Süfyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süfyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Deccali Süfyan Hakkında Bilgiler

“Onların Deccali Süfyan’dır, İslâmlar içinde çıkacak aldatmakla iş görecek”

Mehmet Kibar gönüldaşımızın yazısına başlık olarak kullandığı, “bi bitmediniz ya!” cümlesine katılmamak mümkün değil. Bitmek bir tarafa mitoz-mayoz fark etmez ha bire çoğalıyorlar.

Allah-u âlem,  bu durumun hikmeti yine SÜFYAN mevzuunda gizli. Meseleye aşina olmayanlar için SÜFYAN nedir bakmakta fayda görüyoruz.

SÜFYAN: Ahir zamanda, Müslümanlar içinden çıkacak, aldatmakla iş görecek ve ümmetin karanlık günler yaşamasına sebebiyet verecek, dehşetli dinsiz ve MÜNAFIK şahıs.

“Süfyan münkir biridir. Allah’ı, Kur’ân’ı, peygamberi tanımaz, İslâm adına ne varsa hepsine karşıdır. Sistemli ve münafıkâne bir tarzda iş görür. İslâm’ın ana direkleri olan inanç esaslarını kaldırmaya, yok etmeye, zayıflatmaya çalışır. “Hz. Mehdî’yi de devamlı tarassut altında tutar. Muhasarası üzerinden kalkmaz.” (İs’afür-Rağıbîn’den naklen Tılsımlar, s. 212.)”

Bir hadis-i şerifte:

“Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek” buyurulmuştur.

Yine, Hz Ali (r.a):

 “Onların Deccali Süfyan’dır, İslâmlar içinde çıkacak aldatmakla iş görecek” buyurmuşlardır.

“Çoğu kere ise, onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.” ( Müslim, Fiten: 125.)

Süfyan’la mücadele

“Hz. Mehdî, en büyük mücadelesini Hz. Ali’nin ifadesiyle İslâm’a, Kur’ân’a savaş açan, dinsiz, yalancı İslâm Deccal’ı Süfyan’a karşı verecek, mücadeleler sonucunda o­nu öldürecek, tahribatını tamir edecektir.

Hadislerde Süfyan’ın tahribatına olduğu kadar Hz. Mehdî’nin o­nunla yapacağı mücadelelere de yer verilmiştir.

O Süfyan ki, Hz. Ali’nin belirttiğine göre büyük cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkacak, sonra da, Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup edecektir. (ellşâa, li Eşrati’s-Sâe, s.167,168.)

Irak, Libya, Şam?..

Onun büyük bir cüsseye sahip olması maddî ve siyasî gücünün fazlalığına işaret eder. Nitekim rivayetlerden, âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarları olduğu anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler.

Öte yandan “Deccalın birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür” rivayetini ise şöyle tevil eder:



“Hem büyük Deccal’ın, hem İslâm Deccal’ının üç devre-i istibdatları mânâsında üç eyyam var.

Bir günü, bir devre-i hükümetinde öyle büyük icraat yapar ki, üç yüz sene yapılmaz.

İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır.

Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller o­n senede yapılmaz.

Dördüncü günü ve devresi âdîleşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır.” (Şuâlar, s. 493)

Müslim’de yer alan bir hadiste (Müslim, Kitabü’l-Fiten, 23. Bab, 113. H. (H. 2938)) Hz. Mehdî’nin Deccalle olan enteresan bir mücadelesine yer verilmektedir. Her ne kadar Mamer ve Ebû İshak gibi raviler bu zâtın Hz. Hızır olduğunu söylüyorlarsa da hadisin gelişi ve gidişinden o­nun Hz. Mehdî olduğu anlaşılmaktadır. Bu hadis-i şeriften anladığımıza göre Deccal’ın merkezde silahlı gözetleme yapan askerleri bulunmaktadır ki bu o­nun büyük bir ordu ve hükümet gücüne sahip olduğunu göstermektedir. Buna dayanarak Hz. Mehdî’yi kendine bende etmek (bağlamak) istemekte kabul etmeyince de eziyet ve sıkıntı vermekte, tesirsiz hale getirmek için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Öyle ki “sırtı ve karnı döve döve genişletilmekte,” yani o­nun dâvâsı gün geçtikçe etrafa daha da yayılmaktadır. O­nca eziyet ve işkencelere boyun bükmez, Deccal’ı tanımaz, Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir, mağlup edilmez bir edayla insanlara şöyle seslenir:

“Ey insanlar şüphe yok ki, artık Deccal bana yaptığı bu işi artık insanlardan hiçbir kimseye yapamayacaktır.”

