Hz.Mehdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hz.Mehdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2018 Salı

Deccal ve Süfyani Kimdir

Deccal ve Süfyani Kimdir



Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Deccal tüm kainata gelecek olan fitnedir. Yalnızca Müslümanlığa gelecek olana ise "Süfyan" denilmektedir. Hz. Ali; Süfyan için, Müslümanların içinden çıkacak ve aldatmakla iş görecektir demiştir. Müslümanlığı darb edecek şekilde ziyan etmiş biri gelip gelmediği alimler tarafından çeşitli rivayetlere dayandırılarak gelmiştir yada gelmemiştir diye iddialındırılmışsada gerçeği yalnızca Allah bilir.

Peygamber Efendimiz, Büyük Deccal kuzeyden çıkacaktır. Bunu "Deccalın birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, diğer günleri de normal günler gibidir"(1) hadis-i şerifinden öğreniyoruz. Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır. Hadisi biraz açarsak; Kuzey kutup bölgesinde bütün sene, bir gece bir gündüzdür. Yazın, trenle birgün güneye doğru gelinse bir ay güneşin batmadığı görülür. Sonra otomobille birgün daha gelinse bir hafta boyunca güneş batmaz. İşte bu durum büyük Deccalın kuzeyden çıkıp güneye doğru tecavüz edeceğini mu’cizâne haber verir.(2)

Resûl-i Ekrem (a.s.m.), Süfyanın da ümmeti içerisinden çıkacağını bildirirken, çıkış yerinin Doğu olacağına da dikkat çekmiştir. Buna Resûlullah, öylesine önem vermiştir ki üç defa tekrarlama ihtiyacı hissetmiştir.

Bir rivayette Horasan denilen Doğu tarafında bir yerden çıkacağı bildirilmektedir.(3) Başka bir rivayette daha detaya inilerek, "Isbahan (Isfahan) Yahudiyesinden çıkacağı" bildirilmektedir.(4) Isfahan bölgesinde yer alan Şehristan ve Yahudiya’nın, Yahudîlerin en çok bulundukları iki şehir olduğunu biliyoruz.

"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur.

Bir hadis-i şerifte şöyle dikkat çekilir:

“Deccal dinin güçsüzleştiği, ilmin yetersiz hale geldiği bir anda ortaya çıkar."(1)

(Deccal) Çıktığı zaman herkes ONU SAHİCİ BİR MÜRŞİT SANIP peşine takılacak, sonra Küfe’ye gelince aynı şekilde çalışmalarını sürdürecek, DERKEN PEYGAMBERLİK İDDİA EDECEK… Bunu gören akıl sahibi kişiler ondan ayrılacaklar… Daha sonra ULUHİYET (ilahlık) DAVASINDA bulunacak… Haşa “Ben Allah’ım” diyecek…. (Taberani bunu Sahabi olan b. Mu’temer’den böyle rivayet etmiştir.)

Bir başka hadiste ise, Deccal’in bu sapkınlığı şöyle haber verilir:

O (Deccal) önce: “BEN BİR PEYGAMBERİM”, diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiada bulunarak: “BEN RABBİNİZİM”, diyecektir. Halbuki siz ölünceye kadar Rabbiniz’i göremezsiniz…

Bir başka hadiste şöyle buyrulmuştur:

Deccal çıktığı vakit, beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ATEŞ OLARAK GÖRDÜĞÜ TATLI SUDUR; halkın SU OLARAK GÖRDÜĞÜ İSE YAKICI ATEŞTİR. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düşmeyi kabul etsin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur

Kaynaklar:
(1) Müslim, Fiten: 126.
(2) Ramûzü'l-Ehadis, s. 518.
(3) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101.
(4) Müslim, Fiten: 125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb: 70.
(5) Buharî, Kitabü'l-Meğazî: 64.
(6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (Kahire: 1313), 5:372.
(7) el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid-I-VIII (Beyrut: 1403/1982), 7:348.
(8) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (Beyrut: Dâru'l-Marife, ts.), 4:520; Kenzü'l-Ummal, 14:272.
(9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal (Beyrut: 1989), 11:125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri'l-Kur'ân, I-X (İstanbul: 1330), 8:197.
(10) Müslim, Fiten: 125.


14 Ekim 2018 Pazar

Süfyani Kimdir ve Zuhur Zamanı

Süfyani Kimdir ve Zuhur Zamanı

SÜFYANİ KİMDİR?

Süfyani’nin ayaklanması, Hz Mehdi(a.s)’ın zuhurunun en önemli alametlerindendir. Bu konu ile ilgili sünni ve Şii kaynaklarında 100’den fazla sahih hadis mevcuttur ve bu hadislerin bazıları, her ne kadar da ispatlamak mümkün değilse de, Sufyani ile ilgilidir ve bununla ilgili en ufak bir tereddüttümüz dahi yoktur.

Bu olay, Hz Mehdi’nin (as) zuhurundan önce gelişecektir. Hz Mehdi (a.s) gelmeden önce, Süfyani’nin ayaklanması hatmi ve kesindir; yani zuhurdan önce, gerçekleşmemesi mümkün değildir.

İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: Kaim (Hz Mehdi(a.s) , Allah tarafından hatmi ve kesindir. Ve Süfyani de kesindir. [1]

PEKİ KİMDİR SÜFYANİ ?

Süfyani’nin kimliği ile ilgili İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur; O Ebu Süfyan’ın neslindendir.

SÜFYANİ MÜSLÜMAN MIDIR?

Süfyani’nin dini konusunda farklı hadisler mevcuttur. Bazı hadisler onu Müslüman, bazı hadisler Hristiyan olarak nitelendirmişlerdir. Ama her iki hadise de, Hz İmam Sadık’ın hadisi ile yön verebiliriz. İmam a.s şöyle buyurmuştur; O, Horasan’daki hükümeti yıkmak için Rumlar’a (Yahudiler ve Avrupalılar) gidecek ve Hristiyan olarak dönecek.[3] Yani o, önce Müslüman’dır ve sonra da Hristiyan olacaktır.

SÜFYANİ’NİN AYAKLANMASI NE ZAMAN OLACAKTIR?

Süfyani, Recep Ayı’nda,görünür ve 6 ay içinde suriyeyi işkal eder ve tahta oturur, ancak tahta 9 aydan fazla oturamayacak zira tahta oturur oturmaz yamani (a.s) Ayaklanır ve onu 9 ay sonra tamamen yok eder. Bunu da İmam Sadık (a.s)’dan öğreniyoruz: Süfyani’nin ve Hz yamaninin ayaklanması, bir senede olacak.[4] Ve tekrar başka bir hadisinde de, Süfyani Recep Ayı’nda çıkacak diye buyurur.[5] Çıkışları bir sene olacak ancak zuhurları farklı dır, Süfyani’nin çıkışının ardından, en fazla 9 ay sonrasında, Hz Mehdi zuhur edecek demektir. Ve ayriyeten, başka hadislerde de,Süfyani ayaklandıktan 6 ay sonra Yamani (a.s) çıkacak diye söylenmiştir.

