Yahudi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yahudi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2016 Cuma

Deccal Yahudi Milletindendir

Deccal Yahudi Milletindendir


Deccal Yahudi Milletindendir!

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

“Bir gün ibni Sâid’le baş başa kaldım. Ben onunla yalnız kalmaktan ürperti duymuştum. İbni Sâid şöyle dedi:

İnsanları, benim hakkımda söyledikleri sözlerden dolayı mazur görüyorum.

Bana ve size ne oluyor ey Muhammed’in ashabı! Allah’ın Nebisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Deccal Yahudi’dir’ demedi mi? Hâlbuki ben Müslüman oldum.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Onun çocuğu olmaz!’ demedi mi? Hâlbuki benim çocuğum olmuştur.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Allah ona Mekke ve Medine’yi haram kılmıştır!’ demedi mi? Bu ibni Sâid’e, küçükken şeytanlar gelirdi, kâhinlik yapardı. Suyun üzerinde bir taht gördüğünü, yani İblisin tahtını gördüğünü iddia ederdi. Sonra Müslüman olmuştur.”

Müslim 2927/90

Hadiste ismi geçen, ibni Sâid’e ibni Sayyad’da denilmiştir. Yani her iki isimle de anılmıştır Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında yaşamış ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadislerinde anlatılan Deccal’in kendisi olup olmadığı üzerinde tereddütlerin uyanmasına sebebiyet vermiş bir kişiliktir. Her ne kadar meşhur Deccal olmasa da onun Deccallerden bir Deccal olduğu kaydedilmektedir. Ömer (Radiyallahu Anh), onun Deccal olduğu üzerine yemin ederdi. Hatta onu öldürmek için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den izin bile istemiştir.

Müslim 2929/94

Fakat Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buna müsaade etmemiş, Deccal olduğu kabul edilse bile ölümünün Ömer (Radiyallahu Anh)’ın eliyle gerçekleşmeyeceğini bildirmiştir. İbni Sayyad, Medine Yahudilerindendi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Medine sokaklarında onunla yaptığı bir konuşma ilerideki hadislerde anlatılacaktır. O esnada ibni Sayyad henüz buluğ çağına girmemişti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in önünde Nebi olduğunu iddia etme cüretini göstermişti. Bu iddia üzerine neden Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun öldürülmesini emretmemiştir? Bu soruya iki yönden cevap verilmektedir:

1) Henüz buluğ çağına girmiş değildi. Kadı Iyad, bu cevabı tercih etmiştir.

2) Hâdise Yahudilerle sulh antlaşması imzalandığı sıralarda vuku bulmuştur. El-Hattabi, Meâlimu’s-Sünen isimli kitabında kesin olarak bu ikinci cevap üzerinde durmaktadır. El-Hattabi onun buluğa erdikten sonraki durumu hakkında selefin ihtilaf ettiklerini ileri sürerek şöyle diyor:

Bir rivayete göre, bu sözünde tevbe etmiş ve Medine’de ölmüştür.

Abdullah ibni Ömer ile Cabir (Radiyallahu Anhum), ibni Sayyad’ın deccal olduğu üzere çekinmeden yemin ederlerdi. Cabir (Radiyallahu Anh)’a ‘ibni Sayyad Müslüman olmuştur’ denildiğinde ‘Müslüman olsa bile’ şeklinde cevap vermiş, ‘Mekke’ye girdi, Medine’de bulundu’ dediklerinde Cabir (Radiyallahu Anh) ‘buralara girmiş olsa bile’ dedi. Anlaşılan Cabir (Radiyallahu Anh) Müslümanlardan da deccal çıkabileceği görüşündedir.

Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Bir gün Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Aralarında ibni Sayyad’ın da bulunduğu çocuklara uğradık. Çocuklar kaçtılar, ibni Sayyad oturdu. Sanki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ondan hoşlanmamıştı.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Elin topraklansın! Benim Allah’ın Rasulü olduğuma şahitlik eder misin?’ buyurdu.

İbni Sayyad:

−‘Hayır, aksine sen benim Allah’ın elçisi olduğuma şahitlik eder misin?’ dedi.

Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):

−Ya Rasulallah! Beni bırak şunu öldüreyim, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Gördüğün kişi o ise, ona asla güç yetiremezsin!’ buyurdu.

Diğer bir rivayette:

“İçerisinde Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın da bulunduğu on kişilik bir grupla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ibni Sayyad’a gittiler. Onu Beni Mugale kalesinin yanında çocuklarla oynarken buldular. İbni Sayyad, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eliyle sırtına vuruncaya kadar onları hissetmemişti.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ibni Sayyad’a:

−‘Benim Allah Rasulü olduğuma şahitlik eder misin?’ buyurdu.

İbni Sayyad ona baktı ve:

−Senin ümmilerin Nebisi olduğuna şahitlik ederim, dedi.

Sonra:

−Sen benim Allah Rasulü olduğuma şahitlik eder misin? dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu bıraktı ve:

−‘Allah’a ve Rasullerine iman ettim’ buyurdu.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Ne görüyorsun?’ diye sordu.

İbni Sayyad:

−Bana doğru sözlü ve yalancı geliyor, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘İş onun aleyhine karışık olmuştur’ buyurdu.

Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Senin için bir şey sakladım’ dedi.

O da:

−O, duh’tur, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:

−‘Yıkıl git, haddini asla aşamayacaksın!’ buyurdu.

Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):

−Ya Rasulallah! Bırak beni şunun boynunu vurayım, dedi.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Eğer bu, Deccal ise ona asla güç yetiremeyeceksin! eğer değilse onu öldürmekte sana bir hayır yoktur!’ buyurdu.”

Müslim 2930/95

İbni Sayyad burada kendisine gelen cinleri kasdediyor. Allah en iyisini bilendir. (Mütercim)

Deccal’in Yahudi milletinden olmasına delalet eden şeylerden biri de şudur ki: Deccal, İsfahan’dan çıktığı vakit oranın Yahudilerinden yetmiş bin kişi ona tâbi olacaktır.

Oraya İsbehan da denmiştir.

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Deccal’e İsbehan Yahudilerinden yetmiş bin kişi tabi olacaktır. Onların başlarında ve omuzlarında miğfer vardır’ buyurdu.”

Müslim 2944/124

Ebu Saîd el-Hudri (Radiyallahu Anh)’ın ibni Sayyad ile birçok kıssası ve olayı vardır. Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) şöyle anlatıyor:

“İbni Sayyad ile Mekke’ye kadar arkadaşlık ettim. Bana şöyle dedi:

−Bir takım insanlarla karşılaştım benim Deccal olduğumu iddia ediyorlar! Sen, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

−‘Onun çocuğu olmaz!’ dediğini işitmedin mi? dedi.

Ben de:

−Evet, işittim, dedim.

İbni Sayyad:

−Kuşkusuz benim çocuğum oldu, dedi.

Sonra:

−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in:

−‘O, Medine ve Mekke’ye giremez!’ dediğini işitmiş değil misin? dedi.

Ben de:

−Evet, işittim, dedim.

İbni Sayyad:

−Ben Medine’de doğdum ve işte Mekke’ye gidiyorum, dedi. Sözünün sonunda bana şunları söyledi:

−Ancak Allah’a yemin olsun ki, ben onun ne zaman nerede doğduğunu ve şu an nerede olduğunu elbette biliyorum, dedi.

Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) diyor ki:

−Bu sözü beni hayret ve kuşkuya düşürdü.”

Müslim 2927/89

Buradan da anlaşılıyor ki, Yahudiler, Deccal’in nerede olduğunu biliyorlar. Onun haberlerini kendilerinden sonrakilere aktarıyorlar. Yahut onların şeytanlarla işbirliği içinde olan bilginleri bunu biliyor. Çünkü ibni Sayyad da İslam’a girmeden önce kendisine şeytanların geldiği biri idi.

Ebu Saîd (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Biz hacı yahut umreciler olarak Medine’den çıktık. Yanımızda ibni Sayyad da vardı. Sonra bir yerde konakladık. İnsanlar çevreye dağıldılar. İbni Sayyad ve ben yalnız kaldık. Onun aleyhinde söylenenlerden dolayı ben büyük bir korkuya kapılmıştım. Sonra ibni Sayyad azığını getirip benimkinin yanına koydu.

