu Yeşu’ya (Hz. Yuşa3) şöyle seslendi: 2 “Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halkla birlikte Şeria Irmağı’nı geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye girin.4 Bugünkü Ürdün Devleti’nin Hz. Musa’nın hayali mezarını başarı ile turistik bir mekân haline getirmiş olduğunu da zikretmiş olalım. Dolayısıyla, İsrail’in Ürdün Nehri’nin doğusunda, Sina Çölü’nde ve ötesinde dînî saiklere dayanan bir arazi talebi olması mümkün değildir.

Tevratı teşkil eden beş kitabın ikincisi ‘Mısır’dan Çıkış’ başlığını taşıyor. Burada Hz. Musa’nın önderliğinde İsrailoğulları’nın yerleşecekleri toprakların tanımını görüyoruz.

Mısır’dan Çıkış 3: 8 Bu yüzden onları Mısırlılar’ın elinden kurtarmak için geldim. O ülkeden çıkarıp geniş ve verimli topraklara, süt ve bal akan ülkeye, Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus topraklarına götüreceğim. 5 Hz. Musa’nın vefatını müteakip Hz.Yuşa komutasında Ürdün Nehrinin doğu yakasından Arz-ı Mev’ud’a yani vaat edilmiş topraklara diğer adıyla Kenan ülkesine geçen İsrailoğuları orada bulunan ve  aralarında Hititler de olan yedi halkla savaşmışlar. Buradaki Hititler Kenan Topraklarının güney doğusunda yerleşik bir halk olarak görünüyor.

Diğer bir deyişle Ürdün Nehri’nin doğusunda kalan topraklar (bugünkü Ürdün Krallığı) vaat edilmiş toprakların dışında kalıyor !  Söz konusu toprakların tamamının münhasıran Kenan ülkesinde olduğunu gösteren haritayı görüyorsunuz.6  Yeri gelmişken, haritada Akdeniz kıyısındaki Gazze civarında Philistines /Filistinliler olarak görünen Ege kökenli halkın, M.S. 637’den itibaren Arap fetihleriyle aynı coğrafyaya yerleşen Araplarla yani günümüz Filistinlileriyle hiç bir alakası yoktur. Dahası, aynı coğrafyaya Palastina/ Filistin ismini veren unsur da Judea /Yehuda ismini unutturmak isteyen işgalci Roma İmparatorluğuydu. Zaten Filistinli Araplar da 20. asra kadar kendilerini Güney Suriyeli Araplar olarak tarif ediyorlardı.

Vaat edilmiş / Kutsal topraklar, Kenan toprakları olup kuzeyde Lübnan Dağları, doğuda Ürdün Nehri ve Güneyde Sina Çölü olmak üzere, Hz. Musa’nın Yahudileri esaretten kurtarıp yerleştirdiği coğrafyadır. Nitekim Tevrat’ın ‘Çölde Sayım’ bölümündeki 34. Bab’ın 1 ila 12. ayetlerinde bu sınırlar ayrıntılarıyla verilmektedir. 1 “RAB Musa’ya şöyle dedi: 2 “İsrailliler’e de ki, ‘Mülk olarak size düşecek Kenan ülkesine girince, sınırlarınız şöyle olacak...7



Ya Vaat EDİLMEMİŞ (!) Topraklar?

İsrailoğullarının yanlış anlamalarını önlemek açısından vaat edilmemiş toprakların sınırları da Tevrat’ta verilmiştir: Tevratın beş kitabının beşincisi ‘Yasanın Tekrarı’ (Tesniye / Deuteronomy) Bölüm2

2-3 “RAB bana, ‘Bu dağlık bölgenin çevresinde yeterince dolaştınız’ dedi, ‘Şimdi kuzeye gidin.’ 4- Sonra halka şu buyrukları vermemi söyledi: ‘Seir’de yaşayan kardeşlerinizin, Esavoğulları’nın ülkesinden geçeceksiniz. Sizden korkacaklar. Çok dikkatli davranın. 5 -Onları savaşa kışkırtmayın. Size onların ülkesinden hiçbir toprak parçası, ayağınızı basacak bir yer bile vermeyeceğim. Çünkü Seir dağlık bölgesini mülk olarak Esav’a verdim.”