Süfyani saldırısını şamdan başlayacak(Suriye) ve bu konuda bir çok hadiste geçmiştir Hz ali (a.s) bu konu ile ilgili şöyle buyurmuştur Şamdan üç bayrak çıkacak birincisi Ashab, ikincisi abkağ ve üçüncüsü Sufyani dır[6]

İmam Bakır a.s bir rivayetinde şöyle buyurdu: Ey Caber, Şam’da (Suriye) bir fitne çıkacak ki, bu fitneden kurtulma yolları aranacak. Ancak Kaim(Hz Mehdi a.s) gelene kadar asla bulamayacaklar. Gaybet-i Numani s 327

İmam Ali a.s buyurur: Batı ülkeleri Şam’a saldırdığında, büyük ve korkutucu bir savaş çıkararak, Şam’ı işgal edecekler. O zaman kuru bölgede Süfyani’nin çıkışını bekleyin. Gaybet-i Şeyh Tusi Sayfa 461



SUFYANİ KİMLERLE SAVAŞACAK?

hadislerde Sufyaninin ayaklanmasının iki sebebi vardır, birincisi Şiilerin katliamı onun esas amacı ve hedefidir ve bu yüzden ırakta Şiilerin en yoğun olduğu yere yani ,küfeye saldıracak ve bir çok Şii öldürecektirİmam Muhammed bakır efendimiz (as) bu konuda şöyle buyurmuştur ;onun gazabı sadece bizim Şiilerin üstünde olacak ve sadece onların kanına susamış olacak ,[7] ikinci sebeb ise Hz mehdinin başlatacağı hidayet yolunu kesmek ve bölgeyi saldırılarıyla istikrarsız yapıp Hz mehdinin amaçlayacağı kalkınmayı zayıflatmak ve onun hedeflerini yok etmektir Hz imam Muhammed bakır şöyle buyurmuştur süfyani Medine ye bir ordu gönderecek ve Hz mehdi uzaklaşacak Mekke ye gider ve süfyaninin komutanına haber yetişecek ki mehdi (a.s) Mekke ye gitmiştir [8]

Süfyani bir çok ülkeye saldırır ve en son ülke İran olacak ki Allah onun sonunu getirecek ve yer Yüzü açılacak ve onu içine alacak ve ondan sonra hz mehdi (a.s) zuhur edecek

[1] ..Abdüllah ibn cafer homeyri garbol senad s374 hadis 1329
[2] . Şeyh Tusi gaybet,S 443
[3] ..Hatun abadi ,arbein,S153
[4] ..Numani gaybet,S 376
[5] . Şeyh seduk C 2 S 558
[6] .. Ali kurani moğcemol ahadis emam mehdi C3 s81
[7] ..Numani gaybet S 417
[8] ..Haman S 329

“Süfyanî 360 süvariyle çıkıp, tâ Dımeşk’e geldiğinde, daha üzerinden bir ay geçmeden Kelb’den 30.000 kişi ona tabi olur O da ordusunu Irak’a gönderir ve Zevra denilen bölgede 100.000 kişiyi katl eder. Ve Kûfe’ye çıkarlar ve orayı talan edip harab ederler. Bu sırada doğudan bir sancak çıkar ki, ona kendisine Şuayb bin Salih denilen Temim’den bir zat kumandanlık eder. Onların ellerindeki Kûfe ahalisinden olan esirleri kurtarır ve o Süfyanîleri öldürür**”.
( Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-38)

Zevra, Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusunu içine alan bir bölgenin adıdır. Kelb kabilesi ise meşhur bir kabile olmakla beraber aşağıda gelen bir hadîste İngilizler hakkında da bu ifade kullanıldığı için Süfyanîye tabi olan bu kabilenin kim olduğunu zaman gösterecektir.

Bu hadîsten şöyle anlaşılıyor ki; Süfyanîler, Irak ve Suriye’nin tahribi hususunda mühim bir fitne çevirecektir. Her ne kadar Irak harbinde Süfyanîlerin bu icraatının bazı numuneleri görüldü ise de, ileride nasıl bir tahribat yapacağını hâdiseler zuhur etmeden tam olarak anlamamız mümkün değildir. Amma anlaşılan şudur ki; her halükarda Yamani (a.s)’ın komutanı olarak Şuayb bin Salih denilen zatın orduları Irak ahalisini esaretten kurtaracaktır inşaallah
Süfyani Kıyamı Nasıl Gerçekleşecek

Süfyani Kıyamı Nasıl Gerçekleşecek

SÜFYANİ’NİN ZUHURUNUN KESİNLİKLE GERÇEKLEŞECEĞİ VE ONUN KAİM ALEYHİSSELAM’DAN ÖNCE ORTAYA ÇIKACAĞINA DAİR RİVAYETLER

1- İsa bin A’yan şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Süfyani kesindir, Recep ayında çıkacak, onun ilk  çıkışı ile ölümünün arası onbeş aydır. Ve altı ay savaşacaktır. Beş bölgede dokuz ay hükümet sürecek ama onun hükümeti beş ayı birgün dahi geçmeyecektir.”

2- Mualla bin Huneys şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Bu olayda kesin olan ve kesin olmayan şeyler vardır. Kesin olan, Süfyani’nin Recep ayında çıkacak olmasıdır.”

3- Muhammed bin Müslim şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Allah’tan korkun ve Allah’a itaat yolunda takvalı olup çalışarak inancınızı korumaya çalışın. Sizlere karşı kıskançlık ve gıpta sizlerin inancınızdan dolayıdır. Bunun şartı ise ahirete yönelip dünyadan uzaklaşmanızladır. Eğer bu hadde ulaşırsanız, Allah’ın nimetlerinin, kerametinin ve cennet müjdesinin size yöneldiğini anlarsınız ve zamanla korkularınız güvene dönüşecek ve sadece sizin inancınızın hakk olduğunu göreceksiniz. Sizin dininize karşı çıkanlar batıldır, onlar helak olacaklar. Sizleri istediğiniz şey hakkında müjdeliyorum. Sizlerin düşmanlarınızın Allah’a karşı isyan ederek birbirlerini nasıl öldürdüklerini görmüyor musunuz. Onlar dünyaları uğruna birbirlerini öldürürken sizler evlerinizde güven içinde oturuyorsunuz. Süfyani’nin sizlerin lehine düşmanlarınızı öldürmesi size yeter. O sizlerin lehine bir alamettir. O fasık zuhur ettikten sonra bir iki ay rahat içinde olacaksınız ve o sizin düşmanlarınızı öldürecek.”



Bazı ashabı ona şöyle dediler: Eğer böyle olursa ailelerimizi ne yapalım? Şöyle buyurdu: Sizin erkekleriniz onun gözünden kaçıp gizlenecekler. Çünkü o şiilerimiz aleyhindedir. İnşaallah kadınlara da bir zarar gelmez. Dediler ki: Peki erkekler nereye kaçıp gizlenebilirler? Şöyle buyurdu: “Onlardan biri kaçmak isterse Mekke’ye Medine’ye veya başka şehirlere kaçacaktır. Sonra şöyle buyurdu: Medine’de ne yapabilirsiniz ki? O fasık’ın ordusu oraya da gelecek. Ama siz Mekke’ye gidin. Çünkü sizin toplanacağınız yer Mekke’dir. Süfyani fitnesi kadının hamilelik süresi olan dokuz ay kadardır. İnşaallah dokuz ayı aşmayacaktır.”

