Melhame-i Kübra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Melhame-i Kübra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2016 Cuma

Nihat Hatipoğlu Kıyametin Alameti Büyük Savaş Nedir

Nihat Hatipoğlu Kıyametin Alameti Büyük Savaş Nedir


İlahiyatçı Prof. Nihat Hatipoğlu, kıyamet gününden önce yaşanacağı hadislerde geçen Büyük Savaş'ı anlattı.

"Bazı hadislerin beyanına göre dünyanın sonu gelmeden önce Ortadoğu'da büyük bir kapışma, yani savaş olacaktır. Bu savaşın içinde bütün din mensupları olacaktır" diye yazısına başlayan Hatiploğu, büyük savaşın zamanıyla ilgili ise şunları yazdı:

"Bu savaşta beklenen davetçi olan Hz. Mehdi yer alacak. Ve bu savaşta islam'a karşı olanlar büyük bozgun yaşayacak. Bu savaş belki üçüncü dünya, belki de dördüncü dünya savaşı olmaya namzettir. Ne zaman olacağını, zamanının gelip gelmediğini de elbette Allah bilir."

Hatipoğlu, Hz. Muhammet'in (s.a.v.) hayatından Büyük Kapışma'yla ilgili detayları yazdı. İşte o yazı...

"Hz. Peygamber (s.a.v.) dünyanın son savaşı olan Melheme-i Kübra "Büyük kapışma"yı anlatırken 'Şam'a dikkat çeker. "Şam'a bakın" buyurur.

"Batı tarafından gelen bir fitne, doğu tarafından gelen bir fitne ile karşılaşınca" sözüyle yine odak noktasının Ortadoğu olacağını belirtir. Büyük savaşta Şam civarından (o günkü Şam'ın sınırı isim itibariyle elbette daha yaygındır) gelen ve Arap olmayan süvarilerden bahsedilir.
Başka bir rivayette; Amik ovasına, Şam'a ve Kudüs'e dikkat çekilip bu üç merkezin odak olacağı anlatır.

İSTANBUL'UN YENİDEN FETHİ

İstanbul'un yeniden fethi ve Medine'nin tahribinden bahsedilir. Daha sonra ise Deccal'in devreye gireceği anlatılır. Melheme-i Kübra kıyametten önce Ortadoğu'da gerçekleşecek, bütün dünyayı sarmalayacak Yahudi ve diğer unsurlarla olacak son büyük savaş anlamında kullanılmıştır.

Bu savaş, Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında 'Armagedon' ismiyle anılmıştır. Onlara göre Armagedon, Hz. Isa ve karşıtları arasında olacak büyük savaşın adıdır. İslam öncesi kaynaklar, bunu şöyle nitelendiriyor:

"Yeryüzünün cennet olması için önce üzerindeki kötü insanlar ortadan kaldırılmalıdır. (Mezmur, 37; 38) burada kullanılan şu ifade çarpıcıdır: Kötü insanları ortadan kaldırmak.

Evanjeliklere ve hatta eski ABD Başkanı R. Reagan'a göre bu savaş çok yakındır. Bu savaşın ahir zamanda olacak savaş olması muhtemeldir. Bu savaşta İslami kaynaklara göre Hz. Mehdi yer alacaktır. Bu savaşın zamanının yakın veya uzak olduğunu sadece Yüce Allah bilir. Bu hususta bir tarih belirtmek doğru değildir. Çünkü neticede 'gaybi' bir hadisedir ve tarihini ancak Yüce Rabbimiz bilir. Bu savaştan mecaz kastedilmiştir diyen alimler olmuştur.

Elbette oturup 'melhemei Kübra'yı beklemek dini bir tavır değildir. Mümin, hayatın devamlılığını esas alır ve dine hizmete devam eder. Kıyamet veya kıyamet öncesi hadiselerin tarihi cetvelini -zaman açısındantutmak bizim işimiz olmamalıdır.


27 Ağustos 2016 Cumartesi

Şeyh Nazım Kıbrisi Mehdi Yakındır Bir Böyük Harb Kaldı ( Melhame-i Kübra )

Şeyh Nazım Kıbrisi Mehdi Yakındır Bir Böyük Harb Kaldı ( Melhame-i Kübra )




Şeyh Nazım Kıbrisi Mehdi Yakındır Bir Böyük Harb Kaldı ( Melhame-i Kübra ) 

Şeyh Nazım Kıbrısi efendi, 2004 yılında buyurmuştur: “Bu zaman Efendimizin buyurduğu zamandır. “ Hazreti Mehdi’nin zamanı 7 senedir. O’nun zamanında Deccal de gelecektir.  Deccal’i öldürmek için İsa As. gökyüzünden gelecektir.

 O büyük harbin sebebi Türkiye olacaktır. Türkiye’deki hareket büyük harbe dönüşecektir. Türkiye’nin başındakiler Avrupa’ya bağlanalım, Amerika’ya bağlanalım, Rusya’ya bağlanalım diyecekler. Sonunda Rusya’ya bağlanalım diyenler galip olacaktır. Rusya ile beraber olunca bütün Rusya karşıtı devletler ayağa kalkacaktır. Büyük Harp İskenderun’da Amuk ovasında olacaktır. Bir milyon islam tarafından asker gelir. Bir milyon da kafir Rus tarafından asker gelir. Büyük muharebe olur.

O muharebede Hz. Mehdi daha görünmez. O harpde kafirler, dinsiz imansızlar, komunizm, faşizm, nazizm; izim’cilerin hepsi telef olur. İstanbul zapt olunur. İstanbul’da bir seda: Deccal çıkmıştır. Şerrinden sakınmak isteyenler Şam’a, Mekke ve Medine’ye sığınsın. Millet oralara gidecek.

1. "Türkiye'de bir inkilap olur."
2. " Mehdi (a.s.) zuhurundan evvel bir hareket olacak, cenup hududu açılacaktır. Suriye hududu kalkar Şam'la bir olur."


21 Ağustos 2016 Pazar

Dünya Melhame-i Kübra'ya Hazırlanıyor

Dünya Melhame-i Kübra'ya Hazırlanıyor


Bu savaş ademoğlu’nun yapacagı son büyük savaştır.Dünya nüfusunun yarısı yok olacaktır.

”Her şey adem oğluna feda olmuşken,adem oğlu kendine cefa olmuştur”

Hz Huzeyfe ibn-i Esid RA

277/6 Kıyamet alâmetleri birbiri takiben meydana gelir Bir dizideki boncukların ard arda kopması gibi

Hz Ebû Hüreyre RA

299/5 Yakında fitneler olacak

Dediler ki:

“–Ne emredersin Yâ Rasûlallah?”

Buyurdu ki:

“–Şam´a bakın!”

Hz Bekr ibn-i Hakim RA

35/13 Batı tarafından gelen bir fitne, doğu tarafından gelen bir fitne ile karşılaşınca, Şam´ın ortasında toplanın O gün yerin altı üstünden daha hayırlıdır

Hz İbn-i Abbas RA

313/6 Ne mutlu Şam´a Zira Allah-u Zülcelâl Hazretleri´nin melekleri Şam üzerine kanatlarını germiş bulunur

Hz Zeyd ibn-i Sabit RA

bMelhameler ve Melhame-i Kübrâ (Büyük Harb)

64/14 İki azatlı, Arab azatlısı ve Rum azatlısı Melik olduklarında, onların elleri ile melhameler doğar

Hz İbn-i Amr RA

66/7 Melhameler vuku bulduğunda Allah-u Teàlâ Şam cihetinden, Mevali kabilesinden bir grubu gönderir ki onlar Arap´ın en iyi ata binenleri ve silahlı olanlarıdır Allah onların sebebi ile bu dini kuvvetlendirir

Hz Ebû Hüreyre RA

351/8 İnsanlar için üç temerküz noktası vardır Antakya Amik´inde olan Melhame-i Kübrâ´da toplanma merkezi Şam olur Deccal vak´asında merkezleri Kudüs; Ye´cüc ve Me´cüc hadisesinde Tur-u Sinâ

Hz Hüseyin RA

393/10 Müslümanların Melhamede merkezleri Şam, Deccalde merkezleri Kudüs ve Ye´cüc Me´cüc vak´asında merkezleri Tur-u Sinâ´dır

Hz Ebû Zahiriyye RA

319/11 Beytül-Makdis´in mâmur olmasını Medine´nin harab olması takip eder Onu da Melhamenin çıkışı ve onu da Kostantiniyye´nin fethi takip eder Onu ise Deccal´in çıkması takip eder

Hz Muaz RA

236/18 Melhame-i Kübra, Kostantıniyye´nin fethi ve Deccal´in çıkması 7 ay (sene) içinde olur

Hz Muaz RA

246/4 Melhame-i Kübra ile Kostantıniyye´nin fethi arasında altı sene vardır Yedinci de Mesih Deccal çıkar

Hz Abdullah ibn-i Buğr RA

354/13 Allah bu ümmete Deccal ile Melhamenin kılıcını birden vermez

Hz Muaz RA

298/4 Size dünya fetholunacak Eğer bir menzilde muhayyer kılınırsanız Şam denilen şehre bakın Zira orası melhamelerde müslümanların toplandığı yerdir Onun karargâhı da “Guta” denilen yer olacaktır

322/10 Melhame-i Kübra gününde müslümanların merkezi Şam şehrinde Guta denilen yerdedir O gün müslümanların menzillerinin en hayırlısı orasıdır


Melhame-i Kübra ve Türkiye

1. "Türkiye'de bir inkilap olur."
2. " Mehdi (a.s.) zuhurundan evvel bir hareket olacak, cenup hududu açılacaktır. Suriye hududu kalkar Şam'la bir olur."

Ruslar meydanı boş bulup bize saldıracak, bizim ordumuz güneyde Amik ovasında olacak o esnada Ruslar rahatça girecekler.  Fakat "Ruslar Avrupa boğazları kullanmasın diye tedbiren İstanbulu işgal etmiş de 6 ay sonra kendiliğinden çıkmış gibi duruyor

Yine Şeyh Efendi'nin bir sohbetinde Almanların da fırsattan istifade Ruslar'a ve Japon'un Çin'e saldıracağını, başka ülkeler de vardı saydığı böylece 3. Dünya Savaşı çıkıyor ve anlattığına göre ellerindeki bütün nükleer bombaları kullanıyorlar

Hadiste diyor ki "
Yakında siz Rumlar'la emin bir sulh yapacaksınız.
Sonra siz gaza edeceksiniz.
Onlar da gerinizde sizin gaza ettiğinize düşman olacaklar.
O harpten muzaffer çıkacak ve ganimet alacaksınız.
Sonra yeşil bir ovaya konacaksınız.
Orada bir Rum neferi salibini kaldıracak ve diyecek ki: "Haç galip geldi."
Ona müslümanlardan birisi karşı koyup, kendisini öldürecek.
Bunun üzerine Rumlar muahedeyi bozacak ve gadredecekler.
Büyük muharebeler olacak.
Sizin için toplanacak ve 80 sancak halinde üstünüze gelecekler.
Her bir sancak altında 12000 kişi olarak."

Bu hadiste anlatılan Haç galip geldi olayından sonra Amuk ovası savaşı gerçekleşiyor. Ama bilemiyorum, Amerika var, Rus var, müslümanlar var. Ruslarla savaştığımız kesin, aşağı Irak'a girince niye girdiniz diye bize saldıracaklar ama Amerika bu olaya nasıl dahil oluyor onu bilemiyorum. 12000 kişilik 80 sancak da Ruslar'a ait.

Hadis tercümesinde Benî Esfer yazıyor yanına parantez içinde Rumlar yazıyor ama Şeyh Efendi ona Ruslar diyor. Bu arada kaynak Rumuz el- Ehadis. Bir alttaki hadiste aynı konuyla ilgili sadece Rumlar yazıyor, acaba orada da Benî Esfer'i mi kastediyor anlayamadım.

AMİK OVASINDA SAVAŞ

(Hatay) Amik ovasında Muharebe olur. Ne Rus ne Çin hiçbiri galib gelmez. 100 Rus 100 Çin olsa dümdüz edecekler gene de.
Dünya boşalacak. 5 te 2 kalır
Mehdi a.s gözlere zahire inecek; lakin herkesin görmeye hakkı yoktur.
Rusun da sırtı çok kaşınıyor ona da binecekler.
İstanbuldan 80 fırka Asker gidecek Amik ovasına ve Kıbrıstanda.
Şamdan bir kuvvet gelir diyor Şeyh Efendi hz. Amik ovasında çatışır Melhame (en büyük savaş 3.dünya harbi) orda olur Amik ovasında...

3 te biri kaçar 3 te biri şehid olur 3 te biri galib gelir...

Rus taraftarları  aramayla bulunmaz daha hepsi süpürülecek...
İlk başta Osmanlının çökmesi gerekiyordu Adetullahı tehyic için ve ardından gelen bu hadise en büyük Velinin gelirken en büyük fitneyi durdurması için...
Ardından İstanbulun fethide olacak (Hicri 1453 de) (2032)

13 Ağustos 2016 Cumartesi

İsrail Oğulları (Yahudi) Melhame-i Kübra Bakış Açısı

İsrail Oğulları (Yahudi) Melhame-i Kübra Bakış Açısı


Melhame-i Kübra ve Yahudiliğin Bakış Açısı

Tevrat'ta açıkça "Armagedon Savaşı" veya "Kıyamet Savaşı" gibi bir savaştan bahsetmez. Ancak Tevrat'ta gerçekte olmamış bir çok savaştan bahsedilmekte ve bunların bazılarını Hıristiyan ve Yahudiler kıyamete yakın savaşlara yorumlarlar. Bunlardan en önemlisi Tevrat- Hezekiel 38-39'da geçen Magog ülkesinin önderi Gog'un İsrail halkına saldırısıdır.[1]

Yahudi inanışına göre kendi kutsal metinlerinde kıyametin yaklaştığı sırada Yahudi hakimiyetinin bütün dünyada kurulacağı, Yahudiler'e karşı olan diğer kavimlerin toprak altı zenginliklerinin de (yani petrolün) Yahudilere intikal edeceği, Yahudiler'in eline geçeceği yazılıdır. Örneğin Tevrat Tekvin, 15/18 de Allah'ın Mısır ırmağından yani Nil Nehrinden büyük ırmağa yani Fırat Nehri'ne kadar olan diyarın onların zürriyetine verdiğinin yazılı olduğunu iddia ederler. Bir Yahudi, buna inanmak zorundadır; yoksa Tevrat'ı dolayısıyla dinini reddetmiş olur. Elbette sadece inanmakla kalmayacak, gerektiğinde uygulamasına da katılacaktır.