Deccal yine o­nu öldürmek için alır. Ama o­nun boynu ile köprücük kemiği arası bir bakır levha haline geliverir ve Deccal artık o­nu kesebilecek hiçbir yol bulamaz. Sonunda o­nu iki eli ve iki ayağı ile yakalar ve fırlatıp atar. İnsanlar, Deccal’ın o­nu ateşe attığını sanırlar. Oysa o mü’min Cennet içine atılmıştır.

Bu ifadeler Deccal’ın Hz. Mehdî’yi her ne kadar öldürmek istese de bunu başaramayacağını göstermektedir. O­na diş geçiremeyecek, kılıcı da işlemeyecektir. O­nu ateşe atması ise zamanında bir nevi Cehenneme dönen zindanlara atması demektir. Ama o­nun îmanı,  o zindanı da bir nevi Cennete çevirir. Çünkü Cennet ve Cehennem her şeyden önce gönülde yaşanır. İman zindanları saraya, ateşi âb-ı hayata çevirebilecek güçte bir iksirdir. Aynı zamanda bu Deccalın Hz. Mehdî’yi en ücra, ıssız yerlere süreceğini, oraların ise bağlık bahçelik yerler olacağını da göstermektedir.

Müslim’deki hadisin sonu şöyle bitiyor: “İşte o mü’min âlemlerin Rabbi katında insanların şehadet bakımından en büyük olanıdır.”

Kalın yazılar bize ait olmak üzere, internetten alıntı yaptığımız bu bölüm, bize Mehdi ve Süfyan hakkında yeterince aydınlattı kanaatindeyiz.

Meseleye bu açıdan yanaştığımızda, “Allah korktuklarımızdan bizleri emin kılsın ve ayaklarımızı kaydırmasın” duasını her daim, ama özellikle de yaşadığımız bu şartlarda, şiddetle etmemiz gerekliliği bir kez daha kendiliğinden ortaya çıkıyor sanırım.

Ümmetin genel imtihanı bir tarafa, İBDA’ya gönül vermişler olarak da, her dönemde değişik imtihanlara tâbi tutuluyoruz. Dikkatimizi çeken bir husus – ki, bu son derece tabii- her bir imtihanda elenenlerimiz oluyor.

Hatırlanacağı üzere, KUMANDAN MİRZABEYOĞLU, dost ve düşman kutuplara, 1999 yılını “Ümmetin Kurtuluş Yılı” olarak ilan etmişti.

O dönemde, her hafta Metris Cezaevi’ne ziyarete gelen bir arkadaş bana şu soruyu sordu:

-Ya KUMANDAN’ın söylediği gibi, bu yılın sonunda kurtuluş gerçekleşmezse, o zaman ne yaparsın?

Benim cevabımsa şöyle olmuştu:

-Benim eşim bu dâvâ uğrunda yıllardır cezaevinde. Sen şimdi Metris’in böyle dolup taştığına bakma; biz burada 3 kişiyle ziyaret yaptığımızı biliriz. Biz bu yola, Kumandan’ın cezaevine girip de “1999 yılı Ümmetin Kurtuluş Yılıdır” dediği için girmediğimiz gibi, böyle bir şey diyecek diye  bekleyerek de girmedik. Kendisi böyle bir cümle sarfetmeyebilirdi de… Biz karınca misali, iman ettik. Görür müyüz, görmez miyiz Allah’ın takdir-i ilâhisi… Ama inancımız odur ki, KUMANDAN, bu misyonu gerçekleştirecek olan kişidir. O; “Şahsımı ve fikrimi riske atarak söylüyorum ki, bu yıl kurtuluş yılıdır” dediği için, bizlerde en ufak bir şüphe yok… Ha, olmadı; kaybedecek bir şeyimiz de yok! Allah ne zaman nasip ederse, ama bugün ama yarın!

Gözlerindeki şaşkınlığı fark edince, onun benimle aynı hissiyatta olmadığını üzülerek gördüm. Ve ona uyarı babında devam ettim.

-KUMANDAN böyle söylediği için inancımız tam; ama hissiyatım bana bu işin bu sene bitmeyeceğini söylüyor.

Şaşkınlığı, korkuya dönüştü.

-NEDEN? Diyebildi sadece.

-Çünkü dedim, daha bir şey görmedik, yaşamadık. Bu zafer o kadar ucuz olamaz. Allah bizi daha çoook imtihandan geçirecek.

Öyle de oldu. 1999 yılını “Ümmetin Kurtuluşu”nun başlangıç yılı olduğunu ve bu zorlu sürecin devam edeceğini ve hâlâ da ettiğini idrak edemeyenler, bahsini ettiğim arkadaşla beraber YOK OLUP GİTTİLER!