4- Abdurrahman bin A’yan, şöyle der: Ben İmam Muhammed Bakır aleyhisselam’ın yanında iken Kaim aleyhisselam hakkında şöyle arzettim: Kaim aleyhisselam’ın çabuk zuhur etmesini ve Süfyani’nin olmamasını arzuluyorum. Şöyle buyurdu: “Hayır, vallahi gerçekleşmesi gereken kaçınılmaz bir durumdur.”

5- Hamran bin A’yan şöyle der: “Sonra bir süre tayin etti ve kesin süre Allah’ın yanındadır”[1] ayeti hakkında İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Süre ikiye ayrılır. Birisi kesindir, diğeri ise mevküftur. Kesin olan süre ve zaman nedir, diye arzedince şöyle buyurdu: “Allah’ın iradesinin kesin olarak gerçekleşeceği zamandır.” Hamran şöyle dedi: İnşaallah Süfyani olayı kesin değildir. Şöyle buyurdu: Hayır! Vallahi Süfyani olayı kesindir.”

6- Fuzeyl bin Yesar şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Bazı olaylar kesindir, bazıları ise kesin değildir: Süfyani olayı ise kaçınılmaz ve kesindir.”

7- Halladi Sai (Saffar) şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Süfyani kaçınılmazdır, ve o sadece Recep ayında zuhur edecektir.” Birisi şöyle arzetti: Ey Ebu Abdullah! O çıkıp hareket edince bizim halimiz nice olur? Şöyle buyurdu: Böyle olursa bize doğru gelin.”[2]

8- Cabiri Cufi şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam’a Süfyani’yi sorduğumda şöyle buyurdu: “Süfyani’nin çıkışından önce karşınıza Şeysabanı çıkacak, Tıpkı yerden su çıkar gibi Küfe’den çıkacak, o sizlerin kervanınızı öldürecek. Ondan sora Süfyanin’in çıkışını ve Kaim aleyhisselam’ın zuhurunu bekleyin.”

9- Ali bin Ebu Hamza şöyle der: Mekke ile Medine arasında İmam Musai Kazım aleyhisselam’ın yol arkadaşı idim Birgün bana şöyle buyurdu: “Ey Ali! Eğer bütün gök ve yer ehli Abbasoğulları’na karşı ayağa kalksa yeryüzü onların kanına doyar, sonra da Süfyani zuhur ederdi.” Şöyle arzettim: Ey efendim, onun çıkışı kesin midir? Buyurdu ki: Evet, sonra biraz düşündükten sonra başını kaldırarak şöyle buyurdu: “Abbasoğullarının hükümeti hile ve desisedir. Onların hükümeti yıkılınca, artık kökleri kurudu diyecekler. Ama tekrar başa geçtiklerinde halk diyecek ki: Henüz yıkılmalarından uzun zaman geçmedi.”

10- Ebu Haşim Davud bin Kasımı Caferi şöyle der: İmam Muhammed Taki aleyhisselam’ın yanında iken Süfyani’nin durumu ve rivayetlerde onun kesinlikle geleceğinde, bahsolundu. Ben, İmam Muhammed Taki aleyhisselam’a şöyle sordum. Allah, Süfyani konusunda beda eder mi?[3] Evet, diye buyurdu. Kaim hakkında da beda eder diye korkuyoruz, diye arzettiğimde şöyle buyurdu: Kaim olayı vaaddir ve Allah vaadinden dönmez.”

11- Hasan bin Cehm şöyle der: İmam Rıza aleyhisselam’a şöyle arzettim. Allah durumu sizin için ıslah etsin. Halk, Süfyani’nin gelişinde Abbasoğulları’nın saltanatının yıkılmış olacağını iddia ediyor. Şöyle buyurdu: “Yalan söylüyorlar. Süfyani ortya çıktığında Abbasoğulları hükümeti ayakta olacak.”[4]

12- Abdullah bin Ebu Ya’fur şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam bana şöyle buyurdu: “Abbasoğulları ile Mervani Kırkısia’da çarpışaçak ve körpe gençler dahi orada dehşetten ihtiyarlayacak ve Allah da onlardan yardımı kesecek. Gökteki kuşlarla yerdeki yırtıcılara şöyle ilham olunacak: “Zorbaların etine doyun”. Sonra da Süfyani ortaya çıkacak.”

13- Hişam bin Salim şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Süfyani beş memlekete hakim olunca dokuz ay sayın. -Hişam bin Salim beş memleketi şöyle tahmin eder: Dimişk, Filistin, Ürdün, Humus, Halep.

14- Harisi Hamdani şöyle der: Emirülmüminin aleyhisselam şöyle buyurdu: “Mehdi’nin gözleri yere bakar, saçları karışıktır, yanağında ben vardır, onun çıkışı doğu tarafındadır. Böyle olunca Süfyani zuhur edecektir. Onun hükümeti bir kadının hamileliği olan dokuz ay sürecektir. Hakka itaat eden taifeler dışında bütün Şam halkı ona itaat edecektir. Allah onları onunla birlikte ortaya çıkmaktan koruyacaktır. Saldırgan bir ordu ile Medine’ye gelecek ve Medine çöllerine ulaştığında Allah onu toprağa gömecektir, işte bu, Allah azze ve celle’nin Kur’an’daki şu buyruğudur: “Ve dehşetli bir korkuya kapıldıkları ve hiçbirinin kurtulamayıp en yakın bir yerde azaba uğratıldıkları gün bir görsen onları.”[5]

15- Hişam bin Salim şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Yemani ve Süfyani, süratle koşan hızlı iki at gibidir.”

16- Muğayre bin Said şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Emirülmüminin (aleyhisselam) şöyle buyurdu: İki mızrak karşılaşıp çarpışınca Allah’ın alametlerinden biri ortaya çıkıncaya dek birbirinden ayrılmayacaktır. Dediler ki: O alamet nedir ey Emirülmüminin? Şöyle buyurdu: Şam’daki bir depremde yüzbin kişi ölecek Allah bu depremi müminlere rahmet, kafirlere ise azap olarak gönderecektir. Böyle olunca siyah-beyaz ve kulağı (veya kuyruğu) kesik atlara binen süvarilere ve sarı bayraklara bakın. Onlar batıdan gelerek Şam’a ulaşacaklar. O sırada en büyük dehşet ve kızıl ölüm gerçekleşecek. Sonra Şam yakınlarındaki Heresta[6] köyü toprağın altına girecek. Tam o sırada ciğerler yiyen kadının oğlu kurak çöllerden ortaya çıkacak ve Şam minberine hakim olacak. Böyle olunca Mehdi’nin zuhurunu bekleyin.”

17- Yunus bin Ebu Ya’fur şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Süfyani ortaya çıktığında bize karşı ve size karşı savaşsın diye bir ordu gönderecek. Böyle olunca her türlü zorluk ve zillete katlanıp bize katılın.”

18- Muhammed bin Müslim şöyle der: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Süfyani kızıl suratlı, kızıl beyaz ve mordur. Allah’a asla ibadet etmemiş, ne Mekke’yi ne de Medine’yi hiç görmemiştir. O şöyle diyecek: Ey rabbim Halkın kanını cehenneme gitmek pahasına da olsa dökeceğim. Halkın kanını cehenneme gitmek pahasına da olsa dökeceğim.

[1]- Mübarek “En’am” suresi 2 ayeti şerife.