Ben:

−Sıcak çok şiddetlidir, keşke ağacın altına koysaydın, dedim. O da öyle yaptı. Sonra bir koyun sürüsü göründü. İbni Sayyad büyükçe bir kadeh süt getirdi ve:

−Ebu Saîd iç, dedi.

Ben:

−Sıcak çok şiddetlidir, süt de sıcaktır, dedim. Onun elinden içmeyi kerih görmemden başka bahanem yoktu.

İbni Sayyad dedi ki:

−Ebu Saîd, istedim ki bir ip alayım, onu bir ağaca bağlayayım, sonra insanların benim için söylediklerinden dolayı kendimi boğayım.

Ebu Saîd, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisi kendisine gizli kalmış kimseler olabilir, ama siz Ensar topluluğuna gizli kalmamıştır. Sen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisini en iyi bilenlerden değil misin?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Deccal, kâfirdir!’ buyurmadı mı? Ben Müslüman oldum.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O kısırdır, çocuğu olmaz!’ demedi mi? Ben çocuğumu Medine’de bıraktım.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O Medine ve Mekke’ye giremez!’ buyurmadı mı? Ben Medine’den geldim, işte Mekke’ye gidiyorum.

Ebu Saîd dedi ki:

−Neredeyse onu mazur görüyordum ki: ‘Allah’a yemin olsun ki ben Deccal’in, şu an nerede olduğunu biliyorum’ dedi.

Bunun üzerine ona şöyle dedim:

−Bundan sonraki günlerde helak, hüsran sana olsun.”

Müslim 2927/91


13 Ağustos 2016 Cumartesi

İsrail Oğulları (Yahudi) Melhame-i Kübra Bakış Açısı

İsrail Oğulları (Yahudi) Melhame-i Kübra Bakış Açısı


Melhame-i Kübra ve Yahudiliğin Bakış Açısı

Tevrat'ta açıkça "Armagedon Savaşı" veya "Kıyamet Savaşı" gibi bir savaştan bahsetmez. Ancak Tevrat'ta gerçekte olmamış bir çok savaştan bahsedilmekte ve bunların bazılarını Hıristiyan ve Yahudiler kıyamete yakın savaşlara yorumlarlar. Bunlardan en önemlisi Tevrat- Hezekiel 38-39'da geçen Magog ülkesinin önderi Gog'un İsrail halkına saldırısıdır.[1]

Yahudi inanışına göre kendi kutsal metinlerinde kıyametin yaklaştığı sırada Yahudi hakimiyetinin bütün dünyada kurulacağı, Yahudiler'e karşı olan diğer kavimlerin toprak altı zenginliklerinin de (yani petrolün) Yahudilere intikal edeceği, Yahudiler'in eline geçeceği yazılıdır. Örneğin Tevrat Tekvin, 15/18 de Allah'ın Mısır ırmağından yani Nil Nehrinden büyük ırmağa yani Fırat Nehri'ne kadar olan diyarın onların zürriyetine verdiğinin yazılı olduğunu iddia ederler. Bir Yahudi, buna inanmak zorundadır; yoksa Tevrat'ı dolayısıyla dinini reddetmiş olur. Elbette sadece inanmakla kalmayacak, gerektiğinde uygulamasına da katılacaktır.

Yahudi inanışına göre Armageddon Savaşı, Magedon Tepesi etrafında gerçekleşecek; savaş, Müslüman ordusunun İsmailoğulları'na saldırmasıyla çıkacaktır. Ancak Siyonistler, tüm bu inançlara ilave yaparak Hz. İsa'nın tekrar geldiğinde ilk olarak Süleyman Tapınağı'na beyaz atıyla gireceğini, bu yüzden de Tapınağın mutlaka yeniden inşa edilmesi gerektiğini Hıristiyanlara empoze etmişlerdir. İyi ama bunu gerçekleşmesi, yani tapınağın yeniden inşa edilebilmesi için Müslümanların üç Harem-i Şerifi, yani üç kutsal camisinden birisi ve eski kıblesi olan, Hz. Muhammed'in Miraca çıktığına inanılan Mescid-i Aksa'nın yıkılması gerekmektedir. Sonuçta Müslümanları etkisiz hale getirmeden Tapınak yapılamıyor, Tapınak yapılamayınca da Hz. İsa gelemiyor. Böylece Haçlı fundamentalizmi ve zihniyeti, Armegeddon Savaşı'nda İsrail'in desteklemesi gerektiği sonucuna varmıştır. Zaten Hz. İsa da "İsrail Arslanı" olarak dünyaya gelmiştir ya...