Yahudi inanışına göre Armageddon Savaşı, Magedon Tepesi etrafında gerçekleşecek; savaş, Müslüman ordusunun İsmailoğulları'na saldırmasıyla çıkacaktır. Ancak Siyonistler, tüm bu inançlara ilave yaparak Hz. İsa'nın tekrar geldiğinde ilk olarak Süleyman Tapınağı'na beyaz atıyla gireceğini, bu yüzden de Tapınağın mutlaka yeniden inşa edilmesi gerektiğini Hıristiyanlara empoze etmişlerdir. İyi ama bunu gerçekleşmesi, yani tapınağın yeniden inşa edilebilmesi için Müslümanların üç Harem-i Şerifi, yani üç kutsal camisinden birisi ve eski kıblesi olan, Hz. Muhammed'in Miraca çıktığına inanılan Mescid-i Aksa'nın yıkılması gerekmektedir. Sonuçta Müslümanları etkisiz hale getirmeden Tapınak yapılamıyor, Tapınak yapılamayınca da Hz. İsa gelemiyor. Böylece Haçlı fundamentalizmi ve zihniyeti, Armegeddon Savaşı'nda İsrail'in desteklemesi gerektiği sonucuna varmıştır. Zaten Hz. İsa da "İsrail Arslanı" olarak dünyaya gelmiştir ya...

Yahudiler, Müslümanlar'a karşı Armageddon Savaşı'nı kazanmadıkça, Hz. İsa tekrar yeryüzüne dönmeyecek. Hz. İsa'nın dönmesi için savaşın çıkması ve kazanılması şart, bu savaşı önce Hz. İsa olmadan Yahudiler'in kazanması gerekiyor. Onun için de İsrail ile sıkı bir işbirliği dini nedenlerden dolayı zorunludur sonucuna varıyor Haçlı zihniyeti.[2]

Yahudiler, bu savaşı bekledikleri kurtarıcı Mesih öncesi olacak savaşa yorumlar. ABD'li yazar Robert H. William'ın ele geçirdiği Yahudi Prof. Michael Higger tarafından yazılan "Yahudi Ütopyası" isimli eserinden dinleyelim: [1]

«Sonuç olarak İsrail ve diğer adil milletler, Gog ve Magog'un yönetimi altındaki kötülerin ve adil olmayanların ittifak kuvvetlerine karşı mücadele edeceklerdir. Filistin ve Kudüs'te adil milletlere yapılacak bir saldırı için bir araya toplanan «Adil olmayanlar» (yani saldırganlar) büyük bir yenilgiye uğrayacak ve Siyon, o andan itibaren Tanrı'nın krallığının merkezi olacak » [3]

Bu tanıma göre Yahudilere göre bu savaş, Hıristiyanların Armagedon Savaşı'nın karşılığıdır. Her ikisi için de bu savaşlar Mesih öncesi olacak savaşlardır.[1]

Richard Ben Cramer, "İsrail Nasıl Kaybetti" adlı kitabında, İsrail'in öneminin reel politika içinde faydacı sebeplerle açıklanamayacağını, asıl sebepin, ABD'deki Hıristiyan sağın tıpkı Yahudiler gibi dinsel bir doktrine sıkı sıkıya bağlanarak, İsa'nın ikinci gelişinin Yahudilerin Zion'da toplanışıyla geleceğine inanmaları olduğunu söyler. Cramer'e göre bu toplanma, Armagedon'u getirecek ve İsa'nın dönüşünü müjdeleyecektir. İsrail, bu görüşü kendi yararına değerlendirerek, lehinde makaleler ve analizler yazılması için milyonlarca dolar harcamış ve 1949'da BM'nin ateşkes ilanından hemen sonra İsrail'i dünyaya açmak için propaganda amaçlı tur ve gezilere başlamıştır.[4]



Kaynak:
[1] www.armagedonsavasi.com/2008/04/11/armagedon-kiyamet-savasi-nedir/#more-16
[2] www.frmtr.com/garip-olaylar/3467539-israil-ve-armageddon.html
[3] Dr. Michael Higger, "Yahudi Ütopyası", Ozan Yayınevi, İstanbul 2006, ISBN: 9757891975.
[4] Selma Şevkli, "İsrail Nasıl Kaybetti: Ortadoğu Sorununa İlişkin 4 Soru", Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK), www.usak.org.tr/dosyalar/dergi/grAEHGv7JAapkrB8le96N2taJ7Sc4Z.pdf
[5] bkz. Mankind's Search for God, Watch Tower Bible and Tract Society of New York, Inc., New York, 1990, ss.371-372; Kingdom Come, Watch Tower Bible and Tract Society of New York, Inc., New York, 1981, ss.162-173.
[6] Yrd. Doç. Dr. Hakkı Şah Yadsıman, "Yehova Şahitlerinin Teşkilat Yapısı ve Türkiye'deki Faaliyetleri", D.E.Ü.İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı XXI, İzmir 2005, s.193-221.

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Ebced Hesabı ve Melhame-i Kübra Hakkında

Ebced Hesabı ve Melhame-i Kübra Hakkında



فيظهر السفياني "Böylece Süfyan (Süfyan Taraftarları) zuhur eder"  Naiym bin Hammad kaynaklı hadisin Hicri 1437 yılına(2015-2016 yılları arası) işaret eder. Bu yıllarda Süfyan ordusunun temelleri atılacaktır. Suriye ve Irak'taki yaşanan bu gelişmelerin sürece ne kadar çok yakın olduğumuzu gösteriyor.

Aradan 1 yıl sonra sonra hadislerde bahsedilen Horasan bölgesinden Hz.Mehdi Taraftarları olan Siyah Bayraklılar çıkacaktır. Yine Naiym bin Hammad kaynaklı hadislerde أصحاب الرايات السود "Siyah Bayraklı Taraftarlar" büyük ebced hesabına göre 2017 yılına, أهل خراسان  "Horasan ehli" büyük ebced hesabına göre Hicri 1438 yılına (2017 yılına) işaret eder.

Hadislerde Siyah Bayraklıların Süfyan Taraftarları ile ilk çarpışacağı yer Estahir kapısıdır ve galibiyetle sonuçlanacaktır.

Estahir kapısı İran sınırları içerisinde olup Irak sınırına yaklaşık 300 km uzaklıktadır. Naiym bin Hammad kaynaklı hadiste يقاتل أصحاب السفياني فيهزمهم "O (Hz.Mehdi'nin Siyah Bayraklı komutanı)

Süfyan taraftarları ile savaşır ve onları yener"  Naiym bin Hammad kaynaklı hadisin büyük ebced hesabına göre 2018 yılına işaret eder. Böylece Siyah Bayraklıların ilk galibiyeti 2018 yılında olacaktır. 2018 yılında İran içlerine kadar ilerlemiş bir Süfyan ordusuna tanık olacağız.

Dikkat edilirse bu hadis Süfyanın değil Süfyan Taraftarlarının yenileceğini belirtir. İlerleyen yıllarda Süfyan, rivayetlerde belirtildiği gibi Hz.Mehdi ile aynı yılda çıkacaktır.

"Horasan’dan çıkan siyah bayraklılar Küfe’ye iner, ve Mehdi Mekke’de ortaya çıktıktan sonra, O’na biat için elçi gönderirler." (Suyuti). Siyah Bayraklıların İran sınırları içerisinde Süfyan ordusunu mağlup ettikten sonra Irak'a indiklerinde Hz.Mehdi'nin çıkacağını unutmamak gerekir.

فإنه المهدي في الأرض "Şüphesiz o, yeryüzündeki Mehdi'dir" Naiym bin Hammad kaynaklı hadisin büyük ebced hesabına göre 2019 yılı Hz.Mehdi'nin çıkışını düşündüğümüz yıldır. En doğrusunu Allah bilir.

Geçen yüzyılın müceddilerinden Said Nursi Hazretlerinin Hicri 1340 senesinde yazmış olduğu Süfyaniyetin 100 yüzyıl süreceği ve bu sürecin Hicri 1440 yılında biteceği Miladi olarak 2019 yılıkarşımıza çıkıyor. Bununla beraber kitaplarında Hz.Mehdi'nin yüzyıl başında çıkacağını da belirtmiştir. Nasıl ki Hilafetin yıkılması 1919 yılından itibaren başladıysa 100 yıl sonrası olan 2019 yılında Hilafet battığı topraklarda tekrar dirilmeye başlayacaktır.

Rum Süresinin 4.ayetinde,"Bundan önce de sonra da emir, Allah'ındır. O gün müminler, sevinecekler" kısmı 2010 yılına tekabül eder. Bu ayet indikten 9 sene sonra önceki emire işaret edilerek Rumlar galibiyet kazandı. Ayetteki sonraki emir olan müminlere müjdelenen habere istinaden 2010 yılına 9 yıl eklediğimizde 2019 yılı karşımıza çıkar.

Enfal süresi 18.ayeti şöyledir.

 ذَلِكُمْ وَأَنَّ اللّهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِرِينَ "Bu böyledir. Şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzağını bozar." Ayetin ebced değeri Hicri takviminde 1440 yılı (Miladi 2019 yılı) olarak çıkması onun çıkışı ile kafirlerin sebep olduğu fitnelerin ve planların son bulacağına inanıyoruz.

Grubumuzda bulunan bir Allah dostunun rüyasında eşinin 4 sene sonrasında 2018 (yılında) Hac vazifesini yerine getirdikten sonra Hz.Mehdi için Mekke'de beklediğini görmüş ve bu Allah dostu dönüş için eşini ikna edip İstanbul'a geri dönmüşlerdir. Demek ki 2018 yılından sonra müjdeli haber gelecektir.

2004 yılında Hakkın rahmetine kavuşan ve önceden Suriye fitnesi çıkacağı zaman Türkiye'ye akın eden mültecilerin olacağını haber veren Abdullah Gürbüz Baba Hazretleri, o yıllarda Hz.Mehdi'nin hayatta olduğunu ve henüz kendisinin mehdi olmadığını talebelerine belirtmiş olup video kayıtları mevcuttur.

Levamiül Ukul Şerhi Ramuz El Ehadis kitabında Hz.Ali (r.a) şöyle buyurmuştur. "Besmelenin harflerini sayın ve sonunda zamanın bitmesini ve Mehdinin çıkmasını bekleyin. Ona uyarak selameti bulun". Yukarıdaki diğer ipuçlarında gösterdiği gibi besmelenin işaret ettiği 2016 yılının sonunda sürecin başlayacağına ve Hz.Mehdi öncesi son dakika alametlerinin gerçekleşeceğine şahit olacağız


9 Temmuz 2016 Cumartesi

Son Savaş Melhame-i Kübra ve Gerçek Siyah Sancaklar Hakkında

Son Savaş Melhame-i Kübra ve Gerçek Siyah Sancaklar Hakkında

Cumhur-u ulema-i İslam, hadîs-i şeriflere istinaden, ahirzamanda Mehdî ve Deccal’ın geleceğinde ittifak etmişlerdir. İbn-i Hacer-i Heytemi bu hususu şöyle beyan etmiştir:

من كفر مسلما لدينه فهو كافر مرتد يضرب عنقه ان لم يتب, و ايضا فهؤلاء منكرون للمهدى الموعود به اخر الزمان. و قد ورد في حديث ابي بكر الاسكافي انه صلي الله عليه و سلم قال: " من كذب بالدجال فقد كفر, و من كذب بالمهدى فقد كفر" و هؤلاء مكذبون به صريحا فيخشى عليهم الكفر



“Kim bir müslümanı dini için tekfir ederse o kafir ve mürteddir. Eğer tevbe etmezse devlet-i şer’iyye tarafından boynu vurulur. Aynı şekilde ahirzamanda vadedilen Mehdi’yi inkar edenler de kafir ve mürteddir. Çünkü Ebu Bekir El-İskafi hadîsinde varid oldu ki, Resul-i Ekrem (A.S.M.) şöyle ferman etti: “Deccal’ı inkar eden kafirdir ve Mehdi’yi de inkar eden kafirdir.” Sarihan bunu inkar edenlerin küfründen korkulur”.
( Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-37)

Âhirzamanda Hz. Mehdî’nin geleceği ve fesada girmiş alemi ıslah edeceğine dair bir çok ehâdîs-i şerife vardır. Ezcümle:

ملك الارض اربعة. مؤمنان و كافران: فالمؤمنان ذوالقرنين و سليمان. و الكافران نمروذ و بختنصر. و سيملكها خامس من اهل بيتى
“Umum yeryüzüne dört kişi hakim olmuştur ki, ikisi mü’min ve ikisi kafirdir. İki hakim mü’min Hz. Zül-karneyn ve Hz. Süleyman (A.S.)’dır. İki hakim kafir ise Nemrud ve Buhtünasr’dır. Ve beşinci olarak ileride benim ehl-i Beytimden birisi (Mehdî) dahi bütün arza hakim olacaktır”.
(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-39)

لا تزال طائفة من امتى تقاتل على الحق حتى ينزل عيسى بن مريمعليه السلام عند طلوع الفجر ببيت المقدس ينزل على المهدى فيقال تقدم يا نبى الله فصل بنا، فيقول هذه الامة امراء بعضهم على بعض

“Tulu-i Fecirde, Beyt-i Makdis’de Hz. İsa bin Meryem (A.S.) nazil oluncaya kadar ümmetimden bir taife, daima hak üzerine mukatele (cihad) edecektir. O vakit Hz. İsa (A.S.) Hz. Mehdî’nin üzerine nüzul eder. Ona “Ey Allah’ın Nebîsi! Öne geç, bize namazı kıldır” denir. O da “Bu ümmetin imamı kendisindendir, onların içinden birisi daima diğerlerine imamdır” der. (Yâni Hz. Mehdî’nin imamete geçmesini emreder)”.
(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-38)

لو لم يبق من الدنيا الا يوم لبعث الله رجلا منا يملأها عدلا كما ملئت جورا

“Dünyanın ömrü bir gün kalsa bile muhakkak Allah bizden (ehl-i beytimden) birisini (Mehdî’yi) gönderir. Onu hâkim kılarak zulümle dolmuş olan yeryüzünü adaletle doldurur”.
(En- Nihaye Fil Fiteni vel Melahim, İbn-i Kesir, c.1/s.23-1/23)

المهدى منا اهل البيت يصلحه الله فى ليلة

“Mehdî bizden, ehl-i beyttendir. Allah onu bir gecede ıslah eder (yâni vazifelendirir)”.
(En- Nihaye Fil Fiteni vel Melahim, İbn-i Kesir, c.1/s.23- 1/23)
Hadîs-i şeriflere dikkatlice bakıldığında anlaşılır ki, Hz. Mehdî’nin zuhuruna yakın ve ondan biraz evvel, ona zemin hazırlayan ve öncülük yapan istikametli bir taife-i mücahidin gelecektir. Bu hadîsler zikredildiğinde görülecektir ki, haber verilen bu taife şu anda dünyanın ve Asya’nın şarkında zuhur etmiştir ve bilfiil fisebilillah mücahede etmektedirler.