[2]- Yani Hz. Mehdi’nin zuhur edeceği şehir olan Mekke’ye gelin. Çünkü kurtuluş, sadece biz Ehl-i Beyt sayesindedir.

[3]- Yani halkın zihninde yerleşmiş bulunan ve ortayı çıkması beklenen Süfyani olayını, Allah Teala değiştirir ve ortaya çıkarmayabilir mi?

[4] Abbasoğulları hükümetinin tekrar kurulma ihtimali diğer hadisi şeriflerden de anlaşılmaktadır. (Ç.)

[5]- Mübarek “Sebe” suresi 51. ayeti şerife.

[6]- Bu köy aynı adla bugün Şam ile Humus arasında Şam’a beş buçuk km. kadar uzaklıktadır. (Ç.)

13 Ekim 2018 Cumartesi

Ahirzamanda Çıkacak Olan Abbasoğulları Fitnesi

Ahirzamanda Çıkacak Olan Abbasoğulları Fitnesi

Ahirzamanda ortaya çıkacak olan abbas oğulları’nın çıkaracağı fitne ile ilgili 4 hadis yazılıdır( Daha çokları da var ama daha ortaya çıkmadılar). Allah onların şerrinden ümmet-i Muhammedi korusun.

Nedir bu Benimle Beni Abbas arasındaki? Ümmetimi taraflara böldüler. Onların kanlarını döktüler. Onlara siyah(hüzün) elbiseleri giydirdiler. Allah da kendilerine ateş elbisesi giydirsin.(Ramuz elEhadis-Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi)

Abbas oğulları için şarktan bayraklılar çıkar. Bunların evveli de sonu da helake mahkumdur. Siz onlara yardım etmeyin. Allah onlara yardım etmiyecek. Kim onların bayrağı altına giderse Allah onu Cehenneme sokar. Gözünüzü açın ki, onlar Allah’ın mahlukatının şerlileridir. Zannederler ki Ben onlardanım. Agah olun! Ben onlardan uzağım onlar da Benden uzaktır. Onların alametleri saçlarını uzatmaları ve siyah gömlek giymeleridir. Kendileri ile oturmayın, pazarlarda alış veriş yapmayın, onlara yol göstermeyin, su dahi vermeyin. Bunlara yapılan hürmetle ehli semaya eziyet verilmiş olur.
(Ramuz elEhadis-Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi)



Siyah bayrakları gördüğünüzde yerinizden kıpırdamayın. Ellerinizi ve ayaklarınızı hareket ettirmeyin (harekete geçmeyin). Sonra kendilerine ehemmiyet verilmeyen zayıf bir topluluk zuhur eder. Kalpleri demir parçaları gibidir. Onlar devlet sahipleridir (hum ashabu’d devle). Ne söz ne de ahit tanırlar. Hakka çağırırlar ama kendileri hak ehli değildir. İsimleri künyedir. Nisbetleri ise köy ve şehirlerdir. Saçları kadın saçı gibi uzatılmış ve salınmıştır. Aralarında ihtilaf çıkıncaya kadar bakidirler. Sonra Allah hakkı dilediğine verir…(El Fiten, Hafız Nuaym Bin Hammad, Daru’l Beyan el Arabi, Ezher civarı Kahire, hadis numarası 558, s: 136)

Benden sonra size dört fitne gelecektir. Birincisinde, kanlar (dökülmesi) helal kılınacaktır. İkincisinde hem kanlar hem de mallar helal kılınacaktır. Üçüncüsünde ise hem canlar hem mallar hem de uçkurlar helal kılınacaktır. Dördüncüsü ise örten, kapatan, bürüyen kör ve sağır bir fitnedir; denizdeki dalgalar gibi kabarır, hareket eder. Hiç kimse ona karşı bir sığınak bulamaz. Şam’da tayf ve karaltı gibi dolaşır; Irak’a çöreklenir. Eliyle ve ayaklarıyla el Cezire’yi (Kürt bölgesi) vurur (Cübbeli Ahmet Hoca’nın bu hadisteki el Cezire’yi Suudi Arabistan olarak yansıtması isabetli olmasa gerek). Ümmet, derinin tabakhanede çekiştirilmesi gibi çekiştirilir, belaya maruz kalır. Kimse ‘yeter, yeter’ diyemez ve bir yerden kalksa diğer yerde patlak verir ve çöreklenir (hadis no: 87, s: 31)….”
Süfyani Nasıl Tanınır (İslam Deccalı Süfyani)

Süfyani Nasıl Tanınır (İslam Deccalı Süfyani)

1- Emîrü’l-Müminîn Ali (kr.v)’den rivayetle Süfyani (denilen kişinin) sıfatları şöyledir: “(Süfyani), Halid b. Yezid b. Ebû Süfyan’ın evlatlarından/soyundandır…” (Bunu Nuaym b. Hammâd rivayet etmiştir…) Bu Yezid, Muaviye b. Ebû Süfyan’ın kardeşi olup sahabedendir, (Mekke’nin) fethedildiği gün Babasıyla ve kardeşiyle birlikte Müslüman olmuştur. Ebû Bekir (r.a)’ın halifeliği zamanında vefat etmiştir. Süfyani de işte bu (Yezid (r.a)’ın) soyundandır…

2- Süfyani’nin kafası büyüktür/iridir… Süfyani’nin yüzünde çopurluk (yani yüzünde çiçek hastalığındaki yaralardan kalma izler) vardır…

3- Gözünde beyaz bir nokta vardır…

(el-İşâatü li-Eşrâti’s-Sâati, Müellif; Şerif, Seyyid Muhammed b. Rasûl el-Hüseynî el-Berzencî)


17 Eylül 2018 Pazartesi

İslam'ın İlk Öğretmeni Mus'ab bin Umeyr

İslam'ın İlk Öğretmeni Mus'ab bin Umeyr

İslâm’ın İlk Öğretmeni

O, Mekke’nin en güzel ve en pahalı elbiselerini giyen, en yakışıklı delikanlısıydı.[1] Savaşlarda Kureyş ordusunun sancağını taşıyan, Hicâbe ve Sidâne vazifelerini yerine getiren Abdüddâroğullarının[2] prensi, annesinin kuzusu, ailesinin gözbebeğiydi. Annesi onun için Yemen’den, Şam’dan en pahalı kumaşları getirtir ve en güzel kıyafetleri ona giydirirdi.[3] Ayakkabıları Hadramevt’ten sipariş edilir[4], uyandığında canı ister diye en leziz yiyecekler başucunda bekletilirdi.[5] O, parayla elde edilebilecek her şeye sahipti. Ama yüreğinde bir boşluk, ruhunda huzursuzluk vardı. Giydiği elbiseler, lezzetli yiyecekler, lüks evler, atlar ve develer, kısaca o gün için zenginlik ifade eden hiçbir şey onu mutlu etmiyordu.



Allah Celle, kullarına olan merhameti ve sevgisi sebebiyle Muhammed aleyhisselâm’ı peygamber olarak gönderdiğinde Mekke’nin ileri gelenleri Onu ve davetini nefretle karşılamışlardı. Efendimiz ağaçtan ya da taştan yapılan putların ilah olamayacağını söylüyor, insanları zengin-fakir, efendi-köle gibi sınıflara ayıran bir düşüncenin yeryüzüne huzur ve mutluluk getiremeyeceğini anlatıyordu.