9 “RAB bana, ‘Moavlılar’a düşman gözüyle bakma, onları savaşa kışkırtma’ dedi, ‘Onların ülkesinden hiçbir toprak parçasını sana mülk olarak vermeyeceğim. Çünkü Ar Kenti’ni Lut soyuna verdim.’ ”

16 “Topluluktaki bütün savaşçılar öldükten sonra, 17 -RAB bana şöyle dedi: 18- ‘Bugün Moav topraklarından ve Ar Kenti’nden geçeceksin. 19- Ammonlular’a yaklaştığında onlara düşman gözüyle bakma, onları savaşa kışkırtma. Çünkü mülk edinmen için Ammonlular’ın ülkesinden sana hiçbir toprak parçası vermeyeceğim. O ülkeyi mülk olarak Lut soyuna verdim.’” 8

Yukarıdaki haritada Edom, Moav (Moab) Ammon ve Bashan toprakları da görülüyor.  Seir dağlık bölgesi ise Edom topraklarında bulunuyor.

Din paradigmasıyla bakıldığında

Din paradigmasıyla bakıldığında, ilahi kaynaklı olması dolayısıyla Museviler için bağlayıcılığı olan metin sadece beş kitabı içeren Tevrat’tır. İlahi olmayan Peygamberler ve Yazılar bölümlerinin manevi, edebi ve tarihi değerleri yüksektir ama o kadar.

Dikkat ! İslam indinde ve dolayısıyla Türkçe’de  Tevrat denince, Peygamberler ve Yazılar bölümlerini de içeren Hıristiyanların Eski Ahit olarak tesmiye ettikleri Kutsal Kitap anlaşılıyor.  Bu son iki bölüm ilahi kaynaklı değildir. Yahudiler bu üç bölümün tamamına Tora(Tevrat)+Neviim(Peygamberler)+Ktuvim(Yazılar) in ilk hecelerinin birleştirilmesiyle elde edilen kısaltma ile (T-N-Kh ) TANAH diyorlar.  İslam dini TANAH’ın tamamını  Tevrat adı altında ilahi bir metin olarak kabul etmekte. Yazılar bölümü, İslam dini indinde Dört Hak Kitap’tan biri olan Zebur’u da ihtiva etmektedir.

Günümüz gerçeklerine dönecek olursak

Günümüz gerçeklerine dönecek olursak, Ürdün nehri ile Fırat nehri arasındaki coğrafyada Ürdün, Lübnan, Suriye, Irak ve Türkiye’nin güneydoğusunda 50 milyondan fazla insan yaşamakta. Kendi Filistinli Arap nüfusu ile demografik sorunları olan, ve tarihî anavatanı olup Yahudi Halkı’na ismini veren Yehuda/Judea’yı (Batı Şeria) Filistin’li Araplarla barış için paylaşmaya razı olan bir İsrail’in Fırat’a kadar olan coğrafyayı sınırlarına katacağını düşünebilmek geniş bir muhayyile gerektirir. Sina’yı 1956 ve 1967’de tamamen ele geçiren İsrail’in barış karşılığı oraları iade etmiş olması ve bunun dini-bütün kitleler nezdinde bir protestoya sebebiyet vermemiş olması da bunun ilave bir kanıtıdır.

Özetle, “Nil’den Fırat’a Yahudi Devleti” masalının Arap devletlerinin İsrail’i Türkiye için stratejik bir tehdit olarak algılatmak ve tüm İslam dünyasını Arap milliyetçiliğinin davasını gütmeye seferber etmek  için kullandıkları bir saptırma olarak değerlendirilmesi doğru olacaktır.