Allah (c.c.) bizleri, belki de bundan on yıl önce hiç aklımıza, hayalimize gelmeyecek şeylerle sınadı. 1991 yılında, 1. Körfez Savaşıyla birlikte göz altı ve tutuklamaların ardından ;

–Arkadaş bu işin şakası yok; bu yol ciddi riskler taşıyan bir yol! deyip, tırsıp kaçanlar mı dersiniz, çoluk-çocuk, eş-dost, ana-babayla imtihan edilenler mi dersiniz…

Son 10 yılda ise, arkadaş-dost-gönüldaş dediklerimizin kalleşçe, hiçbir insan evladına yakışmayacak tarzda, en ufak vicdanî kaygı taşımaksızın, ahde vefâ duygusundan uzak –ki ahde vefâ imândandır– halleriyle imtihan edildik.

“Varoluş” mücadelemiz kabul ettiğimiz eylemlerimizi, yalnızca,  şov yapmak ve kendimizi göstermekten ibaret eylemler olarak algılayan ve bu tür ithamlarda bulunanlar tarafından, Hint fakiri ve mazoşit ilan edildik. Bu söylemlerdeki kasıt bir tarafa, açıklama yapmaya hiç lüzum dahi görmeden diyebiliriz ki, bu paragraftaki tespitlerin hepsi tersinden doğrudur.

İş birlikçi, hain, münafık, kâfir dahi ilân edildik. Bu imtihan yalnızca bu tür söylemlere muhatap kalanlara has bir imtihan değildi elbette. Adalet duygusunun, hakikat anlayışının ırzına geçercesine sessiz kalanların da imtihanıydı.

Kendi “oluş” çilesini çeken KUMANDAN MİRZABEYOĞLU’nun derdini dert edinmek, onun davasını davamız bilmek de, “bizim oluş çilemiz”.  Bu yolda, tıpkı onun gibi bizler de yaşanılan her zorluğu “oluş” için bir sıçrama tahtası olarak kabul edip; sapmadan, yalpalamadan yürüyebilmeliyiz. Aksi takdirde “varoluş” yolunda, yok olup gideriz.

Yürüyene “DUR” demek, “UZLAŞ”, “TESLİM OL” çağrıları yapmak bizim davamıza ve dava adamlığımıza yakışmaz.

-Telegram altında ne hale geldi, görmüyor musunuz? Ne olur biraz uzlaşıyormuşuz gibi yapsak, iki “reis” desek de durumu kurtarsak zihniyeti, ideolojik şuur eksikliğinin bir göstergesi olduğu gibi, Allah korusun imânî meselelere kadar gider.

KUMANDAN MİRZABEYOĞLU,  bırakın teslim olmayı, uzlaşmayı;  en ufak bir taviz vermiş olsaydı şuan ceza evinde yatıyor olur muydu? Bir düşünün…

Daha Kartal Cezaevi’nde;

-Bana, sana başının üzerinde nurdan bir hâle verelim ve bu hâleyi bakan herkes görsün. Ama sen de bu davayı bırak, kendini bize teslim et diyorlar;  dediğinde, bu teklifi kabul etmiş olsaydı çoktan çıkmıştı. Çıkmakla da kalmayıp, şeyhlerin(!) , mürşitlerin (!) gırla gittiği şu ortamda kendisine yüz binlerce de mürit edinmişti.

Ama O, bırakın teslim olmayı, Kartal Cezaevi’nde kendisine uygulanan telegram işkencesinin daha ne olduğunu bilmediği ilk dönemlerde;

Davama zeval getirecek bir harekette bulunurum kaygısıyla, kendisini fedâ etmeyi dahi göze aldı. İşte fedâ eylemine böylesine ulvi bir sebeple karar verdi.

Bu batılla, HAKKIN savaşıdır.Eğilmek , bükülmek, zayıflık, HAKKIN savaşçılarına yakışmayacağı gibi, böyle bir durumda “ben dayanamıyorum siz de direnmeyin” demek tehlikenin boyutunu kavrayamamak demektir.

Mehdi’nin ordusu zaman zaman darbeler yiyecek, zaman zaman,            o, çetin görevi üstlenememek meyli;  can, mal mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır. Ama “onlar buna aldırmayacak” (Ramuzü’l Ehadis s. 476 İbni Mace’den)

Kaynak:http://www.adimlardergisi.com/onlarin-deccali-sufyandir-islamlar-icinde-cikacak-aldatmakla-is-gorecek/



27 Haziran 2016 Pazartesi

Deccal ve Süfyan Hakkında Hadisler

Âhir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa (a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal


Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.

"Hz. Âdem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(1)

buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(2) Sadece Resûl-i Ekremin (a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimiz (asm)'in bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.(4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâm'ın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, “yalancı, dalâlete sürükleyici"(6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, “Mesih” kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, “Mesihü'd-Dalâle," “Sapıklık Mesihi” diye söz edilir.(7)

Süfyan

Bir hadis-i şerifte,

“Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek”(8)

buyurulmaktadır. Mahiyeti ise:

"Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."(9)

Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.(11)

Deccal hakkında tevatür var

İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.(12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?