El-Burhan Fi Alamat-i Mehdî-yi Ahir-iz Zaman isimli kitaptan alınan şu hadîs, sarahat derecesinde bu hükmü te’yid etmektedir:

اخرج ابو نعيم الكوفى فى كتاب الفتن عن على بن ابى طالب (ك.و.) قال: ويحا للطالقان(اى الافقانستان) فان لله بها كنوزا ليست من ذهب و لا فضة و لاكن بها رجال عرفوا الله حق معرفته و هم انصار المهدى اخر الزمان

Ebu Naim El-Kûfî Kitab-ul Fiten’de İmam Ali’den (R.A.) tahriç ederek buyurdu ki: “Talikan’a (Afganistan’a) yazık olacak. Orada Allah’ın öyle hazineleri vardır ki ne altındandır ne de gümüşten. Fakat orada Allah’ı hakkıyla tanıyan erler vardır ki, onlar Âhirzaman Mehdî’sinin yardımcılarıdır”.
(El-Burhan Fî Alamat-i Mehdî-yi Ahir-iz Zaman)

و انه يخرج ناس من المشرق يوطؤن للمهدى سلطانه

“Muhakkak doğudan bazı insanlar çıkar ki, Mehdîy-i Ahirzaman’ın hakimiyeti için zemin hazırlarlar”.
(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-40)

اذا رايتم الرايات السود قد اقبلت من خراسان فاتوها ولو حبوا على الثلج, فان فيها خليفة الله المهدى

“Horasan tarafından çıkan siyah sancaklıları gördüğünüzde, kar üzerinde sürünerek de olsa onlara gidin. Çünkü onların içinde Allah’ın halifesi Mehdî vardır
(Fetava-i Hadîsiyye, , İbn-i Hacer-i Heytemi-37)

Yani onlar Mehdî’nin askerleridir, O’na zemin hazırlarlar. Horasan bölgesi İran’ın doğu tarafıdır ki şu anki Afganistandır.

و الطبرانى فى الاوسط "انه صلى الله عليه و سلم اخذ بيد على فقال: يخرج من صلب هذا فتى يملا الارض قسطا و عدلا, فاذا رايتم ذلك فعليكم بالفتى التميمى فانه يقبل من قبل المشرق و هو صاحب راية المهدى

Taberani Evsat’ta şöyle demiştir: Resul-i Ekrem (A.S.M.) Ali’nin (R.A.) elini tuttu, dedi ki: “Bunun sulbünden bir adam çıkar, arzı adaletle doldurur. Bunu gördüğünüzde Temim** kabilesinden bir adama tabi olun ki, o doğu tarafından çıkar ve o Mehdî’nin sancağının sahibidir.”
(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-37)

Temim, Arabistan’da Yemen asıllı bir kabilenin ismidir. Bu hadîs-i şerifte ve aşağıda gelen daha birçok hadîs-i şerifte işaret ediliyor ki, bir arap Horasan taraflarından sancak çekecek ve o arap komutan Hz. Mehdî’nin sancaktarı olacak. Yani ona zemin hazırlayacak. İşte bu ve aşağıdaki hadîsler dikkatle incelendiğinde bu Temim’li adamın meşrik canibindeki taife-i mücahidinin başındaki zat olduğu anlaşılmaktadır.

انا اهل بيت اختار الله لنا الاخرة على الدنيا و ان اهل بيتى سيلقون بعدى بلاء و تشيدا و تطريدا حتى ياتى قوم من قبل المشرق معهم رايات سود فيسألون الخبز فلا يعطونه فيقاتلون فينصرون فيعطون ما سألوا فلا يقبلونه حتى يدفعوها الى رجل من اهل بيتى فيملأها قسطا كما ملئت جورا، فمن ادرك ذلك منكم فلياتهم ولو حبوا على الثلج

“Allah-u Teala Biz Ehl-i Beyt’e, ahireti dünyâ üzerine tercih etti. Ve muhakkak Ehl-i Beytim, benden sonra bela ve musibetlere ve zülme ve nefye maruz kalacaklardır. Tâ ki doğu tarafından siyah sancaklılar gelinceye kadar. Onlar gelince ekmek isterler, onlara verilmez (yâni maddeten sıkıntı içinde oldukları halde, onlara yardım edilmez), onlar mukatele ederler ve galip olup, nusrete mazhar olurlar. O zaman istedikleri gıda yardımı kendilerine verilir, fakat onlar, tâ sancakları (hakimiyeti) Ehl-i Beytim’den bir adama (Mehdî) verinceye kadar onların yardımını kabûl etmezler (yani hakimiyeti bir tek Mehdî’ye teslim etmedikçe o reislerin gıda ve maddî yardımlarını kabul etmezler). Ve işi O’na teslim ederler. O Mehdî de hâkim olup, daha önce zulümle dolmuş olan yeryüzünü, adaletle doldurur. Sizden her kim ki o zamana kavuşursa, kar üzerinde, emekleyerek dahi olsa, şarktan çıkan o mücahidlere gidip tabi olsun”.
(En- Nihaye Fil Fiteni vel Melahim, İbn-i Kesir, c.1/s.25- 1/25)

رجل ربعة,أسمر, من بنى تميم, مجذوم, كوسج, يقال له شعيب بن صالح فى اربعة الاف ثيابهم بيض و راياتهم سود يكون على مقدمة المهدى ولا يلقاه احد الا قتله

Temim oğullarından orta boylu, esmer, meczum (hafif sakallı), kevsec (sakalı yanlarda az, aşağı tarafı uzun olan; diğer bir manası da Yemen asıllı) bir adam ki, ona Şuayb bin Salih denilir. Beyaz elbiseli, siyah sancaklı 4000 kişinin kumandanıdır. Mehdî’nin öncüsü olur ve kiminle mukatele ederse, harbde kim ona karşı çıkarsa onu öldürür**.
(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-41)

Hadîsdeki bu isim o zatın asıl ismi değil, unvan-ı mülahaza olan ismidir. Kezalik “Mehdî”, “Cahcah”, “Deccal”, “Süfyanî” gibi isimler de birer ünvandır. O şahıslar aynı bu isimle gelir demek değildir. Mesela Peygamber (A.S.M.)‘ın ismi Tevrat’ta ve İncil’de “Ahyed, Ahmed, Faraklit, Münhamenna” olarak geçmektedir. Hz. İbrahim’in babasının adı “Tareh” olduğu halde Kur’an ona “Azer” demiştir. Allahu A’lem meşrikten çıkan o zatın bütün dünyanın ordularına karşı koyan küçücük bir ordusu olduğu için ona şubecik anlamında Şuayb adı verilmiştir. “Bin Salih” denilmesi ise, bu zatın babası da kendisi gibi salih bir insan olmakla beraber ıslahat manasında olan müteahhitlik yapması ve kendisi de maddî gücünü babasının bu müteahhitlik servetinden almasından dolayıdır.

Hem şu hadîste o zatın diğer bir ismi “Hâris bin Harras”dır ki Haris aslan demektir. O zatın isminin manasına tevafuk etmektedir.

يخرج رجل من وراء النهر يقال له الحارث بن الحرّاث على مقدمته رجل يقال له منصور يوطئ او يمكن لال محمد كما مكنت قريش لرسول الله (صعم) وجب على كل مؤمن نصره او اجابته

“Maveraünnehir’den bir adam çıkar, ona El-Hâris İbn-ul Harras** denir. Onun askerlerinin kumandanı olan bir adam vardır ki ona da Mansur denilir. O El-Haris İbn-ul Harras tıpkı Kureyş’in Resulullah’a (S.A.V.) zemin hazırladığı gibi o da Al-i Muhammed’e zemin hazırlar veyâ onları yerleştirir (ravi şek etmiştir). Her mü’mine, ona yardım etmek veya davetine icabet etmek (ravi şek etmiştir) vaciptir”.
(Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî, c.5/s.617)

Haris aslan demektir. O zatın ismi ile aynı mânâdadır. Binaenaleyh hadîs kinayeli olarak o zattan bahsetmektedir.

عن حفصة زوج النبى (صلع) عن رسول الله (صلع) قال: اذا سمعتم بناس يأتون من قبل المشرق ألو دهاء يعجب الناس من زِيِّهم فقد اظلتكم الساعة.

“Doğu tarafından gelen ve deha sahibleri oldukları halde, kıyafetlerine insanların taaccüb ettikleri kimselerin** zuhur ettiğini işittiğinizde, işte o zaman muhakkak kıyametin gölgesi üzerinize düşmüştür”.
(Naim bin Hammad Kitab-ul Fiten-121)

O siyah sancaklıların asra göre gayet garib kıyafetleri olmakla birlikte şahsiyetlerinin yüksek deha sahibleri olduğu bildirilmektedir.

Zührî’den şöyle rivayet edilmiştir:

اذا اختلف الرايات السود فيما بينهم أتاهم الرايات الصفر، فيجتمعون فى قنطرة اهل مصرفيقتتل اهل المشرق و اهل المغرب سبعا.

Siyah sancaklılar kendi aralarında ihtilafa düştükleri zaman sarı sancaklılar onların üzerine gelir ve Mısır’ın köprüsünde toplanırlar. Ehl-i maşrık ve ehl-i mağrib arasında 7 (gün veya hafta veya ay veya yıl mı olduğu hadîste belirtilmemiştir) harb olur
(Naim bin Hammad Kitab-ul Fiten-160)

Bu hadîsin verdiği haber de aynen vukua gelmiştir. o şark tarafındaki taifeler arasında ihtilâf çıkınca, yani “Kuzey İttifakı” diye tesmiye edilen kimseler o taife-yi mücahidine muhalefet edince, bu hadîste “sarı sancaklılar” ve “ehl-i mağrib” diye bahsedilen Birleşmiş Milletler ordusu, Mısır’ın köprüsü olan Süveyş Kanalında karargah kurarak “ehl-i maşrık” olan Afganistan’daki o taife-i mücahidini 7 hafta boyunca bombaladı ve sarı sancaklıların bir reisi, devletleri kendilerine tarafdar edip ifsadat yapmak için tam 40 gün dünya devletlerini dolaşarak “Deccal 40 günde dünyayı dolaşır” hadîsinin bir te’vilini gösterdi. Hadîsteki 7’den murad bu 7 hafta olabileceği gibi, harbin 7 yıl süreceğine de işaret olabilir.

Allahu A’lemu bissavab.
Hadîste “sarı sancaklılar” ve “ehl-i mağrib” tabiri onların Hıristiyan milletleri olduğuna işaret etmek içindir. Çünkü batı memleketinin ekserisi Hıristiyan olduğu gibi, hadîslerde Rumlar için sarı ırk manasında “Benu Esfer” denmektedir.

Şu hadîste ise batıdan gelen bu sarı sancaklıların kumandanı ta’rif edilmekle nazar-ı dikkat çekilmekte ve bu hâdisenin Hz. Mehdî’nin hurucuna bir alamet olduğu bildirilmektedir.

علامة خروج المهدى ألوية تقبل من المغرب عليها رجل أعرج من كندة

“Mehdî-yi Ahirzamanın hurucunun alameti, batı tarafından gelen sancaklılardır ki, onların başında Kende’li topal bir adam vardır**”.
(Naim bin Hammad Kitab-ul Fiten-205)
Bu da aynen vuku bulmuştur. Afganistan’a yapılan harekatı bütün dünyaya i’lan etmek için Amerikalı General Richard Mayers tekerlekli sandalye ile dünya medyasının önüne çıkmış ve bu operasyonu haber vermiştir. Bu hadîs-i nebevî, bu hâdiseyi mu’cizane haber verdiği gibi, bu harekata katılan kimselerin de sakat kalacağına işaret etmektedir.
Yine bir başka hadîs-i nebevîde şöyle buyrulmaktadır:

تخرج رايات سود لبنى العباس ثم تخرج من خراسان اخرى, سود قلانسهم و ثيابهم بيض على مقدمتهم رجل يقال له شعيب بن صلح من تميم يهزمون اصحاب السفيانى حتى ينزل ببيت المقدس يوطئ للمهدى سلطانه و يمد اليه ثلثمائة من الشام يكون بين خروجه و بين ان يسلم الامر للمهدى اثنان و سبعون شهرا

“Siyah sancaklılar, Abbasoğulları için çıkar. Sonra bir başka def’a da Horasan’dan çıkar ki; takkeleri siyah, elbiseleri beyazdır. Onların kumandanı Temim’den Şuayb bin Salih denilen bir adamdır ki, Süfyanî’nin adamlarını hezimete uğratır. Ta Beyt-i Makdis’e iner, Mehdî’nin hakimiyetine zemin hazırlar, ona Şam’dan üçyüz kişi yardım eder, onun hurucuyla Mehdî’ye emrin (vazifenin) teslim edilmesi arasında yetmiş iki ay zaman vardır
( Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi -42)

 Siyah sancaklar ilk olarak, Ebu Müslim Horasanî eliyle Abbasi devleti için çekilmiştir. Şimdi de şarktan çıkan siyah sancaklıların reisi tarafından Mehdî için çekilmiştir. O zatın ordularının Filistin’e kadar ulaşacaklarını ve Şam ahalisinden de yardım göreceklerini bu hadîs bildirmektedir. Hadîslerde geçen Şam’dan murad sadece şu anki Şam şehri değil, Filistin dahil olmak üzere Şam-ı Kübra’dır. Siyah sancaklıların 72 ay, yani 6 sene sonra Mehdî’ye işi teslim etmesine gelince; eğer o hareketin ilk çıkış tarihi olan Miladî 1996 yılı esas alınırsa 2002 tarihine tevafuk etmektedir. Eğer mağrib ordusunun bu Taife-i Nuriye’ye hücumu zamanı olan 2001 yılı esas alınırsa 2007 tarihine tevafuk etmektedir. Fakat bu tarihler takribî tarihlerdir.