Yahudiler, Müslümanlar'a karşı Armageddon Savaşı'nı kazanmadıkça, Hz. İsa tekrar yeryüzüne dönmeyecek. Hz. İsa'nın dönmesi için savaşın çıkması ve kazanılması şart, bu savaşı önce Hz. İsa olmadan Yahudiler'in kazanması gerekiyor. Onun için de İsrail ile sıkı bir işbirliği dini nedenlerden dolayı zorunludur sonucuna varıyor Haçlı zihniyeti.[2]

Yahudiler, bu savaşı bekledikleri kurtarıcı Mesih öncesi olacak savaşa yorumlar. ABD'li yazar Robert H. William'ın ele geçirdiği Yahudi Prof. Michael Higger tarafından yazılan "Yahudi Ütopyası" isimli eserinden dinleyelim: [1]

«Sonuç olarak İsrail ve diğer adil milletler, Gog ve Magog'un yönetimi altındaki kötülerin ve adil olmayanların ittifak kuvvetlerine karşı mücadele edeceklerdir. Filistin ve Kudüs'te adil milletlere yapılacak bir saldırı için bir araya toplanan «Adil olmayanlar» (yani saldırganlar) büyük bir yenilgiye uğrayacak ve Siyon, o andan itibaren Tanrı'nın krallığının merkezi olacak » [3]

Bu tanıma göre Yahudilere göre bu savaş, Hıristiyanların Armagedon Savaşı'nın karşılığıdır. Her ikisi için de bu savaşlar Mesih öncesi olacak savaşlardır.[1]

Richard Ben Cramer, "İsrail Nasıl Kaybetti" adlı kitabında, İsrail'in öneminin reel politika içinde faydacı sebeplerle açıklanamayacağını, asıl sebepin, ABD'deki Hıristiyan sağın tıpkı Yahudiler gibi dinsel bir doktrine sıkı sıkıya bağlanarak, İsa'nın ikinci gelişinin Yahudilerin Zion'da toplanışıyla geleceğine inanmaları olduğunu söyler. Cramer'e göre bu toplanma, Armagedon'u getirecek ve İsa'nın dönüşünü müjdeleyecektir. İsrail, bu görüşü kendi yararına değerlendirerek, lehinde makaleler ve analizler yazılması için milyonlarca dolar harcamış ve 1949'da BM'nin ateşkes ilanından hemen sonra İsrail'i dünyaya açmak için propaganda amaçlı tur ve gezilere başlamıştır.[4]



Kaynak:
[1] www.armagedonsavasi.com/2008/04/11/armagedon-kiyamet-savasi-nedir/#more-16
[2] www.frmtr.com/garip-olaylar/3467539-israil-ve-armageddon.html
[3] Dr. Michael Higger, "Yahudi Ütopyası", Ozan Yayınevi, İstanbul 2006, ISBN: 9757891975.
[4] Selma Şevkli, "İsrail Nasıl Kaybetti: Ortadoğu Sorununa İlişkin 4 Soru", Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK), www.usak.org.tr/dosyalar/dergi/grAEHGv7JAapkrB8le96N2taJ7Sc4Z.pdf
[5] bkz. Mankind's Search for God, Watch Tower Bible and Tract Society of New York, Inc., New York, 1990, ss.371-372; Kingdom Come, Watch Tower Bible and Tract Society of New York, Inc., New York, 1981, ss.162-173.
[6] Yrd. Doç. Dr. Hakkı Şah Yadsıman, "Yehova Şahitlerinin Teşkilat Yapısı ve Türkiye'deki Faaliyetleri", D.E.Ü.İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı XXI, İzmir 2005, s.193-221.