Şehrin güzel ahlaklı, faziletli ve temiz gençleri birer birer Müslüman oluyorlardı.  Mus’ab’ın çevresinde,  gününü gün etmekten başka derdi olmayan, hayatı oyun ve eğlenceden ibaret sayan arkadaşları kalmıştı sadece. Ve onlar Mus’ab’ı hiç de mutlu etmiyorlardı. Müslüman olmayı düşündü. Allah’tan başka ilah yoktu, doğruydu. Ama kimsesiz fakir Müslümanlarla, kölelerle aynı ortamda olmak, düne kadar emrine amade olarak yaratıldıklarını düşündüğü köleleri kardeş edinmek kolay mıydı? Hem annesi ne der, kim bilir nasıl da öfkelenir ve ne cezalar verirdi. Bir yanda bütün çekiciliğiyle dünya nimetleri diğer yanda Allah ve Rasûlü vardı. Tercih yapmak, nefse söz geçirmek çok zordu.

Bir akşamüstü evinden çıktı. Safâ Tepesi’nin yakınlarındaki evin, Dâru’l-Erkam’ın, kapısını çaldı.[6] Kapıyı eski bir köle olan Süheyb-i Rûmi açtı. Efendi, köleye kardeşçe sarıldı. Muhammed aleyhisselâm’ın huzuruna çıktı. Onun sözleri, okuduğu ayetler ve gülümseyen siması yüreğini huzurla doldurdu. Paranın, servetin veremediği şey, mutluluk işte buydu. O gece Mus’ab’ın en güzel gecesi oldu. 

Mus’ab b. Umeyr Müslüman olduğunu annesi dâhil hiç kimseye söyleyemedi. Gizli gizli Rasûlullah’ın yanına gidiyor, Ondan Kur’ân-ı Kerim dinliyor, Onunla birlikte namaz kılıyordu. Fakat her köşe başında bir casusun dolaştığı Mekke’de Mus’ab’ın Müslümanlığı gizli kalamazdı. Akrabalarından Osman b. Talha onun Bilâl ve Ammâr gibi fakir Müslümanlarla namaz kıldığını gördü. Osman kuş olup uçmuş, haberi Mus’ab’ın annesine yetiştirmişti.[7]   

Hunâs binti Mâlik, oğlunun Müslüman olduğunu duyunca çılgına döndü. Dünyayı önüne serdiği; en güzel kokuları, ipekli elbiseleri layık gördüğü oğlu ona ihanet etmiş, ilahlarına isyan ederek aile şerefini ayaklar altına almıştı. Büyük bir titizlikle yetiştirdiği oğlunun Bilâl ve Habbâb gibi kölelerle aynı safta olduğunu düşünmek Hunâs’ı kahretmişti. Kardeşleri tarafından yakalanarak annesinin huzuruna getirilen Mus’ab, yapılan tüm tehditlere rağmen İslâm’ı terk etmeyi ve atalarının dinine dönmeyi kabul etmedi. Öfkesinden deliye dönen annesi, Mus’ab’ı evin bir köşesine hapsederek kapısını sıkı sıkıya kilitledi.  Mus’ab için zorlu bir hayat başlamıştı.

Hicret Yollarında

Allah ve Rasûlü uğruna ailesi tarafından nice zulme maruz kalan Mus’ab, bir fırsatını bularak hapisten kaçtı ve Habeşistan’a yapılan ilk hicrete katıldı. İman yolunda ailesinden vazgeçen Mus’ab, şimdi de Allah için yurdunu kurban etmiş, muhacir olmuştu.[8] O Habeşistan’ı ne bilir, ailesinden uzakta, gurbetin zor şartlarında nasıl yaşayabilirdi? Fakat iman insana neler yaptırıyor, nasıl bir güç veriyor, sahibini ne kadar da değiştiriyordu…

Habeşistan’da bulundukları sırada, müşriklerin önde gelenlerinin Müslüman olduğuna dair bir haber geldi. Velîd b. Muğîre’nin ve Ebû Uhayha’nın Müslüman oldukları söyleniyordu. Onlar Müslüman olmuşsa herkes Müslüman olmuş demekti. Çok sevindi. Hemen yola çıkıp, arkadaşlarıyla birlikte Mekke’ye döndü. Fakat ne müşrikler Müslüman olmuş ne de Müslümanlara yaptıkları işkenceyi azaltmışlardı. Doğduğu şehre ancak İslâm’ın azılı düşmanı ve yakın akrabası olan Nadr b. Hâris’in himayesinde girebildi.[9]

Kureyşlilerin Müslümanlara yaptıkları baskı dayanılmaz bir hâl alınca yeniden Habeşistan’a hicret etmek zorunda kaldı. O imanı, samimiyeti ve güzel ahlakı ile görenleri kendisine hayran bırakıyordu. Dostlarından Âmir b. Rebîa anlatıyor:

“Mus’ab b. Umeyr Müslüman olduğu günden Uhud’da şehit oluncaya kadar benim arkadaşımdı. Habeşistan’a yapılan her iki hicrette de beraberdik. Ben onun kadar güzel huylu, onun kadar uyumlu bir kimse görmedim.”[10]

Mekke’ye döndüğünde üzerinde yamalı, kaba elbiseler vardı. Ayağında Hadramevt’ten getirilen ayakkabılar yoktu artık.[11] Ama yüzünde İslâm’ın nuru, yüreğinde Allah’ın mümin kullarına bahşettiği huzur ve mutluluk vardı.


İslâm Davetçisi

Yüce Rabbimiz, Mekke’de zulme uğrayan müminleri, Habeşistan’da dua eden muhacirleri ve Taif’te taşlanan Rasûlünü Medineli Müslümanlarla sevindirdi. Akabe’de biat eden on iki kahraman, yurtlarına döndükten sonra Efendimiz aleyhisselâm’a bir mektup yazdılar. Muâz b. Afra ve Râfi b. Mâlik’in getirdiği mektupta Medineli Müslümanlar Peygamber Efendimizden kendilerine Kur’ân okuyacak, İslâm’ı öğretecek, namaz kıldıracak ve insanları İslâm’a davet edecek bir öğretmen, bir davetçi göndermesini istiyorlardı.

Allah Rasûlü, İslâm’ın ilk öğretmeni olma şerefini genç Mus’ab’a verdi.[12] O hitabeti güçlü, güler yüzlü, samimi bir kimseydi. Ayrıca o güne kadar nazil olan âyet-i kerimeleri ezbere biliyordu. Allah’a çağıran, salih amel işleyen özü ve sözü güzel davetçi Medine’ye hareket etti.