Hem bu hadîs gibi şu hadîs de o Zât’ın Filistin’e kadar gideceğini göstermektedir:

تخرج من خراسان رايات سود لا يردها شىء حتى تنصب بايلياء

“Horasan’dan siyah sancaklılar çıkar ki, tâ Îliya’ya (Kudüs’e) o sancağı dikinceye kadar, kimse onlara karşı koyamaz.”
(Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî,c.5/ s.627)

و انه يخرج رايات سود فيقاتل السفيانى فيهم شاب من بنى هاشم فى كفه اليسرى خال و فى مقدمته رجل من تميم يدعى بشعيب بن صالح فيهزمهم وان السفيانى اذا خرج بعث خيله لاهل خراسان فيخرجون الى المهدى فيلتقى هو و الهاشمى برايات سود على مقدمته شعيب بن صالح فيلتقى هو و السفيانى فى باب اصطخر فيكون بينهم مقتلة عظيمة فتظهر الرايات السود و تهرب خيل السفيانى فعند ذلك يتمنى الناس المهدى و يطلبونه

“Ve muhakkak Siyah Sancaklılar çıkar, Süfyanî ile harb ederler. O siyah sancaklıların içinde Beni Haşim’den bir genç vardır ki, sol avucunda bir ben vardır. Onun ordusunun başında, Temim’li Şuayb bin Salih diye çağrılan bir adam vardır. O kumandan Süfyanî’leri hezimete uğratır. Ve Süfyanî çıktığı zaman ordusunu Horasan ahalisine gönderir ve o ordu Mehdî’ye karşı çıkar. O (Süfyanî), Haşimî ile beraber olan Şuayb bin Salih’in kumandası altındaki siyah sancaklılarla “İstehar” kapısında karşılaşırlar. Aralarında büyük bir harb olur. Siyah sancaklılar galip gelir ve Süfyanî’nin ordusu kaçar. Bu sırada insanlar Mehdî’yi temenni ediyor ve arıyorlardır
(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi -40)

Süfyanî: Şeriat-ı Muhammediye’yi tahribe çalışan ve Büyük Deccal’in ileri karakolu hükmünde onun öncülüğünü yapan ve dehşetli deha sahibleri olan ve küçük Deccaller hükmünde Alem-i İslam’ın başındaki bütün münafık devlet reisleridir. Hadîslerde bu Süfyaniyetin birinci reisinin Türkler içinde çıkacağı bildirilmektedir. Bu haber verilen ve Süfyaniyetin birinci reisi olan Süfyan ise çıkmış ve kendisi ölmüştür. Fakat kendi yerinde bütün Alem-i İslam’da küçük küçük Süfyanlar miras bırakmıştır. Ve teşkil ettiği komitesi de hala devam etmektedir. Buna göre bu hadîslerde geçen Süfyanî, o Süfyan’ın bizzat kendisi olmayıp onun komitesi ve Alem-i İslam’da onun varisleri olan bütün devlet reisleridir.

İstehar ise, eskide İran’da hüküm süren Sasanilerin başkentidir. Şu anda ise bu şehir harab edilmiştir. Haşimî ve Şuayb bin Salih’in Süfyanîlerle İstehar’da harb etmesine gelince; bu ve bunun gibi vukuat-ı istikbaliyeden haber veren hadîslerde geçen yerler metn-i hadîsten olabileceği gibi ravilerin metn-i hadîsi içtihadlarına tatbik etmeleri ve bu içtihadlarının hadîsin metnine karışmış olmasından dolayı bu yerler ravilerin istinbatları olması da mümkündür.

Bu sebeble Haşimî ve Şuayb bin Salih’in Süfyanîlerle yaptığı bu harb Alem-i İslam’ın herhangi bir yerinde vuku bulabilir.
Hadîs mevki olarak İstehar’ı zikretmekle işaret ediyor ki; Süfyanî ordularını o zaman İran topraklarından olan Horasan civarına gönderecektir. Hem hadîs İran’ın eski payitahtını nazara vermekle işaret ediyor ki İran, Süfyanî’nin Mehdî’ye karşı çıkan ordusuna yardım edecek ve bu harbde en mühim rolü onlar oynayacaklar. Zaten aşağıda gelecek bir başka hadîs de bunu haber verdiği gibi İmam-ı Ali de (K.V.) İran’ın Süfyaniyete ve Deccaliyete yardım edeceğine işaret etmektedir. Bu husus için İmam-ı Ali’nin (K.V.) divanlarına ve “El-İşâa Lieşrat-is Sâat” kitabına müracaat olunsun.

Hem hadîsten anlaşılıyor ki, Şuayb bin Salih Süfyanî’nin ordularıyla büyük bir harb yapacak ve onu mağlub edecektir. Ve Şuayb bin Salih, Hz. Mehdî’ye zemin hazırlayacak ve onun ordusu Mehdî’nin de ordusu olacaktır.

Bu hadîsin ihbarat-ı gaybiyeleri de kısmen vukua gelmiştir. Şöyle ki; Büyük Süfyanın ordusu Afganistan’daki taife-yi mücahidin ile harbetmek için Horasan civarına gittiği gibi Alem-i İslam’daki diğer bütün Süfyanlar da ona destek vererek tabi oldular. Hem büyük Süfyanın ordusu, oradaki Deccaliyetin ve Süfyancıkların ordularının kumandasını aldılar. Hatta Kuzey İttifakı dahi yine o büyük Süfyan’a bağlı ve Ye’cüc ve Me’cüc taifesine ait kişilerdir. Müslümanların galebesi ise inşaallah yakın bir zamanda vukua gelecektir.

Hadîste ki Haşimî genç ise Allahu A’lem, o zatların reisine işarettir.

Hem hadîsteki “Süfyanî çıktığı zaman ordusunu Horasan ahalisine gönderir ve o ordu Mehdî’ye karşı çıkar” cümlesinden murad, Mehdî’ye zemin hazırlayan insanlara karşı çıkar demektir. Çünkü hadîsin devamındaki “bu sırada insanlar Mehdî’yi temenni ediyor ve arıyorlardır” ifadesinden anlaşılıyor ki, Hz. Mehdî o vakitte zuhur etmeyip belki ona yakın bir tarihte zuhur ederek Alem-i İslam’ın başına geçecektir.

عن انس بن مالك رضى الله عنه ان رسول الله صلع قال: يتبع الدجال من يهود اصبهان سبعون الفا عليهم الطيالسة. رواه مسلمز

Enes bin Malik’ten (R.A.):
Peygamber (A.S.M.) şöyle buyurdu:
“Deccal’a, İsfehan Yahudilerinden taylesanlı (sarıklı ve cübbeli) yetmiş bin kişi tabi’ olacaktır**”.
(Müslim, Et-Tac Ali Nâsıf el-Hüseynî, c.5/s.627)
Yani Yahudi uleması İran devletini kandırarak Deccal ordusuna yardım ettirir.

اذ خرج السفيانى فى ستين و ثلثمائة راكب حتى ياتى دمشق فلا ياتى عليهم شهر حتى يتابعه من كلب ثلاثون الفا فيبعث جيشه الى العراق فيقتل بالزوراء مائة الف و يخرجون الى الكوفة فينتهبونها, فعند ذلك تخرج راية من المشرق و يقودها رجل من تميم يقال له شعيب بن صالح فيستنقذ ما فى ايديهم من سبى اهل الكوفة ويقتلهم


“Süfyanî 360 süvariyle çıkıp, tâ Dımeşk’e geldiğinde, daha üzerinden bir ay geçmeden Kelb’den 30.000 kişi ona tabi olur O da ordusunu Irak’a gönderir ve Zevra denilen bölgede 100.000 kişiyi katl eder. Ve Kûfe’ye çıkarlar ve orayı talan edip harab ederler. Bu sırada doğudan bir sancak çıkar ki, ona kendisine Şuayb bin Salih denilen Temim’den bir zat kumandanlık eder. Onların ellerindeki Kûfe ahalisinden olan esirleri kurtarır ve o Süfyanîleri öldürür
( Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-38)

Zevra, Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusunu içine alan bir bölgenin adıdır. Kelb kabilesi ise meşhur bir kabile olmakla beraber aşağıda gelen bir hadîste İngilizler hakkında da bu ifade kullanıldığı için Süfyanîye tabi olan bu kabilenin kim olduğunu zaman gösterecektir.

Bu hadîsten şöyle anlaşılıyor ki; Süfyanîler, Irak ve Suriye’nin tahribi hususunda mühim bir fitne çevirecektir. Her ne kadar Irak harbinde Süfyanîlerin bu icraatının bazı numuneleri görüldü ise de, ileride nasıl bir tahribat yapacağını hâdiseler zuhur etmeden tam olarak anlamamız mümkün değildir. Amma anlaşılan şudur ki; her halükarda Şuayb bin Salih denilen zatın orduları Irak ahalisini esaretten kurtaracaktır inşaallah.

فاذا راى الناس ذلك اتاه ابدال الشام و عصائب العراق فيبايعونه فينشئ رجل من قريش اخواله كلب فيبعث اى المهدى عليهم بعثا يقتلونهم فتقسم غنائمهم و يعمل فى الناس بسنة نبيهم

“İnsanlar Onu (Mehdî’yi) gördüklerinde Şam’ın ebdalları ve Irak’ın aşiretleri ona gelir ve biat ederler. Ve Kureyş’ten bir adam çıkar ki dayıları kelbdir. Mehdî onları katledecek bir orduyu üzerlerine gönderir. Onlar mağlub edilip, ganimetleri taksim edilir. Ve Mehdî insanlar arasında peygamberlerinin sünnetiyle amel eder
( Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-40)

Hâdisat vuku bulmadan evvel istikbale ait hadîslerin manasını tam olarak anlamak mümkün değildir. Ancak vukuundan sonra ilimde rasih olanlar, te’villerini anlarlar. İşte bu hadîste de Kureyş’ten çıkan o adamın dayılarının “kelb” olması evvelde meşhur Kelb kabilesi olduğu zannedilirdi. Şimdi anlaşılıyor ki o Kelb’den murad İngilizlerdir. Ve bu hadîs, halkı gibi kendisi de Kureyşî olan ve İngilizlere hizmet eden ve annesi tarafı İngiliz olan Ürdün kralı Abdullah’dan haber vermektedir. Onun Hz. Mehdî’nin ordusuna karşı çıkacağını bildirmektedir. Aynen haber verdiği gibi vuku bulmuştur. Hadîsin işaret ettiği akıbetlerini ise zaman tefsir edecektir.

ورد فى حديث "ان اصحاب الكهف يكونون اعوان المهدى"
Hadîste varid olmuştur ki: “Ashab-ı Kehf, Mehdî-yi Ahirzamanın yardımcıları olur
(Mektubat-ı İmam-ı Rabbani)

Allah-u a’lem bunun bir manası şudur ki, dünyaca meşhur mağaralar sahibi olan bir kavim, Deccal ile muharebe ederken, mağaralara sığınıp Kur’an’a ve Şeriata yardım edecekleri ve Mehdî’ye zemin hazırlayacakları gibi, diğer bir taife-i ehl-i hakîkat da, ahirzamanda Hakîkat-ı Kur’aniye’yi ve Şeriat-ı Garra-i Muhammediye’yi ders vererek, her yerde Deccaliyet ve Süfyaniyet komitelerinin tecavüzkar tazyikatlarından dolayı, gizli olarak ve mağaramisal gizli yerlerde, mücahede-i ilmiye ile Mehdîy-i Ahirzaman’a aynen o taife misillu zemin hazırlayacaklarına da işarettir. Yoksa Ashab-ı Kehf ünvanıyla meşhur olan taife, yeniden dirilecek demek değildir. Bu hadîsin de bir manası, aynen vücuda gelmiştir. Şu hadîs-i şerif de bu mes’eleye işaret etmektedir:

ليفرّنّ الناس من الدجال فى الجبال قالت ام شريك يا رسول الله فاين الاعرب يومئذن؟ قال هم قليل

“İnsanlar Deccal’dan dağlara kaçacaklar. Ümmü Şerik dedi ki: Ya Resulellah, o gün arablar nerdedir? Resul-i Ekrem (S.A.V.) : ‘O gün onlar azdırlar’ dedi”.
(Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî, c.5)

سيكون فى رمضان صوت و فى شوال معمعة و فى ذى القعدة تحارب القبائل و علامته نهب الحاج و تكون ملحمة بمنى يكثر فيها القتل و تسيل الدماء حتى تسيل دمائهم على الجمرة حتى يهرب صاحبهم فيؤتى بين الركن و المقام فيبايع و هو كاره.

“Ramazanda bir ses olacak, Şevval’de harb ve Zilka’de ayında da kabile savaşları olacak. Ve Mehdî’nin hurucunun alameti; hacıların talan edilmesi ve Mina’da çok kimselerin öldürüldüğü bir melhamenin (kanlı bir harbin) vuku bulmasıdır. Bunda öyle bir kan akar ki, hatta cemreye kadar kanları ulaşır. Nihayet onların sahibleri olan Mehdî kaçarak, Rükün ve Makam arasına gelir. İstemediği halde orada ona biat edilir
(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi, s.39)

Burada olduğu gibi diğer bazı hadîslerde de ahirzamana ait hâdisat anlatılırken, semadan gelen seslerden bahsedilmektedir. Hatta bütün insanların bu sesleri duyacaklarından ve bir rivayette de her milletin kendi lisanıyla bu sesi duyacaklarından bahsedilmektedir. İşte bunlardan murad, Allahu A’lem televizyon ve radyo gibi muhabere vasıtaları ile verilen haberlerdir ki, semadaki uydularla bir haber dünyanın her tarafına ulaşmakta ve her millet kendi lisanıyla bu haberleri duymaktadır. Binaenaleyh bu hadîsin verdiği haberin bir te’vili de meşrîk canibinde zuhur etmiştir. Şöyle ki, Birleşmiş Milletler ordusu Ramazan ayında Afganistan’ı havadan vurmaya başladı ve bu hâdise, bütün dünyaya muhabere vasıtalarıyla i’lan edildi. Herkes oradan gelen haberlerle meşgul oldu. Bir ay sonra Şevval’de, meşrikteki o taife-i mücahidin o bölgenin çeşitli yerlerinde, Deccaliyet ve Süfyaniyetin ordusu olan Birleşmiş Milletler ordusu ve onun müttefikleri ile muharebe ettiler. Zilka’de ayı geldiğinde ise, Kuzey İttifakı Afganistan’ın idaresini devr aldıktan sonra o bölgedeki kabileler arasında savaşlar olmaya başladı. Bu şekilde Hadîsin mu’cizane verdiği haberin bir vechi, vukua geldi.

Amma hacıların talan edilmesi ve Mina’da çok kimselerin öldürülmesi ise; ya daha evvel vukua gelen Hac’da İranlıların sebeb olduğu meşhur kanlı hâdisedir. Veyahut istikbalde vukua gelecektir.
Hadîsin devamı ise Hz. Mehdî’nin zuhurunun yakın olduğuna işaret etmektedir. Mehdî’ye Rükün ve Makam arasında biat edilmesi ise daha evvel izah edildiği gibi eğer bu ifade metn-i hadîsten ise aynen bu mevkilerde vuku bulabileceği gibi ravilerin istinbatı olması cihetiyle Alem-i İslam’ın herhangi bir yerinde de vuku bulabilir.