Not: Arama motorundaki kolaylık ve orijinal Tevrat, Peygamberler ve Yazılar bölümlerini içeren metinlerin Türkçelerinin mevcut olması açısından Bursa Protestan Kilisesi’nin Web sitesi kullanılmıştır.

kaynak:

1 İslam dini indinde dört hak kitaptan biri olan Zebur’da Mezmur 137:4 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=mez%20137

2 Tevrat,Yasanın Tekrarı 34:4 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=yas%2034

3 * Hz. Yuşa’nın İstanbul Boğazının Anadolu yakasında Türbesinin bulunması çok ilginç. Anlaşılan, Hz. Yuşa, Hz. Musa’nın vefatını müteakip, Ürdün Nehri’ni Batı’ya doğru aşıp Vaat Edilmiş Topraklara (İsrail’e) girdikten sonra, hızını alamayıp daha henüz kurulmamış olan Bizans’a kadar gelmiş ve burada (İstanbul’da) ölmüş ! !

4 (Tanah) Peygamberler, Yeşu (Yuşa) 1:1-2 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=ysu%201

5 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=cik%203

6 http://www.bible-history.com/map-israel-joshua/index.html

7 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=say%2034

8 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=yas%202

14 Ekim 2017 Cumartesi

Eyyub Falih Hasan Kimdir (Ebu Azrail - Azrail'in Babası) Kimdir

Eyyub Falih Hasan Kimdir (Ebu Azrail - Azrail'in Babası) Kimdir

Haşdi  Şabi, geçtiğimiz aylarda, İran’ın resmi kolluk gücü oldu ve önemli yetkilerle donatıldı, geçtiğimiz hafta Barzani’nin PKK’yı tehdit etmesi ile bölgeye İran adına giderek KYP ve PKK arasında arabuluculuk yaptı, bölgedeki İran etkisini ifade ediyor.

Musul Operasyonunda batı bölgesine açılan yolları tutarak, IŞİD’in Musul Batısı ile iletişimini ve ikmalini keserek kuşatmanın tamamlanmasını sağlayan Haşdi Şabi, açıklamaları ile çok söz getiriyor, unvanı Ebu Azrail olan Haşdi Şabi, bu unvanı IŞİD’li esirleri parçalamasına borçlu.

Azrailin Babası olarak anılan Şii Milis Önderi, Türkiye’yi sık sık tehdit ederek IŞİD ile birlikte olmakla suçluyor, İran’ın PKK’yı Telafer-Kerkük hattına IŞİD ile savaşma bahanesi ve Şii Milis maskesi ile taşıyacağının iddiasının da çekirdeğini oluşturuyor. Irak ile ilgili her şeyde etkinliğini koruyan kendisi,  ABD’nin sevmediği ancak mecbur olduğu bir isim, o olmasa Musul Operasyonunun etkileri ve kayıpları nasıl olurdu tahmin bile etmek istemeyen Batı, ilk kez İran ve milisleri ile müttefik durumunda oldukları bir konuma sahip.

Haşdi Şabi, İranlı Milislerin lideri olarak “Felluce’de bir fişek patlasın bak onları nasıl unufak edeceğim.” diyerek Türkiyeyi tehdit ediyor, belki de PKK ile olan yakınlaşması ve arabuluculuk ile Kürtçü terör örgütlerinin kontrolünü almaya çalışmaları da bu yüzden, doğal müttefiklikleri politik bağları ile güçlendirmek. İleride Sünni terör örgütü IŞİD’den kurtulduktan sonra bir de üstüne Şii bir terör örgütü ile uğraşır mıyız, bu örgütleri de PKK ile müttefik görür müyüz, Suriye’de hiç olmadığı kadar güçlenen PYD’yi Rusya bize karşı kullanır mı? Rakka’ya yürüyen PYD ileride ne şekilde bir güç elde eder, Suriye  Ulusal Direniş Konseyi ile beraber, Suriye Demokratik Güçleri gibi diğer Kürtçü örgütlerin kendi içindeki çıkar çatışmaları, Esad’ın giderek ilerlerken, Sünni Terör örgütlerinin ÖSO içerisinden ya çıkarak ya da çıkmadan birbiri ile atışmaları, gelecekte altı yedi yıldır alışık olduğumuz kaotik düzeni daha farklı bir dinamik ve statikte karşımıza koyacak gibi duruyor.