Mus’ab’ın geldiği günlerde Medine karmakarışık bir hâldeydi.  Evs ve Hazrec kabilesi mensupları, üç Yahudi kabilesi ile birlikte yaşıyorlardı. Aslında kardeş çocukları olan Evs ve Hazrec arasında yüzyıla dayanan bir kan davası vardı. Birkaç yıl evvel meydana gelen Buas Harbi’nde her iki kabileden pek çok kişi ölmüştü. Müslüman olanlar dahi birbirlerine soğuk davranıyor, diğer kabileye mensup bir kimsenin namazda imam olmasını hoş görmüyorlardı. Medine’nin, Mus’ab b. Umeyr’e ve onun hayat verici davetine çok ihtiyacı vardı.[13]

Medine Fatihi

Mus’ab Medine’ye vardığında büyük İslâm mücahidi Esad b. Zürâre’nin evine yerleşti.[14] Esad’la birlikte Medine’deki tüm kapıları çalıyor, hurma bahçelerinde toplantılar düzenliyor, bıkmadan yılmadan İslâm’ı anlatıyordu. Medine’nin her evinde İslâm ve İslâm’ın genç davetçisi Mus’ab’ın anlattıkları, onun sözlerinin tatlılığı ve samimiyeti konuşuluyordu. Fakat nasıl Mekke’de Rasûlullahtan ve mesajından rahatsız olanlar varsa Medine’de de Mus’ab’dan ve anlattıklarından memnun olmayanlar, onu insanlar arasına fitne sokmakla suçlayanlar ve öldürmek isteyenler vardı.

Mus’ab onlara gayet nazik bir şekilde davranıyor, onları kendisini dinlemeye ikna ediyor ve sözlerin en güzeli olan Allah kelamını okuyarak Müslüman olmalarına vesile oluyordu. Özellikle Üseyd b. Hudayr ve Sa’d b. Muâz’ın Müslüman olmaları Medine’de İslâm’ın hızla yayılmasını sağladı. Sa’d b. Muâz’ın Müslüman olduğu gün, lideri olduğu Abdüeşheloğullarının tamamı iman etmişti.[15] İleriki yıllarda İslâm’a büyük hizmetler edecek sahâbilerin pek çoğu, Mus’ab b. Umeyr’in davetiyle Müslüman olmuşlardı. Peygamber aleyhisselâm’ın yardımcıları Medineliler, yardımcıların yardımcısı ise Mus'ab b. Umeyr’di.

Medine evleri İslâm’la kucaklaşıyor, putlar kırılıyor, Amr b. Cemûh gibi en tutucu putperestler dahi Müslüman oluyordu. Şehirde yaşayan Arapların büyük kısmı hak dine teslim olmuştu. Mus’ab Medine’yi tatlı dili, samimiyeti ve bütün kalbiyle okuduğu Kur’ân-ı Kerim’le fethediyordu. Bu şehir kılıçların değil, Kur'ân’ın fethettiği şehirdi.[16] Medine halkı Mus’ab’a  Kur’ân okuyucusu anlamında “el-Mukrî” diyorlardı.[17] Mus’ab’ın Medine’den gönderdiği haberler Efendimizin yüzünde tebessüm, Bilâl’in, Ammâr’ın yüreğinde umut oluyordu. O yıl Müslümanların sevinç yılıydı.[18]

İlk Cuma Namazı

Rasûl-i Ekrem’e haber gönderen Mus’ab, Cuma günü Müslümanları toplamak ve namaz kıldırmak istediğini bildirdi. Efendimiz cevaben gönderdiği mektupta; Cuma günü Müslümanları toplamasını, iki rekât namaz kılarak Allah’a yaklaşmaya çalışmalarını ve onlara hitap etmesini emretti. Mus’ab, Sa’d b. Hayseme’nin evinde topladığı on iki kişiye ilk Cuma namazını kıldırdı. İslâm tarihinde kılınan ilk Cuma namazının imamı Mus’ab b. Umeyr olmuştu.[19] İslâm’ın genç davetçisi kısacık hayatına ne büyük hizmetler, ne güzellikler sığdırmıştı! Allah Celle fedakâr ve samimi kulunun gayretine bereketler yağdırıyordu.

Hac mevsimi geldiğinde Medineli Müslümanlarla birlikte Mekke’ye, Efendimizin yanına geldi. Bir yıl boyunca yaptıklarını ve Medine’deki son durumu anlattı. Onun sözleri Efendimiz aleyhisselâm’ı çok memnun etti.[20] İkinci Akabe Biatı’nın hazırlanmasında, Medine’nin İslâm ile kucaklaşmasında ve şehrin Efendimizin hicreti için uygun bir hâle gelişinde Mus’ab’ın büyük emeği vardı. Müslümanlar ona “Mus’abu’l-Hayr” diyorlardı.[21]

            Anneciğim, Ben Seni Seven Bir Nasihatçiyim

Mus’ab Mekke’ye geldiğinde ilk iş olarak Allah Rasûlünü ziyaret etmişti. Bu durum annesini kızdırmış, Mus’ab hakkında ileri geri konuşmasına sebep olmuştu. Müşrik anne oğlunun hayırsız ve nankör olduğunu söylüyordu. Mus’ab ise “Rasûlullahtan önce herhangi bir kimseyi ziyaret edemezdim.” demiş ve Efendimizle görüşmesinden sonra annesinin yanına gelmişti. O ve arkadaşları Allah’ın Rasûlünü her şeyden çok severlerdi.

Hunâs binti Mâlik, oğlunu yine eski dinine, putlara tapmaya davet edince Mus’ab “Ben Rasûlullahın dini olan İslâm üzereyim. Allah, kendisi ve Rasûlü için bu dinden razı olmuştur.” cevabını verdi. Annesi “Sen Habeşistan’a gittin ben ağladım, sen Medine’ye gittin ben gözyaşı döktüm, kıymetini bilmedin.” deyince Mus’ab “Siz ne kadar uğraşsanız da ben dinimden dönmeyeceğim.” dedi. Annesi onu hapsetmek istediyse de imanındaki kararlılığını görüp bundan vazgeçti. Annesi ağlamaya başlayınca Mus’ab da ağladı ve “Anneciğim, ben seni seven bir nasihatçiyim.” dedi ve onu İslâm’a çağırdı. Fakat Hunâs binti Mâlik’in yüreği kaskatı olmuştu. “Karanlıkları delen yıldızlara and olsun ki, senin dinine girip halkın üzerime gülmesine, aklımı zayıf görüp beni ayıplamalarına razı olamam.” diyerek oğlunun isteğini reddetti.[22]

              Medine’yi İslâm’la buluşturan Mus’ab çok sevdiği annesinin inatçı bir müşrik olarak kalmasına çaresizce boyun eğdi. Hz. İbrahim babası için, Muhammed aleyhisselâm amcası için nasıl üzüldüyse Mus’ab da annesine o denli yandı. Rabbim hidayeti dilediğine verirdi.

Mekke’de üç ay kalan Mus’ab daha sonra Medine’ye hicret etti. Muallim olarak geldiği şehre muhacir olmuştu. Berâ b. Âzib’in ifadesine göre Medine’ye ilk önce Mus’ab b. Umeyr gelmiş, onu Abdullah b. ibni Ümmü Mektûm takip etmişti.[23]

Sevgili Peygamberimiz hicretten sonra Sa’d b. Muâz’ın evine misafir olan Mus’ab’ı[24] ensardan Ebû Eyyûb el-Ensarî[25] ve muhacirlerden ise Sa’d b. Ebi Vakkas ile kardeş ilan etti.[26]

Bir zamanlar giyim kuşamı ve zenginliğiyle insanların imrendiği Mus’ab, artık sade ve mütevazı bir hayat yaşıyor, günlerini Rabbine ibadetle, namaz ve zikirle geçiriyordu.