Ka’b’dan gelen şu rivayet de, hadîslerin ihbar ettiği bu hâdiselerin enbiya-i salifenin kitablarında da mevcud olduğunu isbat etmektedir:

عن كعب انه قال: "انى اجد المهدى مكتوبا فى اسفار الانبياء ما فى عمله ظلم و لا عيب. و ان اول لواء يعقده ببيعته الى الترك فيهزمهم و ياخذ منهم من السبى و الاموال. ثم يسير الىالشام فيفتحها, ثم يعتق كل من معه فيعطى اصحابه قيمتهم.
وانه يكون بعد المهدى خليفة من اهل اليمن من قحطان اخو المهدى فى دينه يعمل بعمله و هو الذى يفتح مدينة الروم و يصيب غنائمها. و ان الدجال يحاصر المؤنين ببيت المقدس فيصيبهم جوع شديد حتى ياكلوا اوتار قسيهم من الجوع. فبينماهم على ذلك اذ سمعوا اصواتا فى الغلس فيقولون: ان هذا لصوت رجل شبعان. فينظرون فاذا بعيسى بن مريم عليه الصلاة و السلام فتقام الصلاة فيرجع امام المسلمين المهدى فيقول عيسى: تقدم فلك اقيمت الصلاة. فيصلى بهم تلك الليلة ثم يكون عيسى اماما بعدها.
و انه اذا ملك رجل الشام واخر مصر فاقتتل الشامى و المصرى و سبى اهل الشام قبائل من مصر. و اقبل رجل من المشرق برايات سود صغار قبل صاحب الشام. فهو الذى يؤدى الطاعة الى المهدى."

Ka’b dan rivayet edilmiştir ki, o dedi: “Ben Mehdî’yi enbiyanın kitaplarında yazılı gördüm ki, onun amelinde ne zulüm vardır ne de ayıp. O ilk harp sancağını Türk’lere karşı** çeker. Onları hezimete uğratır ve onlardan esirler ve mallar alır. Sonra Şam’a gider, orayı fetheder. Sonra beraberindeki bütün esirleri azad eder ve arkadaşlarına kıymetlerini öder. Mehdî’den sonra Yemen ahalisinden ve “Kahtan” beldesinden biri halife olur ki, Mehdî’nin din kardeşidir. Onun ameliyle amel eder. Ve Rum şehrini fetheden ve ganimetlerini alan odur.

Ve Deccal mü’minleri Beyt-i Makdis’de muhasara eder. Orada mü’minlere öyle şiddetli bir açlık isabet eder ki, açlıktan ok yaylarının iplerini yerler. O hal üzerindeyken sabahın ilk vakitlerinde bir ses duyarlar. Derler ki “bu karnı tok bir adamın sesidir”. Bakarlar ki, o Meryem oğlu İsa’dır (A.S.). Bu esnada namaz için ikamet edilir. Müslümanların imamı Mehdî, Hz. İsa’yı (A.S.) imamete geçirmek için geri döner, İsa (A.S.) ona “öne geç, namaza senin imametin için ikamet edildi” der. O gece onlara Mehdî namaz kıldırır. Bundan sonra ise İsa (A.S.) onlara imam olur.

Bir adam Şam’a ve bir diğeri de Mısır’a hakim olduklarında, bu Şamî ve Mısrî arasında bir harb olur. Şam ahalisi Mısır’dan bazı kabileleri esir eder. Doğudan bir adam küçük siyah sancaklarla Şam’ın sahibine doğru gelir, işte o Mehdî’ye itaati te’min edecek kimsedir.***”

Yani hakiki Türkler değil, belki Türk namı altında Süfyanî, Ye’cüc ve Me’cüc’lerdir. Tafsili daha sonra gelecektir.
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; meşrîkte çıkan siyah sancaklıların ordusu Süfyanî’yi mağlub eder, Irak ve Suriye’yi fetheder ve Filistin’e kadar gider. Hem o ordu Hz. Mehdî’nin de ordusudur ve ona zemin hazırlar. Mehdî ise Hz. İsa’ya (A.S.) işi teslim eder. Hem Hz. İsa (A.S.)’ın Hz. Mehdî arkasında namaz kılmasını söylemekle işaret eder ki; Hıristiyanlardan bir cemaat İslâm’ı kabul eder ve Müslümanlarla ittifak eder. Hz. İsa da bu kuvvetle Deccaliyet’i mahveder.
(Fetava-yi Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi, s.42)

ورد عن ابى عبد الله الحسين بن على عليهما السلام انه قال: لصاحب هذا الامر -يعنى المهدى عليه السلام- غيبتان احداهما تطول حتى يقول بعضهم مات و بعضهم ذهب و لا يطلع على موضعه احد من ولى و لا غيره الا المولى الذى يلى امره ثم انه يحتفى بجبال مكة و لا يطلع عليه احد

Hz. Hüseyin bin Ali (R.A.)’nın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Emr-i dinin başına geçecek olan zatın yani Hz. Mehdî’nin iki gaybubeti vardır (iki def’a gizlenir). Birinci gaybubeti öyle uzun olur ki hatta insanlar onun vefat ettiğini bazıları da gittiğini zannederler. Ne bir veli ne de başkası onun nerede olduğuna muttali olamaz. Ancak onu idare eden ve mütevelli-yi umuru olan Cenab-ı Hak müstesna. İkinci defa Mekke dağlarında gizlenir. Kimse ona muttali olmaz.
(El- İşâa Lieşrât-iss Sâat-88)

 Mehdî’nin gaybubetinden murad sadece zatının değil, belki onunla beraber ordusunun kaybolmasıdır. Allahu A’lem birinci gaybubet Afgan Mücahidlerinin Rus ordusundan gizlenmeleri ve kaybolmalarıdır, ikinci gaybubet ise Birleşmiş Milletlerin istilasından dolayı olan gaybubetleridir.

Katkılarından Dolayı Ulusal Siber Atak ve Savunma Ekibine Teşekkür Ederiz...

21 Haziran 2016 Salı

Yaklaşan Melhame-i Kübra (Büyük Savaş) Hakkında

Yaklaşan Melhame-i Kübra (Büyük Savaş) Hakkında

MELHAME-İ KÜBRA / BÜYÜK SAVAŞ

Batı tarafından gelen bir fitne, doğu tarafından gelen bir fitne ile karşılaşınca, Şam´ın ortasında toplanın O gün yerin altı üstünden daha hayırlıdır

 Melhameler vuku bulduğunda Allah-u Teàlâ Şam cihetinden, Mevali kabilesinden bir grubu gönderir ki onlar Arap´ın en iyi ata binenleri ve silahlı olanlarıdır Allah onların sebebi ile bu dini kuvvetlendirir

Müslümanların Melhamede merkezleri Şam, Deccalde merkezleri Kudüs ve Ye´cüc Me´cüc  vak´asında merkezleri Tur-u Sinâ´dır

 Beytül-Makdis´in mâmur olmasını Medine´nin harab olması takip eder Onu da Melhamenin çıkışı ve onu da Kostantiniyye´nin fethi takip eder Onu ise Deccal´in çıkması takip eder

 Melhame-i Kübra, Kostantıniyye´nin fethi ve Deccal´in çıkması 7 ay (sene) içinde olur.

 Melhame-i Kübra ile Kostantıniyye´nin fethi arasında altı sene vardır Yedinci de Mesih Deccal çıkar

Allah bu ümmete Deccal ile Melhamenin kılıcını birden vermez

Benî Esfer´le (Rumlar´la) aranızdaki sulh Öyle ki, kadının hamileliği süresi gibi, dokuz ay toplanırlar, sonra size gadirlik yaparlar Medinenin fethi

Denildi ki: "--Hangi medine?"

Buyurdu ki: "--Kostantıniyye

Not: Görüldüğü gibi Rumlar (Hristiyanlar) bir düşmana karşı müslümanlara yardım maksadı ile, müttefik olarak, Amik ovasına 960 000 kişilik, 80 tümenlik bir kuvvet getirdikten sonra, müslümanların o düşmana galib gelmesi üzerine anlaşmayı bozup, gadirlik yapacaklar ve müslümanlar üzerine hücum edeceklerBu harbe Melhame-i Kübrâ deniyor ve Antakya´da Amik Ovası ve civarında cereyan edeceği anlaşılıyorBu harbde merkez Şam´da bulunuyor ve müslümanların başında kumandan olarak Hz Mehdi AS bulunuyor Ve Allah´ın inayeti ile müslümanların bu harbi de kazanacakları anlaşılıyor

Siyah bayraklar gelip de karşınıza çıktında, Farslılar´a ikramda bulunun Zira sizin devletiniz onlarla beraberdir

BENİ ASFAR İLE 9 YIL SULH

Amerika siyahi hükümdar zamanında yok olacak denmekte buna göre 'beni asfar ile 9 yıl sulh yapacaksınız' hadisindeki beni asfarın ABD olduğu söyleniyor,  doğru mu?

Asfar: Arapçada genellikle siyaha mukabil açık renk, özellikle sarı anlamında kullanılmıştır.   Ben-ul-asfer, Arapların Bizanslılara, sonra da Avrupalılara verdikleri ad. Açık renk saçları olanın oğlu anlamına gelir. Bir hadiste, Arapların Ben-ül-asfer'e karşı savaşından ve onların başkenti Konstantiniye'nin ele geçirilmesinden söz edilir. Rum hükümdarlarına da mulûk-i ben-ül-asfer denilirdi. Sonraları, İspanya Müslümanları bütün Avrupalılara Ben-ül-asfer adını vermişlerdir. İspanya hakkında yazılmış bir kitap da Tarih-ül-Sujr (ispanya Tarihi) adını taşımaktadır. Bu deyimin, kelime anlamıyle, önce Flavius sülâlesi için kullanıldığı, sonraları bütün Avrupalıları içine aldığı sanılmaktadır.

Melhame-i Kübra (Büyük Şavaş)

Kan gövdeyi götüren harb en büyük harbdir ve Deccal’in harbinden daha büyüktür. Zira Deccal’in ordusu bir milletten oluşur. Bu harbi yapanların ordusu ise birçok milletten oluşur

Rumlar A"mak (Antakya) ve Mercidabık"a inmeden önce kıyamet kopmayacaktır.  İşte bu sıralarda, onların karşısına şehirdeki bir ordu dikilir ki, bunlar yeryüzünün en hayırlılarıdır. Her iki ordu harp etmek üzere yerlerini aldıklarında Rumlar;

"bizimle (Araplar, yani) bizim karılarımızı ve çocuklarımızı esir alanlarla aramızdan çekilin ki biz onlarla çarpışalım. Müslüman (askerler) bunu kabul etmezler ve şöyle derler;

"Sizinle (bu) kardeşlerimizin arasından Allah"a and olsun ki asla çekilmeyeceğiz.

Bu sırada harbde başlamış olur. Müslümanların üçte birisi (harbetmeden) mağlup olur. Allah onların hiçbir zaman tevbelerini kabul etmesin. Bu arada müslümanların üçte biride öldürülür, bunlar Allah katında en yüce şehitlerdir. Askerlerin geri kalan üçte biri Rumları yener ve fetihlerine devam ederler, ayrıca bir fitneye de düşmezler. İşte İstanbulu da bunlar (TÜRKLER) fethedecektir. (Ebu hüreyre)

Kan gövdeyi götüren asıl o büyük harpler başladığında, Şamdan bir ordu çıkar. İşte bunlar Allahın gelmiş geçmiş en hayırlı kullarıdır ( sözü edilen ordu halifenin TÜRK’lerden oluşan ordusudur.) (El fiten)

Nefsim elinde olan Allah"a yemin ederim ki; yılanın sıkışıp hücresine girdiği gibi , imanda sıkışacak ve sonunda şu iki mescide ( Mekke ve Medineye ) çekilecektir...

Bu sırada Allah öfkelenir, kılıncıyla onlara darbe ve mızrağı ile onlara hucum eder. ( Abdullah b. amra ; "Ey Abdullah Allahın kılıncı ve mızrağından maksat nedir? diye soruldu o da : Mümin kullarının kılıncı ve oku olmalıdır!" dedi). Artık bundan sonra Rumların hepsi helak olur. Sonra bu (TÜRKLER) Rum ülkelerine alırlar, onların bütün kalelerini ve şehirlerini tekbir ve tehlil sesleri ile ele geçirirler. En sonunda Heraklenin şehrine (İSTANBUL) gelirler ve Halici karşılarında (bir çarşaf gibi ) yayılmış olarak bulurlar. Daha sonra orayı (istanbulu) tekbir ve tehlil getirerek gth ederler. Onlar kükreyen tekbir sesleriyle öyle hucum ederlerki, surların bir tarafı düşer, sonra bir kere daha (ufukları dolduran ) tekbir sesleri ile hucum ederler bu defa surların diğer kısmı düşer. Ne varki surların denize bakan (haliç) kısmı düşmez. Bundan sonra onlar ROMAya yürürler ve orasınıda tekbir sesleri ile elegeçirirler. İstanbuldan öyle çok ganimet alırlarki onlar o gün ganimetleri (altınları) sayarak değil, ölçek , ölçek taksim ederler" (el-Fiten)

Bu hadisten anlaşıldığına göre: Önce İslam ülkeleri esaret altına alınır. Öyle ki İslam sadece Mekke-Medineye sıkışır. Ondan sonra Allah Mehdi'yi gönderir. Ve Müslümanlar bütün dünyayı ele geçirir.

"Allah müminlerin (ordusu)na İstanbul ve Romayı tesbih ve tekbir sesleri ile fethini nasin etmedikçe kıyamet kopmayacaktır ( Amr. b Avf)


“Saltuknâme”de belirtildiğine göre;

Ayas Gâzî bir gün “Edrene’den taşra” çıkıp, uzaktan hayranlıkla “şehre nazar urdı”ktan sonra, “ol yirde” uykuya dalıp, “ol gice düşinde (Hazret-i) Fahr-i ‘Âlem’i” görmüş,(11) Fahr-i Kâinât -sallAllahu aleyhi ve sellem- kendisine Edirne’nin fethini müjdeleyerek; “Server, biz cân göziyle bu Edrene’yi görüp durıruz! Cennet buka‘alarundan bir buk‘a (bahçelerinden bir bahçe)dür, cennet bunuñ zâhir üstindedür. Hakk Te‘âlâ Hazreti buna nazar idüb, Kur’ân’da ‘Rûm’ dimişdür ve Rûm’uñ bu aslıdur. ‘Elif. Lâm. Mîm. Gulibetü’r-rûmu fî edne’l-’ard’(12)dan murâd bu Edrene’dür. Bunda müslimânlık nusret ve ferâhlık bulup dâ’im kuvvet bula; ‘Yefrehu’l-mü’minûne bi-nasri’llâh’(13) (‘Mü’minler Allah’ın yardımıyla sevinmiş’) ola! ‘el-’Emr’(14) (‘Allah’ın emri’) târîhinden ki, bu ‘Biz‘’(15) (‘birkaç’) ‘adedinden mevcûddur.

Çün ol hîn (o zaman) ola, benüm ol kavî (kudretli) ümmetüm bu diyârda gelüb cem‘ olısar (toplanır)lardur ve benî ‘asfer’le (haçlılar’la) bunlar ceng idüb helâk eyleyiserlerdür. Ve ‘İsâ ‘Aleyhi’s-selâm Mehdî’ye leşker (asker) olub küffârı kat‘ idiserdür.   Hakk Te‘âlâ (bu şehri) deccâl çıkduğı vakıt ânıñ şerrinden saklaya, âna göstermiye, gâzîler yüzi-suyına halâs eyleye.