“Ebu Azrail” olarak tanınan Eyyub Falih HASAN, ibadi başkanlığında, Bağdat’ta üst düzey komutanlarla bir toplantı yapıldığını, ibadi’nin Haşdi Şabi, Altın Kuvvetler, Federal Polis ve Irak ordusundan birliklerin, başta Kerkük olmak üzere tartışmalı bölgelere saldırı için hazırlanması talimatı verdiğini söyledi.Şii komutan, toplantıya katılan İmam Ali Ketibeleri Komutanı Haci Şıbil Zeydi ile diğer komutanların, Kürtlerle savaşıp, Kürt kanı dökmek istemediklerini söylediğini belirtti. Ebu Azrail, “Şu an bütün güçler teyakkuzda. Üstlerimizden gelecek emirleri bekliyoruz. Emir geldiği an saldırıya geçilecek, tartışmalı bölgelere yayılacağız. Ancak hiçbir şekilde Peşmerge Güçleri ve Kürtlere karşı savaşmak istemiyoruz” ifadelerinde bulundu.Kaynak: Haşdi Şabi komutanı Ebu Azrail: Büyük olaylar yaşanacak


24 Nisan 2017 Pazartesi

Belam-ı Baura Kimdir (

Belam-ı Baura Kimdir (

Asıl ismi Belam-ı Baura olup, Musa aleyhisselam zamanında yaşamıştı. İsm-i a'zamı bilen, her duası kabul olan büyük bir âlimdi. İlmi o derecede idi ki, sözlerini yazmak için, iki bin kişi yanında bulunurdu. Şöhreti her yere yayılmıştı.

Bulunduğu Belka şehrinin valisi Belak, Hazret-i Musa’nın askerlerinin şehre girmemesi için, dua etmesini istedi. Ölüm ile tehdit etti. Can korkusu ile ve halkın verdiği rüşvete aldanarak, Musa aleyhisselama beddua etti. Akabinde dili göğsüne kadar sarkıp yapıştı.

Musa aleyhisselamın askerleri tarafından öldürüldü. Müminlere beddua ettiği için ilahi gazaba uğradı. Dili göğsüne kadar sarkıp yapıştı. (Onun gibiler köpek gibidir) diye dillerde kaldı. Kur'an-ı kerimde de onun hakkında, mealen şöyle buyuruluyor:

(O, dünyaya meyletti ve nefsinin hevâsına uydu. Onun ibret verici hâli, üstüne varsan da, kendi hâline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzer.) [Araf 176]

Müslüman, Belam gibi beddua etmez, lânet okumaz. Bir savaşta, kâfirlerin yok olması için Peygamber efendimizden beddua etmesini istediklerinde, (Ben lanet etmek için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek için, insanların huzura kavuşması için gönderildim) buyurdu. Nitekim Kur'an-ı kerimde mealen, (Seni âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik) buyuruluyor. (Enbiya 107)

Ehl-i sünnet âlimleri, Resulullah efendimizin vârisleri olup, hepsi birer ayna gibidir. Bu büyüklere dil uzatanlar Belam’dır. O aynalarda kendi sûretlerini görüp, kendilerini tarif ediyorlar.



BEL'AM İBN BÂÛRA

Hz. Musa (a.s.) zamanında yaşamış ve sonradan irtidat etmiş olan ilim adamı.

A'raf suresinin 175-176'ncı ayetleri münasebetiyle ismi çeşitli tefsir ve tarih kitaplarına girmiş olan Bel'am İbn Bâura (veya Bel'am İbn Eber)' nın, İsrâiloğulları'ndan, devler ülkesinden, Yemen diyarından veya Ken'an ilinden Allah'ın dinini öğrenmiş, ilim ve irfan sahibi, duası müstecap, yanında Allah'ın ismi a'zamı bulunan ve fakat sonradan itaatsızlığa düşmüş bir kimse olduğu şeklinde rivayetler vardır. Her ne kadar Lût (a.s.)'ın kızlarından biri ile evlenmiş olduğu söylenirse de, bunun Yahudiler tarafından müslümanlar aleyhine uydurulmuş bir iftira olduğu bilinmektedir. (Taberî, Tefsiru't-Taberî, Mısır, 1373/1954, IX, 119-120; Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Mısır, 1308, XV, 54; D. B. Macdonald, İA, "Bel'âm İbn Bâura" Mad.)