           Bir gün Allah Rasûlü ve arkadaşları mescitte oturdukları sırada Mus’ab b. Umeyr çıkageldi. Üzerinde yırtılmış eski bir elbise vardı. Elbisesindeki yırtığı, bir postun parçasıyla yamamıştı. Efendimiz onun bu durumuna çok üzüldü. Sahabîlerden bazıları gözyaşlarını tutamadı. Peygamber Efendimiz arkadaşlarına şu suali sordu:

- Ne dersiniz, sabah akşam kıyafet değiştirdiğiniz, sofranızda bir tabağın kaldırılıp bir tabağın konulduğu, Kâbe’nin örtüsü gibi evlerinizi örttüğünüz günler geldiğinde sizin hâliniz nasıl olur?

- Ya Rasûlallah! Bizler bolluğu ve rahata kavuşmayı elbette arzularız.

- O günler gelecek. Ama sizin bu hâliniz o günkü hâlinizden daha hayırlıdır.[27]

 Lüks ve konforlu bir hayat, marka elbiseler ve lezzetli yiyecekler hayatın amacı olamaz. Tüm bunlara sahip olmak için hırslanmak, başkalarıyla kıyasıya mücadele etmek insanı mutlu edemez. Daha zengin olmak için girişilen hiçbir yarışın galibi olmamıştır. Mus’ab b. Umeyr bunları elinin tersiyle itmiş, mutluluğu Rabbine teslim olmakta, Onu zikredip Onun rızası için yaşamakta bulmuştur. Zaten kalplere huzur veren Allah’ı zikretmek değil midir?[28] Onu bulanın kaybettiği ya da muhtaç olduğu başka bir şey var mıdır?

İslâm’ın Sancaktarı

Bedir Savaşı’nda Efendimiz İslâm Ordusu’nun sancağını Mus’ab b. Umeyr’e verdi.[29] Savaş bitip Müslümanlar kesin bir zafer kazandığında müşriklerden yetmişi öldürülmüş, yetmişi de esir alınmıştı. Bu esirler arasında Mus’ab’ın kardeşi Ebû Aziz de vardı. Mus’ab kardeşini esir alan sahâbiye bu esiri sıkı bağlamasını, zira annesinin çok zengin olduğunu ve onu kurtarmak için Müslümanlara fidye verebileceğini söylemişti. Kulaklarına inanamayan kardeşi bu söylediklerinden dolayı kendisini kınadığında, Mus’ab asıl kardeşinin onu esir eden Müslüman olduğunu ve İslâm kardeşliğinin diğer bağları koparıp attığını söyledi.[30]

Savaş sonrasında öldürüleceğini anlayan müşrik lider Nadr b. Hâris de ondan akrabalık bağını gözetmesini ve kendisi için şefaatçi olmasını istediğinde, vaktiyle Efendimize ve Müslümanlara yaptığı işkenceleri hatırlatarak bu talebini reddetti.[31]  Hayatı İslâm olan Mus’ab İslâm’ın dışındaki hiçbir şeye yakınlık duymuyordu.

Allah’a Verdiği Sözü Tutan Bir Kahraman

Bedir’de ağır bir yenilgiye uğrayan müşrikler ertesi yıl Uhud’da Müslümanların karşısına çıktılar. İntikam ateşiyle yanan orduda Mus’ab’ın annesi Hunâs binti Mâlik de yer alıyordu.[32] O kimden neyin hıncını almaya gelmişti? Efendimiz Müslümanların beyaz sancağını[33] yine Mus’ab b. Umeyr’e verdi.[34] O gün Mus’ab İslâm’ın sancağını dalgalandırıyor, düşman safları arasına kahramanca dalıyordu. Düşman sancaktarlarından Ertâd’ı da Mus’ab öldürmüştü.[35] Şehadete susamış müminlerin karşısında müşrikler tutunamamış, savaş meydanından kaçıyorlardı. Fakat tam bu sırada Efendimizin Ayneyn Geçidi’ne yerleştirdiği okçular yerlerini terk etti.

Okçuların savaş meydanına indiğini gören Halid b. Velid onların boşalttığı tepeyi geçerek İslâm ordusunu arkadan çevirdi. Beklenmedik bir saldırıya uğrayan Müslümanlar ne yapacaklarını şaşırmışlardı. İslâm ordusundaki karışıklığı ve Halid’in hücumunu gören müşrikler geri dönmüş, Müslümanlar çok zor duruma düşmüşlerdi.

İslâm ordusu dağılıyor, Efendimiz Müslümanları toparlamaya çalışıyor, onlara sesleniyor ama Müslümanlar Onu duymuyorlardı. İşte bu sırada müşriklerden bazıları Efendimizi öldürmek üzere yemin ettiler. Bunlardan birisi olan Abdullah b. Kamîe, Efendimiz zannederek, İslâm sancaktarı Mus’ab b. Umeyr’e saldırdı ve kılıcıyla Mus’ab’ın sağ elini kopardı.[36] Canının nasıl da yandığını umursamayan Mus’ab, hemen sancağı sol eline aldı. İslâm’ın sancağı yere düşemezdi. İbn Kamîe yeniden saldırdı ve bu sefer Mus’ab’ın sol elini kopardı. Rasûlün sancağı yere düşer miydi hiç! Sancağı göğsüne bastırdı. Dilinden “Muhammed ancak bir rasûldür. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir.”[37] sözleri dökülüyordu. İbn Kamîe nihayet mızrağıyla Mus’ab’ı şehit etti.[38] Mus’ab şehit olurken Rabbine Rasûlünü koruması için dua ediyordu. 

Savaşın sonlarına doğru Efendimiz aleyhisselâm bir elinde sancağı diğerinde kılıcıyla düşmanla savaşan Mus’ab’ı görmüş ve “İlerle ey Mus’ab!” diye buyurmuştu. Buna karşılık, ben Mus’ab değilim ya Rasûlallah, cevabını alınca Mus’ab b. Umeyr’in şehit olduğunu ve bir meleğin onun kılığına bürünerek sancağı taşıdığını anlamıştı.[39] Mus’ablar yıkılıp yere düşebilir fakat dava yaşamaya, sancak dalgalanmaya devam ederdi.  Mus’ab’dan sonra İslâm sancağını Hz. Ali’nin taşıdığı da rivayet edilmektedir.[40]

Mus’ab şehit düşerken düşman saflarında bulunan annesinin yüreği yandı mı hiç bilinmez ama Sevgili Peygamberimiz onun şehadetine çok üzüldü. Onun yoksul hâlini ve mütevazı hırkasını görünce bir zamanlar en güzel giysileri giyen, en güzel yemekleri yiyen bu genç adamın Allah ve Rasûlünün sevgisini anne babasına ve her şeye tercih ettiğini söyledi.[41] Sonra Mus’ab’ın mübarek naaşının başında şöyle buyurdu: Ben seni Mekke’de gördüğümde senden daha zarif elbiseler giyen, senden daha güzel ve uzun saçlı kimse yoktu. Şimdi sen bir hırka içinde saçı başı dağınık bir hâldesin.[42]

Efendimiz aleyhisselâm çok üzgündü, ağlıyordu. Uhud şehitlerine hitaben: Allah’ın Rasûlü kıyamet günü sizin Allah katında şehitler olduğunuza şehadet edecektir.[43] “Ben şehadet ederim ki siz Allah katında dirisiniz.” buyurdu. Sonra ashabına yöneldi ve şu vasiyette bulundu:  “Ey insanlar! Onları ziyaret ediniz, onlara selam veriniz. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, kıyamete kadar her kim onlara selam verirse onlar selamını alır ve bu selamı iade ederler.”[44] Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi Uhud’un kahraman şehitlerinin ve tüm şehitlerimizin üzerine olsun.