Akşemseddîn -kuddise sırruh- Hazretleri İstanbul’un Düşeceği Günü Nasıl Bilmişti?

İstanbul’un fethinden sekiz asır önce, Resûlullah Aleyhisselâm tarafından; “Kostantîniyye elbette fetholunacaktır. Ne güzel kumandandır onu fetheden kumandan! Ne güzel askerdir onun askerleri!”(17) Hadîs-i şerîf’iyle taltif edilen Fâtih Sultan Mehmed’in ve askerlerinin “Kostantîniyye’yi feth” edeceği “Âyet-i kerîme’de dahî gelmiş” olup, Kur’ân-ı kerim’de geçen “Beldetün tayyibetün = Seçkin belde”(18) ifâdesi “hisâbınca”, gerçekten de şehrin düşüşü “Hazret-i Risâlet’üñ -‘aleyhisselâm- hicretinüñ sene’-i 857”sinde gerçekleşmiştir.(19)

Nitekim Hüseyin Enîsî’nin “Menâkîb-ı Akşemsüddîn” adlı eserinde kaydettiğine göre, fetihten sonra Akşemseddîn Hazretleri’ne “vakt-i fethi” nasıl “ta‘yîn eyledüği”nden sorup; “Gâ’ibi neden bildüñ ki hükm eyledüñ?” dediklerinde; “Karındaşum Hızır ile ‘ilm-i ledünnî’de Kostantîniyye’nüñ fethini vaktiyle istihrâc eylemişdük (çıkarmıştık). Kal‘a feth olındıkdan soñra Hızır karındaşumı gördüm; kal‘a duvârı üzerine çıkmış, ayakların salınmış oturmuş(tu).” cevâbını vermiştir.(20)

İstanbul’un fethini müjdeleyen Resulullah Aleyhisselâm’ın; “Türkler sizinle savaşmadıkça siz onlarla savaşmayın! Çünkü Kantûrâ soyundan gelen şu Türkler, mülkü ve hilâfeti ümmetimin elinden çekip alacaklardır.”(24) Hadîs-i şerîf’indeki müjdesini de, bu Âyet-i kerîme’ye göre Yavuz Sultan Selîm Hân’ın gerçekleştireceğini keşfeden bu zât; “‘Benüm sâlih kullarım ol yire vâris olur!’ deyû, Hazret-i Hakk sizi tavsîf buyurmuşlar!” diyerek, pâdişâhı “şâd idüb sevindürmiş”ti.(25)

Nitekim “cifr ilmi”nin üstâdı olarak kabul edilen Hazret-i Ali -kerremallâhu vechehû- Efendimiz de; “Lâ büdde min Selîmi âl-i ‘Osmân yemlikü’r-rûmu ve’l-‘acem, sümme yemlikü cezîrete’l-‘arab.” : “Osmanoğulları’ndan Selîm’in Rûm’a, Acem’e ve ardından Arap diyârına hükmetmesi yakındır!”(26) buyurarak, fethin onun eliyle gerçekleşeceğini sekiz buçuk asır öncesinden bildirmiştir.  

Zira o kan gövdeyi götüren harb en büyük harbdir ve DECCALİN harbinden daha büyüktür. Zira deccalin ordusu bir milletten oluşur. bu harbi yapanların ordusu ise birçok milletten oluşur ( konusu geçen harb malazgirt savaşıdır ve karşı tarafta 12 kralın toplam 80 sancak altında 12şer bin askeri vardır ki bu 960 bin düşman eder TÜRK ordusu ise 25 bin kişidir yani aradaki fark 38 kattır

Rumlar A"mak (antakya) ve mercidabık"a inmeden önce kıyamet kopmayacaktır İşte bu sıralarda, onların karşısına şehirdeki bir ordu dikilir ki, bunlar yer yüzünün en hayırlılarıdır. Her iki ordu harb etmek üzere yerlerini aldıklarında Rumlar ; "bizimle (Araplar, yani) bizim karılarımızı ve çocuklarımızı esir alanlarla aramızdan çekilin ki biz onlarla çarpışalım Müslüman (askerler) bunu kabul etmezler ve şöyle derler ;

"Sizinle (bu) kardeşlerimizin arasından Allah"a andolsun ki asla çekilmeyeceğiz.
bu sırada harbde başlamış olur. Müslümanların üçte birisi (harbetmeden) mağlup olur. Allah onların hiçbir zaman tevbelerini kabul etmesin Bu arada müslümanların üçte biride öldürülür, bunlar Allah katında en yüce şehitlerdir. Askerlerin geri kalan üçte biri Rumları yener ve fetihlerine devam ederler, ayrıca bir fitneye de düşmezler. İşte İstanbul’u da bunlar (TÜRKLER) fethedecektir. (Ebu hüreyre)

Allah katında en ulu şehid şüphesizki denizlerde yapılan harblerde şehit olanlardır. Sonra ise Antakya ve civar kasabalarında (Rumlara karşı) şehit olanlar, daha sonra ise Deccal"a karşı şehit olanlardır ( Abdullah b el-Astan)

Kan gövdeyi götüren asıl o büyük harpler başladığında, Şamdan bir ordu çıkar. İşte bunlar Allahın gelmiş geçmiş en hayırlı kullarıdır ( sözü edilen ordu halifenin TÜRKlerden oluşan ordusudur (el fiten)

Fitnenin en çok yayıldığı bir anda Allah-u Teâlâ çığır açmak için, bayrağı kaldırmak için Hazret-i Mehdi'yi gönderecek ve ona ruhsat verecek. O kendisine bahşedilen ruhsatla, mânevî destekle murad edilen noktaya kadar yürüyecek, vazifesini ifâ edecek. Sonra onun elindeki iradeyi de çekecek.

Deccal'e salâhiyet vermeyi murad edince, onun kuvvetine karşı çok zayıf düşecek. Bunun sebebi, Hazret-i Mehdi uzağa açılacak, o ise istilâya başlayacak. Ortalık büsbütün karışacak.

Hazret-i Mehdi çok zayıf düşünce, onun maiyetini kurtarmak ve İslâm'ı galebe çaldırmak için Allah-u Teâlâ üçüncü olarak da Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ı gönderecek. Deccal ve Yahudiler o şekilde temizlenecek. İslâm âlemi küffârdan, yahudinin zulmünden kurtarılmış olacak.

Fakat bununla kalmayacak. Bu hâlâtı gören Çin harekete geçecek, o zamana kadar harplerle boşalan dünyayı istilâ edeyim diyecek. Üzerlerine tank gibi yürüyecek, fakat Allah-u Teâlâ onları da bir gecede helâk edecek ve böylece dünyayı boşaltmış olacak.


13 Haziran 2016 Pazartesi

Melhame-i Kübra (Büyük Şavaş) Hakkında

Melhame-i Kübra (Büyük Şavaş) Hakkında

Bir rivayette Ebu Hureyre vefat edeceğini hissettiği vakitte ilmi ketmetmiş olmaktan korkarak etrafındakilere şöyle dedi:

Hicretten bin dört yüz (1400) sene sonraki akidlerden iki veya üç akid say (1420-1430 / 2000-2010). O vakit Mehdî-i Emin çıkar ve bütün dünya ile harb eder. Dalalete düşenler (Mağdub =hristiyanlar) ve Allah’ın gadabına uğramış olanlar(Dallin=yahudiler) ve münafıklar , İsra ve Mi’raç beldesi olan Kudüs’teki “Meciddun Dağları”nda onun için toplanırlar ().

Bütün dünyanın ve bütün hilelerin melikesi (ABD) de Mehdî’ye karşı çıkar ki onun ismi zaniyedir (Amerika) . Bu melike o gün bütün dünyayı dalalet ve küfre sevkeder. Yahudiler de o gün dünyaca en yüksek makamdadırlar. Bütün Kudüs’e, mukaddes beldeye hakimdirler. Bütün dünya denizden ve havadan Mehdî’nin üzerine hücum eder. Ancak çok soğuk ve çok sıcak beldeler müstesna (). Mehdî bakar ki bütün dünya çirkin hile ve planlarla aleyhinde ittifak ettiklerini görür. Fakat bilir ki Allah daha şiddetli mekr sahibidir ki, onların bütün hilelerini akim bırakır. Ve bütün kainat onun mülküdür ve ona dönecektir ve merci yalnız odur. Ve bütün dünya aslı ve fer’iyle onun bir hilkat şeceresidir. İşte bu kudrete malik olan Cenab-ı Hak, Mehdî’ye nusret için en şiddetli bir darbe ile onları vurur ve karayı, denizi ve semayı onlar üzerine yandırır. Ve Sema da onların üstüne şiddetli yağmurunu yağdırır. O gün bütün ehl-i arz küffara lanet eder. Allah da bütün küfrün zevalini irade eder

MELHAME-İ KÜBRA

Batı tarafından gelen bir fitne, doğu tarafından gelen bir fitne ile karşılaşınca, Şam´ın ortasında toplanın. O gün yerin altı üstünden daha hayırlıdır.
 Melhameler vuku bulduğunda Allah-u Teàlâ Şam cihetinden, Mevali kabilesinden bir grubu gönderir ki onlar Arap´ın en iyi ata binenleri ve silahlı olanlarıdır Allah onların sebebi ile bu dini kuvvetlendirir.

Müslümanların Melhamede merkezleri Şam, Deccalde merkezleri Kudüs ve Ye´cüc Me´cüc vak´asında merkezleri Tur-u Sina'dır.

Son Amerikan askerleri Irak'tan çekilir. Tarih, 2010-2012 yılları.Muhtemelen(!) hadislerde bahsedilen Araplarla Sulh dönemi başlar.Sizinle Rumlar arasında dört sulh olacak, dördüncü sulh, Heraklius ehlinden (Âl-i Harun'dan ) bir adam vasıtası ile olur ve bu yedi yıl devam eder. Bir adam, “Ya Resullullah (sav) O gün (7. yılda) insanların imamı kimdir?” dedi. Buyurdu ki: Evladımdan kırk yaşında Mehdi’dir.(Ahirzaman Mehdisi,Suyuti,2.15 ve Ramuz El-Ehadis,299/8)

Fitnelerle beraber Suriye kontrolden çıkar. Türkiye ve Nato müdahale etmek zorunda kalır.Araplar Suriye'yi yalnız bırakır.Suriye saldırısı sonrasında İran karşılık verir. Misilleme olarak Amerika,Körfez ülkeleri (Araplar) ile beraber İran'a saldırır.

Köşeye sıkışan Ruslar sıcak denizlere inme hayali tehlikeye girer. Umulmayan bir zamanda Türkiye, Ruslar tarafından işgal edilir.Ruslar Akdeniz'e kadar inerler. “Sovyet Rusya gün gelir dağılıp yıkılır. Amerika tek başına güç olarak kalır. Gelir Ortadoğu'ya yerleşir. Savaşlar olur.

Müslüman devletler dahi birbiriyle savaşır. Çok kanlar akar, savaşlar, saldırılar olur. Sonra hepsinin arkasına bir barış dönemine girilir. Batı ile doğu, Araplarla İsrail barış sağlarlar. Herkes, bundan sonra artık savaş olmaz dediği bir zamanda Türkiye'nin komşusu Rusya Türkiye’ye saldırır, Amuk (Antakya Amik) ovasında, Amerikan ve müttefikleri güçlerine de saldırır, savaş çıkarır. Rusya'ya karşı birleşirler ve mukavemet gösterirler...

Melheme-i Kübra (Büyük Savaş, Armageddon) budur. Ardından korkunç bir dünya savaşına dönüşür. Savaş dünyanın tamamına yayılır. İnsanlardan çoğu ölür. Büyük bir felaket olacaktır. (Geçen yüzyılda yaşayan Şeyh-i Kamil Abdullah Dağıstani efendi sohbetinden)

Bu durumdan üsleri tehlikeye girdiğine şahit olan Amerika, Türkiye ile beraber Rusya'yı güneyde mağlup eder.Rusya aynı anda Avrupaya da cephe açtığı için gücü zayıflamış ve yenilmesi kolay olmuştur. Yakında siz Rumlar'la (Batılılar) emin bir sulh yapacaksınız. Sonra siz gaza edeceksiniz (savaşacaksınız). Onlar da gerinizde sizin gaza ettiğinize (Rusya'ya) düşman olacaklar. O harpten muzaffer çıkacak ve ganimet alacaksınız. (Ramuz El-Ehadis, 298/1)

Bu zaman dilimi içinde Süfyan ortaya çıkar, kimi batılı ülkelerin ve İsrail'in desteği ile Suriye'de kontrolü alır. Güneyde Karkısa bölgesinde Rusya ile savaşmaktan yorgun düşen Türkiye ve Nato ile çarpışıp savaşı kazanır ve güç bulup Irak'a doğru hareket eder. Artat bin El-Munzir dedi ki:Süfyan Karkısada Türkleri ve Rumları öldürür hatta o topraklarda vahşi hayvanlar onların etleriyle açlıklarını giderirler.(Naim bin Hammad, el-Fiten ve'l-melâhim kitabı)

Sonra Irak'ta katliamlar yapar. İran'ın sınırında Farslarla savaşır. Mekke'de Hz.Mehdi zuhur eder ve Süfyan'la çarpışmaya gider. Süfyan'ı kısa sürede (9 ayda) yener ve Suriye ile Irak'ın kontrolünü alır. (Ek bilgi: Süfyanı destekleyen ve ölümü ile perişan olan İsrail halen ayaktadır. İsrail devleti 2022-2023 yılında son bulacaktır.En doğrusunu Allah bilir)

Rusya'nın yenilmesinden sonra bölgeye konan ve çıkmak istemeyen Amerikan komutan savaşın kendileri kazandığı iddia eder ve sahiplenir. Tabi ki durumu kaldıramayan Türk askeri onu öldürür. Sonra yeşil bir ovaya konacaksınız. Orada bir Rum neferi salibini kaldıracak ve diyecek ki: "Haç galip geldi." Ona müslümanlardan biri karşı koyup, kendisini öldürecek. Bunun üzerine Rumlar muahedeyi bozacak ve gadredecek. Büyük muharebeler olacak. Sizin için toplanacaklar ve seksen sancak halinde üstünüze gecekler. Her bir sancak altında onbin (on iki bin) kişi olarak.(Ramuz El-Ehadis, 298/1)

Bu durumu bahane eden Batılılar Amik ovasına yığın yaparken fırsatı bulan İsrail, desteklediği Süfyan'ın yenilgisinden sonra Türkiye'yi Hatay'dan vurur.Yunanistan destek verir. "İsrail(Süfyan ile beraber), Suriye’yi almadıkça Mehdi çıkmayacak. Daha sonra İsrail Hatay’dan vuracak.