Bel'am'a konu teşkil eden ayet meâlleri şöyledir: " Habibim! Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz âyetlerden sıyrılarak azgınlardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik, onu âyetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hâli böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler. " (A'raf, 7/175-176).

Bel'am'la ilgili olarak İslâmî kaynaklarda şunlar anlatılmaktadır: "Rivayete göre Mûsa (a.s.), Ken'âniler' in Şam'daki topraklarına girmişti. Bu sırada Bel'am, el-Belkâ köylerinden Bal'â'da bulunuyordu. Ken'âniler'den bazıları Bel'am'ın yanına gelerek: "Ey Bel'am, Mûsa İbn İmrân İsrâiloğulları'nın başında olduğu halde bizi yurdumuzdan sürmek ve öldürmek üzere geldi. Bizim ülkemize İsrâiloğulları'nı yerleştirecek. Senin kavmin olan bizlerin ise yerleşecek bir yerimiz yok. Sen duâsı kabul edilen bir kimsesin.

Onları defetmesi için Allah'a duâ et", dediler. Bel'am: "-Yazıklar olsun size! O Allah elçisidir; melekler ve mü'minler de onunla beraberdir; onlar aleyhine nasıl duâ edebilirim! Bildiğimi bana Allah öğretti" diye red cevabı verdi. Kavmi duâ etmesi hususunda ısrar ettiler. Bel'am da eşeğine binerek, İsrâiloğulları'nın çıkmakta olduğu dağa doğru ilerledi. Bu dağ, Husban dağıdır. Biraz gittikten sonra eşeği yere çöktü. Eşeğine binerek biraz ilerledikten sonra hayvan yine çöktü. Bel'am biraz evvelki gibi hareket ettikten sonra tekrar hayvanına bindi. Biraz yol alınca eşek yine çöktü. O, yine eşeği yerinden kalkıncaya kadar dövdü.

Nihayet eşek, Bel'am aleyhinde bir delil teşkil etsin diye, Allah'ın izni ile konuşarak şöyle dedi: "Ey Bel'am, nereye gidiyorsun? Meleklerin önümde durarak beni yolumdan çevirdiklerini görmüyor musun? Allah elçisi ile mü'minler senin kavmin aleyhinde duâ etmektedirler." Fakat Bel'am, buna aldırış etmeden eşeğini döverek yoluna devam etti. Nihayet eşek onu Husban dağına çıkardı, Mûsâ (a.s.)'ın ordusunun ve İsrâiloğulları'nın karşısına götürdü.

Bel'am onlara bedduâ etmeye başladı; fakat İsrâiloğulları'na beddûa ederken Allah onun dilini kendi kavmi aleyhine çevirdi. Yanında bulunan halk, onun kendi aleyhlerine bedduâ etmekte olduğunu görünce: "Ey Bel'am! Ne yaptığını biliyor musun? Sen İsrâiloğulları'na hayır duâda, bize bedduâda bulunuyorsun" dediler. O: "Ben bunu kendi ihtiyarımla yapmıyorum, Allah dilime hâkim oldu" dedi. Bunun üzerine dili ağzından çıkarak göğsü üzerine sarktı. Sonra kavmine: Dünya ve âhiret benim elimden gitti, artık hileye başvurmaktan başka çare yoktur..." dedi. (Taberi, a.g.e., IX, 124-126; Râzî, a.g.e., XV, 54; İbnü'l-Esir, el-Kâmil fi't-Târih, Beyrut 1385/1965, I, 200 vd; İbni Kesir, e!Bidâye ve'n-Nihâye, Riyad 1966, I, 322 vd.)