Fahri Kâinat Efendimiz daha sonra Uhud şehitleri hakkında şu âyet-i kerîmeyi okudu: “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler vardır. Onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir. Kimi de şehitliği beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.”[45]

Bir Kefeni Bile Olmadı

Mus’ab radıyallahu anh şehid düşünce vücudunu saracak bir kefen bulunamadı. Hırkasıyla başını örttüklerinde ayakları, ayaklarını örttüklerinde ise başı açıkta kalıyordu. Efendimizin emriyle ayakları izhir otlarıyla örtüldü.[46]Mus’ab, kardeşi Ebû Rûm b. Umeyr ve Suveybit b. Amr tarafından defnedildi.[47]

Ebû Abdullah Mus’ab b. Umeyr radıyallahu anh vefat ettiğinde kırk yaşının biraz üzerindeydi.[48] Orta boylu, uzun saçlı ve çok yakışıklıydı.[49] Hanımı Hamne bint Cahş, Efendimizin hanımı Zeyneb’in kardeşiydi.[50] Allah Rasûlünün bacanağı olan Mus’ab’dan geriye Zeyneb isimli bir kızı[51] ve onu çok seven, onun gibi olmayı hayal eden koca bir ümmet kaldı.


[1] İbn Sa’d, et-Tabakât, III,116; İbn Hacer,  el-İsâbe, X, 184; Nevevî, Tehzîbu’l-esmâ ve’l-lugât, II,96.

[2] İbn Hacer,  el-İsâbe, X,183;  Hüseyin Algül, “Musab b. Umeyr”, DİA, XXXI, 226; Ahmet Lütfi Kazancı, “Abdüddâr”, DİA, I, 177.

[3] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 116; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 176; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV, 1474.

[4]İbn Sa’d, et-Tabakât, III,116; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV,1474; Muhammed Hasan Bureyğış, Mus’ab b. Umeyr, 42.

[5] Süheylî, Ravdü’l-Unûf, IV, 97.

[6] İbn Sa’d, et-Tabakât, III,116; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 175; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV, 1474.

[7] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 116; Belâzûri, Ensâbu’l-eşrâf, IX, 406; İbn Abdülber, -İstî’âb, IV, 1474.

[8]İbn Hişâm, es-Sîre, I, 344; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 116; İbn Hacer, el-İsâbe, X, 183; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 175.

[9] Mahmud Esad, Tarihi Dini İslâm, 468.

[10] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 117; Muhammed Hasan Bureyğış, Mus’ab b. Umeyr, 5.

[11] Bu konu ile ilgili olarak bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 176.

[12] İbn Hişâm, es-Sire, II, 76; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 118; İbn Hacer, el-İsâbe, X, 184; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 175; Efendimiz’in Musab’ın ardından Medine’ye Abdullah b. İbn Ümmü Mektûm’u da gönderdiği rivayet edilmektedir; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîrati’n-nebeviyye, I, 245; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 107.

[13]  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V,175.

[14] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 118;  Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 107; Nevevî, Tehzîbu’l-esmâ ve’l-lugât, II,96.

[15] İbn Hişâm, es-Sîre, II, 78-80; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîrati’n-nebeviyye, I, 245-246.

[16] Bkz. Bezzâr,  el-Müsned 1180

[17] Ebû Nuaym, Ma’rifetü’s-sahâbe, V, 2556; Nevevî, Tehzîbu’l-esmâ ve’l-lugât, II, 96.

[18]  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe,V,176; Mahmud Esad, Tarihi Dini İslam, 520.

[19] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 118; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV,1473;  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 176; İslam’da ilk Cuma namazını Es’ad b. Zürare’nin kıldırdığı da rivayet edilmektedir; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîrati’n-nebeviyye, I, 246-247; Nevevî, Tehzîbu’l-esmâ ve’l-lugât, II, 96.

[20] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 119; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîrati’n-nebeviyye, I, 248.

[21] İbn Sa’d,  et-Tabakât, III, 116; Adem Apak, Ashâb-ı Kirâm, 121.

[22] İbn Sa’d,  et-Tabakât, III,117; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîrati’n-nebeviyye, I, 248.

[23] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 117; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV, 1473-1474; Ebû Nuaym, Marifetu’s-sahâbe, V, 2556.

[24] ibn Hişâm, es-Sîre, II, 123; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 117.

[25] İbn Hişâm, es-Sîre, II, 152; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 120.

[26] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 120; Hüseyin Algül, “Musab b. Umeyr”, DİA, XXXI, 226.

[27] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 176-177; Zehebî, A’lamu’n-nübelâ, I, 147.

[28] Ra’d Sûresi 13/28.

[29] İbn Hişâm, es-Sîre, II, 264; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 120.

[30] İbn Hişâm, es-Sîre, II, 299-300.

[31] Vâkıdî, el- Meğâzî, I, 106-107;  M. Âsım Köksal, İslâm Tarihi, III, 372.

[32] İbn Hişâm, es-Sîre, III, 66.

[33] Kettânî, Hz. Peygamberin Yönetimi, I, 492.

[34] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 121;  İbn Hacer, el-İsâbe, X, 184;  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 177.

[35] Halife b. Hayyât, Tarih, 32.

[36] İbn Hişâm, es-Sîre, III, 77; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 120; Zehebî, A’lamu’n-nübelâ, I, 148.

[37] Âl-i İmrân Sûresi 3/144. Bu ayet henüz nazil olmadan Mus'ab’ın ağzından bu ifadenin çıkması ayrı bir değer taşımaktadır. Bkz. İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 120-121.

[38] İbn Hişâm, es-Sîre, III, 77; Halebî, İnsanu’l-Uyûn, II,544; Zehebî, A’lamu’n-nübela, I, 148.

[39] İbn Sa’d,  et-Tabakât, III, 121.

[40] İbn Hişâm, es-Sîre, III, 77; Zehebî, A’lâmu’n-nübela, I, 148.

[41] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 117; Ebu Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 108.

[42]İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 116; Hâkim, el-Müstedrek, III, 221; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV,1474.

[43]  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 177.

[44]  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 177; İbn Sa'd,  et-Tabakât, III, 121; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 108.

[45] Ahzâb Sûresi 33/23; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 121; Hâkim, el-Müstedrek, III,221;  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V, 176.

[46] Buhâri, “Cenâiz” 27;İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 121; İbn Hacer, el-İsâbe, X, 184; İbn Abdülber, el-İstî’âb, IV, 1474-1475.

[47] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 122; Semîra ez-Zâyed, Muhtasarü’l-câmi’ fî’s-Sîratü’n-nebeviyye, I, 443.

[48]  İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, V,176; İbn Abdilber, el-İstî’âb, IV, 1474; Nevevî, Tehzîbu’l-esmâ ve’l-lugât, II, 96.

[49] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 122.

[50]Hüseyin Algül, “Musab b. Umeyr”, DİA, XXXI, 226; Muhammed Hasan Bureyğış, Mus’ab b. Umeyr, 44.

[51] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 116; Muhammed Hasan Bureyğış, Mus’ab b. Umeyr, 45.