Orada bulunan Amik Ovası kan gölüne dönecek.Türkler önce Yahudi’den tarafa olacaklar sonra Yahudiler tarafından Müslümanlar tarafına geçecekler. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden insanlar; 'Biz de Yahudi’yi ülkemizden çıkaralım' deyip orada toplanacaklar. Tam bu esnada Yunan Türkiye’yi vuracak. Hatta Boğaz köprülerini veMarmara'daki büyük sanayi tesislerini hep vuracaklar.

Amik Ovasında savaşmaya gelen Türklerden bazıları; Aman İstanbul’u vurmuşlar. İstanbul elden gidiyor. Eyvah! Malımız mülkümüz elden gidiyor deyip savaşı terk edecek. Bir kısım ise kalıp Yahudileri yok etmek için savaşacaklar.Afganistan’dan siyah bayraklılar gelip Mehdi As'a yardım edecekler."(Abdullah Gürbüz Hazretleri sohbetinden alıntı)

Hz.Mehdi, Süfyan ölümü sonrası kurduğu ilk orduyu Amik'te Batılılarla çarpışmak için Suriye'deki Guta karargahında toplatır.Melhame-i Kübra gününde (3.Dünya savaşı esnasında Amik cephesinde) merkezi Şam şehrinde Guta denilen yerdedir. O gün müslümanların menzillerinin en hayırlısı orasıdır.(Ramuz El-Ehadis, 322/10)

Mehdi ilk kurduğu orduyu da Türk (tarafından düşmanlara)’e gönderir.(Ahirzaman Mehdisi,Suyuti,4.67)

Böylece savaş başlar. Rumlar, Benim soyumdan ve ismi ismime uygun bir Vali (Mehdi)’ye gadr ettikten sonra Amak (Amik) denilen yerde sizinle savaşacaklardır. Burada Müslümanların üçte bir kadarı öldürülür, sonra bir gün yine o kadar insan öldürülür. 3. gün (seferde) ise savaş Rumlar aleyhine döner(yenilir). Müslümanlar böylece savaşa devam eder (kazanır). (Ahirzaman Mehdisi,Suyuti,8.6)



Kaynak:http://www.gaybihadisler.com/2014/01/3dunya-savas-cephesi-olan-amik-ovas_8725.html

22 Mayıs 2016 Pazar

3. Dünya Savaşı (Mehmet Ali Bulut) Yorumu

3. Dünya Savaşı (Mehmet Ali Bulut) Yorumu

Mehmet Ali BULUT 3. Dünya Savaşı

Kıyametin kopacağı inancı, tüm dinlerde, hatta yerel dinlerde bile mevcuttur. Bilim de (astro fizik yasaları) de artık bize net bir şekilde bunun kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

Dini söylem ile fizik söylem arasında küçük bir fark var: Biri (yani din) “saat yaklaştı” diyor, ötekisi (yani bilim) “güneşin dürülmesine daha uzun bir zaman var”, diyor.

Ben şahsen ikisinin de doğru söylediği kanaatindeyim.

Çünkü evrenimiz ölçülebilir zaman açısından 14 küsur milyar yaşında. Güneş ise 8 milyar yaşında. Bizim hayatımızın kaynağına oturtulmuş olan güneş, mahiyetindeki Helyumu azar azar Hidrojene dönüştürerek hayatımız için lazım olan ısı, enerji ve aydınlığı var ediyor.  Kontrollü bir şekilde yanarak, insanlığın hayatını idamesi için kendisine yüklenmiş ilahi emri, (ocak ve lamba olma görevini) sürdürüyor.

Geçmiş toplumların zannı, “bu ocak ila nihayet devem edecek” yönünde idi. Peygamberler bu zannı yok etmek ve hayatın fâniliğini anlatmak için gönderildiler. Dedikleriydi şuydu:

-Bu ocak önünde sonunda sönecek! Bu dünya harap olacak ve ebedi cennet ve cehennem şeklinde iki dal şeklinde yeniden inşa edilecek!

Sonunda bilim de bu noktaya geldi. Bilim de evet bu ocak sönecek” diyor. Hatta tamamen teknik verilerle, sobada ne kadar yakıt kalabilmiş olabileceğini bile kesine yakın tahmin edebiliyor. En iyimser tahminle bu ocak daha dört milyar yıl tüter, diyorlar!

Dinler ocağın sönmesine çok az bir zaman kaldığını söylüyor, bilim ise daha 4 milyar yıl güneşimiz bize yetebilir, diyor…

Peki, güneşte 4 milyar yıllık yakıtın var olması, insanlığın da yaşamasının garantisi midir?

Hayır?

Çünkü bir de üzerinde oturduğumuz dünya var. Dünya Kuran’a göre, insanın hizmetine verilmiş, yaşanılabilir bir yer haline gelmesi için uzun bir macera yaşamış, insan ömrü ile kıyaslanamayacak kadar uzun bir zaman diliminde, ilahi bir tekdir ve kast ile insanın yaşayabileceği bir küre olmuştur. (Bakara, Enam, Taha, Rahman (özellikle ilk ayetler, dünyanın insan için nasıl hazırlandığını net ifade eder) Naziat (26. ayetten 35. ayete kadar göklerin ve dünyanın nasıl hazırlandığını safha safha anlatır))

Yine Kurana göre dünya, dağılmaya aday bir takım parçalardan (kıtaun mütecaviratun, Rad, 4) oluşmaktadır. Atmosferi ve yapısı insan müdahalesiyle bozulabilecek bir yapıdadır. Dolayısıyla insanın hayatı sadece güneşe bağlı değil. Dünyanın kendisi de bağlı olduğu güneşten ayrı olarak varlığı sayısız tehlikeler ve tehditler altında bulunan bir küredir. Her an başını bir kuyruklu yıldıza çarpabilir, her an parçalarının birbirinden ayrılmasına sebep olacak depremlere maruz kalabilir… Yani güneşimiz yakıtını tüketmeden önce de dünya kendisine verilen bonuslarını, insanın hırsı ve nankörlüğü yüzünden vaktinden önce tüketebilir. Eceli müsemmasına varmadan başını bir seyyareye çarpıp izni ilahi ile ölümüne sebep olabilir.

Evet, biz inananlar biliyoruz ki kendi ömrümüz gibi bu dünya ve bu âlem dahi fanidir. Günü geldiğinde Allah’ın izni eli, harap olacak, zıtların birlikteliği üzerine kurulan yapısı, zıtların ayrılığı çerçevesinde yeniden inşa edilecektir. İman ve iman ile alakalı maddeler bir merkezde temerküz edip cennet, küfür ve küfürle ilgili maddeler ve karanlıklar birikip cehennem halini alacaktır.

Sanırım buna itirazı olan sadece kâfirlerdir… Museviler de Hristiyanlar da Müslümanlar da ve bir kısım sabiiler de bu alemin de insan türünün de ebedi olmadığını bilmektedirler… İnsan denilen şu iblis veya melek müsveddesinin, önünde sonunda bu gerçek ile yüzleşebileceğine inanmaktadırlar.

Peygamberimiz (sav), kendi bi’setini (peygamber olarak gönderilişi) ilk kıyamet alameti olarak ifade etmiştir. Kendisi ile kıyamet arasındaki zamanın işaret parmağı ile orta parmağın uzunluk farkı kadar olduğunu dile getirir. Onunla da kalmaz, “ümmetim istikametle gitse ona bir var” diyerek, esasında İslam’ın hilafet saltanatının bin yıl süreceğini, ümmetinin ise bin beş yüz yıldan fazla yaşamayacağını ifade etmiştir hadislerinde.

Osmanlı, vefatıyla, peygamberin bu mucizesini ispat etmiştir. Hilafetin aynı zamanda saltanatı da uhdesinde bulundurdğu zamanlar tamı tamına bin yıl olmuştur. Hilafetin saltanatız sürdüğü dönemler de vardır çünkü.

Peygamber efendimiz ümmetinin başına gelecek bazı hadiseleri de teşbihler ve temsiller şeklinde ümmetine haber vermiştir. Cemel vakaası, Sıffin savaşı, kendisinden otuz yıl sonra dikta (ceberut) döneminin (Emevi satanatı) başlayacağı, Türklerin İslam’a gireceğini (Ki Kur’anın da buna işaret ettiği kabul edilmiştir, Maide, 54), arap iktidarına son vereceğini, sonra yeniden doğudan çekik gözlülerin geleceğini ve bir afet olarak islamların üzerine çökeceğini (Moğul İstilası)  ve hemen hemen İslam tarihi boyunca ümmetin önüne çıkacak tüm olayları mucizane hhaber vermiştir. Tabii bunlar teşbih ve temsillerle aktarıldığı için, olay yaşanmadan tam olarak anlaşılmamışlardır. Çünkü eğer katiyetle ve açık seçik haber vermiş olsaydı, teklif sırrı bozulurdu. O yüzden olayları, üstü örtülü, daha doğrusu ret edilebilir şekilde aktarmıştır aleyhissalatu vesselam!

Resulullah, bize insanlığın en son ve en büyük savaşından da söz eder. Ona ‘Yavumül Melhame’ (canın cana girdiği, etlerin birebirine geçtiği) der. Bununda Amik ve Mercidabık (A’maka ve Dabika) ovalarında gerçekleşeceğini, savaşın arkasındaki gerçek muharrikin Yahudiler olacağını haber verir (Müslim, 9874).

Nitekim Kur’an-ı Kerim de Yahudilere iki kere yeryüzünde fitne çıkarabilme gücü verileceğini, bunlardan ilkinin cezalandırıldığını, ikincisinin zamanın geldiğinde de onlara son bir darbe vurulacağını haber verir. Ancak Kur’an, ikincisine, “ikinci” demez, “Va’dul-Ahireti” der. Yani “iki kere yeryüzünde fesad çıkaracaksınız, ikinci fesadınızın zamanı geldiğinde…” demek yerine “Ahiret vadi geldiğinde, yani kıyametin kopması zamanı geldiğinde…” diye bir ifade kullanır. Böylece Yahudiler ile Müslümanlar arasında yaşanacak büyük melhamenin aynı zamanda insanlığın sonunu getireceğini haber verir. (İsra, 3-7)

Nitekim yukarıda bahsi geçen hadisi yorumlayan birçok âlim, o savaşın ardından başlayacak büyük savaşta insanlığın, beşte dört nüfusunu kaybedeceğini haber verirler.

Rivayetlere bakılırsa bu büyük ve çetin savaşın devam ettiği süreçte beklenen Mehdi “Savaşçı Mehdi” ortaya çıkacak. Dünya tam bir herc ü merc içinde iken, Hristiyanların içinden çıkacak büyük bir ruhani kesim, Kuran’ın davet ettiği kelimede buluşmak üzere Müslümanların safında yer alacak ve Deccal ordularını yenerek, tam bir hükümranlık elde edecekler. Hadislerde “Hz İsa gelir Mehdiye iktida eder” diye ifade edilen şey, bu şekilde tecelli eder[1].

İyiler son bir kere kötülere galebe eder ve dünya, nasıl ki daha önce tam bir adaletsizlik ve zulüm ile istila edilmiş idiyse bu kere de hakiki bir adaletle kırk yıl idare olunur. Böylece, inananlar, “eğer insanlık, Allah’ın insanlardan beklediği hal üzere olsalardı nasıl bir dünyada yaşayacaklardı” onun güzel bir örneğini sergileyecekler. Bu da en fazla kırk senelik bir zaman dilimidir. Ondan sonra doğudan ve batıdan yecüc mecüc fitnesi doğar tüm müminler yok edilirler ve kıyamet kâfirlerin başına batlar…

Bugüne Gelirsek

Şu meselenin günümüze bakan yönüne gelince…

Yukarıda bahsi geçen hadisi (Müslim rivayeti hadis), birçok ehli keşif kendince tevil etmişlerdir. Ben onlardan Gürbüz Babanın[2] tevilini akla çok daha yakın bulduğum için onu size aktaracağım.

Şöyle der:  “İsrail[3] Suriye'yi almadıkça Mehdi çıkmayacak. İsrail Suriye’ye vuracak. Suriyeliler Türkiye'ye kaçacak. Savaşta İsrail Medine’yi de bombalayacak. Filistin ve Lübnanda çok kayıp verilecek. Türkiye'yi de vuracaklar. Daha sonra İsrail Hatay’dan vuracak. Amik ovası kan gölüne dönecek. Türkiye'den insanlar “biz de Yahudi’yi ülkemizden çıkaralım" deyip orada toplanacaklar.

Bu sırada Yunan Türkiye'nin batısını vuracak. Amik ovasındaki Türklerin bir kısmı geri dönecekler. Bir kısmı ise orada kalıp Yahudileri yok etmek için savaşacaklar.

Türkler bu savaşın başında yenilecekler. Afganistan ve Türki devletlerden askerler gelip Mehdiye yardım edecekler. İstanbul bu savaşta işgal edildiği için İstanbul Mehdi tarafından anlaşma yoluyla yeniden geri alınacak.”

Abdullah Gürbüz Baba’ya göre Amik ovasında Türkiye ile savaşacak olan asıl düşman Yahudilerdir. “Ancak bunlar İsrail mi, yoksa ABD ya da BM yahut Rusya mı olacağını göreceğiz.” der

Şeyh Abdullah Dağıstani[4], bu hadiste geçen Beni Asfar’ı Rusya olarak isimlendiriyor ve savaşın da “Türkiye’nin bir şey yapması”[5]yla başlayacağını haber veriyor.