Şüphesiz. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur" şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:

"'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."(15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(16)

Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna —ki Hz. Ali(17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(18) ve Hz. Ali hep bu Deccalden bahsetmiştir.(19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim'siz, Firavunu Hz. Musa'sız düşünemeyeceğimiz gibi, Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,

"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât–ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”(20)

Dipnotlar:

(1) Müslim, Fiten: 126.
(2) Ramûzü’l-Ehadis, s. 518.
(3) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101.
(4) Müslim, Fiten: 125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb: 70.
(5) Buharî, Kitabü'l-Meğazî: 64.
(6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (Kahire: 1313), 5:372.
(7) el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid-I-VIII (Beyrut: 1403/1982), 7:348.
(8) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (Beyrut: Dâru’l-Marife, ts.), 4:520; Kenzü’l-Ummal, 14:272.
(9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal (Beyrut: 1989), 11:125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri’l-Kur’ân, I-X (İstanbul: 1330), 8:197.
(10) Müslim, Fiten: 125.
(11) Nursî, Sözler, s. 158.
(12) el-Münavî, Feyzü'l-Kadîr (Beyrut: 972), 3:537; Said Havva. el-Essas fi's-Sünne-İslâm Akàidi. çev. M. Ahmed Varol, Orhan Aktepe v.d. (İstanbul: Aksa Yayın-Pazarlama, 1992), 9:335.
(13) Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Essas fi's-Sünne, 9:335-336.
(14) Sarıtoprak, A.g.e., s. 67.
(15) Şuâlar, s. 360.
(16) Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1.
(17) Gazalî, İhyâü Ulûmiddin, 1:59
(18) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.
(19) Şuâlar, s. 501.
(20) Mektûbât, s. 425.

23 Temmuz 2015 Perşembe

İslam Deccali Süfyan Hakkında Bilgiler


Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tabi olacaklar

İslam Deccal'ı Alim olup, ilim ile dalalete düşecektir

İslam Deccal'inin özelliklerinin anlatıldığı bir rivayette “Süfyan büyük bir âlim olacak, ilimle dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar.” ifade edilmiştir. Evet Süfyan, devlet yöneticileri gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret veya servet gibi saltanata vesile olabilen bir gücü olmamasına rağmen, zekası ve siyaset ilminin kuvvetiyle o gücü kazanır. Ayrıca aklıyla, çok alimlerin akıllarını kendine hizmet ettirip etrafında fetvacı yapar. Öğretim elemanlarına da sihirli zekasıyla hakim olacak, onların da istediği gibi eğitim vermelerini temin edecektir. ( Şualar, 585)

İslam Deccal'inin (Süfyan) eli delik olacaktır

Hz. Peygamber (a.s.m) Süfyan'ın tanınması için bazı alametlerini sıralamışlardır. Mesela hadiste; “âhirzamanın mühim şahıslarından olan Süfyan'ın eli delinecek.” buyurulur. Bu gibi rivayetlerde de yine benzetme yapılmıştır. Çünkü atalarımız israf ile elinde mal durmayan kişiler için “ filan adamın eli deliktir. ” ifadesini kullanmışlardır. Demek “Süfyan” denilen o dehşetli şahıs, çok müsrif olacak ve insanları israfa,israf ekonomisine teşvik edecektir. İsraf edenler de, onun tuzağına düşeceklerdir. Hz. Peygamber (a.s.m) ahirzamanda gelecek ümmetini, onun tuzağından korumak için, bu özelliğinden böyle bahsetmektedir. (Şualar, 583)

O süfyan devlet imkânlarını kendi şahsına ve yandaşlarına kullandığı ve kadrolaştığı için rivayetlerde “Ahir zamanda gelecek olan Süfyanın eli delik olacak” (Hâkim, Müstedrek, 4:520; Aliyyu’l-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 11:125) buyrulmuştur

Süfyan İslam Topraklarından Çıkacaktır

Rivayetlere göre "Sufyani Horasan taraflarından zuhur edecektir." Bediüzzaman bu konuda şöyle bir açıklama yapmaktadır: "Bunun bir tevili şudur ki: Türkler, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.(5. Şua).
Başka bir hadiste geçen "Bütün şark ülkelerini dolaşacak." (Kıyamet Alametleri,168) cümlesi de Sufyan fitnesinin ve öğretisinin bütün ümmete yayılacağını haber vermektedir.

Bediüzzaman bir hadisi açıklarken şöyle buyurur: “Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanatı olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır, demektir. (Şualar, s. 461)