Her ne kadar müfessirler âyetlerin nüzûl sebebi olarak daha çok Bel'am'ın ismi üzerinde durmuşlarsa da, sözkonusu âyetlerle anlatılmak istenenin Bel'am olduğu yolundaki rivayetleri ve onunla ilgili olarak anlatılan kıssaları doğrulayacak -güvenilir- hiç bir eser yoktur. Aynı şekilde yalnız Bel'am'ın, âyetlerin nüzulüne sebep teşkil etmiş olması da doğru değildir. (Kâsımî, Mehâsinü't-Te'vil, VII, 2906).

te yandan, âyetlerde bahsi geçen kişinin, Bel'am'ın dışında, Ümeyye İbn Ebi's-Salt, er-Râhib Ebu Amr, İsrâiloğulları'ndan duâsı makbul bir kişi, münafık olan her kişi veya yahudi, hristiyan ve haniflerden olup da Hakk'tan ayrılan herkes olduğu şeklinde de rivayetler vardır. (Taberi, a.g.e, IX,119 vd; Râzî, a.g.e, XV, 54; Zemahşeri, el-Keşşaf, Beyrut 1366/1947, II, 78; Mes'üdî, Mürûcü z-Zeheb, Mısır 1384/1964, I, 52; İbni Kesir, a.g.e., I, 322).

Öyle anlaşılıyor ki âyetler, Bel'am ve hareketleri itibariyle onun gibi olan herkese şâmildir. Çünkü Allah'ın âyetlerini yalnız bir veya birkaç kişiye hasretmek doğru olmaz; onlar geniş kapsamlıdırlar. Burada asıl üzerinde durulması gereken konu; Bel'am'la ilgili olarak söylenen ve İslâmî kaynaklara girmiş olan bilgilerin büyük çoğunluğunun İsrâiliyyâta dayanmış olmasıdır. (D.B. Macdonald, İA, II, 464-465; Abdullah Aydemir, Tefsirde İsrâiliyyat, Ankara 1979, s. 242). Çünkü İslâmî kaynaklarda zikredilen bilgiler -bazı isim ve ifade değişiklikleri hariç- Kitab-ı Mukaddes'te geçen bilgilerin tamamen aynısıdır. (Kitabı Mukaddes, İstanbul 1981, Sayılar XXII, 2-41; XXIII 1-30; XXIV, 25; XXII, 16; Yeşu XXIV, 9)

Ancak Bel'am, dünyevî çıkar ve hesaplar için Allah'ın dinini tahrif eden bir ilim ve din adamını küfür sistemlerine ve kâfir yöneticilere yaranmak maksadıyla Allah'ın hükümlerini çiğneyen ve asıl gayesinden saptıran kimseleri temsil etmektedir.

nsanları "Allah (c.c.) adını kullanarak"' aldatan, hevâ ve heveslerini tatmin için "Tevhid akîdesini" tahrip eden "Bel'am'ın" etkisi korkunçtur. İslâm topraklarında; kâfirlerin istilâsını hazırlayan güç, "Bel'am"dır.

Allah (c.c.)'ın indirdiği hükümlere karşı ayaklanan ve İslâm'a küfreden yönetimlerle yani Tağûtî güçlerle din adına uzlaşan ve müslümanları da

"Allah (c.c.) adını kullanarak" aldatan, Kur'ân'daki ifâdeyle "köpek sıfatlı" kimselerin ortak ismi Bel'am' dır. Bu köpek sıfattı kimseler de; Allah (c.c.)'ın indirdiği hükümlerin bir kısmını kabul, bir kısmını "zamanın değişmesi" gerekçesiyle sükûtla geçiştirirler. Günümüzde, başta resmî ideolojiyi kabul eden ve İslâm'ı o ideolojiye hizmetçi kılmaya çalışan müesseseler olmak üzere, çok sayıda Bel'am benzeri vardır. Bunlar "çok dindar" görünmekle birlikte, Tağut'a itikad ve iman etme noktasında titizdirler. "Ulü'l-Emr"i İslâm'a karşı ayaklanan güçlere izâfe ederek, mü'minleri yanıltırlar. İşte bunlar çağdaş Bel'am'lardır.