Yine aynı rivayetlerde, “Avrupa Türkiye’nin yanında yer aldıkça savaş çıkmayacak, ancak Avrupa sonradan Türkiye’nin arkasından çekilecek ve savaş başlayacak” denilmiş…

İmdi… Bu rivayetler çerçevesinden bakıldığında, şu şöyle olsaydı bu böyle olsaydı demenin pek anlamı kalmıyor. Türkiye Rusya’dan özür dilese de netice değişmeyecek, belki bir süreliğine tehir olunabilir ama işin büyük bir kısmı 2016 içinde gerçekleşecek. Amma onun sonucunda başlayacak üçüncü dünya harbi dünyanın her bir tarafını ateşe verecek ve büyük ihtimalle atom bombaları da işin içine gireceği için insanlığın beşte dördü yok olacak…

Sonra mehdi ve Mesih işbirliği ile dünya yeniden kurulacak ve kurtla kuzu 40 yıl birlikte yaşayacak. Ve sonra tam anlamıyla kıyamet çağına gerilecek. 1506’da inanlara karşı tüm dünyada müthiş bir intikam ve tehdit çağı başlayacak. İnananlar sürek avı yapar gibi avlanacak. Amma bu, geride kalanların rahat edecekleri anlamına gelmiyor. Çünkü Kur’an açık bir şekilde bunu yapacak olanları tehdit ediyor ve onların da ondan sonra fazla yaşayamayacaklarını haber veriyor. (Mülk suresi, 28)

[1] )Şu anda iki Amerika (iki batı) var. Birisi, Neoconların ve Evanceliklerin idasinde küresel sermayeyi de kullanan İsrail’e hizmet eden Batı, diğeri New York merkezli ve Hırıstiyanlıktan gelen vicdanı ve şefkati özünde barındıran öteki batı. Kuran ehli kitap içindeki bu ikiliğe temas eder, ikisini bir görmeyin der (Ali İmran, 113; 199) İşte ıstıfa edip Kur’an’a iktida edecek batı budur. Şu anda Amarik’nın içlerinde bu iki batı kıyasıya bir mücadele sürdürüyor. Bu Vatikan’ı da temsil eden batıdır. Ancak Vatikan şu ana kadar Evangeliklerin ve Neoconların aldatması ve İslami terörü temcit pilavı gibi sürekli insanlığın önüne sürmeleri yüzenden hala İsrail’in çıkarları noktasında kullanılıyor. Fakat artık o dahi uyanmaya başladı. Sık sık, değindiğim, bir mesele var bilirsiniz, Müslümanların bir vazifesi de “Hrısitiyanlı Siyonist Yahudilerin boyunduruğundan kurtarmaktır”, diye. Kur’an da bu noktada Hristiyan ruhanilerini uyarmaktadır, Yahudilerin oyuna gelmemeleri konusunda. Şöyle buyurur: “Ey Kitap ehli (Ey Hrıstiyanlar)! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin (Yahudilyerin) arzu ve keyiflerine uymayın.” (Maide, 77)

 [2]) Anadolu’nun veli kullarından biridir (1933-2004).

[3]) Şuna emin olabilirsiniz, şu anda Rusya da Neoconcu Amerika da Çin de İran da –sıranın kendisine de geleceğini bilmeden- İsrail’e hizmet ediyorlar ve onun büyük İsrail devletini kurması yolunda kullanılıyorlar. Bu coğrafyada en az on devlet yıkılacak veya parçalara ayrılacaktır. Ta ki İsrail ‘büyük israil’i  (Arzı mevudda Dünya kırallığını) kurabilsin. Bunlar, Lübnan, Filistin, Mısır, Ürdün, Suriye, Irak, Kuveyt (Katar Bahreyen ve Emirlikler’i de bunun içinde sayalım) İran ve Türkiye’dir. Şu anda maalesef İsrail, İsra suresinde “sizi (yeryüzüne daığılmış) oğullarınız ve mallarla destekleyeceğiz” ayetinin haber verdiği hal üzerindeler… Rusya da onular için hizmet ediyor, Amerika da İngiltere de Çin de)

[4]) Abdullah Dağıstani (ks)  (14 Aralık 1891 - 30 Eylül 1973), Nakşibendi mutasavvıf, Şeyh Nazım Kıbrısi'nin şeyhidir.

[5]) Türkiye bir şey yaptı ve Rus uçağı Türkiye tarafından düşürüldü. 1950 yılından bu yana Rusya böyle bir olay yaşamadı. Bunu nefsine yedirmesi zor elbet! Bir tür Rus ‘one minute’ü olan şu hadise yüzünden olan Türkmenlere olacak. Fakat rivayetlerde, şu savaşta şehit olacak kimseler ‘Afdalu şüheda” (şehidlerin en faziletlisi) olarak anılıyorlar. İnşallah öyledir. Cebir altında ve mazlumen hayatlarının kaybediyorlar çünkü.

ALINTI:http://www.haber7.com/yazarlar/mehmet-ali-bulut/1687092-3-dunya-savasi
Rusya Türkiye'ye Girecek (Melhame-i Kübra) Büyük Şavaş

Rusya Türkiye'ye Girecek (Melhame-i Kübra) Büyük Şavaş

Mehmet Ali Bulut hadisler çerçevesinde kutsal savaşa giderken Rusya'nın Türkiye'ye gireceğine Türkiye'den yeni bir lider çıkacağına dikkat çekti

Rusya Türkiye'ye girecek! Kutsal savaş başladı

Gazeteci yazar Mehmet Ali Bulut kutsal kitaplardaki işaretlere ve peygamberimizin hadislerine dayandırarak Suriye'deki son gelişmelerin sonunun kutsal savaş olduğunu söyledi.

Pelin Çift ile Gündem Ötesi programında Ortadoğu'daki karışıklığın kutsal son savaşın işaretleri mi olduğu konusu konuşuldu.

Bulut "Kutsal savaşa gidiliyor. Bir kıyamet senaryosu olmayan insanların bizi anlaması mümkün değil. Üç dinin de işaret ettiği yere doğru gidiyoruz.Peygamberimiz kendi gelişini kıyametin başlangıcı olarak gösteriyor. Ondan sonra ümmetinin ve insanlığın başına gelecek şeylere dair ipuçları vermiş." dedi.

Bulut hadislerdeki kıyamet alameti olan Ruslar'a şu şekilde dikkat çekti: "Hadislerde yer alan Beni Asfar'lardan bahsediyor. "Birinci Beni Asfar yüzleri yağız yani Türkler. Türkler gelmedikçe kıyamet kopmaz. İslam'ın temsilcisi olacaklar. İkinci Beni Asfar Moğollar. İslam medeniyetini yerler bir edecekler. Üçüncü Beni Asfar Çin'in desteğiyle Ruslar."

KIYAMETE GÖTÜREN SAVAŞ

Kıyameti koparmaya götürecek son savaşın kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Bulut şunları söyledi: "Ne kadar barışçı davranılırsa davranılsın bu gidişat durdurulamayacak çünkü kıyamet kopacak. İsra suresinde Yahudiler ve Müslümanlar arasında yaşanacakları net veriyor. Kudüs'e girileceği, alıncağı, mescit yapılacağı duyuruluyor.

SAVAŞ GİDEREK BÜYÜYECEK

Bütün şartlar Suriye ve Amik ovası üzerinde bulunuyor. Peygamberimiz Mercidabık ve Amik ovasını buyuruyor burada et etle örtüşecek yani milyonlar gidecek diyor.



Bu süreç İslam dünyasında çok değişik açılımlara sebep olacak. Bu hadislerin açıklanması Suriye'de Rusya'nın bulunmasının mukadderat olacağını söylüyor. Bununla birlikte savaşın giderek genişleyeceğini bütün toplumların oraya gelececeğini ve burada müthiş bir savaş olacağını gsteriyor. Bu savaş başlar başlamaz müslümanların kaçacakla nitekim suriye boşaldı bir kısmı direnecek. bu direnenler imha edilecekler.

RUSYA TÜRKİYE'YE GİRECEK

Sonra da bir kısmı bir komşu ülkeye girecek. Kuzeyle ilgili işaretler var. Yunanistan ve Kuzeydoğu'dan Anadolu'ya girilecek merkeze kadar gelinecek. Avrupa başlangıçta destek vermeyecek ama kendi çıkarlarının da tehlikeye gireceğini görerek Türkiye'ye destek verecek. Bu da hadislerde geçiyor. Avrupa Türkiye'yi kendi halinde bırakmadıkça Rusya savaşa girmez. NATO Türkiye'nin arkasında durmayacak. Rusya Türkiye'nin içerisine girecek. Mehdinin orduları deniyor büyük bir savaş çıkacak. Afganistan, Pakistan her ne kadar Müslüman varsa Türkiye'ye destek vermek için harekete geçecek. Ondan sonra asıl büyük savaş geliyor.

MÜSLÜMAN BİR LİDER ÇIKACAK KAYBEDİLENLERİ GERİ ALACAK

Peygamberimizin gayba dair anlattığı şeyler ancak o olay gerçekleştikten sonra anlaşılabiliyor. IŞİD ile ilgili bir hadis de var. Ama reel bildiğimiz bir şey var Beni İsrail ile Müslümanlar çatışmadan Amik ovasında o dehşetli savaş yaşanmadan kıyamet kopmayacak. Bunlar mutlaka olacak ancak bundan sonra insanların büyük kısmı helak olacak. İnsanların içerisinden Müslüman büyük bir zat çıkacak. Bu bir komutan siyasi lider olacak ve kendinden alınan yerleri geri alacak. Peygamberimiz benim kavmimden olacak birisi diyor, bu zat kaybolmuş olan adaleti yeniden tesis edecek. Ama büyük bir savaş ve yıkımdan sonra olacak.

NÜKLEER BOMBA KULLANILACAK


Bulut nükleer gücün de kullanılacağına da dikkat çekerek "İnsanlık 5 milyar ise 1 milyar kalacak tamamı yok olacak bu atom bombası kullanılmadan olur mu?" dedi.

ALINTI:http://www.medyahaber.com/rusya-turkiye-ye-girecek-kutsal-savas-basladi_d150493.html



19 Mayıs 2016 Perşembe

Şeyh Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi Melhame-i Kübra Hakkında

Şeyh Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi Melhame-i Kübra Hakkında


HADİSLERDE MELHAME-İ KÜBRA

Şeyh Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi

Şeyh Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi’nin “Kıyamet Alametleri” adlı eserinden alınan hadis-i şerifler:

Hz.Peygamber buyurdu ki:

64/14. İki azatlı, Arab azatlısı ve Rum azatlısı Melik olduklarında, onların elleri ile melhameler doğar. “Hz. İbn-i Amr RA”

66/7. Melhameler vuku bulduğunda Allah-u Teàlâ Şam cihetinden, Mevali kabilesinden bir grubu gönderir ki onlar Arap’ın en iyi ata binenleri ve silahlı olanlarıdır. Allah onların sebebi ile bu dini kuvvetlendirir. “Hz. Ebû Hüreyre RA”

351/8. İnsanlar için üç temerküz noktası vardır. Antakya Amik’inde olan Melhame-i Kübrâ’da toplanma merkezi Şam olur. Deccal vak’asında merkezleri Kudüs; Ye’cüc ve Me’cüc hadisesinde Tur-i Sinâ… “Hz. Hüseyin RA”

393/10. Müslümanların melhamede merkezleri Şam, Deccalde merkezleri Kudüs ve Ye’cüc Me’cüc vak’asında merkezleri Tur-u Sinâ’dır. “Hz. Ebû Zahiriyye RA”

319/11. Beytül-Makdis’in mâmur olmasını Medine’nin harab olması takip eder. Onu da Melhamenin çıkışı ve onu da Kostantiniyye’nin fethi takip eder. Onu ise Deccal’in çıkması takip eder. “Hz. Muaz RA”

236/18. Melhame-i Kübra, Kostantıniyye’nin fethi ve Deccal’in çıkması 7 ay (sene) içinde olur. “Hz. Muaz RA”

246/4. Melhame-i Kübra ile Kostantıniyye’nin fethi arasında altı sene vardır. Yedinci de Mesih Deccal çıkar. “Hz. Abdullah ibn-i Buğra RA”

354/13. Allah bu ümmete Deccal ile Melhamenin kılıcını birden vermez. “Hz. Muaz RA”

298/4. Size dünya fetholunacak. Eğer bir menzilde muhayyer kılınırsanız Şam denilen şehre bakın. Zira orası melhamelerde müslümanların toplandığı yerdir. Onun karargâhı da “Guta” denilen yer olacaktır.

322/10. Melhame-i Kübra gününde müslümanların merkezi Şam şehrinde Guta denilen yerdedir. O gün müslümanların menzillerinin en hayırlısı orasıdır. “Hz. Ebüd-Derdâ RA”

74/3. Kıyametin önü sıra altı şeyi say: Benim ölümüm, koyun kıran gibi ölüm çokluğu, Kudüs’ün fethi, mal bolluğu; öyle ki, bir kişiye yüz dinar (altın para) verilir de beğenmez. Arap evlerinden girmedik hiç bir evin kalmadığı bir fitne, Benî Esfer’in (Rumlar’ın) sizinle olan sulhunun bozulması ve 12 000 kişilik 80 sancakla size hücüm etmesi. “Hz. Avf ibn-i Mâlik RA”

296/7. Altı şey kıyamet alâmetlerindendir: Benim ölümüm, Kudüs’ün fethi, bir adama bin dinar (altın para) verildiği halde azımsaması, her müslümanın evinde ateşi duyulan fitne, koyun boynuzu kıvrımları gibi insanlar arasında ölüm çokluğu, Rum’un gadri (müslümanlara ihaneti), şöyle ki: Her biri 12 000 kişilik 80 sancakla müslümanların üzerine yürümeleri. “Hz. Muaz RA

296/8. Ey ümmet! Altı şey vardır ki onlar olmadan kıyamet kopmaz: Peygamberinizin vefatı, aranızda malın artması. Öyle ki, bir adama on bin dirhem (gümüş para) verilecek de yine öfkelenecek. Sizden her erkeğin evine giren bir fitne… Koyun boynuzu kıvrımları gibi ölüm çokluğu. Benî Esfer’le (Rumlar’la) aranızdaki sulh. Öyle ki, kadının hamileliği süresi gibi, dokuz ay toplanırlar, sonra size gadirlik (ihanet ederler) yaparlar. Medine’nin fethi.
Denildi ki: “–Hangi medine?..”
Buyurdu ki: “–Kostantıniyye.(İstanbul)”
258/3. Sizinle Benî Esfer (Rumlar) arasında sulh olur. Sonra onlar muahedeyi bozarlar(ihanet ederler) ve onikibin kişilik seksen fırkalık bir kuvvetle üzerinize yürürler. (Amik Ovası harbi) “Hz. Avf ibn-i Mâlik RA”

298/1. Yakında siz Rumlar’la emin bir sulh yapacaksınız. Sonra siz gaza edeceksiniz. Onlar da gerinizde sizin gaza ettiğinize düşman olacaklar. O harpten muzaffer çıkacak ve ganimet alacaksınız. Sonra yeşil bir ovaya konacaksınız. Orada bir Rum neferi salibini kaldıracak ve diyecek ki: “Haç galip geldi.” Ona müslümanlardan biri karşı koyup, kendisini öldürecek. Bunun üzerine Rumlar muahedeyi bozacak ve gadredecek. Büyük muharebeler olacak. Sizin için toplanacaklar ve seksen sancak halinde üstünüze gelecekler. Her bir sancak altında onbin (on iki bin) kişi olarak. “Hz. Zu Mihmer RA”

299/8. Yakında, sizinle Rumlar arasında dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Harun’dan biri ile gerçekleşir. Ve bu yedi sene devam eder.
Denildi ki: “–Yâ Rasûlallah, o gün insanların imamı kimdir?”
Buyurdu ki: “–İmam, benim evlâdımdan kırk yaşında, yüzü parlar bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan, bir kimsedir. Tavrı Benî İsrâil ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini fetheder.” “Hz. Ebû Umame RA”